(AİHS m. 1, 6, 7, 10, 13, 14, 17, 18, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (5680 S. K. Ek m. 2) (765 S. K. m. 36) (3713 S. K. m. 6) (ŞENER - TÜRKİYE DAVASI) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (SKALKA - POLONYA DAVASI) (ÖZGÜR GÜNDEM - TÜRKİYE DAVASI) (KORKMAZ - TÜRKİYE DAVASI (NO. 3)) (KARAKOYUN VE TURAN - TÜRKİYE DAVASI) (DEMİREL VE ATEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (GERGER - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLCAN KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH AYDIN - TÜRKİYE DAVASI (NO 2))
(Başvuru no: 11976/03)
KARAR
STRAZBURG
9 Aralık 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 11976/03 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşları Hünkar Demirel ile Hıdır Ateşin (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 4 Mart 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1951 doğumlu olup Hünkar Demirel Neu Isenburgta, Hıdır Ateş ise Berlinde ikamet etmektedir.
İkinci başvuran Hıdır Ateş, haftalık Yedinci Gündem gazetesinin sahibi, birinci başvuran Hünkar Demirel ise genel yayın yönetmenidir.
Yedinci Gündem, Ocak 2002de çıkan 31. sayısında Öcalandan Akçama Yanıt başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, Taner Akçamın bir başka gazetede yayımlanan ve PKKnın kurulmasıyla gelişmesini konu alan suçlamalarına Abdullah Öcalanın verdiği yanıtla ilgilidir. Makalede ayrıca Öcalanın Kürtçe eğitim ve kültürel etkinlikler gibi çeşitli konularla ilgili düşünceleri de yer almaktadır.
28 Ocak 2002de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranları yasadışı bir örgütün açıklamalarını yayımlamak yoluyla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6/2 maddesine muhalefetle itham ederek dava açmıştır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, 5680 sayılı Basın Kanununun ek 2. maddesi ile Ceza Kanununun 36. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
4 Şubat 2002de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuranlar aleyhinde cezai kovuşturma başlamıştır.
Başvuranlar, mahkemeye verdikleri yazılı savunmada, bahsi geçen makalenin yayımlanmasının ilgili mevzuata aykırı olduğunu inkar etmişlerdir. Başvuranlar, diğer hususlar meyanında, bu yazıyı yayımlayarak işlerini yaptıklarını ve halkı bilgilendirdiklerini ileri sürmüşlerdir. Yazıda diğer bireyleri küçük düşürmeye yönelik veya suça teşvik olarak yorumlanabilecek hiçbir şey yoktur ve bilgi verme özgürlüğünün kısıtlanması için herhangi bir haklı sebep bulunmamaktadır.
3 Haziran 2002de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranları suçlu bulmuştur. Mahkeme, sözkonusu makalede, PKKnın kurulmasının, gelişiminin ve eylemlerinin anlatıldığını ve Öcalanın Kürtçe eğitim kampanyasıyla ilgili ifadelerine atıfta bulunulduğunu tespit etmiştir. Yazının tamamı Öcalan adına yapılan bir açıklamayı içermekte olup başvuranlar gazetelerinde bu açıklamayı yayımlayarak suç işlemişlerdir. İkinci başvuranın 4,000,500,000 Türk Lirası (yaklaşık 3,000 Euro), birinci başvuranın ise 2,000,250,000 Türk Lirası (yaklaşık 1,500 Euro) tutarında ağır para cezası ödemesine hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı kanunun ek 2/1 maddesi uyarınca, gazetenin yedi gün süreyle geçici olarak kapatılmasına hükmetmiştir.
Başvuranlar temyize gitmiştir. Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranların temyizinin esasına ilişkin yazılı mütalaa sunmuştur. Bu yazılı mütalaa, başvuranlara tebliğ edilmemiştir.
19 Aralık 2002de, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
20 Ocak 2003te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı, nihai kararı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına göndermiş ve gazetenin kapatılmasına yönelik kararın uygulanmasını talep etmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, mahkumiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 10. maddesine dayandırmışlardır.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların ifadeleri
Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin 10. maddenin ikinci paragrafında belirtilen hükümler çerçevesinde yerinde olduğunu belirtmiştir. Hükümet, makalenin içeriğinin Türk toplumundaki çeşitli grupları şiddet ve düşmanlığa sevk ettiği, böylelikle insan haklarını ve demokrasiyi tehlikeye düşürdüğü görüşündedir. Dolayısıyla, başvuranların hakkına yapılan müdahale izlenen meşru amaçlarla orantılı olup makamlar tarafından sunulan gerekçeler yerinde ve yeterlidir.
Başvuranlar, iddialarını sürdürmüş ve AİHMden, içtihadı doğrultusunda, ihlalin tespitini talep etmişlerdir.
2. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, başvuranların mahkumiyetinin AİHSnin 10/1 maddesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu hususunda taraflar arasında anlaşmazlık bulunmadığını kaydeder. Ayrıca, bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü, AİHSnin 10/2 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda toprak bütünlüğü ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amaç ya da amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir.
AİHM buna katılmaktadır. Dolayısıyla, AİHM, yapacağı incelemeyi müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuyla sınırlayacaktır.
AİHM, 10. madde ile ilgili kararlarında belirttiği temel ilkeleri hatırlatır (bkz, Şener / Türkiye, no. 26680/95; Frezzos ve Roire / Fransa, no. 29183/95; Lingens / Avusturya, A Serisi no. 103 ve Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94). AİHM, sözkonusu davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, itirazda bulunulan müdahaleyi, makalenin içeriği ve yayımlandığı bağlam dahil olmak üzere davanın tamamını dikkate alarak incelemelidir. AİHM, özellikle, sözkonusu müdahalenin izlenen meşru amaçlarla orantılı olup olmadığını ve yerel makamlarca müdahaleyi haklı göstermek için sunulan gerekçelerin yerinde ve yeterli olup olmadığını belirlemelidir. Öte yandan, verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da müdahalenin orantılılığını değerlendirirken dikkate alınması gereken faktörlerdir (Skalka / Polonya, no. 43425/98). AİHM, ayrıca, sözkonusu davanın arka planını da -özellikle terörizmin önlenmesiyle ilintili sorunları- dikkate almalıdır.
AİHM, basının demokratik bir toplumda oynadığı rolü birçok kez vurgulamıştır. AİHM, diğer hususlar meyanında, basının milli güvenlik veya toprak bütünlüğü gibi devletin çıkarlarının korunmasını sağlamak için belirlenen bazı sınırları aşmamasının gerekli olmasına rağmen, sorumluluk ve yükümlülükleri dahilinde, bölücü olanlar da dahil olmak üzere kamu çıkarını ilgilendiren bütün konular üzerine bilgi verme ve görüş bildirme görevi olduğunu belirtmektedir (Şener / Türkiye, yukarıda kaydedilen ve Sürek / Türkiye (no. 1), no. 26682/95). Basının bu tür bilgi ve fikirleri bildirme sorumluluğu olduğu gibi, halkın da bu bilgileri alma hakkı vardır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç, no. 21980/93).
AİHM, ayrıca, başkalarıyla yapılan röportajlara veya bu kişilerce yapılan açıklamalara olduğu gibi veya düzeltilerek yer veren haberlerin, , basının halkın gözcüsü görevini yerine getirebilmesi için gerekli olan en önemli araçlardan birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Bir gazetecinin, bir başka kişinin ifadelerinin yayılmasına yardım ettiği gerekçesiyle cezalandırılması, basının kamu yararına olan konuların tartışılmasına katkıda bulunmasını engelleyecektir; bu nedenle, çok güçlü sebepler olmadıkça böyle bir yola başvurulmamalıdır (Kulis / Polonya, no. 15601/02). AİHM, basınla ilgili davalarda, ulusal takdir marjının demokratik bir toplumda basın özgürlüğünün sağlanması ve korunması gereği ile sınırlanacağını hatırlatmaktadır (Dqbrowski / Polonya, no. 18235/02).
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren ve ikisi aynı başvuranlar tarafından açılan birçok davayı incelediğini ve bu davalarda AİHSnin 10. maddesinin ihlalini saptadığını gözlemlemektedir (Sürek ve Özdemir / Türkiye, no. 23927/94; Özgür Gündem / Türkiye, no. 23144/93; Korkmaz / Türkiye (no. 1), no. 40987/98; Korkmaz / Türkiye (no. 3), no. 42590/98; Halis Doğan / Türkiye (no. 2), no. 71984/01; Karakoyun ve Turan / Türkiye, no. 18482/03; Demirel ve Ateş / Türkiye, no. 10037/03 ve Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen). Sözkonusu davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir.
Bu davada, AİHM, sözkonusu makalenin, Öcalanın kısmen Akçamın bir başka gazetede yayımlanan açıklamalarına cevaben yaptığı açıklamalarla ilgili olduğunu ve PKKnın kurulmasını ve gelişimini ele aldığını kaydeder. Yazıda, ayrıca, Öcalanın eğitimde ve kültürel etkinliklerde Kürtçenin kullanımına ilişkin görüşlerini ve 2002 yılıyla ilgili verdiği genel mesaj yer almaktadır. AİHM, yerel mahkemelerin, sözkonusu makalenin yasadışı bir örgüt adına yapılan bir açıklamayı içerdiği ve bu yazıyı gazetelerinde yayımlayarak başvuranların suç işlediği yönünde bir değerlendirme yaptıklarını gözlemlemektedir. Başvuranlar, ağır para cezasına çarptırılmış olup gazete yedi gün süreyle kapatılmıştır.
AİHM, sözkonusu makaleyi incelemiştir. AİHM, bu makalenin, 1985ten beri devlete karşı silahlı direnişte bulunan yasadışı bir örgüt, bu örgütün arka planı ve solcu hareketlerdeki yeri ile ilgili tarihi bilgi verdiği ve bu örgütün ardındaki itici güç olan kişinin psikolojisine ışık tuttuğu için, taraflı da olsa, haber değerinde olduğu kanaatindedir. Yazıda Akçam aleyhinde ciddi iddialar bulunsa da, AİHM, sözkonusu yargılamada başvuranların iftira ile değil Terörle Mücadele Kanunu kapsamında itham edildiği gerekçesiyle bu hususun göz önünde bulundurulmayacağını kaydetmektedir. AİHM, ayrıca, hakaret içeren bölümlere rağmen, yazının tamamının şiddet, silahlı direniş veya ayaklanmaya teşvik ettiğinin söylenemeyeceği kanaatindedir (Gerger / Türkiye, no. 24919/94, a contrario, Halis Doğan / Türkiye, no. 75946/01 ve Gülcan Kaya / Türkiye, no. 6250/02). Bu davada, sözkonusu yazı, belirli kişilere karşı derin ve nedensiz bir nefret uyandırarak şiddete sevk edebilecek nitelikte değildir (a contrario, Sürek / Türkiye (no. 1), no. 26682/95).
AİHMye göre, yerel mahkemeler, yukarıda değinilen hususların hiçbirini gözönünde bulundurmamış, bunun yerine makalenin Abdullah Öcalanın PKK ile ilgili olarak yaptığı açıklamaları içerdiği hususuna değinmişlerdir. 3713 sayılı Kanunun 6/2 maddesi ile bu maddenin sözkonusu davaya uygulanması, AİHS hükümlerinin yerine getirilebilmesi için yeterli değildir; çünkü yasaklı bir örgüt üyesi tarafından verilen röportajlar ve yapılan açıklamalar, ifade özgürlüğünün uygulanmasına getirilen yasağı haklı çıkaramaz. Metinde kullanılan sözcükler ve kullanıldıkları bağlam yerine ihtilaf konusu metnin bir bütün olarak ele alındığında şiddete teşvik edip etmediğine dikkat etmek gerekir (Özgür Gündem, yukarıda kaydedilen). Bir yayın bu şekilde nitelendirilmiyorsa, Sözleşmeye Taraf Devletler, milli güvenlik veya toprak bütünlüğünü nedeniyle medya üzerine ceza kanunun ağırlığını koyarak halkın bilgi edinme hakkını kısıtlayamazlar.
AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen para cezalarından ayrı olarak, ilk derece mahkemesinin gazetenin yedi gün süreyle kapatılmasına hükmettiğini; bunun da başvuranların ve diğerlerinin ileride benzer makaleler yayımlamasını engellemek ve mesleki faaliyetlerini aksatmak için üstü kapalı bir sansür anlamına geldiğini kaydeder.
Ulusal makamların takdir marjı ile birlikte dava koşullarının tamamını dikkate alan AİHM, başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu gösteren gerekçelere dayanmadığı ve ceza kanunu uyarınca başvuranların mahkumiyetinin izlenen amaçla orantılı olmadığı sonucuna varmıştır.
Buna göre, AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, Cumhuriyet Başsavcısının yazılı mütalaasının kendilerine tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin yerine getirilmediğini, bunun sonucunda da adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar bu şikayetlerini AİHSnin 6/3 (b) maddesine dayandırmışlardır.
AİHM, bu şikayetin AİHSnin 6/1 maddesine göre incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydeder (Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen; Abdullah Aydın / Türkiye (no. 2), no. 63739/00).
AİHM, söz konusu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen davalarda vermiş olduğu karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 1 NO.LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, gazetelerinin geçici bir süreyle kapatılmasının mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayandırmışlardır.
AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle aynı şekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder. AİHM, ayrıca, gazetenin geçici bir süreyle kapatılmasının başvuranların mahkumiyetinin bir sonucu olduğunu gözlemlemektedir. Başvuranların mahkumiyetinin AİHSnin 10. maddesini ihlal ettiği sonucuna varan AİHM, bu şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
IV. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ
Başvuranlar, ayrıca AİHSnin 1., 6/1 (İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak), 7., 13., 14., 17. ve 18. maddeleri uyarınca şikayette bulunmuştur.
AİHM, başvuranların benzer şikayetlerini daha önce inceleyip reddettiğini kaydeder (Demirel ve Ateş / Türkiye, no.10037/03). AİHM, sözkonusu davada, önceki saptamalarından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı görüşündedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olup AİHSnin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar, maddi tazminat olarak sırasıyla 5,000 Euro ve 3,000 Euro, manevi tazminat olarak kişi başı 3,000 Euro talep etmiştir. Başvuranlar, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca mahkum edilmeleri sonucu hapse girmemek için Türkiyeden kaçmaları nedeniyle mesleki ve özel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM, destekleyici herhangi bir belge sunulmamış olması nedeniyle, başvuranların maddi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir (Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 2), yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, maddi tazminat taleplerini reddeder.
Öte yandan, AİHM, başvuranların tespit edilen ihlalin tek başına yeterli tatmin oluşturamayacağı şekilde sıkıntı çekmiş olabileceğini kabul etmektedir. AİHM, davanın özel koşulları ile tespit edilen ihlallerin türünü dikkate alarak ve içtihadına dayanarak, başvuranlara ortaklaşa 4,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, yerel mahkemeler ile AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve giderleri için 3,250 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, bu talebi desteklemek üzere, avukatlarının davayla ilgili olarak 25 saatlik çalıştıklarını gösteren bir iş cetveli sunmuşlardır.
Hükümet bu miktara itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuranların ifade özgürlüğü hakkına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından hazırlanan yazılı mütalaanın tebliğ edilmemesine ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahaleye ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların 1 No.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
5. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, ortaklaşa, manevi tazminat olarak 4,000 Euro (dört bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy