(AİHS. m. 2, 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (YASİN ATEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ANIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KİŞMİR - TÜRKİYE DAVASI) (BARBERA, MESSEGUE VE JABARDO - İSPANYA DAVASI (NO. 2)) (AYHAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (OSMAN KARADEMİR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 27866/03)
KARAR
STRAZBURG
24 Mart 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşları Fadik Beker, Özgür Beker, Aytekin Beker ve Sibel Bekerin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 27 Mayıs 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptıkları 27866/03 sayılı başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Elazığ Barosu avukatlarından Mesut Gündoğdu ve Ali Cemal Zülfikar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1955, 1976, 1979 ve 1983 doğumlu olup Ankarada ikamet etmektedirler. Birinci başvuran, 1977 doğumlu olan ve Tunceli Jandarma Komando Özel Harekat Tabur Komutanlığında görev yapan Uzman Onbaşı Mustafa Bekerin annesi, diğer üç başvuran ise kardeşleridir.
Dava olayları, taraflarca sunulduğu ve belgelendirildiği üzere şöyle özetlenebilir.
8 Mart 2001 tarihinde 09.20 sularında, Mustafa Bekerin görev yapmakta olduğu askeri kışladaki koğuşta kendini başından vurmak suretiyle intihar ettiği iddia edilmektedir. Olay yerine gelen astsubay, hemen Bekerin nabzını ölçmüş ve hala hayatta olduğunu fark etmiştir. Beker, 09.30da ambulansla revire götürülmüştür.
Aynı gün, bir üsteğmen (muhakkik) koğuşta inceleme yapmış, olay yerinin krokisini çizmiş, Mustafa Bekerin birkaç askerlik arkadaşını sorgulamış ve sözkonusu şahısların ifadelerini kaydetmiştir.
Mustafa Bekerin düştüğü yerden biraz uzakta bir tabanca bulunmuş, ancak tam mesafe krokide belirtilmemiştir. Tabancanın horozu çekilmiş, iki el ateş edilmiş, üçüncüde ise başarılı olunamamıştır. Ayrıca, iki kullanılmış mermi kovanı ve -bir tanesi deforme olmuş- iki mermi bulunmuştur. Tabancanın Mustafa Bekerin askerlik arkadaşlarından olan ve tabancayı hemen koğuş dışında bulunan dolaba bırakan Uzman Çavuş T.Y.ye ait olduğu tespit edilmiştir. Muhakkikin hazırladığı belgeye göre, Mustafa Beker, tabancayı, dolaptaki kilidi bir çubukla parçalayarak ele geçirmiştir.
Uzman Çavuş M.A., muhakkik tarafından yapılan sorgusunda, Mustafa Bekerin önceki gece kendisinde (M.A.nın evinde) kaldığını belirtmiştir. M.A.nın ifadesine göre, Mustafa Beker sarhoş olmuştu ve tedirgin bir haldeydi. M.A., Mustafa Bekerin durumundan dolayı endişeye kapılarak tabancasını almış ve kendi evinde saklamıştır. Sabah uyandığında ise Mustafa Beker çoktan evden ayrılmıştır ve tabancası da orada kalmıştır. Daha sonra, Mustafa Bekeri bir restoranda içer halde bulmuştur. Bunun akabinde kışlaya gitmişlerdir. Mustafa Beker Uzman Çavuş T.Yye dolabının anahtarını istemiş ancak olumsuz cevap almıştır. Bunun ardından M.A., oradan uzaklaşmaya başlamış fakat silah sesi duyduktan sonra geri dönmüş ve Mustafa Bekeri yerde, ayaklarının yanında bir tabancayla bulmuştur.
Uzman Çavuş T.Y., askeri savcı tarafından sorgulandığında, M.Ayı ve Mustafa Bekeri koridorda gördüğünü ve Mustafa Bekerin dolabının anahtarını istediğini teyit etmiştir. T.Y. Mustafa Bekere anahtarın üstünde olmadığını söylemiştir. Daha sonra kışla içerisinde işinin başına dönmek üzere ayrılmıştır. Tabancasını dolabında bırakmıştır.
Uzman Çavuş M.K, muhakkike, 09.10 ila 09.15 arasında koridorda dolabının önünde üzerini değişirken, Mustafa Bekerin yaklaştığını ve T.Y.nin dolabının nerede olduğunu sorduğunu ifade etmiştir. Daha sonra M.K., Mustafa Bekerin dolabının yakınlarından geldiğini düşündüğü bazı sesler duymuştur. 20 - 30 saniye sonra bir koğuştan gelen iki el silah sesi duymuştur. Koğuşa girdiğinde Mustafa Bekeri başı kanar ve yerde yatar halde görmüştür.
Muhakkik ve daha sonra da askeri savcı tarafından sorgulanan dört uzman çavuş, Mustafa Bekerin 09.15te koğuşa girerek, kendilerine kalkıp işe başlamalarını söylediğinde, ranzalarında olduklarını ifade etmişlerdir. Nöbetleri saat 11.00de başlayacağından dolayı Mustafa Bekere kalkmak için daha çok erken olduğunu söylemişlerdir. Daha sonra Mustafa Beker koğuşu terk etmiş ve koğuştakiler dolapların bulunduğu yerden gelen bazı sesler duymuşlardır. Mustafa Beker, elinde bir tabancayla tekrar koğuşa girmiştir. Bunun ardından da, birbiri ardına iki el silah sesi duymadan önce, tabancanın horozunu kaldırdığını duymuşlardır. Bir uzman çavuş haricinde hiçbiri Mustafa Bekerin kendisini vurduğunu görmemiştir. Uzman çavuşlardan hiçbiri Mustafa Bekerin, silah sesinden önce biriyle konuştuğunu ya da tartıştığını veya olay yerinden kaçan herhangi bir kişi duymamıştır.
Mustafa Bekerin birkaç çalışma arkadaşı, askeri savcıya Mustafa Bekerin son iki aydır keyfinin olmadığını ve çok içtiğini söylemiştir. Ocak 2001de bir kıza aşık olmuş fakat annesi kızla evlenmesini istememiştir.
Uzman Çavuş S.U., Mustafa Bekerin kendisini vurduğunu gördüğünü iddia eden koğuştaki tek kişidir. Muhakkike, Mustafa Bekerin sağ elini kullanarak ve başının sağ tarafını hedef alarak, bir el ateş ettiğini gördüğünü ve duyduğunu söylemiştir. Daha sonra askeri savcı tarafından sorgulandığında ise, şok halinde olduğundan tam olarak kaç el silah sesi duyduğunu hatırlayamadığını ifade etmiştir. Ayrıca, o sırada Mustafa Bekerden yaklaşık olarak beş metre uzakta olmasına rağmen, Mustafa Bekerin kendisini vurduğunu görmediğini, zira yüzünü elleriyle kapattığını eklemiştir.
Aynı gün Tunceli Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan bir rapora göre, askeri yetkililer, Tunceli Devlet Hastanesine getirilirken yolda vefat eden Mustafa Bekerin cesedi üzerinde yapılacak ön incelemede hazır bulunmasını istemişlerdir. Mustafa Bekerin cesedi, Uzman Çavuş M.A. tarafından resmen teşhis edilmiştir.
Savcı ve bir doktor önce Mustafa Bekerin giysilerini incelemiş ve üzerlerinde hiçbir kurşun deliği veya herhangi başka bir işaret bulamamıştır. Sol şakakta bir kurşun giriş deliği, sağ şakakta da bir kurşun çıkış deliği gözlemlemişlerdir. Giriş deliğinin yakınında barut kalıntısı veya yanık bulunmadığından dolayı doktor, silahın yakından ateşlendiği, ancak bitişik atış mesafesinden ateşlenmediği sonucuna varmıştır. Mustafa Bekerin cesedinde başka yaralanmalara rastlanmamıştır.
İnceleme esnasında, savcı ve doktor, Mustafa Bekerin cesedinden yayılan bir alkol kokusu almışlardır. Uzman çavuş M.A., Mustafa Bekerin o sabah içtiğini teyit etmiştir. M.A. ayrıca, savcıya ve doktora, Mustafa Bekerin sağ elini kullandığını ve askeri talimlerde her zaman sağ eliyle ateş ettiğini söylemiştir.
Doktor, başka bir svap testi için Mustafa Bekerin ellerini plastik örtüyle kaplamıştır. Daha sonra ceset, Elazığ Askeri Hastanesine gönderilmiş ve burada aynı gün bir post-mortem inceleme yapılmıştır.
Bu inceleme esnasında, patolog, kurşun giriş deliği yakınında hiçbir barut kalıntısına rastlamamış ve atışın bitişik atış mesafesinde gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Kurşun giriş deliği, yaklaşık olarak sol kaşın iki cm üstünde yer almaktaydı. Çıkış deliği ise sağ kulağın yanında idi. Kurşun giriş deliği içinde yanmış ve yanmamış barut parçacıkları bulunmaktaydı.
Alınan kan örneğinde alkole rastlanmamış, ölüm sebebi ise beyin tahribatı olarak tespit edilmiştir. Patolog ayrıca, Mustafa Bekerin ellerinden svap örnekleri almış ve adli tıp muayenesine göndermiştir. 27 Nisan 2001 tarihinde hazırlanan rapora göre, Mustafa Bekerin sağ elinin dış kısmında barut kalıntısı bulunmaktaydı.
10 Mart 2001de, muhakkik soruşturmayı tamamlamıştır. Muhakkik, Mustafa Bekerin ani bir depresyon atağı sonucu intihar ettiği sonucuna varmıştır.
Mustafa Bekerin bir üst komutanı olan ve sözkonusu şahsı iyi tanıyan bir teğmen, Mustafa Bekerin çok iyi bir asker olduğunu ve herhangi bir psikolojik sorunu bulunmadığını kaydetmiştir.
13 Mart 2001de, Mustafa Bekerin erkek kardeşi Özgür Beker, ailesinin ölüme dair şüphelerinin olduğu gerekçesiyle askeri savcılıktan soruşturma dosyasında yer alan belgelerin birer nüshasını talep etmiştir.
12 Nisan 2001de, başvuranların avukatı Elazığ Askeri Savcılığına dilekçe yazmış ve Mustafa Bekerin intihar ettiği iddiasına yönelik yapılan soruşturmayla ilgili olarak ailenin bilgi ve belge talebini yinelemiştir.
9 Ocak 2002 tarihinde, başvuranların avukatı, Savunma Bakanlığına bir dilekçe yazarak, soruşturma hakkında bir kez daha bilgi talep etmiştir. Avukat dilekçesinde ayrıca, müvekkillerine askeri yetkililer tarafından Mustafa Bekerin intihar ettiği bilgisinin verildiğini ifade etmiştir. Ancak, ne kendisine ne aileye, yazılı taleplerine rağmen, soruşturma dosyasından hiçbir bilgi ya da belge verilmiştir. Avukat, Mustafa Bekere ait olan ve sözkonusu olaydan sonra ailesine geri verilmiş olan cep telefonuna birkaç kimliği belirsiz arama yapıldığını belirtmiştir. Arayanlar, Mustafa Bekerin öldürüldüğünü söylemişlerdir. Avukat, soruşturmaya ilişkin bilgi eksikliğinin, Mustafa Bekerin ailesinin, Mustafa Bekerin öldürüldüğüne yönelik inançlarını daha da kuvvetlendirdiğini ifade etmiştir.
Elazığ askeri savcısı, 30 Ocak 2002 tarihinde avukatın dilekçesine cevap yazmış ve post-mortem raporun bir kopyasını da eklemiştir. Askeri savcı, soruşturma halen devam ettiğinden, henüz bir karar verilmediğini belirtmiştir.
8 Kasım 2002 tarihinde, Elazığdaki askeri savcı, soruşturmayı kapatmaya karar vermiştir. Mustafa Bekerin, kız arkadaşıyla evlenmesine annesinin karşı çıkması nedeniyle kendisini sağ şakaktan ve yakın mesafeden vurduğu sonucuna varmıştır. Hiç kimse intihar etmesinde ona yardımcı olmamıştır.
Askeri savcının kararında büyük ölçüde, Mustafa Bekerin ölümünden sonra kişisel eşyalarının arasından bulunduğu anlaşılan bir defterden alınan notlara yer verilmiştir. Notların bazıları karışıktır ve bir intihar notuna benzemektedir.
Başvuranlar, 9 Aralık 2002de, askeri savcının soruşturmayı kapatma kararına itiraz etmişlerdir. Diğer hususlar meyanında, Mustafa Bekerin sağ elinde barut kalıntısı bulunduğuna, ancak kurşun giriş deliğinin başın sol tarafında olduğuna işaret etmişlerdir. Başvuranlara göre, bir kişinin sağ eliyle başının sol tarafından kendisini vurarak intihar etmesi olası değildir. Ayrıca, tabancanın bulunduğu yerle Mustafa Bekerin düştüğü yer arasındaki mesafenin belirlenememesine dikkat çekmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, olaya tanık olan subayların çelişkili ifadelerinin askeri savcı tarafından soruşturulmadığını ifade etmişlerdir.
16 Aralık 2002 tarihinde, bir askeri mahkeme, gerekli tüm soruşturma işlemlerininin yerine getirildiğini değerlendirerek, başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
18 Mart 2003 tarihinde, başvuranlar, Elazığ Askeri Savcılığına bir dilekçe yazarak soruşturmanın yeniden açılmasını talep etmişlerdir. Taleplerinde, yukarıda değinilen iddiaları yinelemiş ve soruşturma esnasında kendilerine danışılmadığını eklemişlerdir. Ayrıca, soruşturma dosyasının, Mustafa Bekerin sağ eliyle başının sol tarafından kendini vurarak intihar etmesinin mümkün olup olamayacağına dair görüşlerinin alınması amacıyla, Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Ayrıca, olayda kullanılan tabancanın yarı otomatik olduğuna, bunun da tetiğin her atıştan önce çekilmesi gerektiği ve böylelikle de, bir kurşun hâlihazırda başına girip çıktıktan sonra Mustafa Bekerin ikinci defa kendisini vurmasının mümkün olmayacağı anlamına geldiğine işaret etmişlerdir. Bununla birlikte, soruşturmaya göre, tabanca horozu kalkık halde bulunmuştur ve üçüncü bir defa ateş edilemediği tespit edilmiştir. Mustafa Bekerin, kendisini üçüncü bir defa vurmaya çalışmasının imkânsız olacağını ileri sürmüşlerdir.
Başvuranlar, ayrıca, taleplerinde ne tabancanın ne T.Y.nin dolabını açmak için kullanıldığı iddia edilen tahta çubuğun ne de dolabın üzerinde Mustafa Bekerin parmak izi olup olmadığını belirlemek için inceleme yapıldığını ileri sürmüşlerdir.
Askeri savcıya, bu hususları açıklığa kavuşturmak ve Mustafa Bekerin öldürülüp öldürülmediğini veya iddia edildiği gibi intihar edip etmediğini kesin olarak tespit etmek üzere yeni bir soruşturma yapması talebinde bulunmuşlardır. Mustafa Bekerin intihar ettiği farz edilse dahi, psikolojik sağlığını temin edememekten sorumlu olanların kovuşturulması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvuranlar, soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin başvurularının sonucu hakkında herhangi bir bilgi almamışlardır.
HUKUK
I. AİHSNİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, Mustafa Bekerin yaşam hakkının kasten veya ihmal sonucu ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 2. maddesine dayandırmışlardır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, Bekerin ölümüne ilişkin yapılan soruşturmada yetkili makamların gerekli adımları atmadıklarını ileri sürmüştür. Sonuç olarak, ölümüne dair kuşkular ortadan kalkmamıştır.
Hükümet, Bekerin ölümüne ilişkin ayrıntılı ve etkili bir soruşturma yapıldığı ve intihar ettiğinin tespit edildiği kanaatindedir.
AİHM, şikayeti inceleyebilmek için öncelikle Hükümetin, Bekerin ölümü için hesap verme mecburiyetinde olup olmadığını tespit etmelidir. Bu amaçla, AİHM içtihadına göre Hükümetlerin, gözaltında tutulma sırasında meydana gelen yaralanma ve ölümler için makul bir açıklama yapma yükümlülüğü altında olduğunu ve bu yükümlülüklerini yerine getirmediklerinde, AİHSnin 3. veya 2. maddesi açısından ortaya ciddi bir sorun çıkacağını hatırlatır (bkz., sırasıyla, Selmouni/Fransa (BD), no. 25803/94, 87. paragraf, AİHM 1999-V; Salman/Türkiye (BD), no. 21986/93, 99. paragraf, AİHM 2000-VII). Bunun nedeni, gözaltında tutulan kişilerin, hassas bir durumda olmaları ve yetkili makamların, onları koruma yükümlülüğünün bulunmasıdır.
Akkum ve Diğerleri/Türkiye davasında benimsenen karardan bu yana, yukarıda kaydedilen yükümlülük, yalnızca gözaltı durumlarda değil, aynı zamanda Hükümet yetkililerinin özel kontrolünde bulunan bölgelerde de geçerlidir, çünkü her iki durumda da olayların tamamı ya da büyük bölümü münhasıran yetkili makamların bilgisi dahilinde meydana gelmiştir (no. 21894/93, 211. paragraf, AİHM 2005-II (özetler); bkz. Yasin Ateş/Türkiye, no. 30949/96, 94. paragraf, 31 Mayıs 2005).
Mevcut davada Beker, bir kışlada ölü bulunmuştur ve tüm görgü tanıkları, silahlı kuvvetler mensubudur. Ayrıca, soruşturma askeri yetkililer tarafından yürütülmüş ve ailenin, soruşturmaya müdahil olmasına izin verilmemiştir. Bu nedenle, ölüm nedenini araştırma ve gerektiğinde de sorumluları teşhis etme ve cezalandırma olanağına yalnızca askeri yetkililer sahip olmuştur. Sonuç olarak, Bekerin askeri birimlerinin kontrolünde bulunan bir bölgede meydana gelen ölümü için makul bir açıklamada bulunmama yükümlülüğü sorumlu Hükümete aittir.
AİHM, Hükümetin yükümlülüğünü tatmin edici şekilde yerine getirip getirmediğini tespit etmek için askeri yetkililer tarafından yürütülen soruşturmayı ve varılan sonuçları göz önüne almıştır. Mevcut başvuru Hükümete tebliğ edilirken, başvuranların sunduğu deliller üzerine AİHM, askeri yetkililerin Bekerin intihar ettiği sonucuna vardığı soruşturmayı yürütme biçimlerine ilişkin bir dizi soru yöneltmiştir. AİHM, alınan cevapların, soruşturmaya ilişkin ciddi şüpheleri ortadan kaldırmadığını kaydeder.
AİHM öncelikle muhakkikin ya da askeri savcının, sözkonusu silahın iki kere ateşlendiğini ve silahı ateşlemek için üçüncü kez girişimde bulunulduğunu açıklığa kavuşturmak için hiçbir girişimde bulunmadıklarını gözlemler. Bekerin ilkinde isabet ettiremediği farz edilse dahi, kendisini öldürdüğü görüşüne göre ikinci teşebbüsünde başarılı olmuş olması gerekir - ancak silahı ateşlemek için üçüncü bir teşebbüste bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus, başvuranların askeri savcının kararına itirazını reddeden askeri mahkeme tarafından incelenmemiştir. Ayrıca, AİHMnin aleni talebi hilafına Hükümetin görüşlerinde bu konuya değinilmemiştir.
Soruşturmaya ilişkin ikinci ciddi ve açıklanamayan husus, otopsi raporuna ve başının sol tarafından vurulmuş olmasına ve Hükümetin de bunu kabul etmesine rağmen, askeri savcının Bekerin kendisini başının sağ kısmından vurmuş olduğu sonucuna varmasıdır. Hükümet, bunun yalnızca askeri savcının yaptığı maddi bir hata olduğu kanaatindedir. Ancak, başvuranların savcının kararına itirazını inceleyen askeri mahkemenin neden sözkonusu maddi hatayı incelemediğini açıklamamıştır. Bu nedenle AİHM, bunun yalnızca bir hata olduğuna ikna olmamıştır.
Üçüncü olarak, Bekerin cesedinin yanında bulunan silah üzerinde, Beker tarafından kullanılıp kullanılmadığını belirlemek üzere parmak izi araştırması yapılmamıştır. Silahın, Bekere değil bir başka askere ait olduğu göz önüne alındığında parmak izlerinin incelenmemesi daha ciddi bir hal almaktadır. Benzer şekilde, Bekerin silahını almış olduğu dolap üzerindeki parmak izleri de incelenmemiştir.
Dördüncü olarak, Bekerin kendisini öldürmüş olduğu odada bulunan ve olayı görmediklerini kaydeden dört uzman çavuşun ifadeleri de AİHMnin dikkatini çekmektedir. AİHM, silahın iki kez ateşlendiği odada bulunan dört eğitimli askerin olayı görmemiş ya da yaşadıkları şokla yüzlerini kapatmış olmalarını ikna edici bulmamaktadır. Ancak, soruşturmadan sorumlu makamlar gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sözkonusu uzman çavuşlara baskı da yapmamışlardır.
Beşinci olarak, askeri yetkililer otopsi raporunun bir nüshasını kendilerine teslim etmenin dışında Bekerin ailesine bilgi ya da belge sağlamamıştır. Ailenin ve avukatlarının bilgi ve belge elde etme girişimlerine rağmen, soruşturmaya erişimlerine izin vermemişlerdir. AİHM, yetkili makamların başvuranları soruşturmaya dahil etmemesinin ya da onlara bilgi sağlamamasının - ki Hükümet bu konuda herhangi bir açıklama yapmamıştır -, başvuranları yasal menfaatlerini korumaktan mahrum bıraktığı kanaatindedir. Bu durum aynı zamanda soruşturmanın kamuya açık olmasını da engellemiştir (bkz. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998, 82. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV).
Benzer şekilde, başvuranlar askeri savcının soruşturmayı yeniden açmasını ve önceki soruşturmada görülen ciddi hataları soruşturmasını istediklerinde, herhangi bir cevap alamamışlardır. AİHMnin başvuranların soruşturmanın yeniden açılması taleplerine ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığını netleştirmesini istediği Hükümet, başvuranların 18 Mart 2003te Milli Savunma Bakanlığına böyle bir başvuruda bulunmadıklarını kaydetmiştir. AİHM, başvuranların hiçbir zaman Milli Savunma Bakanlığına başvuruda bulunduklarını belirtmediklerini kaydeder. Her halükarda, Hükümetin başvuranların 18 Mart 2003te bu tür konuları incelemekle yetkili askeri savcılığa başvuruda bulunduğunu kabul ettiği göz önüne alınmalıdır. Başvuranların soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin taleplerinin cevapsız bırakılması özellikle üzücü bir husustur çünkü, AİHM,, başvuranlar tarafından ortaya konulan meseleler soruşturulsaydı, yetkili makamların ölümü çevreleyen koşulları tespit etmiş ve böylece AİHSnin 2. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmiş olacakları kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Anık ve Diğerleri/Türkiye, no. 63758/00, 76. paragraf, 5 Haziran 2007).
AİHM, yukarıda kaydedilenleri göz önüne aldığında, ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın açıkça yetersiz olması ve birçok soruyu cevapsız bırakması nedeniyle Bekerin intihar ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı sonucuna varır. Diğer yönde karar vermek, aşağıda kaydedilen ve olası olmayan şu iki senaryodan birini kabul etmek anlamına gelecektir:
- Beker, sağ elini kullanarak kendisini, başının sol kısmından vurdu ve tetiği iki kez daha çekti; ya da
- İlk defasında isabet ettiremedi, ikinci kez ateşlediğinde kendisini, başının sol kısmından vurdu ve sonra tetiği bir kez daha çekti ancak silah ateşlenmedi.
Ayrıca, yetkili makamlar soruşturmaya son vererek başvuranları, yakın akrabaları olan Bekerin neden, nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünü anlama ve bu hususta ikna olma fırsatından yoksun bırakmışlardır.
Soruşturmanın titizlikle yürütülmediği, varılan sonucun mantığa aykırı olduğu, soruşturmanın yeniden açılması hususundaki isteksizlik ve Hükümetin tatmin edici açıklamalarda bulunmadığı göz önüne alındığında, başvuranların soruşturmanın cinayet gibi kötü bir açıklamayı gizliyor olduğunu düşünmesi mazur görülebilir.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, ulusal makamların Mustafa Bekerin ölümüne ilişkin gerçekleri ortaya çıkaran bir soruşturma yürütmediği kanaatine varır. Sonuç olarak, Hükümetin Bekerin ölümüne ilişkin makul bir açıklama getiremediği ve Devletin, sorumluluğu üstlenmesi gerektiği kanısına varır.
Bu nedenle, Bekerin ölümüne ilişkin olarak AİHSnin 2. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 6. maddesine dayanarak, ölüme ilişkin soruşturmanın adil olmadığını ve AİHSnin 13. maddesi bağlamındaki etkili iç hukuk yolundan mahrum bırakıldıklarını ileri sürmüştür.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir olduklarına karar verilebileceği kanaatindedir. Ancak, yukarıda tespit edilen ihlali göz önüne aldığında, sözkonusu şikayetleri esas açısından ayrı ayrı incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran Fadik Beker, kendisine maddi yardımda bulunduğunu ileri sürdüğü oğlu Mustafa Bekerin öldürülmesine karşılık 42,324.27 Euro maddi tazminat talep etmiştir.
Talebini, Mustafa Bekerin öldüğü tarihteki yaşı ve aylık geliri de dahil olmak üzere bir takım verileri ve yasal emeklilik yaşını göz önüne alarak hazırlanan bir bilirkişi raporuna dayandırmıştır.
Fadik Beker, manevi tazminat olarak 40,000 Euro talep etmiştir. Diğer üç başvurandan her biri, manevi tazminat olarak 25,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, maddi ve manevi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğu ve maddi zarar ile ileri sürülen ihlaller arasında illiyet bağı bulunmadığı kanısındadır.
AİHM içtihadında, bir başvuran tarafından ileri sürülen zarar ve AİHS ihlali arasında açık bir illiyet bağı bulunması gerektiği ve bunun, uygun durumlarda, gelir kaybına karşılık tazminatı da içine alabileceği ortaya konmaktadır (bkz., diğer hususlar meyanında, Barberâ, Messegué ve Jabardo/İspanya (50. madde), 13 Haziran 1994, paragraflar 16-20, A Serisi no. 285-C). AİHM, yetkili makamların AİHSnin 2. maddesi uyarınca Bekerin oğlunun ölümü için sorumlu olduklarına karar vermiştir. Ayrıca, Hükümetin Bekerin oğlunun kendisini maddi açıdan desteklediği yönündeki ifadesini kabul ettiğini kaydeder. Bu koşullar altında 2. maddenin ihlali ve Bekerin oğlu tarafından sağlanan maddi destekten mahrum kalması arasında direkt bir illiyet bağı kurulmuştur.
Benzer davaları göz önüne alan (Kişmir/Türkiye, no. 27306/95, 154. paragraf, 31 Mayıs 2005; Akdeniz/Türkiye, no. 25165/94, 150. paragraf, 31 Mayıs 2005) ve hakkaniyet temelinde değerlendirmede bulunan AİHM, Fadik Bekere maddi tazminat olarak 16.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
Ayrıca, hakkaniyet temelinde değerlendirmede bulunan AİHM, Fadik Bekere 20,000 Euro ve diğer başvuranların her birine 5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar avukatlarının dava için yaklaşık 15 saatlerini harcadığını ileri sürmüşler ve AİHMye taleplerini destekleyen bir zaman çizelgesi sunmuşlardır. Ayrıca Elazığ Barosunun ve Türkiye Barolar Birliğinin saat ücreti tavsiyesine değinmişler ve saat ücreti belirlemeyi, AİHMnin takdirine bırakmışlardır. AİHM, avukatlık ücreti için Elazığ Barosu saat başına 200 Euro ödenmesini uygun görürken, Türkiye Barolar Birliğinin 55 Euro ödenmesini uygun gördüğünü kaydeder.
Başvuranlar kırtasiye, posta ve ulaşım masrafları için 125 Euro ve maddi tazminat taleplerini desteklemek için sundukları raporu hazırlayan bilirkişi ücreti için 100 Euro talep etmiştir. Sözkonusu bilirkişi tarafından ödendi şeklinde onaylanan bir fatura sunmuşlardır.
Hükümet, başvuranların taleplerini destekleyen faturalar ya da belgeler sunmadıkları kanısındadır. Ayrıca, avukatlık ücreti için tazminat ödenmesine karar verilirken ne avukatlar ve müvekiller arasındaki özel sözleşmelerin ne baro tarafından belirlenen ücretlerin dayanak olarak gösterilebileceği kanaatindedir. AİHMden, yargılama masraf ve giderleri için tazminat ödenmemesine karar vermesini talep etmiştir.
AİHM, Hükümetin görüşünün aksine, başvuranların AİHMye avukatlarının dava için harcadıkları saatleri gösteren bir zaman çizelgesi sunduklarını gözlemler. Ayrıca,
AİHMnin bu tür çizelgeleri davalarda dayanak teşkil eden belgeler olarak kabul ettiğini gözlemler (bkz., Ayhan ve Diğerleri/Türkiye, no. 29287/02, 31. paragraf, 14 Ekim 2008; Osman Karademir/Türkiye, no. 30009/03, 69. paragraf, 22 Temmuz 2008; Karabulut/Türkiye, no. 56015/00, 62. paragraf, 24 Ocak 2008). Başvuranlar, Hükümetin iddialarının aksine, bilirkişi ücretini destekleyen bir fatura sunmuşlardır. Zaman çizelgesi ve fatura, görüşlerini almak üzere Sorumlu Hükümete gönderilmiş ve Hükümet bunlara itiraz etmemiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgi ve belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde bulunduran AİHM, başvuranlara yargılama masraf ve giderleri için toplam 2,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. AİHSnin 6. ve 13. maddesi bağlamındaki şikayetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Fadik Bekere maddi tazminat olarak 16,500 Euro (on altı bin beş yüz Euro), manevi tazminat olarak 20,000 Euro (yirmi bin Euro) ve bu meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;
(ii) Diğer üç başvuranın her birine manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi; ve
(iii) Yargılama masraf ve giderleri için dört başvurana toplam 2,000 Euro (iki bin Euro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi;
(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermiş,
4. Başvuranların adil tatmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy