(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (2577 S. K. m. 13, 28) (HORNSBY - YUNANİSTAN DAVASI)
(Başvuru no. 25580/03)
KARAR
STRAZBURG
8 Ocak 2009
İşbu karar AİHSnin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 25580/03 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Fatma Süeda Hasefe, Ayşe Hülya Hasefe ve Haldun Hasefenin (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 11 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından Güney Dinç tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1923, 1948 ve 1952 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır.
Birinci başvuran, İstanbuldaki Sabancı Holdingde çalışan Nilgün Hasefenin annesi ve diğer iki başvuran, kız ve erkek kardeşleridir. 9 Ocak 1996da bir grup silahlı kişi, Holding binasına baskın yaparak Nilgün Hasefeyi ve diğer iki kişiyi öldürmüştür.
11 Kasım 1996da başvuranlar, İçişleri Bakanlığına (Bakanlık) yazılı başvuruda bulunarak Anayasanın 125. maddesine dayanarak, devletin Nilgün Hasefenin yaşam hakkını korumadığı gerekçesiyle, tazminat talep etmiştir. Bakanlık, 9 Aralık 1996da talebi reddetmiştir.
14 Şubat 1997de başvuranlar, İstanbul İdare Mahkemesinde Bakanlık aleyhinde tazminat davası açmıştır (bundan böyle İstanbul mahkemesi olarak anılacaktır).
14 Ekim 1999da İstanbul mahkemesi, tazminat taleplerine kısmen kabul etmiş ve İçişleri Bakanlığının, başvuranlara maddi ve manevi tazminat olarak belirli bir meblağ ödemesine hükmetmiştir.
9 Mart 2000de başvuranlar, Bakanlıktan İstanbul mahkemesinin kendilerine ödenmesine karar verdiği tazminat meblağlarını ödemesini istemiştir.
Bakanlık, 22 Mart 2000de kararı temyiz etmiş ve İstanbul mahkemesinin kararının yürütülmesinin durdurulmasını istemiştir. Danıştay Savcısı, yazılı görüşlerinde Bakanlığa hak vermiş, yürütmenin durdurulmasını ve İstanbul mahkemesinin kararının iptalini istemiştir. Savcının yazılı görüşleri, başvuranlara bildirilmemiştir.
18 Mayıs 2000de Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı almış ve 6 Mart 2002de, İstanbul mahkemesinin 14 Ekim 1999 tarihli kararını bozmuştur.
İstanbul mahkemesi, 31 Ocak 2003 tarihinde verdiği kararla 14 Ekim 1999 tarihli kararında ısrar etmiştir. Mahkeme, İçişleri Bakanlığının önceki kararında hükmettiği tazminat meblağlarını ödemesine karar vermiştir. Bakanlık, kararı temyiz etmiştir. Başvuranlar da İstanbul mahkemesince hükmedilen tazminat meblağlarının, düşük faiz oranları nedeniyle artık yeterli olmadığını ileri sürerek temyiz etmişlerdir.
14 Nisan 2005te Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, İçişleri Bakanlığının itirazını reddetmiş ve başvuranların, manevi tazminata uygulanacak faiz oranlarının yükseltilmesi taleplerini kabul etmiştir.
İçişleri Bakanlığının, İstanbul mahkemesinin 31 Ocak 2003 tarihli kararının düzeltilmesine ilişkin talebi, 16 Mart 2006da reddedilmiştir.
31 Ekim 2006da İstanbul mahkemesi, manevi tazminata uygulanacak faiz oranlarına ilişkin olarak Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun kararına uygun bir karar vermiş ve başvuranlara tazminat ödenmesini öngörmüştür. 2 Mart 2007de Bakanlık, kararı temyiz etmiştir. Hükümetin verdiği bilgiye göre, dava temyizde derdesttir.
10 Aralık 2007de Bakanlık, başvuranlara İstanbul mahkemesinin, 14 Ekim 1999da ödenmesine karar verdiği meblağları ve 31 Ekim 2006da ödenmesine karar verdiği faizi ödemiştir. Başvuranlara ödenen toplam meblağ, 63,080 yeni Türk Lirasıdır (YTL - sözkonusu tarihte yaklaşık 37,000 Euro).
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuranlar, AİHSnin 6. maddesine dayanarak, idari yargılamanın makul bir süre içerisinde tamamlanmadığından şikayetçi olmuştur. Aynı madde bağlamında, Danıştay Başsavcısının yazılı görüşlerinin kendilerine bildirilmediğinden de şikayetçi olmuşlardır. Şikayetlerini, AİHSnin 6/1 maddesine dayandırmışlardır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
1. Savcının görüşlerinin bildirilmemesine ilişkin şikayet
AİHM, davanın halen Danıştay önünde devam etmekte olduğunu gözlemler. Bu nedenle, şikayet zamanından önce yapılmıştır ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yolları tüketilmemiş olduğu için reddedilmelidir.
2. Dava işlemlerinin uzunluğuna ilişkin şikayet
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, dava işlemlerinin İçişleri Bakanlığına başvuruda bulundukları 11 Kasım 1996da başladığı ve kendilerine tazminat ödenen 10 Aralık 2007de sona erdiği kanısındadır.
Hükümet, davanın karmaşıklığı göz önüne alındığında dava işlemlerinin uzunluğunun haklı görülebileceği kanaatindedir.
AİHM, İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre, idari bir işlem sonucu zarar uğrayan kişinin, sözkonusu zarar için idari mahkemelerde tazminat davası açmadan önce ilgili idari makama başvurması ve uğradığı zarar için tazminat talep etmesi gerektiğini kaydeder. Diğer bir deyişle, idari dava açmak için zorunlu ön koşul, direkt olarak idareden tazminat talep etmektir. Mevcut davada başvuranlar, 11 Kasım 1996da bu gereğe uymuştur. Sonuç olarak, makul süreye ilişkin şikayet hususundaki yargılama, 11 Kasım 1996da başlamıştır.
Dava, Danıştay önünde devam etmekte olduğu halde, başvuranlar tazminatın ödendiği 10 Aralık 2007 tarihinden sonrası için bir şikayette bulunmamıştır. Sonuç olarak, AİHM tarafından incelemeye tabi tutulan süreç, üç aşamalı yargılamada 11 yıl bir ay sürmüştür.
AİHM, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmamasının, dava koşulları ışığında değerlendirilmesi gerektiğini yineler. Davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumları göz önüne alınmalıdır (bkz., diğer hususlar meyanında, Pélissier ve Sassi/Fransa (BD), no. 25444/94, 67. paragraf, AİHM 1999-II).
Mevcut davadaki işlemlerin karmaşık olduğu kabul edilse dahi, AİHM davanın titizlikle görüldüğüne ikna olmamıştır. AİHM, bu bağlamda, İçişleri Bakanlığının ilk temyiz başvurusunda Danıştayın karar vermek için yaklaşık iki yıl harcadınığı gözlemler. Tarafların itirazlarını karara bağlamak, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun iki yıldan fazla zamanını almıştır. Hükümetten bir açıklama gelmediği için gecikmelerin, Danıştayın temyiz işlemlerini değerlendirmesinden kaynaklandığı kabul edilmelidir.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHSnin 6/1 maddesinin makul süre gereğinin, yerine getirilmediği sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
AİHSnin 13. maddesini dayanak olarak alan başvuranlar, İçişleri Bakanlığının kendilerine İstanbul mahkemesinin, 14 Ekim 1999 ve 31 Ocak 2003 tarihlerinde ödenmesine karar verdiği tazminat meblağlarını ödememesine itiraz edebilecekleri iç hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri sürmüştür.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiş ve tazminat meblağlarının, başvuranlara ödendiğini kaydetmiştir.
AİHM, bu şikayeti yalnızca AİHSnin 6/1 maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanısındadır. Nihai ve bağlayıcı bir ulusal mahkeme kararının uygulanması sözkonusu maddenin bütünleyici bir parçasıdır (bkz. Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997, 40. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1997-II).
AİHM, İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesi bağlamında, karar halen temyizen incelenmekte olduğu ve henüz kesinleşmediği halde, Bakanlığın İstanbul mahkemesinin kararına uymakla yükümlü olduğunu kaydeder. Bu nedenle Bakanlık, başvuranlara İstanbul mahkemesinin ödenmesine karar verdiği meblağları ödemiştir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre (bkz., özellikle, Hornsby, 40. paragraf), Sözleşmeci Devletlerin ulusal mahkemelerin kararlarını uygulama yükümlülüğü, yalnızca nihai ve bağlayıcı olanları kapsar. Mevcut davada, yukarıda kaydedildiği gibi, temyiz işlemleri halen devam etmektedir ve başvuranlara tazminat ödenmesine ilişkin karar halen kesinleşmemiştir. Sonuç olarak, sorumlu Hükümet AİHSnin 6. maddesi bağlamındaki yükümlülüğünü yerine getirmiştir.
Bu nedenle sözkonusu şikayet dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmelidir.
III. 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, son olarak, İstanbul mahkemesinin 31 Ocak 2003 tarihli kararında ödenmesine karar verilen tazminat meblağlarına faiz uygulamadığından şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini, AİHSye ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine dayandırmışlardır.
Öncelikle başvuranların, bu şikayeti 11 Haziran 2003te AİHMye sunulan başvuru formlarında yaptığı gözlemlenmelidir. Bir diğer deyişle, 31 Ocak 2003 tarihli karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından14 Nisan 2005te iptal edilmeden önce şikayette bulunmuşlardır. Başvuranlar, AİHMye sundukları müteakip görüşlerinde şikayetlerini yinelememiştir.
Her halükarda, İstanbul mahkemesinin 31 Ekim 2006 tarihli kararında başvuranların talepte bulunmalarına izin verdiği ve başvuranlara ödenecek tazminat meblağlarına faiz uygulanmasına karar verdiği kaydedilmelidir. Başvuranlara 10 Aralık 2007de ödenen meblağlara faiz dahil edilmiştir.
Sonuç olarak, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamında dayanaktan yoksun olduğu için başvurunun sözkonusu kısmı reddedilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 53,826.88 İngiliz Sterlini (yaklaşık 69,000 Euro) ve manevi tazminat olarak da 40,000 İngiliz Sterlini (yaklaşık 51,000 Euro) talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı tespit etmemiştir. Bu nedenle, sözkonusu talebi reddeder. Diğer yandan, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 6,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptıkları harcamalar için 9,140 YTL (yaklaşık 4,500 Euro) talep etmiştir.
Bu meblağa, avukatlık ücreti olan 4,140 YTL de dahildir. Avukatlık ücretini desteklemek için Türkiye Barolar Birliğinin ücret tarifesine atıfta bulunmuşlardır.
Kalan 5,000 YTLlik meblağ, ulusal mahkeme ve posta masrafları için talep edilmiştir. Buna rağmen başvuranlar, bu masrafların yalnızca bir kısmını yazılı delillerle destekleyebilmiştir. Bu nedenle, 389 YTLnin (yaklaşık 190 Euro) ulusal mahkeme ve posta masrafı olarak harcandığını gösteren faturalar sunmuşlardır.
Hükümet, taleplerin yeterli delillerle desteklenmediği kanısına varmış ve AİHMyi sözkonusu talepleri reddetmeye davet etmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada başvuranlar, ileri sürdükleri masrafları gerçekten yaptıklarını ispatlamamıştır. Özellikle avukatlık ücreti için yaptıkları talep hususunda anlaşma, ücret sözleşmesi veya avukatlarının dava üzerinde çalışırken harcadığı saatleri gösteren bir belge gibi yazılı deliller sunmamışlardır. Dolayısıyla AİHM, avukatlık ücreti hususunda tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
Diğer masraf ve harcamalara ilişkin talepler hususunda AİHM, başvuranlara toplam olarak 500 Euro ödenmesini makul görmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM
1. Yargılama süresinin uzun oluşuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Manevi tazminat olarak 6,000 EUR (altı bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii)Yargılama masraf ve giderleri için toplam 500 EUR (beş yüz Euro) ve bunlara uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 8 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy