(AİHS. m. 5, 41) (765 S. K. m. 168) (466 S. K. m. 1)
(Başvuru No. 18992/03)
STRAZBURG
20 Ocak 2009
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 18992/03 nolu davanın nedeni Turgay Elğay adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 22 Nisan 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. Avcı tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1983 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır. 10 Temmuz 2002 tarihinde bir yol kontrolü sırasında, polislerin cep telefonunun ekranında Abdullah Öcalanın bir fotoğrafı ve Biji Serok Apo (Yaşasın Başkan Apo) ve Biji Kurdistan Yaşasın Kürdistan sloganlarını görmeleri üzerine yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
Başvuran aynı tarihte polise ve Gebze Sulh Ceza Mahkemesine ifade vermiş, mahkeme delillerin durumu, polise verdiği ifadesi ve işlediği iddia edilen suçun niteliğini (yasadışı PKK örgütüne üyelik) dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
11 Temmuz 2002 tarihinde başvuran tutukluluk kararına itiraz etmiş ancak herhangi bir sonuç alamamıştır. Aynı tarihte Gebze savcısının görevsizlik kararı vermesinin ardından soruşturma dosyası İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına gönderilmiştir.
1 Ağustos 2002 tarihinde İstanbul DGM savcısı eski TCKnın 168/2 maddesi uyarınca başvuranı yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır. İstanbul DGM 12 Ağustos 2002 tarihinde başvuranın işlediği iddia edilen suçun niteliği, delillerin durumu ve başvuran hakkındaki ilk tutukluluk kararı tarihini dikkate alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
25 Ekim 2002 tarihinde DGM ilk duruşmasını yapmış, avukatı başvuranın tutuksuz yargılanmasını talep etmiştir. Mahkeme talebi kabul ederek başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar vermiştir.
5 Eylül 2003 tarihinde İstanbul DGM başvuranın beraatine karar vermiştir.
HUKUK
I.AİHSNİN 5/4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHSnin 5/4 maddesine dayanarak birinci derece mahkemesinin verdiği tutukluluk kararlarının yasallığına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmayışından şikâyetçi olmuştur.
A.Kabuledilebilirlik
Hükümet başvurunun AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda başvuranın bu başvuruyu 10 Temmuz 2002 tarihli tutuklama kararından sonraki altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM, başvuranın iddia ettiği gibi hakkındaki tutukluluk kararının yasallığına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yoluna erişimi olmayışının tutukluluğu boyunca devam etmiş kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Dolayısıyla altı aylık süre başvuranın tahliye edildiği tarihte başlamalıdır. Bu bağlamda AİHM başvuranın tutukluluğunun birinci derece mahkemesinin tutuksuz yargılama kararı verdiği 25 Ekim 2002 tarihinde sona erdiğini ve AİHMye başvurunun 22 Nisan 2003 tarihinde, yani zamanında yapılmış olduğunu gözlemler. Bu nedenle AİHM Hükümetin itirazını reddeder.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B.Esas
Başvuran birinci derece mahkemesinin verdiği tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuş, Hükümet bu şikâyetin esasına ilişkin herhangi bir görüş bildirmemiştir.
AİHM öncelikle başvuranın tutuksuz yargılanmayı DGM önünde talep ettiğini ancak talebinin kabul edilmediğini gözlemler. Dolayısıyla birinci derece mahkemesinin başvuranın tutukluluk halini kaldırma ve AİHSnin iddia edilen ihlalini önleme ya da telafi etme imkânı bulunmaktaydı (bkz. Acunbay - Türkiye, no. 61442/00 ve 61445/00; Mehmet Şah Çelik - Türkiye, no. 48545/99).
Ayrıca 11 Temmuz 2002 tarihinde başvuran 10 Temmuz 2002 tarihinde verilen tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmiş ancak birinci derece mahkemesi bu konuda işlem yapmamıştır. AİHM, her halükarda eski CMUKun 297-304. maddelerinde öngörülen, tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edilebileceği hükmünün uygulamada başarı şansının az olduğunu ve sanık için gerçek anlamda çekişmeli bir yargılama sağlamadığını kaydeder (bkz. Koşti vd. - Türkiye, no. 74321/01; Bağrıyanık - Türkiye, no. 43256/04; Doğan Yalçın - Türkiye, no. 15041/03).
AİHM, somut davada önceki bulgularından ayrılmasını gerektirecek unsur tespit etmemektedir. Bu nedenle AİHM, başvuranın tutukluluk halinin yasallığına AİHSnin 5/4 maddesi bağlamında itiraz edebileceği bir iç hukuk yolu bulunmadığına karar verir.
Dolayısıyla AİHSnin 5/4 maddesi ihlal edilmiştir.
II.AİHSNİN 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHSnin 5/5 maddesine dayanarak AİHSnin 5/4 maddesi ile güvence altına alınan hakkının ihlal edilmesine karşılık olarak iç hukukta tazminat hakkı bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.
A.Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHSnin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle sözkonusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Başvuranın 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanuna dayanarak dava açmış olması gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM Hükümetin itirazının başvuranın bu başlık altındaki şikâyetine ayrılmaz şekilde bağlı olduğu görüşündedir. Bu nedenle sözkonusu husus davanın esasıyla birlikte incelenmelidir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B.Esas
Başvuran AİHSnin 5/4 maddesinde güvence altına alınan hakkın ihlali nedeniyle iç hukukta tazminat talep edebileceği bir yol bulunmadığını ifade etmiştir. 466 sayılı kanunun getirdiği yolun bu bağlamda etkili olmadığını savunmuştur.
Hükümet başvuranın 466 sayılı kanunun 1(6) maddesinin kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra
beraatlarına karar verilen kimselere devletçe tazminat ödenir hükmüne dayanarak tazminat talebinde bulunması gerektiğini savunmuştur.
AİHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda uygulanan bir özgürlükten yoksun bırakma sonucunda tazminat için başvuruda bulunmanın mümkün olduğu hallerde AİHSnin 5/5 maddesine uyulduğunu hatırlatır (Wassink - Hollanda, A Serisi no. 185-A). Dolayısıyla 5. fıkrada öngörülen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ulusal bir makam ya da AİHM tarafından tespit edilmiş olmasını gerektirir (bkz. Saraçoğlu vd. - Türkiye, no. 4489/02).
AİHM somut davada başvuranın gözaltına alınmasının yasallığına itiraz etme hakkının ihlal edildiğini tespit ettiğini belirtir. Bu nedenle AİHSnin 5/5 maddesi davaya uygulanabilir niteliktedir. O halde bu davada AİHM Türk kanunlarının başvurana AİHSnin 5. maddesinin ihlali nedeniyle icra edilebilir bir hak sağlayıp sağlamadığını belirlemelidir.
Bu bağlamda AİHM başvuranın, hakkında yürütülen yargılamanın beraatla sona ermesiyle birlikte 466 sayılı kanunun 1(6) maddesine dayanarak tazminat davası açma imkânına sahip olduğunu gözlemler. Ancak 466 sayılı kanuna dayalı olarak tazminata hükmederken ulusal mahkemelerin değerlendirmelerini sadece beraat kararı verilmiş olmasına dayandırdıklarını dikkate alır. Ulusal mahkemelerin değerlendirmesi beraatın otomatik bir sonucudur ve 5. maddenin 1. - 4. fıkralarının herhangi bir ihlalini tespit etmemektedir (bkz. Sinan Tanrıkulu vd. - Türkiye, no. 50086/99; Medeni Kavak - Türkiye, no. 13723/02; Saraçoğlu vd., yukarıda anılan).
Dolayısıyla 466 sayılı kanun başvuranın davasında AİHSnin 5/4 maddesinde korunan hakkının ihlaline karşılık olarak icra edilebilir bir tazminat hakkı sağlamamaktadır.
Bu nedenle AİHM Hükümetin ön itirazını reddeder ve AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
III.AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
Başvuran adil tatmine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bu nedenle AİHM herhangi bir ödeme yapılmasına gerek olmadığı görüşündedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2.AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
3.AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 20 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy