(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (1412 S. K. m. 128) (2709 S. K. m. 19) (466 S. K. m. 1) (AYAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (HACI ÖZEN - TÜRKİYE DAVASI) (FOX, CAMPBELL VE HARTLEY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TUNCER VE DURMUŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 20775/03)
KARAR
STRAZBURG
2 Aralık 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 20775/03 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Yetgin Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Metin Goran, Mehmet Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul (Malğaz) Kervanoğlunun (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Nisan 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvurunun yapılmasına neden olan olayların gerçekleştiği tarihte, başvuranlar Şırnaktaki Demokratik Halk Partisine (DEHAP) mensuptu.
27 Ocak 2003te İdildeki İkinci Hudut Tabur Komutanlığına yapılan silahlı saldırıda bir asker öldürülmüştür.
Olayı müteakiben, İdil ve Şırnak Cumhuriyet Savcıları soruşturma başlatmıştır.
28 Ocak 2003te İdil Cumhuriyet Savcısı, İdil Sulh Hukuk Mahkemesinin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 94. maddesi uyarınca güvenlik güçlerine, başvuranların evini arama yetkisi vermesini talep etmiştir.
Mahkeme aynı gün 2003/7 nolu kararla, talebi kabul etmiş ve güvenlik güçlerine, delil toplama amacıyla başvuranların evlerini gündüz arama yetkisi vermiştir.
28 Ocak 2003te, sabah 7 ila 8.30 arasında, başvuranlar ve diğer on kişi, İdil ve Şırnak polis karakollarının terörle mücadele şubesi polis memurlarınca evlerinde yakalanmıştır. Arama, el koyma ve yakalama tutanaklarına göre, silahlı saldırı nedeniyle ve İdil Sulh Hukuk Mahkemesinin kararına (2003/7 nolu karar) uygun olarak yakalanmışlardır. Arama sırasında güvenlik güçleri, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlunun evlerindeki müzik kompakt disklerine el koymuştur. Beşir Gasyakın evinde bulunan disklerden bazıları, ayrımcı propaganda içermiştir. Diğer başvuranların evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bir şey olmamıştır.
29 Ocak 2003te İdil Emniyet Müdür yardımcısı, İdil Cumhuriyet Savcısına bir yazı göndererek başvuranların gözaltında tutulma süresinin iki gün daha uzatılmasını talep etmiştir. Emniyet Müdür Yardımcısı yazısında, başvuranların polise düzenlenen silahlı saldırıda yer aldıklarının kabul edildiğini iddia etmiştir. İdil Cumhuriyet Savcısı aynı gün, başvuranların gözaltı süresini talep edildiği şekilde uzatmıştır.
Ali Nas ve Beşir Gasyak, 29 Ocak 2003te; Havil Adırbelli, Resul Kervanoğlu ve Metin Goran, 30 Ocak 2003te; Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran 31 Ocak 2003te polise ifade vermiştir. Kendilerine, 27 Ocak 2003teki silahlı saldırıya dahil olup olmadıkları sorulmuştur. Beşir Gasyak, ayrıca evinde ele geçirilen müzik kompakt diskleri hakkında da sorgulanmıştır. Başvuranların tamamı olay sırasında evlerinde olduklarını ve silahlı saldırıya katılmadıklarını ileri sürmüştür.
Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlu, talepleri üzerine, polis tarafından gözaltında tutukları süre içerisinde 30 Ocak 2003te yasal temsilcileri Elçi ile görüşmüşlerdir. Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goran avukat talebinde bulunmamışlardır.
İdil Emniyet amir yardımcısı, 31 Ocak 2003 tarihli bir yazı ile İdil Cumhuriyet Savcılığına polis operasyonu hakkında bilgi vermiştir. Yazıda, polisin elinde altı başvuran hakkında dosya bulunduğu kaydedilmiştir. 1980lerde ve 1990larda, yasadışı bir örgüt olan PKKya (Kürdistan İşçi Partisi) yardım ve yataklık ettikleri şüphesi ile Havil Adırbelli, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Gülek Adırbelli hakkında soruşturma düzenlenmiştir. Ayrıca Yetgin Adırbelli, silah taşıdığı şüphesi ile yakalanmış ve Metin Goran hakkında, sahtecilik şüphesi ile soruşturma yürütülmüştür.
Başvuranlar aynı gün İdil Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıştır. Savcı, Yetgin Adırbelli, Havil Adırbelli, Gülek Adırbelli, Mehmet Goran, Metin Goran, Ali Nas ve Resul Kervanoğlunun serbest bırakılmasına ve Beşir Gasyakın, İdil Sulh Hukuk Mahkemesinin tek hakimine havale edilmesine karar vermiştir. Hakim, Beşir Gasyakın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
28 Şubat 2003te İdil Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı lehine yetkisizlik kararı vererek soruşturmayı, sözkonusu savcılığa havale etmiştir.
12 Mart 2003te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranlar aleyhinde cezai takibat başlatmak için yeterli delil bulunmadığı gerekçesi ile takipsizlik kararı vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 5/1 (c) maddesine dayanarak yakalanmalarının ve polis tarafından gözaltında tutulmalarının kanuna aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHSnin 5/3 maddesine dayanarak, gözaltında tutuldukları süre boyunca, kendilerine yalnızca silahlı saldırıya katılıp katılmadıklarına ilişkin sorular sorulması nedeniyle polis gözetiminde gereğinden fazla tutulduklarını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar son olarak gözaltında tutulmalarının kanuna aykırılığı ve gereğinden uzun olması gerekçeleri ile AİHSnin 5. maddesinin 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranların AİHSnin 35/1 maddesi kapsamında mevcut olan iç hukuk yollarını tüketmediklerini kaydetmiştir. Bu bağlamda, başvuranların eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128. maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında tutulmalarına itiraz edebileceklerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvuranların 466 nolu Kanuna dayanarak kanuna aykırı şekilde yakalanmaları ya da gözaltında tutulmalarına karşı tazminat talep edebileceklerini iddia etmiştir.
AİHM, daha önce de benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu gözlemlemektedir (bkz. Öcalan/Türkiye (BD), no. 46221/99, paragraflar 66-71, AİHM 2005-IV; Ayaz ve Diğerleri/Türkiye, no. 11804/02, paragraflar 23-24, 22 Haziran 2006; Hacı Özen/Türkiye, no. 46286/99, 71. paragraf, 12 Nisan 2007). AİHM, sözkonusu davada yukarıda kaydedilen sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel bir durum görememektedir.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, Hükümetin ön itirazlarını reddeder.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Başvuranların AİHSnin 5. maddesinin 1.(c) ve 3. paragrafları bağlamındaki şikayeti
Başvuranlar, yakalanmalarını gerektiren makul bir şüphenin mevcut olmadığını kaydetmiştir. DEHAPa üye olmaları nedeniyle gözaltına alındıklarını ve polisin, aleyhlerinde delillere sahip olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Hükümet, başvuranların İdildeki İkinci Hudut Tabur Komutanlığına yapılan ve bir erin ölümü ile sonuçlanan silahlı saldırıya ilişkin soruşturma kapsamında yakalandıklarını ileri sürmüştür. Ayrıca, DEHAPa üye olmalarına ilişkin sorgulanmadıklarını iddia etmiştir.
AİHM, makul şüphenin mevcut olması için objektif bir gözlemciyi, ilgili kişinin sözkonusu suçu işlemiş olabileceğine ikna eden delillerin ve bilgilerin var olması gerektiğini yineler (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990, 32. paragraf, A Serisi no. 182). Ancak, şüpheye yol açan delillerin, bir mahkumiyeti ya da cezai soruşturmanın sonraki aşamasında yapılan bir suçlamayı haklı çıkaran deliller kadar açık olması gerekmemektedir (bkz. Murray/İngiltere, 28 Ekim 1994, 55. paragraf, A Serisi no. 300-A).
Bu çerçevede terör suçları belli bir sıkıntı yaratmaktadır çünkü polis, kamu güvenliği gereği olarak, güvenilir olan ancak, şüpheliye açıklandığı ya da mahkemeye sunulduğu tardirde bilgiyi vereni tehlikeye düşürecek bir bilgiye dayanarak, şüpheli teröristi yakalayabilir. Her ne kadar Sözleşmeye taraf devletlerden, şüpheli teroristin tutuklanmasına yol açan şüphenin ne derece makul olduğunu göstermek için gizli bilgi kaynaklarını açıklamaları istenemezse de, AİHM, terör suçları ile mücadele gereği adına makullük kavramının AİHSnin 5/1 maddenin (c) paragrafınca teminat altına alınan güvenceyi ihlal edecek şekilde genişletilmesine izin veremez. Bu koşullar altında bile, Sorumlu Hükümet AİHMye, yakalanan kişilerin iddia edilen suçu işlediklerinden şüphe etmenin makul olduğuna dair en azından bazı deliller veya bilgiler sunmalıdır (bkz. Fox, Campbell ve Hartley, 34. paragraf; OHara/İngiltere, no. 37555/97, 35. paragraf, AİHM 2001-X; Tuncer ve Durmuş/Türkiye, no. 30494/96, 48. paragraf, 2 Kasım 2004).
AİHM mevcut davada, başvuranların ilk olarak DEHAP üyesi olmaları nedeniyle yakalandıklarını iddia ettiklerini ve Hükümetin, sözkonusu iddiaya itiraz ettiğini kaydeder. AİHM, başvuranların soruşturmanın hiçbir aşamasında sözkonusu siyasi parti üyeliğine ilişkin sorgulanmadıklarını gözlemler. Dolayısıyla başvuranların yakalanmalarına, DEHAP üyesi olmalarının neden olup olmadığına ilişkin yorumda bulunmak, AİHMnin görevi değildir.
AİHM, Hükümetin, iki kez talep edildiği halde, İdil Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesince yapılan ve başvuranların yakalanmalarına yol açan değerlendirmeye ilişkin belgeleri sunmadığını gözlemler. Ayrıca, İdil Sulh Hukuk Mahkemesinin güvenlik güçlerine, başvuranların evlerini arama yetkisi verdiği kararında, güvenlik güçlerinin ve Cumhuriyet Savcısının, başvuranların silahlı saldırıya dahil olduklarından şüphe etme sebeplerine ilişkin bilgi yer almamaktadır. İdil Sulh Hukuk Mahkemesinin güvenlik güçlerine, arama yetkisi verme amacı delil elde etmektir ve başvuranların evlerinde, 27 Ocak 2003 tarihli silahlı saldırıya katıldıklarına ilişkin deliller ele geçirilmemesine rağmen, yakalanmışlar ve polis tarafından gözaltına alınmışlardır.
Hükümetin, başvuranların yakalanması ve gözaltına alınmasına ilişkin tatmin edici bir açıklamada bulunmamasına rağmen, AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların silahlı saldırıda yer almış olabilecekleri konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bır delilin ya da bilginin mevcut olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, başvuranların AİHSnin 5. maddesinin 1.(c) paragrafı kapsamında gözaltına alınmalarının, suç işlediklerine ilişkin makul bir şüpheye dayandığı sonucuna varmaz. Dolayısıyla, sözkonusu madde ihlal edilmiştir.
Başvuranların yakalanmaları ve gözaltında tutulmalarının, AİHSnin 5. maddesinin 1.(c) paragrafı kapsamında kanuna uygun olmadığı sonucuna varan AİHM, AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemeye gerek görmemektedir (bkz., mutatis mutandis, Emrullah Karagöz/Türkiye, no. 78027/01, 63. paragraf, AİHM 2005-X (özetler); Jecius/Litvanya, no. 34578/97, 75. paragraf, AİHM 2000-IX).
2. Başvuranların AİHSnin 5/4 maddesi bağlamındaki şikayeti
Başvuranlar, AİHSnin 5/4 maddesine dayanarak, yakalanmalarına ve polis tarafından gözaltında tutulmalarına itiraz edebilecekleri iç hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri sürmüştür.
Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMUKun 128. maddesinin, gözaltında tutulmanın yasallığına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolu ortaya koyduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, benzer hususların ortaya konduğu davalarda, Hükümetin yukarıda kaydedilen görüşlerini reddettiğini ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder (bkz., diğer hususlar meyanında, Öcalan, 76. paragraf; Özçelik/Türkiye, no. 56497/00, 34. paragraf, 20 Şubat 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 4489/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007). Mevcut davada sözkonusu başvurularda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olan özel koşullar tespit etmemiştir.
Sonuç olarak AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.
3. Başvuranların AİHSnin 5/5 maddesi bağlamındaki şikayeti
Başvuranlar, AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına dayanarak, yakalanmalarına ve polis tarafından gözaltında tutulmalarına karşı tazminat isteme haklarının bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, Anayasanın 19. maddesi uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişinin, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahip olduğunu kaydetmiştir. Kanuna aykırı şekilde gözaltına alma durumlarında, kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 466 nolu Kanun bağlamında, tazminat talebinin birinci derece mahkemesinin nihai kararını vermesinden itibaren üç ay içerisinde yapılabileceğini ileri sürmüştür.
AİHM, 466 nolu Kanun bağlamındaki tazminat davasının, diğer hususlar meyanında, kişinin kanuna aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı (Madde 1/1) veya kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra hakkında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verildiği (Madde 1/6) durumlarda açılabileceğini kaydeder.
AİHM, başvuranların polis gözetiminde tutulmasının, başlangıçta iç hukuka uygun olduğunu gözlemler. Dolayısıyla, 466 nolu Kanunun öngördüğü iç hukuk yolunu kullanarak özgürlüklerinin kanuna aykırı olarak kısıtlanmasına karşılık tazminat talep edemezler (bkz. Çetinkaya ve Çağlayan/Türkiye, no. 3921/02, 35003/02 ve 17261/03, 46. paragraf, 23 Ocak 2007).
AİHM, ayrıca, başvuranların 466 nolu Kanunun 1/6 maddesine dayanarak tazminat davası açmalarının mümkün olduğunu gözlemler. Ancak ulusal mahkemelerin, 466 nolu Kanun hükümlerince tazminat ödenmesine karar verirken, yalnızca takipsizlik kararına dayanarak değerlendirmede bulunduklarını ve özgürlükten mahrum bırakılmanın, AİHSnin 5. maddesinin ilk dört paragrafına aykırı olup olmadığını incelemediklerini kaydeder (bkz. Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri/Türkiye, no. 50086/99, 50. paragraf, 3 Mayıs 2007; Medeni Kavak/Türkiye, no. 13723/02, 34. paragraf, 3 Mayıs 2007; Saraçoğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 4489/02, 52. paragraf, 29 Kasım 2007).
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların özgürlüklerinin, 466 nolu Kanun hükümleri uyarınca, AİHSnin 5. maddesinin 1 ila 4. paragraflarını ihlal edecek şekilde kısıtlanmasına karşı, AİHSnin 5/5 maddesinin öngördüğü şekilde icra edilebilen bir tazminat hakkına sahip olmadıkları sonucuna varır.
Dolayısıyla AİHSnin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin hiçbir maddesine dayanmadan, gözaltında tutuldukları ve İdil Cumhuriyet Savcısı önünde sorgulandıkları süre içerisinde adli yardım alamadıklarından şikayetçi olmuştur.
AİHM, sözkonusu şikayetin, AİHSnin 6. maddesinin 3. paragrafı (c) bendi bağlamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.
Hükümet, avukat yardımı talep eden başvuranların, tutuklulukları sırasında yasal temsilcileri ile görüştüklerini kaydetmiştir.
AİHM, Havil Adırbelli, Metin Goran, Ali Nas, Beşir Gasyak ve Resul Kervanoğlunun polis tarafından gözaltında tutuldukları süre boyunca, talepleri üzerine, yasal temsilcileri ile görüştüklerini ve Yetgin Adırbelli, Gülek Adırbelli ve Mehmet Goranın böyle bir talepte bulunmadıklarını gözlemler.
AİHM, bununla birlikte, kişinin beraetine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen bir cezai yargılamada kişinin, AİHSnin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyeceğini hatırlatır (bkz. Cahit Demirel/Türkiye (karar), no. 18623/03, 11 Eylül 2007).
AİHM, mevcut davada, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısının 12 Mart 2003te başvuranlar aleyhinde cezai takibat başlatmamaya karar verdiğini gözlemler. Dolayısıyla başvuranlar, AİHSnin 34. maddesine dayanarak 6. maddenin 3. paragrafının (c) bendinin ihlal edildiğini iddia edemezler.
Sonuç olarak, başvurunun sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları kapsamında reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 6,000 Euro (EUR) talep etmiştir.
Hükümet, başvuranların taleplerine itiraz etmiştir.
AİHM, AİHSnin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bir yandan AİHSnin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. paragraflarına ilişkin ihlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanısındadır. Diğer yandan, AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilmesi sonucu maruz kaldıkları manevi zararın, yalnızca ihlal bulgusu ile tazmin edilemeyeceği sonucuna varmaktadır. İçtihadını göz önünde bulunduran ve hakkaniyete dayanan bir değerlendirmede bulunan AİHM, başvuranların her birine sözkonusu başlık altında 1,500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraflar için 1,566 Euro talep etmiştir. Taleplerine gerekçe olarak, yasal temsilcilerinin verdiği sekiz saat kırk dakikalık hizmeti gösteren zaman çizelgesini ve AİHM önünde temsil edilmeleri karşılığında yaptıkları harcamaları gösteren tabloyu sunmuştur.
Hükümet, başvuranların bu başlık altındaki taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak başvurunun gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde bulunduran AİHM, başvuranlara AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için toplam 900 EUR tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranların AİHSnin 5. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;
4. AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
5. AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
6. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Sorumlu Hükümetin ulusal para birimine çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Manevi tazminat olarak her birine 1,500 EUR (bin beş yüz Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için toplam 900 EUR (dokuz yüz Euro) ve başvuranlara uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy