(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 5) (AYÇOBAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 16943/03)
KARAR
STRAZBURG
3 Mart 2009
Sözkonusu karar AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
USULİ İŞLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Fırat Taşçıgilin (başvuran), 9 Nisan 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvurudur (başvuru no. 16943/03).
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Nacak tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuran 1981 doğumludur ve Diyarbakırda yaşamaktadır.
14 Mart 1999da polis, yasadışı örgüt Hizbullaha karşı Mardinde bir operasyon düzenlemiştir. Polis, Hizbullah üyesi olduğunu iddia eden A.T.den bilgi almalarını müteakiben sabaha karşı 03.00te bir daireye baskın düzenlemiştir. Dairede yapılan arama sırasında, kovanları ile birlikte üç silah ve üç bilgisayar hard diski ile farklı gereçler ele geçirilmiştir. Bu hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuran Hizbullah üyesiydi ve Diyarbakırdaki Kuba Camisinde çocuklara din dersleri vermekteydi.
5 Haziran 1999da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, DGMye sunmak üzere Mardinde yapılan baskında ele geçirilen gereçlerin bir listesini hazırlamıştır. Sözkonusu gereçlere, bilgisayar hard diskleri de dahildir.
18 Ekim 1999 tarihinde 20.30 sularında başvuran, yanında dört kişi ile birlikte Diyarbakırdaki Kuba Camisinden ayrılırken yakalanmıştır. Yakalama tutanağına göre, Hizbullah hakkında yapılan soruşturma kapsamında yakalanmıştır.
19 Ekim 1999da güvenlik güçleri, başvuranın evini aramışlardır. Üç polis memuru ve başvuranın babası tarafından imzalanan arama ve zapt tutanağına göre, dairede dini içerikli dokuz kitap ve dört kaset bulunmuştur.
25 Ekim 1999da başvuran, polise ifade vermiştir. Başvuran Hizbullah eylemlerine dahil olduğunu kabul etmiştir.
26 Ekim 1999da başvuran, diğer dört sanıkla birlikte, Diyarbakırdaki sağlık ocağı doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muamele izi tespit etmemiştir.
Aynı gün başvuran, Cumhuriyet Savcısı ve müteakiben Diyarbakır DGM hakimi önüne çıkarılmış ve Hizbullahla olan bağlantısına ilişkin sorgulanmıştır. Hizbullah üyesi olmadığını iddia etmiş ve sözkonusu örgüt adına din dersleri verdiğini inkar etmiştir. Dairesinde bulunan kitaplar hususunda bir imam hatip liseli olduğunu ve kitapları bir kitap fuarından aldığını iddia etmiştir. Başvuran, polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada gözlerinin bağlandığını ve ifadelerini içerdiği iddia edilen belgenin kendisine zorla imzalattırıldığını ileri sürmüştür.
Hakim aynı gün başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
2 Kasım 1999da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, eski Ceza Kanununun 168. maddesi ve 3713 nolu Kanunun 5. maddesi uyarınca Hizbullaha üye olmakla suçladığı ve aralarında başvuranın da bulunduğu altı kişi aleyhinde dava açmıştır.
16 Aralık 1999da başvuran, birinci derece mahkemesi önünde ifade vermiştir. Diğer sanıklardan birinin, okul arkadaşı olduğunu ve diğer kişileri tanımadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hizbullah ile bağlantısı bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca polise verdiği iddia edilen ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiş ve baskı altında alındıklarını iddia etmiştir. Dua etmek için camide bulunduğunu ve oradaki çocuklara din dersleri vermediğini ileri sürmüştür. Başvuran son olarak dairesinde bulunduğu iddia edilen kasetlerin kendisine ait olmadıklarını belirtmiştir.
Aynı gün DGM, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
17 Ocak 2000de polis, İstanbulda Hizbullaha karşı operasyonlar düzenlemiştir. Güvenlik güçleri, üç Hizbullah liderinin yaşadığı bir daireye baskın düzenlemiştir. Liderlerden biri öldürülmüş ve diğer iki Hizbullah lideri yakalanmıştır. Polis ayrıca örgüt hakkında bilgiler içeren çok sayıda hard disk ele geçirmiştir. Bu hard disklerden birinde, başvurana ait özgeçmiş formu bulunmaktadır.
19 Ekim 2000de Diyarbakır DGM, başvuranın gıyabında tutuklama kararı vermiştir.
21 Temmuz 2001 tarihinde 20.15de başvuran, 19 Ekim 2000 tarihli tutuklama kararı uyarınca yakalanmış ve müteakiben tutuklu yargılanmasına başlanmıştır.
8 Kasım 2001de DGM Cumhuriyet Savcısı, davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmuştur. 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis operasyonlarında ele geçirilen hard disklerden sağlanan bilgilere dayanarak başvuranın, Hizbullaha dahil olduğunu, Kuba Camisindeki çocuklara din dersleri verdiğini ve Hizbullaha özgeçmiş formu verdiğini kaydetmiştir.
23 Mart 2002de başvuranın yasal temsilcisi, Cumhuriyet Savcısının 8 Kasım 2001 tarihli görüşlerine karşı başvuranın cevabını sunmuş ve inter alia İstanbulda ele geçirilen hard diskte bulunan özgeçmiş formunun, başvuranın Hizbullaha bu bilgiyi verdiğini kanıtlayacak gösterge bulunmaması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağını ileri sürmüştür. Avukat ayrıca, hard disklerin ne şekilde ele geçirildiğinin açık olmadığını ve içlerindeki bilgilerin dökümünün uzmanlarca yapılmadığını kaydetmiştir. Başvuranın polise verdiği ifadeleri adli makamlar önünde yinelememiş olması nedeniyle bu ifadelerin aleyhinde delil olarak kullanılamayacağını ileri sürmüştür.
16 Mayıs 2002de Diyarbakır DGM, başvuranı Hizbullah üyesi olmaktan suçlu bulmuş ve onu on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mardinde bulunan bilgisayar hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuranın çocuklara din dersleri verdiğini ve İstanbuldaki hard disklerden birinde bulunan özgeçmiş formuna göre, Aksakal Camisinde gerçekleştirilen eylemlere dahil olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme ayrıca yine Hizbullaha üye olmakla suçlanan beş kişinin, polise verdikleri ifadelerinde başvurandan bahsettiklerini ve başvuranın evinde İran İslam Cumhuriyeti kurucusu Ayatollah Khomeini tarafından yazılmış kitaplar bulunduğunu gözlemlemiştir. DGM son olarak başvuranın, polise verdiği ifadelerde, Hizbullah ile bağlantısı olduğunu kabul ettiğini kaydetmiştir.
Aynı gün başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Belirsiz bir tarihte Yargıtay Savcısı, temyizin esasına ilişkin bir tebliğname sunmuştur. Sözkonusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
17 Aralık 2002de Yargıtay, Diyarbakır DGM kararını onaylamıştır.
29 Ocak 2006da başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuran, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının (c) fıkrası uyarınca polis tarafından göz altında tutulduğu sırada adli yardım alamadığını ve polis baskı altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini belirtmiştir.
Başvuran ayrıca AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca mahkumiyeti için aleyhinde kullanılan delillerin adli makamlara ivedilikle teslim edilmediğini ve bu nedenle güvenilirlikleri hususunda şüphe uyandırdığını ileri sürmüştür. Ayrıca aynı madde uyarınca hard disklerin içindeki bilgilerin dökümünün, uzmanlar tarafından değil polis tarafından yapıldığını kaydetmiştir.
Başvuran son olarak aynı başlık altında Yargıtay Başsavcısının, temyizin esasına ilişkin yazılı görüşlerinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
1. Bilgisayar hard disklerinin Diyarbakır DGM tarafından delil olarak kullanılması
Hükümet, başvuranın AİHSnin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında mevcut olan iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın, sözkonusu şikayetin esasını yerel mahkemeler önünde arz etmediğini kaydetmiştir.
AİHM, başvuranın hard disklere ilişkin şikayetlerini 23 Mart 2002 tarihli görüşleri ile ilk derece mahkemesine sunduğunu gözlemler. Bu nedenle, sözkonusu şikayeti ulusal makamlar önünde arz ettiği kanaatindedir.
Ancak AİHM, Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye ((karar), no. 42208/02, 43491/02 ve 43495/02, 13 Ocak 2005) davasında da benzer bir şikayeti incelediğini ve dayanaktan yoksun bulduğunu kaydeder. Mevcut davada, DGMnin 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis operasyonları sırasında ele geçirilen delilleri keyfi ve makul olmayan şekilde değerlendirdiği sonucuna varmasına neden olacak hususlar tespit etmemiştir.
Bu nedenle, sözkonusu şikayet dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
2. Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması ve Yargıtay Başsavcısının yazılı görüşünün tebliğ edilmemesi
Hükümet, başvuranın ayrıca söz konusu şikayetlerin esasını ulusal makamlar önünde arz etmediğini ileri sürmüştür.
AİHM ilk olarak başvuranın, 26 Ekim ve 16 Aralık 1999 tarihlerinde ulusal makamlar önünde polis tarafından gözetim altında tutulurken belirli belgeleri imzalamaya zorlandığını iddia ettiğini gözlemler.
AİHM ayrıca polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada başvurana adli yardım sağlanmamasına ilişkin şikayet hususunda, devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçu işlemiş olmakla itham edilmesi nedeniyle başvuranın avukata erişim hakkının 3842 Nolu Kanunun 31. maddesi bağlamında kısıtlandığını kaydeder. AİHM ayrıca başvuranın, kanunların doğru uygulanmadığını ileri sürmediğini belirtir. Bu nedenle AİHM, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep etmesinin ya da ulusal makamlar önünde adli yardım alamamasına ilişkin müteakip şikayetinin netice vermeyeceği kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Özel/Türkiye, no. 42739/98, 25. paragraf, 7 Kasım 2002).
Son olarak, başvuranın kendisine Yargıtay Başsavcısının yazılı görüşünün tebliğ edilmemesine ilişkin şikayeti hususunda AİHM, daha önce de Hükümetin benzer ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., örneğin, Maçin/Türkiye (no. 2), no. 38282/02, 20. paragraf, 24 Ekim 2006).
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, Hükümetin ilk itirazlarını reddeder ve başvurunun sözkonusu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verir.
B. Esas
Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması yönündeki şikayet hususunda AİHM, ilk olarak dava dosyasına dayanarak, makul şüphenin ötesinde, başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığı ya da polis tarafından gözaltında tutulurken ifade vermeye zorlandığı sonucuna varılamayacağını gözlemler (karşıt karar Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, paragraflar 59-60, 20 Haziran 2006). Bu nedenle AİHM, başvurunun bu kısmında, birinci derece mahkemesinin adli yardım alınmaksızın polise verilen ifadeleri kullanması hususunun incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
AİHM ayrıca Salduz/Türkiye kararında benzer şikayetleri incelediğini ve AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiğini yineler ((BD), no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27 Kasım 2008). AİHM mevcut davayı incelemiş ve yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrası ihlal edilmiştir.
Başvuranın, Başsavcının yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmemesine ilişkin şikayeti hususunda AİHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder (bkz, Göç/Türkiye (BD), no. 36590/97, 55. paragraf, AİHM 2002-V; Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye, no. 42208/02, 43491/02 ve 43495/02, 28. paragraf, 22 Aralık 2005). Mevcut davada daha önce vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmak için neden görmemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu maddenin ihlal edildiği sonucuna varır.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, maddi tazminat olarak 25,000 Euro ve AİHM önünde yaptığı masraflar için 1,500 Euro talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın taleplerine itiraz etmiştir.
AİHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarar ve yaptığı masraflar hususunda taleplerini destekleyen deliller sunmadığını gözlemler ve bu nedenle, taleplerini reddeder. Manevi zarar hususunda, hakkaniyet temelinde, başvurana 2,000 Euro tazminat ödenmesine karar verir.
AİHM ayrıca en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde başvuranın AİHSnin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf).
AİHM son olarak gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık artış eklenerek belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada adil yardım alamaması sebebiyle başvuran aleyhinde başlatılan cezai takibatın adil olmadığı ve Yargıtay Başsavcısının görüşlerinin kendisine tebliğ edilmemesi hususundaki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvurana avukat yardımı sağlanmaması hususunda AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Yargıtay Başsavcısının yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmemesi hususunda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvurana, uygulanabilecek her tür vergi ile birlikte, manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 3 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy