(AİHS m. 2, 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 59, 243, 452) (ALİ VE AYŞE DURAN - TÜRKİYE DAVASI) (K.Ö. - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAMDERELİ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDÜLSAMET YAMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 19180/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
7 Nisan 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Bu dava, Nafiye Çetin, Necat Çetin, Nezir Çetin, Adnan Çetin, Nuriye Kaymış ve Leman Ekingen (başvuranlar) adlı altı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 30 Nisan 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 19180/03 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.
Başvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Korkmaz, A. Süer ve I. Midyat tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Sırasıyla 1929, 1972, 1956, 1966, 1963 ve 1953 doğumlu başvuranlardan Nezir Çetin Diyarbakırda, Adnan Çetin Şanlıurfada, geri kalan başvuranlar ise Mersinde ikamet etmektedirler.
Nafiye Çetinin oğlu ve diğer başvuranların kardeşi olan Harun Çetin olaylar sırasında İstanbul Üniversitesinde öğrenciydi.
Harun Çetin 15 Mart 1993 tarihinde yakalanmış, arkadaşı Ö. Yüce ile beraber İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsünde gözaltına alınmıştır. Bu sırada yanlarında molotof kokteyli bulunmaktaydı.
Harun Çetin, tutulu bulundurulurken 16 Mart 1993 tarihinde fenalaşmış, Şişli Etfal Hastanesine kaldırılmıştır. Aynı tarihte Cerrahpaşa Hastanesine nakledilmiştir. Harun Çetinin bilinci açık değildi ve vücudunun çeşitli yerlerinde küçük bere ve sıyrıklar bulunmaktaydı. Çekilen beyin röntgeni sonucunda, sağ fronto-temporo-parietal bölgede sert zar altı kanaması tespit edilmiştir. Hemen ameliyata alınmış, hastanenin yoğun bakım ünitesinde, anlaşıldığı üzere bilinci açılmadan, 9 Haziran 1993 tarihine kadar tutulmuştur. Harun Çetin daha sonra önce Bakırköy Reanimasyon Kliniğine götürülmüş, buradan Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakledilmiştir. Çetin burada 5 Eylül 1993 tarihinde 20 yaşındayken hayatını kaybetmiştir.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine, 8 Eylül 1993 tarihinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde Harun Çetine otopsi yapılmıştır. 22 Aralık 1993 tarihinde düzenlenen otopsi raporuna göre, ölüm sebebi, kafa travması nedeniyle maruz kalınan sert zar altı beyin kanamasını takiben, aktiften pasife transferi sonucu gelişen zatürreye bağlı solunum yetmezliği olarak tespit edilmiştir.
Bu esnada, 16 Mart 1993 tarihinde, Ö. Yüce, polise ifade vermiş, ifadesinde, diğer hususlar meyanında, kendisi ve Harun Çetinin hem kendilerini yakalayan polis memurları hem de sorgulandıkları Avcılar Karakolunda görevli polis memurları tarafından dövüldüklerini ve Harun Çetinin mevcut sağlık durumuna bu dayağın neden olabileceğini iddia etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, 3 Eylül 1993 ile 4 Ekim 1993 tarihleri arasında, Avcılar Karakolunda ve Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görev yapan on bir polis memurunun ifadesini almıştır.
31 Aralık 1993 tarihli bir iddianamede, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Avcılar Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görev yapan komiser U.A. ile aynı şubede görevli polis memuru I.H.yi kötü muamele sonucu Harun Çetinin kastı aşan ölümüne sebebiyet vermekle suçlamıştır. Bu memurlar ayrıca Ö. Yüceye kötü muamelede bulunmakla da suçlanmışlardır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanununun 452/1, 243/1 ve 243/2 maddelerine dayandırılmıştır.
5 Ocak 1994 tarihinde, sanık polis memurları hakkında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. İlk duruşmanın 8 Nisan 1994 tarihinde görülmesine karar verilmiştir.
8 Nisan 1994 ile 24 Şubat 2006 tarihleri arasında otuz üç duruşma gerçekleştirilmiş, Ö. Yücenin adresinin tespit edilmesi yönündeki pek çok usulü karara karşılık, şahsın adresi belirlenememiştir.
8 Nisan 1994 tarihinde Nuriye Kaymış dışındaki başvuranlar davaya müdahil olarak katılmışlardır.
1 Temmuz 1994 tarihli duruşmada mahkeme polis memurlarını dinlemiş, polisler haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir.
28 Ekim 1994 tarihli bir dilekçe ile müdahil taraf mahkemeden ek soruşturma yapılmasını talep etmiştir. Bu bağlamda, mahkemeden, müteveffanın tıbbi kayıtlarını istemesini ve aralarında Harun Çetini muayene eden doktorlarla Harun Çetinin yakalanması ve tutulu bulundurulmasına ilişkin resmi evraklarda ismi zikredilen polis memurlarının olduğu birkaç tanığı dinlemesini talep etmişlerdir.
Mahkeme 16 Mayıs 1995 tarihli duruşmada bu talepleri, davanın sonucuna etkisi olmadıkları gerekçesiyle reddetmiştir.
Mahkeme 26 Ekim 2001 tarihli duruşmada, bulunamadığı için Ö. Yüceyi dinlemekten vazgeçmiştir. Ancak, 31 Mayıs 2002 tarihli bir sonraki duruşmada, Cumhuriyet Savcısı soruşturma aşamasında Ö. Yücenin ifadesi ayrıntılı biçimde alınamadığı için, mahkemenin Ö. Yüceyi dinlemesinin önemli olduğunu savunmuştur. Bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı, Ö. Yücenin hem yakalanması sırasında hem karakolda dövüldüğünü iddia ettiğini ve Avcılar Karakolu ile terörle mücadele şubesinin aynı bina içinde oldukları kaydetmiştir. Mahkeme bunu kabul etmiştir.
12 Ekim 2005 tarihinde, bir kez daha, Ö. Yücenin bulunamaması nedeniyle dinlenmemesine karar vermiştir. Aynı tarihte Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini sunmuştur.
Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 24 Şubat 2006 tarihinde, sanıkların, suçlu olduğunu itiraf etmesi için Harun Çetine kötü muamelede bulunduklarına ve ölümüne sebebiyet verdiklerine karar vermiştir. Polis memurları Türk Ceza Kanununun 452/1 ve 59/2 maddeleri uyarınca altı yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmışlardır. Mahkeme Ö. Yücenin kötü muamelesine ilişkin davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.
Polis memurları temyize gitmiştir.
Başvuranlar, davanın uzamasının, zamanaşımına uğraması nedeniyle reddedilmesine sebebiyet vereceğinden endişe etmeleri nedeniyle kararı temyiz etmediklerini belirtmişlerdir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 26 Şubat 2007 tarihinde yazılı görüşlerini sunmuş, ayrıca yaklaşan zamanaşımına dikkat çekmiştir.
Yargıtay 9 Mayıs 2007 tarihinde, sözkonusu olaylara ilişkin yeterli soruşturma yapılmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu bağlamda, ilk derece mahkemesinin Ö. Yüce ile başvuranların 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde bahsettikleri tanıkları dinlemesi gerektiği kanısına varmıştır.
Dava 20 Haziran 2007 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine iade edilmiştir. Mahkeme 21 Kasım 2007 tarihinde görülen duruşmada müteveffanın tıbbi raporlarının alınmasına ve başvuranların 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde adı geçen iki şahsın dinlenmesine karar vermiştir.
Dava halen derdesttir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, yetkili makamların, Harun Çetine işkence ederek ölümüne sebebiyet veren polis memurları hakkındaki ceza davasının makul bir süre içinde neticelendirilememesi nedeniyle, Harun Çetinin ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediklerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar AİHSnin 6. ve 13. maddelerini ileri sürmüşlerdir.
AİHM başvuranların şikayetinin AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin usulü bakımından incelenmeleri gerektiği kanısındadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet başvuranların AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmiştir. Bu bağlamda, sanık polis memurları hakkındaki ceza davasının halen ulusal mahkemelerde derdest olduğunu savunmaktadır.
Başvuranlar bu savunmaya itiraz etmişlerdir.
AİHM, sanık polis memurları hakkındaki ceza davasının 1993 yılında açıldığını ve başvuranların sözkonusu davanın haddinden uzun sürdüğünü ve bu nedenle etkisiz kaldığını savunarak AİHMye şikayetlerini sundukları 30 Nisan 2003 tarihinde halen derdest olduğunu gözlemlemiştir.
AİHM Hükümetin itirazının, başvuranların şikayetlerinin esasıyla yakından bağlantılı olan soruşturmanın etkililiğine ilişkin meseleleri gündeme getirdiği kanısındadır. Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazı başvuranların şikâyetinin esası ile yakından ilişkili olduğundan, AİHM ön itirazı davanın esası ile birlikte incelemeye karar verir.
Başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerinin AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esaslar
1. Tarafların görüşleri
Hükümet, AİHMnin içtihadına atıfta bulunarak, ulusal düzeyde gerçekleştirilen soruşturmanın, AİHSnin koşullarıyla örtüştüğünü belirtmiştir. Bu bağlamda, otopsi yapıldığını, Cumhuriyet Savcısının tanıkların ifadelerini aldıklarını ileri sürmüştür. Ayrıca bunun ardından sanık polis memurları hakkında ceza davası açıldığını belirtmiştir. Bu bağlamda, tüm çabalara karşın, ilk derece mahkemesinin kilit bir tanığı dinleyemediğini kaydetmiştir.
Başvuranlar iddialarını sürdürmüşlerdir.
2. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, AİHSnin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki devletin usuli yükümlülüklerine ilişkin kararlarında yeralan temel ilkeleri yineler (özellikle bkz. Ali ve Ayşe Duran - Türkiye, Angelova ve Iliev - Bulgaristan, 55523/00, Ramsahai ve Diğerleri - Hollanda, BD, 52391/99, McKerr - İngiltere, 28883/95, K.Ö. - Türkiye, 71795/01, Çamdereli - Türkiye, 28433/02 ve Dölek - Türkiye, 39541/98). Bu davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
Mevcut davada AİHM, Cumhuriyet Savcılığının Harun Çetine kötü muamele edilmesi ve ölümüne ilişkin bir soruşturma başlattığını gözlemler. Soruşturma, kötü muamele sonucu kastı aşan adam öldürme suçundan iki polis memurunun yargılanmasına yol açmıştır. Dava halen ilk derece mahkemesinde derdest durumdadır. Öte yandan AİHM, tarafların sunduğu belgeleri inceledikten sonra, yetkili makamların, Harun Çetine kötü muamelede bulunulduğu ve ardından ölümüne neden olunduğu iddialarına ilişkin soruşturmanın yapılış biçiminde önemli eksiklikler olduğu kanısındadır.
Bu noksanlıklar arasında, AİHMnin dikkatini özellikle, görevli savcının soruşturma aşamasında davanın olaylarını tespit etmeye imkan verecek esas delilleri derlememiş olması çekmiştir. Bu bağlamda, AİHM, savcının, olaya şahit olan ve meydana geldiği iddia edilen kötü muamelenin mağduru Ö. Yüceden ayrıntılı bir ifade almadığını kaydeder. Bu kişiden fotoğraf gösterme, yüzleştirme ve benzeri yöntemlerle failleri teşhis etmesi hiç istenmemiştir. Üstelik Ö. Yücenin polise verdiği kendisi ve Harun Çetinin gözaltında dövüldükleri yönündeki ifadesine karşılık, gözaltına alan memurlar hakkında cezai bir soruşturma yapılmadığı gözlenmiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, Harun Çetinin yaralarının, özellikle de otopside kaydedilen kafa travmasının oluştuğu gerçek koşulları tespit etmek için gözaltına alınmaları sırasında orada olan veyahut olaylar meydana geldiği sırada karakolda olan diğer olası tanıkların ifadelerini alma çabasında olmamıştır. Esasında, dava dosyasından, savcının üstlendiği soruşturmanın, otopsi yapılmasını ve diğer bazı polis memurlarının ifadelerinin alınmasını istemekten öteye gitmediği anlaşılmaktadır. AİHM, yukarıda belirtilen unsurların, soruşturmanın bu kısmının güvenilirliği ve bütünlüğüne halel getirecek ciddi bir zaafı ortaya çıkardığı görüşündedir.
AİHMye göre, ön soruşturmadaki eksiklikler, onbeş yıldır derdest olan ceza davası sırasında mahkeme tarafından da giderilmemiştir. AİHM, yargılamadaki gecikmenin bir kısmının, davada hem tanık hem müşteki durumunda olan Ö. Yücenin hazır bulunmayışından kaynaklandığını kabul eder. Öte yandan, bunun, yetkili makamlar önündeki yargılamanın uzamış olmasını başlı başına haklı çıkardığı söylenemez. Aksine, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin davayı zamanlıca sonuçlandırmak için gereken özeni göstermemesi, yargılama öncesi soruşturmadaki noksanlarla birleştiğinde, davanın gereksiz yere uzamasına neden olmuştur. Bu bağlamda, AİHM, düzensiz ve uzun aralıklarla 8 Nisan 1994 ile 24 Şubat 2006 tarihleri arasında yapılan otuz üç duruşma boyunca, ilk derece mahkemesinin yalnızca Ö. Yücenin ifadesine odaklandığını, davanın olaylarını aydınlığa kavuşturmak için başka hususları araştırmadığını gözlemler. Bu süre boyunca sanık polis memurları yalnızca bir kez dinlenmiştir. Yargıtayın, davayı, soruşturmanın eksik yapılması nedeniyle makul süre içinde bozup, iade etmesinin peşinden, ağır ceza mahkemesi 21 Kasım 2007 tarihinde müteveffanın tıbbi kayıtlarını istemiş, olayların üzerinden on dört yıldan fazla bir süre geçtikten sonra tanık olarak başka kişileri dinlemeye karar vermiştir. Bu koşullarda, ağır ceza mahkemesinin, bir kimsenin gözaltında hayati tehlike oluşturan bir kafa travmasının ardından öldüğü bir davada yeterli ivedilikle ve gerekli özeni göstererek makul süre içinde hareket ettiği sonucuna varılamaz.
Ek olarak, AİHM, hakkında soruşturma yürütülen memurların görevden alınmalarının, kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin oluşmasını önlemek bakımından çok önemli olduğunu hatırlatır (bkz. Abdülsamet Yaman - Türkiye, 32446/96).
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda ve neredeyse on beş yıl sonra, olayları aydınlığa kavuşturmak ve Harun Çetinin gözaltında maruz kaldığı iddia edilen kötü muamelenin sorumlularını teşhis edip, cezalandırmak için başlatılan cezai yargılamanın halen derdest durumda olduğu kaydedildiğinde, AİHM, Harun Çetine yapıldığı iddia edilen kötü muamelenin nedeni ve sorumluluğuna ilişkin etkili bir soruşturma yapıldığı biçiminde bir değerlendirmeyi kabul edemez. Bu koşullarda, AİHM, AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varır. Buna göre Hükümetin ön itirazı reddedilmelidir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat ve yargılama giderleri
20 Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde başvuranlar meblağ belirtmeden AİHMden maddi ve manevi tazminata hükmetmesini istemişlerdir. Maddi tazminata ilişkin olarak başvuranlar, Harun Çetinin hastaneye kaldırılıp tedavi altına alınması sırasında meydana gelen hastane masrafları, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetinin ileride getireceği maddi destek kaybı ve yargılama giderlerine atıfta bulunmuşlardır.
Hükümet AİHMden başvuranların maddi tazminat taleplerini reddetmesini istemiştir.
Başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarara ilişkin olarak, AİHM, tespit edilen ihlaller ile iddia konusu tıbbi masraflar, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetinin ileride getireceği maddi destek kaybına ilişkin talep edilen dayanaksız maddi tazminat arasında illiyet bağı görememektedir. Ayrıca, vasıfsız ve destekleyici delilden yoksun oldukları göz önünde bulundurarak, AİHM başvuranların yargılama giderleriyle ilgili taleplerinin dayanaksız olduğu sonucuna varmıştır. Davanın koşullarını göz önünde bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, Nafiye Çetine 10.000 EUR, diğer başvuranların her birine ise 5.000er EUR ödenmesine hükmetmiştir.
B. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını esasla birleştirip reddetmeye;
2. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, izleyen meblağların, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümetin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine;
(i) Nafiye Çetine 10.000 EUR (on bin Euro), diğer başvuranların her birine 5.000er EUR (beş biner Euro) manevi tazminat ve
(ii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 7 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy