(AİHS m. 6, 7, 34, 35, 41, 44) (FINDLAY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru No:10693/03)
STRAZBURG
9 Aralık 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10693/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Ali Haydar Korkutun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 31 Aralık 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Z.S. Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1968 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
Başvuran, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında yüzbaşı olarak görev yapmaktaydı.
1999 tarihinde, başvuran, yasadışı bir gösteriye katılmaktan aranan ve yurtdışına kaçmaya teşebbüs ettiği sırada yakalanan kız kardeşinin hesabına para yatırmıştır.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, silahlı örgüt üyelerine yardım ve yataklıktan başvuran hakkında soruşturma başlatmıştır.
10 Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, kardeşinin sahte pasaport edinme niyetinden haberi olmadan annesinin isteği üzerine iyi niyetle kardeşine para yolladığına kanaat getirerek takipsizlik kararı vermiştir.
6 Ağustos 1999 tarihinde, Yüksek Askeri Şuranın 2 Ağustos 1999 tarihli kararı ile başvuran erken emekli edilmiştir.
Eylül 1999 tarihinde, başvuran, uzakyol gemi başmühendisi yeterlilik belgesi almak için Denizcilik Müsteşarlığı İzmir Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur.
10 Nisan 2000 tarihinde, 5682 sayılı Pasaport Kanunu uyarınca ve genel güvenlik nedenleriyle İçişleri Bakanlığının başvuranın talebinin uygun olmadığı görüşünü göz önüne alan Bölge Müdürlüğü başvuranın talebini reddetmiştir.
30 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesinde sözkonusu kararın iptali istemiyle dava açmıştır.
21 Haziran 2001 tarihinde, ihtilaflı eylemin yürürlükteki yasalara uygun olması, başvuran hakkında cezai bir kovuşturmanın mevcudiyeti, YAŞ kararı ile başvuranın ordudan ihraç edilmesi ve İçişleri Bakanlığının başvuranın talebini uygun bulmadığı görüşü nedeniyle mahkeme davayı reddetmiştir.
5 Kasım 2001 tarihinde başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
4 Şubat 2005 tarihinde Danıştay, sözkonusu kararı onamıştır.
HUKUK
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN
AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesinin bağımsız olmamasından şikayetçidir. Bu bağlamda, başvuran, içeriğini gündeme getirmeden İçişleri Bakanlığının başvuranın talebinin uygun olmadığına ilişkin görüşünü göz önüne almasının mahkemenin yürütme makamlarına olan bağımlılığını gösterdiğini iddia etmektedir.
AİHM, bir organın bağımsız olup olmadığını belirlemek için, özellikle, üyelerinin atanma biçimlerinin, görev sürelerinin, dış baskılara karşı güvencelerinin mevcudiyetinin ve sözkonusu organın bağımsız bir görünüm verip vermediğinin göz önüne alınması gerektiğine ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997).
AİHM, öncellikle hakimlere tanınan anayasal güvencelere atıfta bulunmaktadır: hakimler görevlerinden azledilemezler ve süreleri dolmadan işten çıkarılamazlar; görevlerinin icra ederken bağımsızdırlar ve Anayasa, hakimlerin hukuki eylemleri hakkında talimat vermeyi veya görevlerinin icrası sırasında etkide bulunmayı her türlü kamu erkine yasaklamaktadır (Erol Gültekin ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 52941/99, 13 Mayıs 2004).
Ayrıca İçişleri Bakanı ile hakimler arasında görev ve hizmet açısından bir ast-üst ilişkisi bulunduğu veya İçişleri Bakanının hakimlere adli görevlerini yerine getirmelerine ilişkin talimat verebileceği ne iddia edilmiştir, ne tespit edilmiştir (İmrek-Türkiye).
Bakanlığın olumsuz görüşünün dikkate alınmasına ilişkin olarak ise AİHM, mahkeme kararının salt bu görüşe dayanmadığını tespit etmektedir. İhtilaflı eylemin, yürürlükteki mevzuata uygun olduğuna kanaat getirerek mahkeme, yasadışı örgüt mensuplarına yardım ve yataklık yapmaktan başvuran hakkında cezai kovuşturma yapılmasını ve başvuranın ordudan ihraç edilmesini de dikkate almıştır. Kararın gerekçesinde diğer unsurlar arasında Bakanlık görüşünün dikkate alınması, tek başına sözkonusu idare mahkemesinin yürütmeye bağlı bir mahkeme olduğunu göstermez.
Hukuk mahkemelerinin oluşumunda yer alan hakimlerin yararlandıkları anayasal ve yasal güvenceler göz önüne alındığında ve bağamsızlık ve tarafsızlıklarından şüphe edilmesini gerektirecek yeterli delil bulunmadığından AİHM, AİHSnin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca mesnetten yoksun olduğu gerekçesi ile başvurunun bu kısmının reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Erol Gültekin ve diğerleri).
AİHSnin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Savcılığı tarafından takipsizlik kararı alınmasına rağmen masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edilerek ordudan ihraç edilmesinden şikayetçidir.
AİHM, başvuranın, 2 Ağustos 1999 tarihli YAŞ kararı ile erken emekli edildiğini tespit etmektedir. Sözkonusu şikayetin altı ay süresi başvuranın YAŞ kararından haberdar olduğu günden itibaren işlemeye başlamaktadır. Kararın başvurana tebliğ edildiği tarihe ilişkin dosyada herhangi bir bilgi bulunmamasına rağmen erken emekli edilmesine ilişkin karardan, en geç, başvuranın Uzakyol Gemi Mühendisliği yeterlilik belgesi başvurusunda bulunduğu Eylül 1999 tarihinde haberdar olduğunu kabul etmek uygun olacaktır. Başvuru 31 Aralık 2002 tarihinde yapıldığından, sözkonusu şikayet gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.
Başvuran, yeterlilik belgesi talebine ilişkin ret kararının AİHSnin 7. maddesine aykırı bir tedbir oluşturduğunu iddia etmektedir.
Sözkonusu şikayet ile ilgili olarak, AİHM, AİHSnin 7. maddesinin cezai mahkumiyetlere uygulandığını hatırlatmaktadır oysa mevcut davada, başvuranın yeterlilik belgesi alması reddedilmiştir ve sözkonusu ret kararı cezai bir nitelik taşımamaktadır (Welch-Birleşik Krallık, 9 Şubat 1995).
Sözkonusu şikayetin, ratione materiae bakımından AİHS ve Protokollerin hükümleri ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez niteliktedir.
Başvuran, son olarak yargılama süresinden şikayetçidir. AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesi ile öngörülen makul süre ilkesine riayet etmediğini iddia etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Dikkate alınacak süre 30 Mayıs 2000 tarihinde başlamış ve 4 Şubat 2005 tarihinde sona ermiştir. Sözkonusu süre iki dereceli mahkemede yaklaşık dört yıl sekiz ay sürmüştür.
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşulları ve mahkeme yerleşik içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).
AİHM, daha önce birçok kez mevcut davaya benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen Frydlender).
AİHM, mevcut davada, davanın yaklaşık üç yıl üç ay Danıştay önünde beklediğini gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu süre ile ilgili olarak hiçbir açıklamada bulunmamıştır ve dosyada bu sürenin uzunluğu konusunda başvuranın tutumuna isnat edilebilecek hiçbir unsur yer almamaktadır. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak, AİHM, yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul süre ilkesine riayet etmediği kanaatindedir.
Bu durumda, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maddi zararı için 100.000 Euro manevi zararı için 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.
Maddi tazminat talebi ile ilgili olarak başvuran, şayet sözkonusu yeterlilik belgesini almış olsaydı elde edebileceği gelirlere ilişkin bazı hesaplar sunmaktadır. Ancak, AİHMnin ihlal tespiti yalnızca İdare Mahkemesi önündeki yargılama süresinin çok uzun olmasına ilişkindir. Sonuç olarak, AİHM, başvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın, AİHM, başvurana 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yargılama masraf ve gideri talep etmemektedir. Dolayısıyla AİHM, başvurana yargılama masraf ve giderleri olarak tazminat ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun yargılama süresinin çok uzun olması kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4.Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy