(AİHS m. 1, 34, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 169) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (N.A. VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (LITHGOW VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KOZACIOĞLU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 1411/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ (adil tatmin)
STRAZBURG
13 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (1411/03) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Nihal Ayser Turgut, Nermin Solmaz Güneş, Ayşe Ayata, Tevfik Güneş, Turgay Güneş, Saffet Güneş ve Hurşit Güneşin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 25 Ekim 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
8 Temmuz 2008 tarihli bir kararla AİHM, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (Turgut ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 1411/03, 8 Temmuz 2008).
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması kapsamında başvuranlar, maruz kaldıklarına kanaat getirdikleri zararlar için bazı meblağlar talep etmişlerdir.
AİHM, AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususunu saklı tutmuş ve Hükümet ve başvuranları, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet etmiştir. Başvuranlar ve Hükümet görüşlerini sunmuşlar ancak dostane çözüm imkanı sağlayan bir uzlaşmaya varamamışlardır.
HUKUK
AİHSnin 41. maddesi uyarınca,
«Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder»
A. Maddi zarar
Maddi zarar karşılığı olarak başvuranlar, 6 458 130 TRLlik kısmı (yaklaşık 3 294 964 EUR) metre karesi 63 TRL (yaklaşık 32,14 EUR/m²) olarak hesaplanan arazinin gerçek değeri, 3 229 065 TRLlik kısmı ise (yaklaşık 1 647 482 EUR) yargılama süreci boyunca yani kırk yıl boyunca mülklerinden yoksun kalmaları nedeniyle uğramış oldukları zararın tazmini olmak üzere toplamda 9 687 195 Türk Lirası (TRL) (yaklaşık 4 942 446 EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar, bu taleplerini 15 Haziran 2006 tarihinde Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporuna dayandırmaktadırlar.
Başvuranlar, ayrıca 102.510 m2 lik arazi için metre karesi 69,66 TRL (yaklaşık 35,5 EUR/m²) olmak üzere sözkonusu taşınmazı 7.140.846,60 TRL (yaklaşık 3 643 290 EUR) olarak değerlendiren 25 Şubat 2008 tarihli bilirkişi raporuna atıfta bulunmaktadırlar. Hükümetin talebi üzerine sözkonusu bilirkişi raporu Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesine de sunulmuş ancak Hükümet, Maliye Bakanlığına bağlı bir kurum olan Milli Emlak Dairesi Başkanlığı bünyesinde görevli kontrolör tarafından düzenlenen raporu esas alarak 25 Şubat 2008 tarihli bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Zaten, 10 Mart 2008 tarihinde Hazine avukatı, Milli Emlak Dairesi Başkanlığı bünyesinde görevli kontrolörün metre karesini 42 TRLden (yaklaşık 21,42 EUR/m²) hesaplayarak taşınmazın değerini 4.305.420 TRL (yaklaşık 2 196 640 EUR) olarak belirlediği bilirkişi raporunu temel alarak yukarıda sözü edilen meblağa itiraz etmiştir.
İhtilaflı arazinin yüzölçümüyle ilgili olarak başvuranlar, dava dosyasına, 15 Ağustos 1975 tarihli bir bilirkişi raporunu eklemişlerdir. Bu rapora göre, kuzeyden 136 numaralı, batıdan 125 ve 133 numaralı ve güneyden 108, 109 ve 78 numaralı parsellerle çevrilen ihtilaflı arazinin (parsel no 135) yüzölçümü 102 500 m² dir.
Başvuranlar, restitutio in integrum istemediklerini, zararlarına eşdeğer bir tazminat talep ettiklerini açıkça belirtmektedirler.
Hükümet, AİHMye, aşırı ve mesnetten yoksun olduğu hükmüne vardığı sözkonusu talepleri reddetmesi çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, Milli Emlak Dairesi Başkanlığı bünyesinde görevli kontrolörün metre karesini 42 TRLden (yaklaşık 21,42 EUR/m²) hesaplayarak araziye 4 305 420 TRL (yaklaşık 2 196 640 EUR) değer biçtiği raporu dosyaya eklemiştir.
Hükümet, 8 Ocak 2009 tarihli gözlemlerinde yukarıda bahsi geçen 10 Mart 2008 tarihli rapordan itibaren arazinin 42 TRL/m2 olarak belirlenen metre kare değerinin değişmediğini hatırlatmaktadır. Öte yandan Hükümet, eski kayıtlara göre arazinin toplam yüzölçümünün 45 000 m² olduğunu ve bu arazinin 78, 135 ve 136 numaralı üç parsele bölündüğünü kaydetmektedir. Ayrıca, 136 numaralı parsel kadastro çıkarma çalışmalarında ormanlık alan olarak sınıflandırılmıştır. Bu durumda, 45 000 m²lik yüzölçümüne 78 ve 135 numaralı parseller de dahil olmaktadır. 6 190 m2lik bir yüzölçümüne sahip olan 78 numaralı parselin düşülmesinden sonra geriye 38 810 m²lik bir yüzölçümü kalmaktadır ki bu yüzölçümü 1911 yılında düzenlenen tapu kayıtlarına göre başvuranların ecdatlarının tapulu malı olan arazinin başlangıçtaki yüzölçümüne tekabül etmektedir.
Hükümet, 24 Şubat 2009 tarihli ek gözlemlerinde, arazinin toplam yüzölçümüne tekabül eden 102 000m2ye sahip olabilmek için başvuranların 45 000 m2nin üstüne 57 000 m2 daha edindiğini gösteren herhangi bir kanıt belgesinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Öte yandan, 45 000 m², 45 dönüme (dekar, 10 ara eşdeğer yüzölçümü birimi) eşdeğerdir. Bir dönüm 919 m2 olduğuna göre, 45 dönüm 41 355 m²ye eşdeğer olacaktır. 6 190 m² yüzölçümüne sahip 78 numaralı parsel düşüldüğünde geriye 35 165 m²lik bir yüzölçümü kalmaktadır.
Ayrıca Hükümet, 15 Haziran 2006 tarihinde Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda yapılan değerlendirmeye itiraz etmektedir. Hükümet, bu raporun nihai rapor olmadığını ve Hazinenin 20 Haziran 2006 tarihinde bu rapora itiraz ettiğini ileri sürmektedir.
Son olarak Hükümet, karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla 2006 yılında bölgenin aynı kesiminde satılan ve metre kare bedeli 23,24 TRL ( yaklaşık 14,3 EUR/m2) olarak hesaplanan bir arazinin satış senedini dava dosyasına eklemiştir.
AİHM, ihlalin tespit edildiği bir başvuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (Yunanistan aleyhine Iatridis davası (adil tatmin) (GC), no 31107/96, prg. 32, CEDH 2000-XI). Bir davaya taraf sözleşmeci devletlerin, prensip olarak, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için başvuracakları yolları seçme serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine ilişkin takdir yetkisi ile, sözleşmeci devletlerin, AİHSnin temel yükümlülüğü olan güvence altına alınan hak ve özgürlükleri tanıma (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı kastedilmektedir. İhlalin doğası bir restitutio in integruma müsaitse, bunu yerine getirmek Savunmacı Devlete düşer, zira AİHMnin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı bulunmaktadır. Buna karşılık ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak tanımıyor ve/veya ancak kısmen giderebiliyorsa, bu durumda AİHSnin 41. maddesi AİHMne, mağdura uygun göreceği bir telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Romanya aleyhine Brumârescu davası (adil tatmin) (GC), no 28342/95, prg. 20, CEDH 2001-I).
AİHM, ana kararında, başvuranların bir mahkeme kararıyla mülklerinden yoksun edildiklerini ve bu mahrumiyetin amacının kamu yararı kapsamına girdiğini ve dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfi hiçbir işlem bulunmadığını tespit etmiştir. AİHM, aşağıdaki değerlendirmelere dayanarak 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varmıştır:
«Bununla birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen adil dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerekir. Bu çerçevede AİHM daha evvel, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi durumunda mülkten mahrum etmenin aşır bir müdahale teşkil edeceğini ve hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında ancak istisnai koşullarda meşruiyet kazanabileceğini ifade etmiştir (Nastou - Yunanistan (no:2), no: 16163/02, prg. 33, 15 Temmuz 2005; Jahn ve diğerleri - Almanya, no: 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, prg. 111; Kutsal Manastırlar -Yunanistan, 9 Aralık 1994, N.A. ve diğerleri, adıgeçen).
Mevcut davada, Anayasanın 169/2 maddesi uyarınca taşınmazlarının Hazineye devredilmesi nedeniyle başvuranlara hiçbir tazminat ödenmemiştir. AİHM, tazminat ödenmemesini haklı kılmak için Hükümetin istisnai hiçbir koşulu belirtmediğini not etmektedir.»
Yukarıdaki değerlendirmeleri dikkate alan AİHM, mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğinin, başlangıç noktası olarak restitutio in integrum un benimsenmesine müsait olmadığı kanaatine varmaktadır. Böylesi bir elden almanın yasal niteliği, zorunlu olarak Savunmacı Devletin uygun gördüğü tazminat tutarının belirlenmesinde kullanılan kıstaslara yansımaktadır. Dolayısıyla, yasal bir el koymanın doğurduğu parasal sonuçlar ile hukuk dışı yollarla gerçekleştirilen bir elden almanın doğurduğu sonuçlar bir tutulamaz (İtalya aleyhine Scordino davası (n° 1) (GC), no 36813/97, prg. 249-250, CEDH 2006-V, ve Yunanistan aleyhine Eski Yunan Kralı ve diğerleri davası (GC) (adil tatmin), no 25701/94, prg. 75, 28 Kasım 2002).
Ayrıca AİHM, ana kararında aşağıdaki açıklamaları yaptığını hatırlatmaktadır:
«Tabiatın ve ormanların ve daha genel olarak da çevrenin korunması, kamuoyunda ve dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değerdir. Çevrenin korunmasına ilişkin mülahazalar sözkonusu olduğunda, bilhassa da devlet konuyla ilgili olarak bir yasal düzenlemeye gitmişse, ekonomik zorunluluklar ve hatta mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar öncelik arz etmemelidirler (Hamer - Belçika, no: 21681703, prg. 79).»
AİHMin yerleşik içtihadına göre, değeriyle orantılı bir meblağ ödenmeksizin mülke el konulması, genelde orantısız bir müdahale oluşturmaktadır. Bununla birlikte, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi her zaman bedelin tamamının tazmin edileceği yönünde bir teminat sağlamamaktadır. Ayrıca, kamu yararının meşru amaçları da el konulan taşınmazın rayiç bedelinden daha azının tazmin edilmesini gerektirebilir (bakınız, mutatis mutandis, Birleşik Krallık aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 121, seri A no 102, Polonya aleyhine Broniowski davası (GC), no 31443/96, prg. 182, CEDH 2004-V, ve Scordino, ilgili bölüm, prg. 95).
Bu değerlendirmeler ışığında uygun bir tazminat tutarı belirlemek için AİHM, tarafların dava dosyası kapsamında sunduğu belgeleri ve aynı zamanda konuyla ilgili edindiği tüm bilgileri dikkate alacaktır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine N.A. ve diğerleri davası (adil tatmin), no 37451/97, prg. 18, 9 Ocak 2007). Daha doğrusu AİHM, başvurana ödenmesine karar verilecek tazminatı belirlemek için, bağlayıcılığı altında olmasa bile ulusal yargılama sırasında bilirkişi raporlarında varılan sonuçlara dayanılarak karar vermenin uygun olacağı kanısındadır (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Kozacıoğlu davası (GC), no 2334/03, prg. 85, CEDH 2009-...).
Ayrıca, arazinin yüzölçümü ve dönümün boyutuyla ilgili bazı belirsizlikler olmasına rağmen, AİHM, birçok resmi belgede belirtilen 45 000 m²lik (45 dönüme eşdeğer) yüzölçümünü dikkate alacaktır.
Bu konuyla ilgili olarak AİHM, başvuranların, kendi istekleri doğrultusunda veya Hükümetin talebi üzerine daima mahkemenin tayin ettiği bilirkişilerin hazırladığı raporları sunduğunu not etmektedir. 2006 ve 2008 yıllarında kaleme alınan bu raporlarda arazinin metre karesi sırasıyla 32,14 EUR/m² ve 35,5 EUR/m² olarak değerlendirilmiştir. AİHM, Hükümetin de ayrıca Milli Emlak Dairesi Başkanlığı bünyesinde görevli kontrolörün 2008 yılında hazırladığı ve arazinin metre kare değerini 21,42 EUR/m² olarak belirlediği bir bilirkişi raporunu dosyaya eklediğini kaydetmektedir.
İhtilaflı müdahalenin takip ettiği kamu yararının meşru amacı dahil tüm bu unsurları göz önüne alan ve hakkaniyetli bir karar vermeye özen gösteren AİHM, maddi zararlarının karşılığı olarak başvuranlara müştereken 1 350 000 EUR tutarında bir tazminat verilmesinin ve bu meblağa uygulanabilecek her tür verginin bu tutar üzerine ilave edilmesinin makul olacağı sonucuna varmaktadır.
B. Manevi tazminat
Başvuranlar, manevi tazminatı AİHMnin takdirine bırakmaktadırlar.
Hükümet, manevi tazminat ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM dava koşullarını göz önüne alarak, ihlal tespitinin yeterli tazmin oluşturduğu kanaatindedir (bkz, a contrario, Belvedere Alberghiera S.r.l.-İtalya (adil tatmin), başvuru no: 31524/96, 30 Ekim 2003).
C. Yargılama masraf ve gideri
Başvuranlar, iddialarını desteklemeden ve hiçbir belge sunmadan masrafların ödenmesini talep etmektedirler.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Iatridis).
AİHM, başvuranların yargılama masraf ve giderleri kapsamındaki iddialarının desteklenmediği ve gerekli belgeler eşliğinde sunulmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu talebin reddedilmesi gerekmektedir.
D. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa olarak 1.350.000 Euro (bir milyon üç yüz elli bin Euro) maddi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
2. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy