(AİHS m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (ÖZER - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 25506/03)
KARAR
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 25506/03 nolu davanın nedeni Fuat Çalışkan adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 27 Mayıs 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından Gönül Sözeri tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1961 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır. 4 Şubat 2000 tarihinde meydana gelen bir trafik kazasında başvuran yönetimindeki otomobil ile E.K. yönetimindeki kamyon çarpışmış, başvuranın taşıdığı yolcu olay yerinde ölmüş, başvuran ise ağır yaralanmıştır.
Aynı tarihte, kazaya karışan kamyonda bulunan iki yolcu jandarma tarafından sorgulanmış, yolcular yolun kaygan olduğunu ve başvuranın otomobilinin kayarak kamyonlarına çarptığını ifade etmişlerdir.
Kamyon sürücüsü E.K. yakalanmış ancak ertesi gün serbest bırakılmıştır.
11 Şubat 2000 tarihinde Gerede Asliye Ceza Mahkemesi savcısı başvuran ve E.K.yi tedbirsizlik ve dikkatsizlik nedeniyle ölüm ve yaralanmaya sebebiyet vermekle suçlayan bir iddianame sunmuştur. İddianameden kamyondaki yolculardan birinin de kazada yaralandığı anlaşılmaktadır.
İlk duruşma 11 Nisan 2000 tarihinde yapılmış, 20 Temmuz 2000 tarihinde mahkeme kazanın meydana geldiği yol kesiminde keşif yapmıştır. Bir trafik polisinin hazırladığı 28 Temmuz 2000 tarihli ve Adli Tıp Kurumunun hazırladığı 17 Ocak 2001 tarihli iki raporda başvuranın kazada tam kusurlu olduğu belirtilmiştir. Başvuranın avukatının bir üniversiteye inceleme yaptırılması talebi mahkemece cevapsız bırakılmıştır.
4 Ekim 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi başvuranı suçlu bulmuş ve 2 yıl hapse ek olarak para cezasına çarptırmıştır.
Başvuran 31 Ekim 2001 tarihinde kararı temyize götürmüş, Yargıtay Başsavcısı başvuranın mahkûmiyetinin bozulması yönünde yazılı mütalaa sunmuş ancak bu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay, bir duruşma yapmaksızın verdiği 23 Eylül 2002 tarihli kararında başvuranın itirazını reddetmiş ve mahkûmiyet kararını onamıştır.
Yargıtay kararı, ilk derece mahkemesine 25 Ekim 2002 tarihinde gönderilmiş, başvuran karardan 2 Aralık 2002 tarihinde haberdar olduğunu iddia etmiştir. 16 Aralık 2002 tarihinde başvuran kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur.
Para cezasının ödeme emri ve cezaevine teslim olması gerektiğini belirten davetname başvurana 25 Aralık 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.
27 Aralık 2002 tarihinde başvuran hapis cezasının ertelenmesi talebiyle savcılığa başvurmuş, başvuranın talebi 30 Aralık 2002 tarihinde kabul edilmiş ve cezanın infazı 25 Nisan 2003 tarihine kadar ertelenmiştir.
Başvuranın kararın düzeltilmesi talebi 24 Şubat 2003 tarihinde Yargıtay savcısı tarafından reddedilmiştir.
17 Mart 2003 tarihinde başvuran, yeniden yargılanma talebinde bulunmuş, talep aynı gün reddedilmiştir. Başvuran, 26 Mayıs 2003 tarihinde hapis cezasını çekmeye başlamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Yargıtay Başsavcısının yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesinin AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen adil yargılama hakkını ihlal ettiğini öne sürmüş, Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymadığını savunmuştur. Yargıtay Ceza Dairelerince verilen kararların sanıklara tebliğ edilmeyip ilk derece mahkemelerine gönderilmesi nedeniyle altı ayın, kararın mahkemeye gönderildiği tarihten başlaması gerektiğini ifade etmiştir. Yargıtayın 23 Eylül 2002 tarihli kararı ilk derece mahkemesine 25 Ekim 2002 tarihinde gönderilmiş ancak başvuru 27 Mayıs 2003 tarihinde, altı aylık sürenin dolmasından sonra yapılmıştır.
Başvuran Hükümetin bu görüşüne cevap sunmamış, dolayısıyla Hükümetin başvurunun kabuledilebilirliğine itirazına karşı çıkmamıştır.
AİHM, bir başvuranın iç hukuktaki nihai kararın yazılı bir nüshasını almaya otomatik olarak hakkı olduğu hallerde AİHS'nin 35/1 maddesinin amaç ve hedefinin en iyi şekilde, altı ayın yazılı kararın tebliğ tarihinden başlatılarak yerine getirilebileceğini hatırlatır (bkz. Worm - Avusturya, Karar Raporları 1997-V). Somut davada olduğu gibi, iç hukukun tebliğ imkanı sağlamadığı birtakım davalarda AİHM, altı aylık sürenin ulusal yargıdaki nihai kararın ilk derece mahkemesine gönderildiği ve dolayısıyla tarafların kararın içeriğini kesinlikle öğrenebileceği tarihten başlatılmasını uygun bulmuştur (Aydın Şengül - Türkiye, no. 75845/01 ve kararda adı geçen diğer davalar).
Ne var ki bu davada olduğu gibi, Yargıtay kararının ilk derece mahkemesine gönderilmesinden sonra yetkililerin nihai kararın infazı için harekete geçtiği hallerde altı aylık süre başvurana infaz sürecinin tebliğ edilmesiyle başlar (bkz. Özer - Türkiye, no. 35721/04 ve 3832/05).
Mevcut davada ödeme ve cezaevine teslim olma emri başvurana 25 Aralık 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla AİHMye 27 Mayıs 2003 tarihinde başvuru yapan başvuran, altı ay kuralına uymuştur. Bu nedenle AİHM, Hükümetin kabuledilebilirliğe dair itirazını reddeder.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuran, Başsavcının Yargıtaya sunduğu yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesinden şikâyetçi olmuş, bu durumun itiraz gerekçelerinde savcının görüşlerine yanıt vermesini engellediğini savunmuştur.
Hükümet iddiaları reddetmiş, Yargıtayda görülmekte olan tüm dava dosyalarının taraflara açık olması nedeniyle başvuranın savcının yazılı görüşlerini öğrenebileceğini ifade etmiştir.
AİHM, sözkonusu mağduriyeti daha önce incelediğini ve Göç - Türkiye ((BD), no. 36590/97) kararında AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder.
AİHM başvuranın mevcut davada yaptığı şikâyeti incelemiş ve yukarıda anılan davadaki bulgularından ayrılmasını gerektiren özel koşul tespit etmemiştir.
Bu nedenle savcının mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 5, 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran yine AİHS'nin 6. maddesine dayanarak aşağıdaki hususlardan şikâyetçi olmuştur:
(i) ilk derece mahkemesi kendisinin ifadesine başvurmamıştır;
(ii) sadece bir duruşma yapılmış (11 Nisan 2002 tarihinde kazanın tüm görgü tanıklarının katıldığı duruşma), ancak başvuran, şuuru duruşmadan önce açılmadığı için avukatına bilgi verememiş, bu nedenle avukatı duruşmada tanıklara soru yöneltememiştir;
(iii) ilk derece mahkemesinin başvuranın sorgusunun bir an önce tamamlanmasında ısrar etmesi nedeniyle tam olarak iyileşmeden İstanbulda ifade vermek zorunda kalmış, ayrıca başka bir şehirde görev yapan avukatı sorgu sırasında hazır bulunamamış, dolayısıyla savunmanın hazırlanması için yeterli zaman ve kolaylık sağlanmamıştır;
(iv) ilk derece mahkemesi kararı yeterince gerekçelendirilmemiştir. Örneğin mahkeme, başvuranın ifadesini almamasına rağmen kişiliğini gerekçe göstererek cezada indirim yapılmasını uygun görmemiştir;
(v) ilk derece mahkemesi yolun buzlu ve kaygan olduğu hususunu göz önünde bulundurmamıştır.
Başvuran, AİHS'nin 5. maddesine dayanarak ilk derece mahkemesinin hapis cezasında indirime gitmemesinin özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür.
Başvuran son olarak, suçsuzluğunu kanıtlama potansiyeline sahip görüşlerinin, kararın düzeltilmesi talebini reddeden savcı ve yargılamanın yeniden yapılması talebini reddeden ilk derece mahkemesi tarafından yeterince dikkate alınmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesi bağlamında etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını öne sürmüştür.
AİHM, sözkonusu şikâyetleri incelemiş ve elinde bulunan deliller ışığında ve şikâyet konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla bunların AİHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkardığını tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikâyetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
Başvuran, adil tatmine ilişkin bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla kendisine bu bağlamda herhangi bir ödeme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesine dayalı şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy