(AİHS m. 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 33) (TAŞÇIGİL - TÜRKİYE DAVASI) (SEHER KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (UZUN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 24829/03)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24829/03 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Fikret Çetinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 7 Nisan 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, Diyarbakır Barosu avukatlarından Mahmut Vefa tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran, 1969 doğumludur ve Diyarbakırda ikamet etmektedir.
A. İlk yargılama
1994 yılında, yasadışı bir örgüt (PKK) üyesi olduğu suçlamasıyla Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (ilk derece mahkemesi) önünde başvuran aleyhinde ceza yargılaması başlatılmıştır. Başvuran, 15 Nisan 1999 tarihinde aleyhindeki suçlamalardan beraat etmiştir. İlk derece mahkemesi, beraat kararını verirken başvuranın yasadışı örgüt üyesi olduğunu kanıtlamak için yeterli delil bulunmadığı tespit etmiştir. Ancak, mahkeme, başvuranın örgüte yardım ve yataklık ettiği konusunda yeterli delil bulunduğu sonucuna varmıştır. Bununla birlikte, başvuranın örgüt üyeleri tarafından yardım ve yataklık etmeye zorlandığını göz önünde bulunduran ilk derece mahkemesi, kastın bulunmadığı sonucuna vararak başvuranın beraatına karar vermiştir.
Cumhuriyet Savcısının başvuranın beraatına karşı yapmış olduğu temyiz talebinin Yargıtay tarafından incelenmesinden önce, dava zamanaşımına uğramıştır. Dolayısıyla, 1 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay başvuran aleyhindeki ceza yargılamasını durdurmuştur.
B. İkinci yargılama
Başvuran, 2 Haziran 2000 tarihinde yeniden yakalanmış ve Diyarbakırda gözaltına alınmadan önce sağlık muayenesinden geçmiştir. Sağlık raporuna göre, başvuranın vücudunda herhangi bir yara izine rastlanmamıştır.
Başvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
5 Haziran 2000 tarihinde, polis memurları, başvuranı Ergani yakınlarındaki bir kasabada bulunan ve 1993 yılında bombalanan iki mağaza ve bir kahvehaneye götürmüşlerdir. Bu ziyaretlerle ilgili olarak alınan ifadeye göre, başvuran polise bombalama olaylarını başka kişilerin yardımıyla gerçekleştirdiğini anlatmıştır.
Aynı gün gözaltı sırasında başvurandan alınan ifadede, başvuranın PKK bünyesindeki eylemlerini ayrıntılı biçimde anlattığı kaydedilmiştir.
6 Haziran 2000 tarihinde serbest bırakılan başvuran, sorgulanmak üzere önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra hakim önüne çıkartılmıştır. Başvuran, polis tarafından önceki gün alınan ifadesini inkar etmiş ve herhangi bir bombalama eylemine karışmadığını belirtmiştir. Başvuran, hakime, ifadeyi imzalamayı reddetmesi halinde polis tarafından kötü muameleye maruz kalacağı korkusuyla gözaltındayken vermiş olduğu ifadeyi imzaladığını söylemiştir. Başvuran, 1993 yılında PKK adına tehditle para topladığını, gösterilere katıldığını ve örgütü desteklemek adına bildiri dağıttığını, ancak söz konusu eylemler için zaten yargılanıp cezaevinde yattığını ifade etmiştir. Hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Aynı gün, başvuran doktor muayenesinden geçmiş ve başvuranın vücudunda herhangi bir yara izine rastlanmadığı kaydedilmiştir.
Başvuran, önce polis memurları, daha sonra Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından sorgulanırken avukat tarafından temsil edilmemiştir.
1 Ağustos 2000 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı ülke topraklarını bölmek amacıyla eylemlerde bulunmakla suçlayan bir iddianame ile aynı mahkemede dava açmıştır.
İlk derece mahkemesi önündeki yargılama sırasında, başvuran avukat tarafından temsil edilmiştir. Başvuran, yargılama sırasında sürekli olarak polis ifadesini inkar etmiş ve ilk derece mahkemesine ifadesinin yoğun baskı altında alındığını ifade etmiştir.
6 Kasım 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, başvuranı yasadışı bir örgüte üye olmak ve patlayıcı döşemek suçlarından mahkum etmiştir. Başvuran, 17 yıl 4 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmıştır. İlk derece mahkemesi, mahkumiyet kararını başvuranın gözaltı sırasında alınan ifadesine dayandırmıştır. İlk derece mahkemesi, başvuranın avukatının başvuranın aynı suçlamayla iki kez yargılandığı yönündeki ifadesine cevaben, kararında önceki yargılamanın bombalama olaylarıyla ilgili olmadığını belirtmiştir.
13 Kasım 2001 tarihinde, başvuran mahkumiyet kararını temyiz etmiş ve diğer hususlar meyanında gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını ve bazı belgeleri imzalamaya zorlandığını iddia etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, Yargıtaya sunduğu tebliğnamede, başvuranın kötü muamele iddialarına atıfta bulunmuş ve polis memurlarının başvuranı kahvehaneye götürdükleri sırada çekilen video kaydının ilk derece mahkemesi tarafından göz önünde bulundurulmadığı hususuna Yargıtayın dikkatini çekmiştir. Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay, başvuranın talebi üzerine, temyize ilişkin karar vermeden önce duruşma yapmıştır. Bununla beraber, ne başvuran ne de avukatı duruşmaya katılmıştır. 20 Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay temyiz talebini reddetmiş ve mahkumiyet kararını onamıştır. Söz konusu karar, 16 Aralık 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin sekretaryası tarafından kaydedilmiştir.
HUKUK
I.AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 3. maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
Kabuledilebilirlik
Hükümet, diğer hususlar meyanında, başvuranın kötü muamele iddialarını destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığını ifade etmiştir. Başvuran, medeni ve idari hukuk yollarından yararlanmamıştır. Son olarak, başvuranın iddialarını 2001 yılına kadar ulusal makamlar önünde dile getirmemesi nedeniyle altı ay kuralına uyulmamıştır.
Başvuran, AİHSnin 35. maddesi uyarınca kabuledilebilirlik şartlarını yerine getirdiğini ve Yargıtayın 20 Haziran 2002 tarihli kararının tebliğ edilmesinden itibaren altı ay içerisinde başvuruda bulunduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı başvurunun bu kısmının kabuledilemez olduğu gerekçesiyle başvuranın altı ay kuralına uyup uymadığının veya iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğinin belirlenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatır (Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye, no. 45907/99). Bu nedenle, AİHM, gözaltı sürecinin sonunda hazırlanan sağlık raporunda başvuranın gözaltında kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir bulguya rastlanmadığını kaydeder. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın yerel mahkemeler veya AİHM önünde sağlık raporunun doğruluğuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, dava dosyasında, başvuranın gözaltı sonrasında bir başka doktora muayene olmak istediğini ancak söz konusu talebin reddedildiğini gösteren herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Son olarak, AİHM, başvuranın ulusal makamlar ve AİHM önünde kötü muameleye maruz kaldığı iddiası dışında ne şekilde kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir bilgi vermediğini kaydeder.
AİHM, yukarıda anlatılanlara dayanarak, başvuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığına dair savunulabilir bir iddia ortaya koymadığı sonucuna varır. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesine karar verir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuran, gözaltı sırasında ve polis memurları tarafından kahvehaneye ve mağazalara götürülürken avukat yardımından yararlanamadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 6/1 ve 6/3(c) maddelerine dayandırmıştır. Başvuran, ayrıca, Cumhuriyet Savcısı tarafından Yargıtaya sunulan tebliğnamenin kendisine tebliğ edilmediğini iddia ederek AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın altı ay kuralına uymadığı kanaatindedir. Hükümet, 26 Haziran 2002 tarihinde Yargıtay tarafından başvuranın davasına ilişkin nihai kararın verildiğini, ancak başvuranın 7 Nisan 2003 tarihine kadar (altı ayı aşkın bir süre) başvuruda bulunmadığını ifade etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın söz konusu şikayetleri yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir.
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi konusunda, benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Taşçıgil / Türkiye, no. 16943/03). AİHM, söz konusu davada, Taşçıgil kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir.
Hükümetin altı ay kuralına ilişkin ifadesiyle ilgili olarak, AİHM, Türk Ceza Kanununun 33. maddesinde mahkeme hüküm ve kararlarının taraflara temyiz edilmesinin öngörülmesine rağmen, olayların yaşandığı sırada Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarını davalılara temyiz etmediklerini gözlemlemektedir (Seher Karataş / Türkiye, no. 33179/96). Ancak, sanık veya avukatı, Yargıtay kararı ilk derece mahkemesinin sekretaryasına gönderildiğinde kararın bir kopyasını talep edebilirdi.
Bu davada, Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesi, ilk derece mahkemesinin sekretaryasına gönderildiği 16 Aralık 2002 tarihinden itibaren başvuran ile avukatının tasarrufundaydı. Altı aydan kısa bir süre içerisinde, 7 Nisan 2003 tarihinde AİHMye başvuruda bulunulmuştur.
Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin yukarıda bahsedilen iki ön itirazını da reddeder. AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle söz konusu şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Ceza yargılamansın ilk aşamalarında adli yardım sağlanmadığına ilişkin şikayet
AİHM, Salduz / Türkiye (no. 36391/02) davasında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır. AİHM, söz konusu davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, söz konusu davada, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlar nedeniyle göz atında tutulan herkese uygulandığını hatırlatır. Başvuran sürekli olarak avukat yardımı almadan verdiği ifadeleri inkar ettiği halde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi mahkumiyet kararını verirken söz konusu ifadeleri kullanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu davada, başvuranın avukata erişim hakkının kısıtlanmasından etkilendiği açıktır. Bu nedenle, ne sonradan sağlanan avukat yardımı ne de sonraki yargılamanın çekişmeli niteliği daha önce yapılan hataları telafi edebilir.
Özetle, başvuranın yargılama veya temyiz aşamasında aleyhindeki delillere itiraz etme imkanı bulunsa da, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamaması başvuranın savunma haklarını telafi edilemez bir şekilde etkilemiştir.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
2. Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmediğine ilişkin şikayet
Hükümet, Yargıtay önünde derdest olan bütün dosyaların tarafların erişimine açık olması nedeniyle başvuranın tebliğnameden haberdar olabileceğini belirtmiştir.
AİHM, Göç / Türkiye (no. 36590/97) kararında aynı şikayeti incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır.
AİHM, başvuranın şikayetini incelemiş ve söz konusu davada, yukarıda adı geçen davada yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan tebliğnamenin başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ
Başvuran, son olarak, savunmasını hazırlaması için kendisine yeterli zaman ve kolaylığın sağlanmadığı ve aynı suçtan iki kez yargılandığı gerekçesiyle AİHSnin 6/1, 6/3(a) ve 6/3(b) maddelerinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, bu şikayetleriyle ilgili olarak başvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitlerini göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu başvuruda ortaya konan temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, başvuranın AİHSnin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapmış olduğu diğer şikayetlerle ilgili olarak ayrı bir karar vermesine gerek olmadığı sonucuna varır (mutatis mutandis, Kamil Uzun / Türkiye, no. 37410/97).
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 4,500 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın taleplerinin aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiştir.
Talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM söz konusu talebi reddeder. Öte yandan, AİHM, manevi tazminat olarak başvurana 2,000 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, ayrıca, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlaline karşılık en uygun telafi yolunun, mümkün olabildiği kadarıyla başvuran için söz konusu hükmün göz ardı edilmediği bir durum yaratmak olduğunu hatırlatır. Sonuç olarak, AİHM, en uygun telafi yolunun başvuranın talep etmesi halinde AİHSnin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 3,923 Euro talep etmiştir. Başvuran, bu miktarı belirlerken Diyarbakır Barolar Birliği tarafından önerilen asgari ücreti göz önünde bulundurmuştur.
Hükümet, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebin herhangi bir delille desteklenmediğini gözlemlemiş ve AİHMyi söz konusu talebi reddetmeye çağırmıştır.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Söz konusu davada, başvuran iddia ettiği yargı giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıştır. Başvuran, avukatlık ücretine ilişkin talebini desteklemek üzere kontrat, ücret sözleşmesi veya avukatının davayla ilgili olarak kaç saat çalıştığını gösteren herhangi bir döküm sunmamıştır. Buna göre, AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımı sağlanmadığına ve Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmediğine ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna, 3. madde uyarınca yapılan şikayetin ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
3. Ceza yargılamasının ilk aşamalarında başvurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
4. Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy