(AİHS m. 6, 9, 10, 11, 14, 34, 35, 41, 44) (647 S. K. m. 6) (1412 S. K. m. 316) (2911 S. K. m. 22) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (BELILOS - İSVİÇRE DAVASI) (DJAVIT AN - TÜRKİYE DAVASI) (PLATTFORM ARZTE FÜR DAS LEBEN - AVUSTURYA DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 21831/03)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 21831/03 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Sinan Cem Uzunget, Alaattin Uğraş, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Rıza Altuntov, Kazım Savcı, İsmail Temizyürek, Nazime Karakaya, Zeynep Şeker, Leyla Mahi Uğraş, Songül Ergül, Esma Seviş, Fatma Özcelik ve Hüseyin Bolatın (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 19 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Olkun, R. Karaman ve Kenan Arslan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1975, 1964, 1982, 1976, 1983, 1978, 1961, 1947, 1955, 1975, 1979, 1953, 1952 ve 1976 doğumludur ve Ankarada yaşamaktadır.
31 Temmuz 2000 tarihinde başvuranlar, diğer bazı kişilerle birlikte, F-tipi cezaevlerini ve Bergama Cezaevinde meydana gelen olayları (27 Temmuz 2000de tutuklular ve güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir) protesto etmek amacıyla Ankaradaki umumi bir parkta toplanmıştır. Katılımcılar, F-tipi cezaevleri ve Bergama Cezaevinde meydana gelen olaylar hakkındaki endişelerini dile getirmek için bir basın açıklaması yapmak istemişlerdir. Polis memurları, megafon kullanarak kalabalığı gösterinin, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırı olduğu yönünde uyarmıştır. Grup, polisin uyarısına önem vermemiştir. Polis memurları bunun üzerine başvuranların da dahil olduğu yirmi dört kişiyi yakalamış ve göz altına almıştır. Başvuranların sunduğu gazete makalelerinden polis memurlarının, protestocuları dağıtmak için güç kullandıkları anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, protestocuların bir kısmı yaralanmış ve bir kısmı da polis memurları tarafından yakalanmıştır.
Polis memurlarının hazırlayıp imzaladığı yakalama tutanağına göre başvuranlar, ellerinde protesto afişleri ile gösteri yapmaktaydı. Başvuranları gösteriye son vermeleri için uyarması ardından polis, gösterilerine devam eden protestocuları yakalamıştır. Yakalama tutanağında aynı zamanda yakalama sırasında göstericilerle girdikleri çatışmada yaralanan üç polis memurunun, hastaneye götürülmeleri gerektiği kaydedilmiştir. Sağlık raporlarına göre, polis memurları işlerinden iki gün süreyle alıkonmuştur.
31 Ağustos 2000 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı, Ankara Asliye Ceza Mahkemesine, 2911 sayılı Kanuna aykırı olarak yetkili makamların izni olmadan kamuya açık bir alanda düzenlenen gösteriye katılmakla suçladığı başvuranlar ve diğer dokuz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur.
Başvuranlar, polis memurlarının asliye mahkemesi önündeki yargılama sırasında silahlı olduklarını ve savunma avukatlarını sözlü olarak taciz ettiklerini ileri sürmüştür. Ayrıca, polis memurları, yargılamada taraf olmadıkları halde dava dosyasındaki raporların ve ifadelerin birer nüshasını almışlardır. Başvuranların, sözkonusu olayların duruşma tutanağına dahil edilmesine ilişkin talepleri reddedilmiştir.
5 Temmuz 2001 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklardan bazılarının beraatına karar vermiş ancak kendilerinin ve görgü tanıklarının sundukları delillere dayanarak başvuranları suçlu bulmuştur. Mahkeme başvuranların, polisin toplanmalarının kanuna aykırı olduğu ve dağılmaları gerektiği yönündeki uyarısını dikkate almadığı sonucuna varmıştır. Ayrıca, başvuranların savunmalarını inceleyen mahkeme, başvuranların, F-tipi cezaevlerini ve Bergama Cezaevinde meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla parkta toplandıklarını kabul ederek, suçlarını tevil yoluyla ikrar ettikleri kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, olay tarihinde henüz reşit olmadığı cihetle (on yedi buçuk yaşındaydı) Rıza Altuntovu para cezasına; diğer başvuranları birer yıl üçer ay hapis cezasına çarptırmıştır. 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca Alaattin Uğraş, Sinan Cem Uzunget ve İsmail Temizyürek dışındaki başvuranların cezalarını ertelemiştir.
7 Mart 2002 tarihinde başvuranlar, Yargıtay önünde ilk derece mahkemesinin kararına itiraz etmişlerdir. Yargıtay Başsavcısının tebliğnamesi, başvuranlara gönderilmemiştir.
19 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ulusal mahkemelerin kendilerini adil şekilde yargılamadığından şikayetçi olmuştur. Kendilerine hiçbir zaman Başsavcının Yargıtaya sunduğu tebliğnameye cevap verme fırsatı verilmediğini iddia etmişlerdir. Ayrıca, polis memurları tehditkar ve saldırgan hareketleri ile yargılamanın adilliğine zarar vermişler ve duruşma hakimi, sözkonusu hareketleri göz ardı etmiştir. Buna ek olarak, başvuran Rıza Altuntov olay tarihinde reşit olmadığı cihetle çocuk mahkemesi tarafından yargılanması gerektiğini iddia etmiştir. Başvuranlar, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmiş ve yargılamanın adil olduğunu kaydetmiştir.
A. Başvuranların çekişmeli yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası
1. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
Hükümet, temyize ilişkin Başsavcı görüşünden bağımsız olarak karar verme yetkisine sahip olması nedeniyle Başsavcının tebliğnamesinin, Yargıtay üzerinde bağlayıcı olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranların ya da temsilcilerinin dava dosyasını ve belgeleri inceleme hakları bulunduğunu ileri sürmüştür. Son olarak Hükümet, 27 Mart 2003 tarihli değişiklik üzerine, CMKnın 316. maddesi uyarınca, Yargıtay Başsavcısının tebliğnamesinin taraflara gönderilmesi gerektiğini kaydetmiştir.
Başvuranlar iddialarını yinelemişlerdir.
AİHM, Göç/Türkiye davasında aynı şikayeti incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu kaydeder ((BD), no. 36590/97, 58. paragraf, AİHM 2002-V). Sözkonusu kararda, Başsavcının görüşlerinin niteliğini ve başvuranlara cevaben yazılı görüşlerini sunma fırsatı verilmemesini göz önüne alan AİHM, başvuranların çekişmeli yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel koşullar tespit etmemiştir.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Polis memurlarının tehditleri sonucu yargılamanın adil yapılmadığı iddiası
Başvuranlar, duruşmalara katılan polis memurlarının, sanıkları tehdit ederek yargılamanın adilliğine zarar verdiklerini iddia etmişlerdir. Duruşma hakiminin, bu hareketleri göz ardı ettiğini ve bunlara duruşma tutanaklarında yer vermediğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet, sözkonusu iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranların iddialarını destekleyen deliller sunmadıklarını kaydeder. Ayrıca, ilk derece mahkemesinin, başvuranları suçlu bulurken, polis memurlarının hareketleri ya da ifadelerinden ziyade görgü tanıklarının sundukları delilleri ve başvuranların savunmalarını göz önüne aldığı anlaşılmaktadır. Bu koşullar altında, ilk derece mahkemesinin duruşmaya katılan polis memurlarının hareketlerinden gereğinden fazla etkilenmiş olduğu söylenemez.
Bu nedenle sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
C. Rıza Altuntovun yargılanması
Başvuran Rıza Altuntov, sözkonusu tarihte reşit olmadığı cihetle çocuk mahkemesince yargılanması gerektiğini iddia etmiştir. Buna göre, ceza mahkemesince yargılanması ve mahkum edilmesi, AİHSnin 6/1 maddesi bağlamındaki haklarının ihlal edilmesine yol açmıştır.
Hükümet, Rıza Altuntovun o zamanlar yürürlükte olan iç hukuka uygun olarak ceza mahkemesi tarafından yargılandığını kaydetmiştir. Ulusal mahkemeler, yargılama sürecinde Altuntovun yaşını göz önüne almış ve suçlu bulunması ardından cezasına karar verirken Ceza Kanunu maddelerini lehine uygulamışlardır.
AİHM, 6/1. madde bağlamındaki güvencenin, çocuklar aleyhindeki cezai yargılamalara ne şekilde uygulandığını değerlendirdiği çok sayıda davaya bakmadığını kaydeder. Ancak, bütünüyle yorumlandığında 6. maddenin sanığın cezai yargılanmasına etkin olarak katılma hakkını güvence altına aldığını yineler (bkz. T./İngiltere (BD), no. 24724/94, 83. paragraf, 16 Aralık 1999). Ayrıca, sözkonusu maddenin asıl amacı, herhangi bir suç isnadını karara bağlama yetkisi bulunan bir mahkeme tarafından, hukukun üstünlüğüne dayanarak ve kanunda öngörülen yargılama usullerine uygun olarak, adil şekilde yargılama yapılmasını sağlamaktır (bkz., mutatis mutandis, Magee/İngiltere, no. 28135/95, 41. paragraf, AİHM 2000-VI, ve Belilos/İsviçre, 29 Nisan 1988, 64. paragraf, A Serisi, no. 132).
Dolayısıyla, on sekiz yaşın altındaki bir küçüğün, çocuk mahkemesi yerine ceza mahkemesince yargılanmasının, 6/1. madde bağlamındaki adil yargılanma güvencesini ihlal ettiği söylenemez.
Ancak, AİHM suçla itham edilen bir çocuğun, yaşı, olgunluk seviyesi, entellektüel ve duygusal kapasitesi göz önünde bulundurularak yargılanmasının ve yargılamayı anlayarak yargılamaya katılma yetisini geliştirecek adımlar atılmasının gerekli olduğu kanaatindedir (bkz. T/İngiltere, 84. paragraf).
AİHM yukarıda kaydedilenler ışığında, 30 Temmuz 2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun tarafından getirilen değişiklikleri müteakiben, çocuk mahkemelerinin cezai hususlardaki yargılama yetkisinin, on sekiz yaşın altındaki küçükleri de kapsayacak şekilde genişlediğini kaydeder. Bununla birlikte, yukarıda anılan değişiklikten önce, çocuk mahkemelerinin yalnızca on beş yaşın altındaki küçükleri yargılama yetkisi bulunmaktaydı. Bu nedenle, ilgili tarihte on yedi buçuk yaşında olması nedeniyle küçük sayılmayan başvuran Rıza Altuntov, yürürlükteki yasalar gereğince bir ceza mahkemesi tarafından yargılanmıştır.
Ancak, Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin kararından, duruşma hakiminin başvurana verilecek cezaya karar verirken yaşını göz önüne aldığı ve kendisini yalnızca para cezasına çarptırdığı anlaşılmaktadır. Bu koşullar altında aleyhinde yapılan yargılama sırasında başvuranın avukat tarafından etkili şekilde temsil edildiğini ve on yedi buçuk yaşında olması nedeniyle yargılamayı anlamayarak ona yeterince iştirak edemediğine işaret eden bir gösterge bulunmamasını göz önüne alan AİHM, başvuranın ceza mahkemesi tarafından yargılanmasının AİHSnin 6/1 maddesi bağlamındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiği kanaatinde değildir.
Sonuç olarak, sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
II. AİHSNİN 9., 10. VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuranlar, polisin toplanmalarına müdahale etmesinin AİHSnin 9., 10. ve 11. maddeleri bağlamındaki düşünce, ifade ve toplantı yapma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, başvuranların şikayetlerinin yalnızca 11. madde yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
1. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
1. Barışçı toplantı özgürlüğüne müdahalede bulunulup bulunulmadığı
Hükümet, başvuranların AİHSnin 11. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale edilmediğini iddia etmiştir.
AİHM, polis müdahalesinin ve başvuranların, müteakip olarak, düzenlenen mitinge katılmaları nedeniyle suçlu bulunmalarının, 11. madde bağlamındaki haklarına başlı başına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir.
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı
Hükümet, sözkonusu mitingin kanuna aykırı olarak düzenlendiğini kaydetmiştir. 11. maddenin ikinci paragrafının, kargaşayı önlemek amacıyla barışçı toplantı hakkına kısıtlamalar getirdiğini kaydeder.
AİHM, müdahalenin kanunda öngörülmüş olmadığı, 2. paragraf bağlamındaki bir ya da daha fazla meşru amaca hizmet etmediği ve sözkonusu amaçların yerine getirilmesi için demokratik bir toplumda gerekli olmadığı müddetçe 11. maddenin ihlalini teşkil edeceğini yineler.
Bu bağlamda, mevcut davadaki müdahalenin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 22. maddesine dayandığı ve dolayısıyla AİHSnin 11/2 maddesi bağlamında kanunda öngörülmüş olduğu kaydedilmiştir. Hükümet, meşru amaca ilişkin olarak, müdahalenin kamu düzeninin bozulmasını engellemeye yönelik meşru bir amaca hizmet ettiğini kaydetmiş ve AİHM, bunu kabul etmiştir.
Müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususunda AİHM, öncelikle 11. maddeye ilişkin kararlarına dayanak teşkil eden temel ilkelere atıfta bulunur (bkz. Djavit An/Türkiye, no. 20652/92, paragraflar 56-57, AİHM 2003-III, ve Plattform Ärzte für das Leben/Avusturya, 21 Haziran 1988, 32. paragraf, A Serisi no. 139). Bu içtihattan, yetkili makamların, kanuna uygun olarak yapılan mitinglerin barışçı şekilde gerçekleştirilmesine ve vatandaşların güvenliğinin sağlanmasına yönelik uygun önlemleri alma yükümlülüklerinin bulunduğu anlaşılmaktadır (bkz. Balçık ve Diğerleri/Türkiye, no. 25/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007, ve Oya Ataman/Türkiye, no. 74552/01, 35. paragraf, AİHM 2006-
).
AİHM ayrıca devletlerin, yalnızca barışçı toplantı özgürlüğünü korumakla yükümlü olmayıp aynı zamanda sözkonusu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten de kaçınması gerektiğini kaydeder. AİHM son olarak, 11. maddenin asıl amacının bireyi, koruma altındaki haklarını kullanırken keyfi müdahalelere karşı korumak olduğunu; bununla birlikte, bu haklardan etkili şekilde yararlanılmasını sağlama amaçlı pozitif yükümlülüklerin de bulunabileceğini değerlendirmektedir (bkz. Djavit An, 57. paragraf ve Oya Ataman, 36. paragraf).
AİHM, sözkonusu ilkelerin aynı zamanda kamuya açık alanlarda düzenlenen gösterilere ve yürüyüşlere de uygulanabileceği kanısındadır. Ancak, Yüksek Sözleşmeci bir Devletin, a priori, kamu düzeni ve ulusal güvenlik sebepleriyle, toplantı düzenlenmesini izne tabi tutması ve dernek faaliyetlerini düzenlemesi 11. maddenin ruhuna aykırı değildir (bkz. Djavit An, paragraflar 66-67).
AİHM, ulusal mevzuat uyarınca, sözkonusu tarihte kamuya açık bir miting düzenlemek için izin gerekmediğini; ancak, yapılacak toplantının olaydan yetmiş iki saat önce bildirilmesi gerektiğini gözlemler. İlke olarak, bu nitelikteki düzenlemeler, AİHS tarafından koruma altına alınan barışçı toplantı özgürlüğüne gizli engel teşkil etmemelidir. Gayet açıktır ki kamuya açık bir alanda düzenlenen herhangi bir gösteri, gündelik hayatta belirli düzeyde bir aksamaya yol açmakta ve muhalefet görmektedir. Bu durumda, demokratik sürecin aktörleri olarak derneklerin ve gösteriyi organize eden diğer kişilerin, yürürlükteki mevzuata uygun olarak, sözkonusu süreci düzenleyen kurallara riayet etmeleri önemlidir (bkz. Oya Ataman, 38. paragraf).
Mevcut davada, başvuranların F-Tipi cezaevi sistemini ve Bergama Cezaevinde meydana gelen şiddetli çatışmaları protesto etmek amacıyla 31 Temmuz 2000 tarihinde bir parkta yapılan toplantıya katıldıkları anlaşılmaktadır. Ancak polis memurları mitinge müdahale etmiş ve katılımcıların dağılmasını istemiştir. Başvuranlar ve diğer katılımcılar sözkonusu uyarıya uymadıkları için polis memurları, kalabalığı dağıtma amacıyla güç kullanmıştır. Tarafların ifadelerinden, göstericilerden bazılarının şiddet kullanarak karşılık verdikleri, kargaşa çıktığı ve bunun sonucunda, üç polis memuru ile bazı protestocuların yaralandıkları anlaşılmaktadır.
AİHM, sözkonusu grubun kamu düzenine ciddi bir tehlike arz ettiklerini gösteren delillerin mevcut olmadığını gözlemler. Ancak, Ankaranın merkezi noktasında bulunan bir parkta belli ölçüde rahatsızlık yaratmış olmaları olasıdır. Başvuranların da aralarında bulunduğu protestocuların, cezaevlerindeki tutukluluk koşullarına ilişkin hassas bir konuya dikkat çekmek istedikleri ve toplantının başta barışçı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, yetkili makamlar göstericileri dağıtmak için kayda değer bir güç kullanarak derhal müdahalede bulunmuş ve bunun sonucunda artan gerilim, çatışmalara yol açmıştır.
AİHM, göstericilerin şiddet içeren eylemlerde bulunmadıkları durumlarda, yetkili makamların barışçı toplantılara belirli derecede hoşgörü göstermelerinin, AİHSnin 11. maddesince güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün bütünüyle ihlal edilmemesi bakımından önemli olduğu kanaatindedir.
Dolayısıyla, AİHM mevcut davada polis memurlarının müdahalede bulunurken kullandıkları gücün orantılı olmadığı ve AİHSnin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kargaşanın önlenmesi için gerekli olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak AİHM, başvuranların bazılarına verilen bir yıl üç aylık hapis cezasının, dava koşulları altında orantılı olduğunun kabul edilemeyeceğini gözlemler.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
III. AİHSNİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ayrıca AİHSnin 14. maddesine dayanarak, siyasi görüşleri dolayısıyla mahkum oldukları gerekçesiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmüştür.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
Sunulan delilleri inceleyen AİHM, sözkonusu maddenin ihlal edilmediği kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak, başvurunun sözkonusu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde kabuledilemez olduğuna karar verilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.
A. Zarar
Başvuranların her biri maddi ve manevi tazminat olarak aşağıda kaydedilen meblağları talep etmiştir:
- Sinan Cem Uzunget maddi tazminat olarak 50,500 Euro ve manevi tazminat olarak 100,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, AİHMnin ihlal tespitinde bulunması halinde, ulusal mahkemelerce yeniden yargılanmayı, sabıka kaydının silinmesini ve kamu hizmeti görevine yeniden getirilmeyi talep etmiştir.
i) Alaattin Uğraş, maddi tazminat olarak 48,977 Euro ve manevi tazminat olarak 50,000 Euro talep etmiştir.
ii) İsmail Temizyürek maddi tazminat olarak 47,000 Euro ve manevi tazminat olarak 50,000 Euro talep etmiştir.
iii) Diğer başvuranlar Rıza Altuntov, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Kazım Savcı, Nazime Karakaya, Zeynep Şeker, Leyla Mahi Uğraş, Songül Ergül, Esma Seviş, Fatma Özcelik ve Hüseyin Bolattan her biri 10,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet, maddi ve manevi tazminat olarak talep edilen meblağların dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmiştir. Başvuranların manevi tazminat talepleri hususunda Hükümet, hükmedilecek herhangi bir tazminatın haksız zenginleşmeye yol açmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını tespit eden AİHM, sözkonusu talebi reddeder.
AİHM, manevi tazminat talepleri hususunda başvuranların, dava koşulları altında belirli derecede sıkıntı çekmiş olduklarının kabul edilmesi gerektiği kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde, AİHSnin 41. maddesinin gerektirdiği gibi, başvuranların her birine 1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranların her biri AİHM önünde yaptıkları masraflar için 3,120 Euro talep etmiştir.
Hükümet, talep edilen meblağların dayanaktan yoksun ve aşırı olduğunu kaydetmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada başvuranlar, avukatlarının taleplerine ilişkin olarak, yalnızca İstanbul Barosunun hazırladığı ücret çizelgesine atıfta bulunmuşlar ve taleplerini destekleyen herhangi bir belge sunmamışlardır. Bu nedenle AİHM, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir (bkz. Balçık ve Diğerleri, 65. paragraf).
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranların çekişmeli yargılanma haklarının ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiği hususundaki şikayetlerinin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Başvuranların çekişmeli yargılanma haklarına ilişkin şikayetleri hususunda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Davalı Devlet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1000 Euro (bin Euro) ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy