(AİHS m. 6, 10, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (EKİN DERNEĞİ - FRANSA DAVASI) (K.Ö. - TÜRKİYE DAVASI)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
Bu karar, Mahkeme İç Tüzüğünün 81. maddesi uyarınca 21 Ocak 2010 tarihinde düzeltilmiştir.
STRAZBURG
23 Haziran 2009
NİHAİ
23.09.2009
İşbu kararın şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Bu dava, Vehbi Doğan Sorguç1 (başvuran) adlı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 6 Mayıs 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 17089/03 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından M.S. Gem almaz tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1930 doğumlu başvuran İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinde profesördür. 1997 yılında düzenlenen 1. Yapı İşletmesi Kongresi esnasında sunduğu bildiride, alanında kaydedilen gelişmeleri analiz etmiştir. Dağıttığı bildiride doçentlik sınavıyla ilgili olarak eleştiriler getirmiştir.
Doçent N.Ç.A. 17 Eylül 1997 tarihinde başvuran hakkında Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuranın, ismini zikretmemesine karşın, bildiride kullandığı belirli sıfatların, şahsını hedef alan saldırı niteliğinde olduğunu iddia etmiştir.
Asliye hukuk mahkemesi 10 Haziran 1999 tarihinde, bu ifadelerin daha çok akademik sistem ve kurumların bir eleştirisi olduğu gerekçesiyle N.Ç.A.nın iddialarını reddetmiştir. N.Ç.A. itiraz etmiştir.
Yargıtay 13 Eylül 1999 tarihinde, izleyen cümlenin davacının kişiliğine saldırı olarak değerlendirilebileceği gerekçesiyle, kararı bozmuştur.
Üniversiteler Arası Kurulun Yapı İşletmesi öğretim üyesi bulunmayan yeni bir jürisi ile doçentlik sınavını yine hiçbir yayın yapmadan geçip, Yapı İşletmesinde profesörlük hazırlıklarına başlamıştır
Yukarıdaki cümlenin, başka bir jüri olsaydı davacının sınavı geçemeyeceği anlamına geldiğine karar vermiştir.
Başvuranın 22 Mayıs 2000 tarihinde yaptığı son kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiştir.
Şişli Asliye Hukuk Mahkemesi 7 Kasım 2000 tarihinde Yargıtayın davaya ilişkin görüşlerini değerlendirdikten sonra, kararında ısrar etmiştir. Öğretim görevlisi olan davacının, basın mensuplarıyla avukatların kullandığı esneklikten yararlanması gerektiğini ifade etmiştir.
N.A.Ç. bir kez daha karara itiraz etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14 Mart 2001 tarihinde, kararı, 24e karşı 26 oyla bozmuş ve asliye hukuk mahkemesinin Yargıtayın görüşüne uyması gerektiğine karar vermiştir.
Başvuranın son kararın düzeltilmesi talebi 30 Mayıs 2001 tarihinde reddedilmiştir.
Önceden Doğan Sorguç olarak geçen ifade 21 Ocak 2010 tarihinde düzeltilmiştir.
Dava Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinde yeniden başlamıştır. Başvuran, mahkemeye, Yıldız Teknik Üniversitesi Disiplin Kurulunun, 1999-2000 akademik yılının başında, ilmi yeterlilik ve ilmi kişilik değeri bulunmadığı gerekçesiyle N.A.Ç.nin görevine son verdiğini bildirmiştir. Bu bilgiler ışığında, başvuran yükselme sistemini eleştirmekte haklı olduğunu savunmuş, mahkemeden davacının talebini reddetmesini istemiştir.
Asliye hukuk mahkemesi 12 Aralık 2001 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararına uymuş, N.A.Ç.ye 1.000.000.000 Türk Lirası (TL) manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın, davacının üniversiteden atıldığına ilişkin savlarına atıfta bulunmamıştır. Her iki taraf da karara itiraz etmiştir.
Yargıtay 10 Haziran 2002 tarihinde asliye hukuk mahkemesinin kararını onamıştır.
Yargıtay, başvuranın 10 Haziran 2002 tarihli kararın düzeltilmesi talebini 13 Kasım 2002 tarihinde reddetmiştir.
Başvuranın, asıl tazminat, faizi ve mahkeme masraflarının toplamı olan 3.455.215.000 TL ödemesine karar verilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulduğundan şikayetçi olmuştur.
Hükümet bu sava itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin
Bu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başka bir gerekçe altında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabul edilebilir niteliktedir.
B. Esaslar
1. Tarafların görüşleri
Başvuran, öğretim üyesi olarak, bilim çevresini ve bütün olarak kamuyu kendi çalıştığı bölümün zayıflığı konusunda bilgilendirme görevini yerine getirdiğini iddia etmiştir. Başvuran açıklamasında davacının ismini zikretmemiştir. Ancak başvuran davacının ismini zikretmiş olsa bile, bu, ifade özgürlüğü hakkının kısıtlanmasını gerektirecek geçerli bir gerekçe değildir. Her koşulda, davacının ilmi yeterlilik ve ilmi kişilik değeri bulunmadığı gerekçesiyle görevine son verildiği göz önünde bulundurulduğunda, ifade ettiği görüşlerin somut bir dayanağı bulunmaktaydı. Bu nedenle başvuran, söz konusu müdahaleyi haklı çıkarabilecek acil bir sosyal ihtiyaç bulunmadığı ve müdahalenin güdülen amaçla orantılı olmadığı sonucuna varmıştır.
Hükümet, başvuranın, kendisiyle N.A.Ç. arasında birkaç yıl önce yaşanan bir olayla ilgili polemik yaratmaya çalıştığını ve sözlerinin, bilimsel bir ortamda dile getirilmiş dahi olsalar,
bilimsel tartışma sınırlarını aştığını ileri sürmüştür. Ulusal mahkemeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkıyla davacının şöhretinin korunması hakkı gibi çatışan menfaatler arasında denge kurarken, davacının lehinde kararlar vermişlerdir. Söz konusu müdahale güdülen amaçla orantılıdır ve ulusal makamların takdir yetkisi içinde değerlendirilmelidir.
2. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, hakaret davasında verilen nihai kararın AİHSnin 10/1 maddesiyle güvence altına alınmış olan başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar arasında anlaşmazlık bulunmadığını kaydeder. Müdahalenin 10/2 maddenin amaçları doğrultusunda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için yasayla öngörülmüş olduğu ve meşru bir amaç güttüğüne de itirazda bulunulmamıştır. Bu nedenle geriye söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını belirlemek kalmıştır.
(a) İlgili ilkeler
AİHM, demokratik bir toplumda gereklilik ölçüsünün, AİHMnin şikayet konusu müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaç olup olmadığını belirlemesini gerektirdiğini yineler. Sözleşmeye Taraf Devletlerin, böyle bir ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, hem mevzuat hem - bağımsız bir mahkeme tarafından alınmış olsa bile - mevzuatın uygulanmasına ilişkin kararlar üzerindeki Avrupa denetiminden ari değildir. AİHMnin, bir sınırlamanın 10. madde tarafından güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğü hakkıyla bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai kararı vermek için yetkisi bulunmaktadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Perna - İtalya (BD), 48898/99; Association Ekin - Fransa, 39288/98). Bu bağlamda, AİHM, 10. maddenin 2. fıkrasının, ifade özgürlüğünün şöhreti korumak için sınırlandırılabileceğini kabul ettiğini yineler. Başka bir deyişle, AİHM, ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlandırmanın, ifade özgürlüğünü çok önemli addeden 10. Madde çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini ilan eder.
Mevcut davada, AİHM değerlendirmesini yaparken, olaylara ilişkin açıklamalarla değer yargıları arasındaki ayrıma özel bir önem atfetmiştir. Olayların gerçekliğini ispat etmek mümkün iken değer yargısının doğruluğu kanıtlanabilir bir husus değildir. Değer yargısının doğruluğunu kanıtlama mecburiyeti yerine getirilemez ve böyle bir mecburiyet 10. maddenin güvence altına aldığı hakkın vazgeçilmez bir parçasını teşkil eden ifade özgürlüğünün özünü ihlal eder (örneğin bkz. Lingens - Avusturya; Oberschlick - Avusturya (no. 1)). Öte yandan, bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (bkz. Jerusalem - Avusturya, 26958/95).
Son olarak, ödenmesine hükmedilen tazminat bedeli, sözkonusu davalının maruz kaldığı
manevi
zararla makul bir orantılılık ilişkisi içinde olmalıdır (bkz. Tolstoy Miloslavsky - İngiltere; ayrıca bkz. Steel ve Morris - İngiltere, 68416/01. Bu davada AİHM ödenmesine hükmedilen tazminatın günümüz standartlarına göre nispeten ortalama bir meblağ olmasına karşın
başvuranların
mütevazı gelir ve kaynaklarıyla karşılaştırıldığında hiç de azımsanmayacak miktarda olduğuna ve AİHSyi ihlal ettiğine karar vermiştir).
(b) Yukarıda belirtilen ilkelerin davanın olaylarına uygulanması
AİHM, dava konusu ifadelerin, başvuranın bilimsel bir konferansta dağıttığı bildiriyle dile getirildiğini kaydeder. Bu bildiride, başvuran, esas itibarıyla, üniversitede öğretim üyelerinin atama ve yükselmelerine ilişkin eleştirilerde bulunmuştur. Kişisel deneyimlerine dayanarak, atama jürisinde inşaat mühendisliği alanında uzman olmayan kişilerin bulunmasının doçentlik pozisyonlarına yeterli niteliklere sahip olmayan kişilerin seçilmesine yol açtığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, yeterli niteliklere sahip olmayan bir adayın doçentliğe yükseltildiğini savunmuştur.
AİHMye göre, bu ifadeler, başvuranın üniversitede atama ve yükselme sistemiyle ilgili değerlendirmelerini içerdiğinden, kamusal önemi olan bir meselede öne sürülen değer yargısı olarak nitelendirilmelidir. Bu bağlamda, AİHM, bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanabilir olmadığını yineler. Değer yargısıyla onu destekleyen olgular arasında bağ bulunması gerekliliği özel koşullara göre davadan davaya değişebilir (bkz. Feldek - Slovakya, 29032/95). Durum böyle iken, AİHM, mevcut davanın koşullarında, başvuranın ifade ettiği değer yargısının, yükselme jürilerinde elde ettiği kişisel deneyimlerine ve akademik çevrenin zaten haberdar olduğu bilgilere dayandığı kanısına varır. Buna göre, başvuranın ifadeleri, en azından kısmen kanıtlanabilirdir (bkz. Boldea - Romanya, 19997/02).
Öte yandan, Türk mahkemeleri başvurana sözlerini kanıtlama fırsatı vermemiştir. Başvuranın, hakkında açılan dava süresince, sözlerinin mesnetli olduğunu veyahut sonradan davacının ilmi yeterlilik ve ilmi kişilik değeri bulunmadığı gerekçesiyle görevine son verilmesi nedeniyle bu sözleri en azından samimiyetle dile getirdiğini göstermeye çabalamasına karşın, ulusal mahkemeler onun savunmaları hakkında yorumda bulunmamışlardır. Aksine, başvuranın N.A.Ç.nin farklı bir jüri tarafından sınava tabi tutulması halinde sınavı geçemeyeceğini belirttiğini göz önünde bulundurarak, Üniversiteler Arası Kurulun Yapı İşletmesi öğretim üyesi bulunmayan yeni bir jürisi ile doçentlik sınavını yine hiçbir yayın yapmadan geçip, Yapı İşletmesinde profesörlük hazırlıklarına başlamıştır
ifadesinin N.A.Ç.nin şöhretine saldırı teşkil ettiği sonucuna varmışlardır.
AİHM, Yargıtayın ismi belirtilmeyen kişilerin şöhretine, umumi tartışmalarda akademik ünvana sahip kişilerin yararlanması gerektiği ifade özgürlüğüne yaptığından daha büyük önem atfettiğini kaydeder. Bildiride ismi bile bahsedilmeyen davacının şöhretinin, asliye hukuk mahkemesinin, anayasal hakkı olduğu için kabul ettiği başvuranın ifade özgürlüğünden neden daha ağır bastığına da açıklık getirmemiştir.
Bu bağlamda, AİHM, akademik personelin çalıştığı üniversite ve sistem hakkındaki düşüncelerini özgürce ifade etme ve sınırlama olmaksızın bilgilerini ve gerçekleri yayma özgürlüğünü bünyesinde bulunduran akademik özgürlüğün önemini vurgular.
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, Yargıtayın, ismi belirsiz bir kişinin kişilik haklarının korunmasını, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile kamu yararının söz konusu olduğu meselelerde bu özgürlüğe katkıda bulunan kamu yararının üstüne koymanın acil bir sosyal ihtiyaç olduğunu ikna edici bir biçimde ortaya koymadığı kanısındadır. Özellikle, ulusal mahkeme kararlarında, başvuranın ifadelerinin N.A.Ç.nin kariyerini veyahut özel yaşantısını etkilediği görülememektedir.
Son olarak, AİHM, başvuranın aylık gelirini ilgili tarihte belirtmemesine karşın, davacıya ödemeye mahkum edildiği tazminatın, genel olarak öğretim üyelerinin gelir ve kaynaklarıyla karşılaştırıldığında azımsanmayacak bir miktarda olduğu kanısındadır.
Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin ileri sürdüğü gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale için yeterli ve ilişkili bir gerekçelendirme sayılamayacağı kanısındadır. Bu nedenle ulusal makamlar, ilgili çıkarlar arasında adil bir denge kurmayı başaramamışlardır.
Dolayısıyla, şikayet konusu müdahalenin, AİHSnin 10/2 maddesi kapsamında demokratik bir toplumda gerekli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 6. maddesiyle AİHSye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, ulusal mahkeme kararları keyfi ve gerekçelendirilmemiş olduğu için, adil bir yargılama yapılmadığını iddia etmiştir. Ayrıca davacıya ödemeye mahkum edildiği tazminatın mülkiyetin çekişmesiz kullanımı hakkını ihlal ettiğini de belirtmiştir.
Hükümet bu savlara itiraz etmiştir.
AİHM, bu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetlerle bağlantılı olduğunu, bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.
Davanın olayları, tarafların savları ve 10. maddenin ihlal edildiğinin tespit edilmesi göz önüne alındığında, AİHM, mevcut davada ortaya konan esas hukuki soruyu incelediği kanısındadır.
Bu nedenle bu başlık altında ayrı bir hükme varmaya gerek olmadığına karar verir (örneğin bkz. Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, 52658/99 ve K.Ö. - Türkiye, 71795/01).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran 5.300 Euro (EUR) maddi, 10.000 EUR manevi tazminat talep etmiştir. Maddi tazminata ilişkin olarak, asıl tazminat, faizi ve mahkeme masraflarının 2.000 EUR olduğunu, bu rakama 2002 yılından bu yana uygulanacak olan faizin ise 3.300 EUR olduğunu belirtmiştir.
Hükümet bu başlık altında tazminat ödenmemesi gerektiğini savunur. AİHMnin tazminat ödenmesine hükmetmesi halinde ise, bu, haksız servet edinmeye yol açmamalıdır.
AİHM, davacıya 3.455.215.000 TL ödemesine hükmedildiği için, başvuranın maddi zarara uğradığını kaydeder. Ayrıca manevi zarara ilişkin olarak AİHM, başvuranın davanın koşulları içinde belirli miktarda sıkıntıya maruz kalmış olduğu biçiminde değerlendirilebileceği kanısındadır. Bu nedenle başvurana bu başlık altında toplam 3.500 EUR tazminat ödenmesine ve başvuranın bu meblağın faizinin ödenmesi talebinin reddedilmesine karar verir.
B. Yargılama giderleri
Başvuran ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 1.180 EUR, AİHMde meydana gelen masraflar için ise 8.050 EUR (8.000 EUR avukatlık ücreti, 50 EUR posta masrafı) talep etmiştir.
Hükümet talep edilen meblağın mesnetsiz ve aşırı olduğunu savunmuştur.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, başvuranın, avukatının talepleriyle ilgili olarak İstanbul Barosunun ücret çizelgesine başvurmaktan fazlasını yapmadığını, destekleyici hiçbir bilgi ve belge sunmadığını kaydeder. Bu nedenle AİHM, bu başlık altında yalnızca posta masrafları için 50 EUR tazminat ödenmesine hükmeder (bkz. Balçık ve Diğerleri - Türkiye, 25/02).
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. Maddesiyle AİHSye Ek 1 Nolu Protokolün 1. Maddesi çerçevesindeki şikayetlerin ayrı incelenmesine gerek bulunmadığına;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, izleyen meblağların, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ödenmesine;
(i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber 3.500 EUR (üç bin beş yüz Euro), maddi ve manevi tazminat;
(ii) başvurana uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber masraflar için 50 EUR (elli Euro);
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 23 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy