(AİHS. m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 141) (YAĞCI VE SARGIN - TÜRKİYE DAVASI) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (SİNCAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (ATICI - TÜRKİYE DAVASI) (ÇARKÇI - TÜRKİYE DAVASI) (EGE - TÜRKİYE DAVASI) (GÜMÜŞTEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 26170/03)
KARAR
STRAZBURG
31 Mart 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşı İlkay Barış (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 18 Haziran 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 26170/03 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Sağlam tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1967 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
13 Temmuz 1992 tarihinde, başvuran, Devrimci Sol (DEV-SOL) isimli yasadışı örgüte üyelik şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
28 Temmuz 1992 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde tek hakim huzuruna çıkartılmış ve hakim tutuklanmasına karar vermiştir.
18 Eylül ve 14 Ekim 1992 ve 26 Mayıs 1995 tarihlerinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranı eski Ceza Kanununun 146. maddesi tarafından yasaklanan anayasal düzeni bozma girişiminde bulunmakla suçlayan üç iddianame sunmuştur.
Başvuran hakkındaki dava başka beş kişi hakkında açılan dava ile birleştirilmiştir. 28 Eylül 1992 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen ilk duruşma usuli işlemlerle geçmiştir.
24 Aralık 2002 tarihine kadar, başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinden, muhtelif kereler tahliye talebinde bulunmuştur. Mahkeme, suçun niteliği, delillerin durumu ve dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak her seferinde taleplerini reddetmiştir.
24 Aralık 2002 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiş ve sonradan müebbet hapis cezasına çevrilen ölüm cezasına çarptırmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca, başvuranın tutuklu bulunduğu toplam süreyi göz önünde bulundurarak serbest kalması kararını vermiştir.
28 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, 24 Aralık 2002 tarihli kararı bozmuştur.
15 Kasım 2006 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı eski Ceza Kanununun 146. maddesi uyarınca mahkum etmiş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
16 Nisan 2007 tarihinde, Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI
Hükümet, AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi talebinde bulunmuştur. Bu bağlamda, başvuranın, 5271 sayılı Kanunun 141/1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini ileri sürmüştür.
Başvuran, söz konusu hukuk yolunun geçerliliğine ve etkisine ilişkin itirazda bulunmuştur.
AİHM, 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun kapsamında geçmişte benzer argümanlar incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemiştir (bkz., Bayam - Türkiye, no. 26896/02, 31 Temmuz 2007; Yağcı ve Sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995). AİHM, 5271 sayılı Kanun kapsamının, sadece kanun dışı yakalanan veya beraat eden kişilerin tutukluluk durumlarına ilişkin Devlete karşı açılan tazminat davasını kapsayan 466 sayılı Kanuna nazaran daha geniş olmasına rağmen, temelde yatan düşüncenin aynı olduğunu ve bu düşüncenin tutukluluk prosedürüne ilişkin ihmallere karşı tazminat yoluyla telafi sağlanması olduğunu kaydetmiştir. Ancak, AİHM, geçmişte, açıkça, kişinin davasının makul bir süre içerisinde görülmesi hakkının veya davanın görülmesi sırasında serbest bırakılma hakkının tutukluluk sonucu tazminat alma hakkıyla aynı olmadığını ortaya koymuştur; AİHSnin 5/3 maddesi ilkini kapsarken AİHSnin 5/5 maddesi sonrakini kapsar (bkz., yukarıda anılan Yağcı ve Sargın). Başka bir deyişle, Hükümetin belirttiği gibi tazminat talebi AİHSnin 5/3 maddesi anlamı dahilinde aşırı süreli bir tutukluluğa son vermeyi mümkün kılmamaktadır (bkz., Tepe - Türkiye, no. 31247/96, 22 Ocak 2002; Sincar ve Diğerleri - Türkiye, no. 46281/99, 24 Mart 2005) ve bu nedenle bu şartlarda etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyebilir.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, bu itirazın kabul edilemeyeceği kararını vermiştir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yukarıda belirtilen yargılama zarfındaki tutukluluğunun AİHSnin 5/3 maddesinde belirtilen makul süre şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın tutukluluğunun süresinin makul olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bilhassa, suçun ciddiyetinin, firar etme veya tekrar suç işleme riskinin ve davaya ait özel koşulların başvuranın tutukluluğunun devamını haklı çıkardığını belirtmiştir.
Başvuran iddialarında ısrar etmiştir ve Hükümetin iddialarına karşı çıkmıştır.
AİHM, somut davada, başvuranın tutukluluğunun gözaltına alındığı tarih olan 13 Temmuz 1992 tarihinde başladığını ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararıyla serbest bırakılığı tarih olan 24 Aralık 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, söz konusu süre on yıl beş aydan fazla sürmüştür.
AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz., örneğin, Dereci - Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005; Atıcı - Türkiye (no.1), no. 19735/02, 10 Mayıs 2007; Çarkçı - Türkiye, no. 7940/05, 26 Haziran 2007).
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını değerlendirmiştir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, başvuranın yargılama zarfındaki tutukluluk süresinin aşırı olduğu ve AİHSnin 5/3 maddesine aykırı olduğu kararını vermiştir.
Dolayısıyla, söz konusu madde ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, hakkında açılan ceza davasının süresi hakkında şikayetçi olmuştur. Şikayetini AİHSnin 6/1 maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, somut dava koşullarında, ceza davasının anlamsız şekilde uzun veya Devlete yüklenebilir bir suç nedeniyle gereksiz yere uzatılmış olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu açıdan, Hükümet, sanıkların sayısına, davanın karmaşıklığına ve delillerin toplanmasında ve tebliğ prosedüründe karşılaşılan güçlüklere atıfta bulunmuştur. Hükümet, ayrıca, başvuranın bazı duruşmalara katılmayarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.
AİHM, dikkate alınması gereken sürecin başvuranın yakalandığı ve gözaltına alındığı tarih olan 13 Temmuz 1992 tarihinde başladığını ve Yargıtayın nihai karar tarihi ola 16 Nisan 2007 tarihinde sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, değerlendirme altındaki süreç, iki aşamalı bir yargıda on dört yıl dokuz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın şartları ışığında ve davanın karmaşıklığı ve başvuranın ve ilgili makamların davranışı kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi - Fransa (BD), no. 25444/94).
AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz., örneğin, Ege - Türkiye, no. 47117/99, 29 Mart 2005; Gümüşten - Türkiye, no. 47116/99, 30 Kasım 2004).
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını değerlendirmiştir. Özellikle, Hükümet, başvuranın, davanın uzamasına nasıl önemli bir katkıda bulunduğuna dair yeterli kanıt sunmamıştır. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuşturma süresinin aşırı olduğu ve makul süre şartına uymadığı kararını vermiştir.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Çevre mühendisi olan başvuran, aşırı bir süre ile tutuklu bulundurulması sonucu yaşadığı gelir kaybına karşılık 157.080 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, talebine destek olarak, Çevre Mühendisleri Odasının tavsiye edilen ücret tarifesini sunmuştur. Başvuran, ayrıca, 30.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet, bu miktarlara spekülatif ve gerçek dışı olmaları sebebiyle karşı çıkmıştır.
AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Ancak, başvurana, 15.000 Euro manevi tazminat ödenmesi kararını vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca, avukat masrafları karşılığı, İstanbul Barosunun asgari ücret listesine dayanılarak hesaplanan 6.175 Euro ve kırtasiye, çeviri ve posta masrafları gibi mahkeme masraflarına karşılık 181 Euro talep etmiştir. Başvuran mahkeme masraflarını kanıtlamak için muhtelif faturalar sunmuş; ancak bunun dışında temsilcisiyle yaptığı ücret sözleşmesi gibi ek bir belge sunmamıştır.
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, AİHM, başvuranın, avukat masrafları talebine ilişkin olarak sadece İstanbul Barosunun fiyat listesini sunduğunu ve başka ek bir belge sunmadığını kaydetmiştir. AİHM, dolayısıyla, başvurana, belgelenmiş mahkeme masraflarına karşılık olarak 120 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on beş bin Euro) ile bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;
(ii) yargılama masraf ve giderlerine karşılık 120 Euro (yüz yirmi Euro) ile bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 31 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy