(AİHS m. 6, 34, 41, 42, 44) (3402 S. K. m. 29)
(Başvuru no: 19895/03 ve 21302/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Ekim 2008
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Zülfü Balıkçı ve Mahmut Balıkçı (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 9 Nisan 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 19895/03 ve 21302/03 numaralı başvurular sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Tunceli barosu avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
İki kardeş olan başvuranlar Mahmut Balıkçı ve Zülfü Balıkçı sırasıyla 1971 ve 1955 doğumlu olup Tuncelide ikamet etmektedirler.
A. 127/6 numaralı parsele ilişkin süreç
Tunceli şehir merkezinde bulunan 127/6 sayılı parsel ile ilgili olarak üçüncü şahıslarca Hazine aleyhine 30 Aralık 1986 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu tespitine itiraz davası açılmıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 1989 yılında dava dosyasını Tunceli Kadastro Mahkemesine (Mahkeme) iletmiş ve kendi kayıtlarından düşürmüştür.
Başvuranların babası Ali Balıkçı 1989 yılında dava açarak aynı parsele ilişkin kadastro tespitine itiraz etmiştir. Mahkeme iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir.
17 Ağustos 1990 tarihinde Mahkeme, taraflara davaya iştirak etmemeye devam etmeleri halinde dosyanın takipten kalkabileceğini belirten uyarı niteliğinde bir tebliğname göndermiştir.
5 Mart 1999 tarihli duruşmada mahkemeye Ali Balıkçının öldüğü bilgisi ulaşmış, mahkeme mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiştir.
Başvuranlar ilk kez 17 Nisan 2002 tarihli duruşmaya katılmışlardır.
Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde tarafların bütün iddialarını reddederek ihtilaf konusu parselin Hazine adına tapu siciline kaydedilmesine karar vermiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi yedisine Ali Balıkçının, yedisine Mahmut Balıkçının ve birine de Zülfü Balıkçının katıldığı doksan bir duruşma gerçekleştirmiştir. Yargılama süreci boyunca mahkeme çeşitli müdahil olma taleplerini incelemiş, taraflardan birçoğunun vefatını kaydetmiş, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiş, ayrıca çeşitli makamlardan haritalar, imar planları ve hava fotoğrafları gibi gerekli bilgi ve belgelerin temin edilmesini istemiştir. Olay yeri keşfi ilk kez 3 Haziran 1991 tarihinde, sonraki ikinci inceleme ise birçok tarih tespitinden sonra, ilkinden yaklaşık on bir yıl sonra 14 Temmuz 2003de yapılmıştır.
Başvuranlar temyize gitmemişlerdir. Davanın diğer müdahillerinin 8 Mart 2005te temyize başvurmasının ardından Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
B. 108/8-4 numaralı parsele ilişkin süreç
M. A. 108/8-4 numaralı parsele ilişkin kadastro tespitine karşı 9 Şubat 1988 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde itiraz davası açmıştır.
Ali Balıkçı 21 Aralık 1990 tarihinde davaya müdahil olarak katılmıştır.
2 Temmuz 1999 tarihli duruşmada Ali Balıkçının vefatının bildirildiği mahkeme, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiştir.
Başvuran Mahmut Balıkçı 23 Ekim 2002 tarihinde duruşmaya ilk kez katılmıştır.
Mahkeme 16 Şubat 2005te aralarında başvuranların da bulunduğu diğer müdahillerin taleplerini reddederek sözkonusu parselin K.Y. adına tescil edilmesine karar vermiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi, yüz bir duruşma gerçekleştirmiş, Mahmut Balıkçı 14üne katılmıştır. Zülfü Balıkçı bu duruşmaların hiç birine katılmamıştır. Mahkeme bu süreç boyunca mahkeme çeşitli müdahil olma taleplerini incelemiş, taraflardan birçoğunun vefatını kaydetmiş, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmiş, ayrıca çeşitli makamlardan tapu sicil kayıtlarının fotokopileri ila bahse konu parsele ilişkin çeşitli belge ve bilgi istemiştir. Mahkeme olay yeri keşif incelemesi yapılması için çeşitli tarihler tespit etmiş, ancak bu inceleme öngörülen ilk tarihten yaklaşık on bir yıl sonra 11 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilebilmiştir. Mahkeme tarafından ikinci inceleme için 11 Mayıs 2001 tarihi öngörülmüş, ancak bu inceleme de 24 Ekim 2003 tarihinde gerçekleştirilebilmiştir.
Başvuranlar temyize gitmemişlerdir. Davanın diğer taraflarının temyize gitmesinin ardından Yargıtay 8 Haziran 2006 tarihinde hükmün başvuranlarla ilgili bölümünü onamıştır.
HUKUK
I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
7 Aralık 2007 tarihinde bildirilen Hükümetin yazılı talebini ve başvuranların aynı yargılamanın uzunluğundan şikayet ettiklerini göz önünde bulunduran AİHM, İçtüzüğünün 42/1 maddesi uyarınca bu iki başvurunun birleştirilmesine karar vermiştir.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar sözkonusu yargılamaların uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» kolunu karşılamadığını ileri sürmektedirler.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
İlk yargılama ile ilgili olarak kaydedilmesi gereken dönem 1989 yılında başlayıp, 8 Mart 2005 tarihinde sona ermektedir. İki dereceli mahkemede görülen bu davanın süresi yaklaşık on altı yıldır.
İkinci yargılama ile ilgili dikkate alınması gereken dönem 21 Aralık 1990 tarihinde başlamakta ve 8 Haziran 2006 tarihinde sona ermektedir. İki dereceli mahkemede görülen bu davanın süresi ise yaklaşık on beş yıl altı aydır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet başvuranların mağdur statüsüne karşı çıkmaktadır. Hükümet başvuranlara babalarının öldüğü 1999 tarihinden başlayarak davaya katılmaları konusunda çağrı yapıldığını fakat adı geçenlerin 2002 yılına dek hiçbir duruşmaya gelmediklerini belirtmektedir. Hükümete göre babalarının ölümünün ardından geçen üç yıldan fazla bir süre davaya katılmayan başvuranların, AİHMye başvurmadan önce birkaç duruşmaya katılmaları onlara mağdur statüsü kazandırmaz.
Başvuranlar bu saptamaya karşı çıkmakta, 3402 sayılı Tapu Kadastro Kanununun 29. maddesine göndermede bulunmaktadır.
AİHM başvuranların davalarını takip etme konusunda yeterli ihtimamı göstermediklerini kabul etmektedir. Bununla birlikte, özellikle Tapu Kadastro Kanununun kadastro mahkemeleri önündeki yargılamanın tarafların yokluğunda da sürdürülebileceği yönündeki açık hükmü dikkate alındığında, AİHM yargı sürecinin aşırı uzunluğu nedeniyle başvuranların mağdur olduklarını öne sürebileceklerine itibar etmektedir.
AİHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir. AİHM başvuruların herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşı karşıya bulunmadığı saptamasını yapmaktadır. Dolayısıyla başvurular kabuledilmelidir.
B. Esasa dair
Hükümet bu başvuruda davaların karmaşık olduğunu vurgulamaktadır. Sözü edilen süreçlerde davalara katılan çok sayıda kişi vefat etmiştir. Yasaya uygun olarak mahkemenin mirasçıları saptaması ve davalara katılımın sağlanması için ikametgah bilgilerini soruşturması gerekmiştir. Ayrıca çok sayıda kişi davalara müdahil olarak katılmış ve her seferinde mahkemenin müdahil olma talebini diğerlerine iletmesi gerekmiştir.
Başvuranlar bu tespitlere karşı çıkmaktadır.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AİHM mahkemeye sunulan bütün unsurların incelenmesinden başvuranların ve babalarının duruşmalara katılmamalarının yargılama sürecinin uzamasına neden olduğu kanaatine varmaktadır. Bununla birlikte adı geçenlerin duruşmalara iştirak etmemeleri gözlemlenen gecikmenin ana unsuru değildir.
Duruşma tutanaklarından anlaşıldığı kadarıyla bahse konu dava sürecinin aşırı uzamasına esasen davaya üçüncü şahısların katılması, belgelerin temininde geçen süre ve bilhassa olay yeri keşifleri neden olmuştur. AİHM bu bağlamda iki yargılama sürecinde de Kadastro Mahkemesinin öngörülen tarihlerde olay yeri keşfi yapılmasını birçok kez ertelediğini saptamaktadır.
AİHM, içtihadının, sözleşmeci devletlere, adli makamlarının herkesin, hukuki yükümlülük ve haklarına ilişkin itirazlarını makul bir sürede nihai bir karar elde etme hakkını güvence altına alacağı şekilde adli sistemlerini düzenleme yükümlülüğü getirdiğini hatırlatır (Bkz. Comingersoll S.A.-Portekiz kararı no: 35382/97). Bu durumda sözü edilen yargılamanın ağır ilerleyişi esasen ulusal makamların yükümlülüğündedir.
AİHM bu konudaki yerleşik içtihadı ve sözü edilen gerekçeler ışığında yargı süreçlerinin uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» koşulunu karşılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre AİHM işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri 1.000 YTL. (yaklaşık 525 Euro) maddi ve 20.000 YTL. (yaklaşık 10.500 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AİHM buna karşın, manevi tazminat başlığı altında başvuranların her birine talep ettikleri miktarın ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranların her biri kanıtlayıcı belge olmaksızın AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri ve masrafları için 3.000 YTL talep etmektedir.
Hükümet AİHMyi bu meblağları reddetmeye davet etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvuranların bu taleplerini reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4 a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat için 10.500 (on bin beş yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy