(AİHS m. 5, 6, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125) (2709 S. K. m. 143) (WEMHOFF - ALMANYA DAVASI) (ALİ HIDIR POLAT - TÜRKİYE DAVASI) (TEMEL VE TAŞKIN - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 15041/03)
STRAZBURG
19 Şubat 2008
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1976 doğumlu olup, Batmanda ikamet etmektedir.
Başvuran PKK ile olan bağlantısı nedeniyle 24 Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından yakalanmıştır.
Polis 25 Eylül 1996 tarihinde iki adet evraka el koyma ve imha tutanağı düzenlemiştir.
26 Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğünün isteği üzerine başvuranın gözaltı süresi yirmi sekiz gün uzatılmıştır.
Başvuran 15 Ekim 1996 tarihinde polis tarafından dinlenmiştir.
Başvuran aynı gün Mardin Emniyet Müdürlüğü şubesine götürülmüş, burada 20 Ekim 1996 tarihinde ifadesi alınmıştır.
Başvuran 21 Ekim 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğüne geri götürülmüştür.
Başvuran 23 Ekim 1996 tarihinde Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir.
Başvuran aynı gün Batman Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından dinlenmiş, hakim «işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu» dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 5 Kasım 1996 tarihli bir iddianame ile olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski Türk Ceza Kanununun 125. maddesine dayalı olarak başvuranı ve H.A.yı bölücülük yapma suçu ile itham etmiştir.
Askeri hakimlerden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 11 Kasım 1996 tarihinden itibaren başvuranı ve H.A.yı dinlemeye başlamıştır.
11 Kasım 1996 tarihinden 19 Ağustos 1999 tarihine dek on sekiz duruşma gerçekleştirilmiş, bunlar sırasında DGM işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak başvuranın ve H.A.nın serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir.
Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasanın 143. maddesinde bir değişikliğe giderek Devlet Güvenlik Mahkemelerinde ve Savcılıklarda bulunan askeri hakimlerin varlığına son vermiştir. Aynı doğrultuda 22 Haziran 1999 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş yapıları değişmiştir.
Sivil hakimlerden oluşan DGM, 5 Ekim 1999 tarihli bir karar ile eski TCKnın 125. maddesine dayalı olarak başvuranı ve H.A.yı müebbet hapis cezasına çevrilmiş ölüm cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay, tarafları dinledikten sonra, ilk derece mahkemesinin kararını yeterince gerekçelendirilmediğine kanaat getirerek 4 Mayıs 2000 tarihli bir karar ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve temyiz dilekçesinde kendini Ş.A. olarak tanımlayan H.A.nın kimlik bilgilerinin kontrol edilmesini talep etmiştir.
DGM 21 Haziran 2000 tarihinden 16 Ekim 2003 tarihine kadar yirmi üç duruşma yapmış, bu duruşmalarda savcılık tarafından yapılan ön soruşturmada elde edilen kanıt unsurlarına dayalı olarak başvuranın davasını yeniden incelemiş ve H.A.nın kimlik bilgilerinin kontrol edilmesini talep etmiştir. Bu bağlamda, Emniyet Müdürlüğünden 29 Mayıs 2003 tarihinde mahkemeye gönderilen yazıda sözkonusu sanığın adının Ş.A. olduğu teyit edilmiştir.
DGM önünde başvuran ve Ş.A. özellikle AİHSnin hükümlerine atıfta bulunarak birçok kez serbest bırakılmalarını talep etmişlerdir. Mahkeme bu taleplerini işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu dikkate alarak reddetmiştir.
DGM 18 Aralık 2003 tarihinde eski TCKnın 125. maddesine dayanarak başvuranı ve Ş.A.yı müebbet hapis cezasına çevrilen ölüm cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay, tarafları dinlemesinin ardından, 29 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar nihai hale gelmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN 3. ve 4. PARAGRAFLARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran tutukluluk süresinin uzunluğundan ve tutukluluk haline ve hürriyetten yoksun bırakmaya itiraz edilebilecek başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu yönde AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHSnin 5/3 maddesine yönelik şikayet ile ilgili olarak Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet özellikle tutukluluk süresinin uzunluğunun hesaplanmasında dikkate alınması gereken dönemin Yargıtayın ilk derece mahkemesinin başvuran hakkında almış olduğu ilk mahkumiyet kararını bozduğu tarih olan 4 Mayıs 2000den başvuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine dek geçen süre olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte başvuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996 tarihinden Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiği 5 Ekim 1999 tarihi göz önüne alındığında, 14 Nisan 2003 tarihli başvuru gecikmeli olarak yapılmıştır.
Başvuran bu duruma itiraz etmektedir.
AİHM, AİHSnin 5/3 maddesinde öngörülen sürenin sonlandığı anın «mahkemenin, ilk derece mahkemesi bile olsa, suçu sabit bulduğu gün» (Wemhoff-Almanya kararı no: 27 Haziran 1968 ve Labita-İtalya kararı no: 26772/95) olduğunu, bu başvurudaki gibi birden fazla tutukluluk süresinin sözkonusu olduğu durumlarda tutukluluk süresinin tamamının dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Baltacı-Türkiye no: 27561/02). Mevcut başvuruda başvuran AİHMye 14 Nisan 2003 tarihinde başvurmuş olup bu tarihte Yargıtay tarafından iade edilen davayı yeniden görmekte olan DGM, henüz suçu tespit etmemişti. Bu nedenle AİHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve başvurunun kabul edilemez olarak nitelendirilmesi için hiçbir gerekçenin yer almadığını hatırlatır. Başvuru kabuledilmelidir.
AİHSnin 5/4 maddesine ilişkin Hükümet, başvuranın tutukluluğu ile ilgili olarak olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski CMUKun 104. maddesinde öngörülen başvuru yolunu kullanmadığını ifade etmektedir.
Başvuran Hükümetin bu savına itiraz etmektedir.
AİHM başvuran tarafından dile getirilen bu şikayetin AİHSnin 5/4 maddesinin esası ile ilintili olduğuna itibar ederek esasa birleştirmektedir. AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. AİHSnin 5/3 maddesi
Hükümet öncelikli olarak tutukluluk süresi için dikkate alınması gereken dönemin Yargıtayın ilk derece mahkemesinin başvuran hakkında almış olduğu mahkumiyet kararını bozduğu 4 Mayıs 2000 tarihinden başvuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine kadar uzandığını gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca başvuranın itham edildiği suçların niteliği, ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında bu dönemin aşırı olmadığının altını çizmektedir.
Başvuran bu sava itiraz etmektedir.
Hükümet değerlendirilmeye alınacak dönem ile ilgili yerleşik içtihadından ileri gelen ilkeleri hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında Wemhoff, Labita, Baltacı ve sözü edilen Solmaz). Bu başvurudaki gibi birden çok tutukluluk sözkonusu olduğunda, bahse konu tutukluluk döneminin bütününü dikkate almak gerekmektedir.
AİHM başvuranın ilk tutukluluk süresinin başvuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996 tarihinde başladığını ve 5 Ekim 1999 tarihinde mahkum edilmesi ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bu süre yaklaşık iki yıl on bir aydır. 4 Mayıs 2000 tarihinden itibaren Yargıtay 5 Ekim 1999 tarihli kararı bozmuş, dava DGMde yeniden incelenmiştir ve AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca ikinci tutukluluk dönemi başlamıştır. DGM son kararını başvuranı ikinci defa mahkum ettiği 18 Aralık 2003te almıştır. Bu ikinci dönem yaklaşık üç yıl yedi aydır. Başvuran toplam olarak yaklaşık altı yıl altı ay tutuklu kalmıştır.
AİHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasını gözetmekle birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meşru kılan kamu çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün koşulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu gerekçelendirmelidir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AİHM, AİHSnin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki gerekçeleri ve başvuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan başvurularda dile getirilen tartışılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, Remzi Aydın-Türkiye kararı 20 Şubat 2007).
Bu bağlamda yakalanan kişinin bir suç işlediğinden şüphe edilmesine neden olan makul nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz) koşuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AİHM, adli makamlar tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli olduğu takdirde, AİHM, bunun üzerine yetkili ulusal makamların yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araştırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005 ve sözü edilen Baltacı kararı).
Bu başvuruda, yetkililerin geçen zaman kıstasını dikkate aldıklarını gösterir herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bu bağlamda, AİHM başvuranın özellikle 23 Ekim 1996 tarihinde tutuklandığını ve nihai olarak 18 Aralık 2003 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptırıldığını hatırlatmaktadır. Bu dönem boyunca başvuranın serbest bırakılma talepleri DGM tarafından birbirinin aynı, hatta basmakalıp gerekçelerle sistematik olarak reddedilmiştir. Başvuran AİHSnin 5/3 maddesi bakımından söz konusu sürecin başlangıcından sonuna dek tutuklu kalmıştır.
AİHMnin gözünde, kanıtların durumu suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var olmaya devam ettiği şeklinde değerlendirilebilmekle ve genel olarak bu deliller davayla alakalı önemli hususlar olabilmekle birlikte, bu davada, bu kadar uzun bir süre başvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek başına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı ve Baltacı kararı).
Bu koşullar çerçevesinde, başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alındığında, AİHM AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
2. AİHSnin 5/4 maddesi
Hükümet başvuranın tutuklanması ile ilgili olarak olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski CMUKun ilgili hükümlerinde öngörülen başvuru yolunu kullanmadığını söylemekle yetinmektedir.
Başvuran iddiasını yinelemektedir. Başvuran bilhassa serbest bırakılma taleplerinin DGM tarafından benzer ve basmakalıp ifadelerle reddedildiğinin ve sözü edilen tutukluluk süresinin uzunluğuna itirazda bulunulacak herhangi bir başvuru yolunun mevcut olmadığının altını çizmektedir.
AİHM başvuran birçok kez serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve bunların DGM önünde gerçekleştirilen kırk bir duruşmada reddedildiğini gözlemlemektedir.
Sonuç itibarıyla, AİHMye göre iç hukuk mahkemelerinin aşırı olarak nitelenebilecek bu tutukluluk süresini sonlandıracak, başvuranın iddia ettiği aksaklığa mahal vermeyecek veya ortadan kaldıracak olanakları bulunmaktaydı (Bkz. Temel ve Taşkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, 14 Kasım 2002, Acunbay-Türkiye kararı no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Çobanoğlu ve Budak-Türkiye kararı no: 45977/99, 30 Ocak 2007).
Hükümet tarafından öne sürülen başvuru yolu ile ilgili olarak AİHM, daha önce de benzer başvurularda, bir yandan, uygulamada başarı ile sonuçlanacağına dair makul bir güvence sunmadığı (Bkz. Koşti vd-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), diğer yandan adli nitelikli bir başvurunun ayrılmaz parçaları olan çekişmeli dava ve silahların eşitliği ilkelerine uymadığı için (Bkz. bu bağlamda Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007) bu yolun etkisiz olduğuna hükmetmişti.
AİHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
AİHM, bu şartlar altında, Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolunun etkili olmadığına itibar etmektedir. AİHM, Hükümetin itirazını reddetmekte ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yargı sürecinin uzunluğunun «makul» süre ilkesi ile bağdaşmadığını ve devlet güvenlik mahkemesindeki yargılama sürecinin bir bölümünde askeri hakimin varlığı nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülmediğini iddia etmektedir. Başvuran bu yönde AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHM, izleyen gerekçelerden dolayı devlet güvenlik mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı şikayetinin kabuledilebilirliği hakkında görüş bildirmeyi gerekli görmediğini ifade etmektedir.
AİHM, 22 Haziran 1999 tarihinde yapılan Anayasal değişikliğin ardından başvuranı 5 Ekim 1999 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptıran devlet güvenlik mahkemesinin yalnızca sivil hakimlerden oluştuğunu, başvuranın temyize gitmesi üzerine Yargıtayın ilk derece mahkemesinin kararını 4 Mayıs 2000 tarihinde bozduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra, Yargıtayın kararı geri göndermesinin ardından, başvuranın davası yeni yapıdan oluşan devlet güvenlik mahkemesi tarafından tekrar ele almış ve adı geçen mahkeme dava dosyasında yer alan delillerin tamamını incelemesinin ardından 18 Aralık 2003 tarihinde başvuranı yeniden mahkum etmiştir.
Bu saptamalar ışığında ve davanın özel koşullarında AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız mahkeme prensiplerine riayet edildiğine ve sözü edilen dava sürecinde bunların güvence altına alındığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Mahmut Yaşar-Türkiye kararı, no: 46412/99, 31 Mart 2005).
Yapılan bu şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/3 maddesi gereğince reddedilmelidir.
Yargı sürecinin uzunluğu konusunda, bu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
Dikkate alınması gereken dönem başvuranın gözaltına alındığı 24 Eylül 1996 tarihinde başlayıp Yargıtayın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 29 Nisan 2004 tarihinde sona ermektedir. Bu süre iki dereceli mahkemedeki dört yargılama için yaklaşık yedi yıl yedi aydır.
Hükümet özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın itham edildiği suçların niteliği, ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında söz konusu sürenin aşırı olmadığını gözlemlemektedir.
Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır. DGMnin 21 Haziran 2000 ve 16 Ekim 2003 tarihleri arasında gerçekleştirdiği duruşmalardan yaklaşık yirmisinin esas olarak beraber yargılandığı kişinin kimliğinin tespit edilmesine harcandığını, kendi davasının da ön soruşturma kapsamında elde edilen deliller kapsamında incelendiğini, yeni kanıt unsurlarının araştırılmasına ve görgü tanıklarının dinlenmesine çaba gösterilmediğini belirtmektedir.
AİHM, yargılama süresinin makullüğünün davanın şartları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi - Fransa (BD), 25444/94).
AİHM, daha önce de bu başvurudakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM ayrıca, bütün yargı süreci boyunca başvuranın tutukluluğunun devam ettiğini, bu durumda yetkili mahkemelere mümkün olan en kısa sürede adaletin tecelli etmesini sağlayacak kadar gerekli özeni göstermek düştüğünü saptamaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya no: 47095/99).
AİHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemiş ve Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadını göz önünde bulunduran AİHM sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aşırı ve «makul süre» koşuluna aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran uğradığı manevi zarar için 50.000 YTL. (yaklaşık 28.150 Euro) talep etmekte, rakam telaffuz etmeden maddi zararının giderilmesini istemektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, uğradı manevi zarar için başvurana 5.100 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran kanıtlayıcı belge sunmaksızın iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 10.700 YTL. (6.024 Euro) Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu başvuruda mahkemeye sunulan unsurlar ve sözü edilen kıstaslar göz önüne alındığında AİHM, yargı giderlerine ilişkin bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ve buna karşı etkili başvuru yolunun olmadığı yönündeki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Diğer şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
3. AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5 a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.TL.ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümetin başvurana 5.100 (beş bin yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 19 Şubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy