(AİHS m. 6, 9, 10, 11, 14, 17, 34, 35, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 68, 69) (2820 S. K. m. 101, 103) (5682 S. K. m. 4) (ODABAŞI - TÜRKİYE DAVASI) (ÖNER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BOZLAK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TÜRKİYE BİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SOSYALİST PARTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (YAZAR, KARATAŞ, AKSOY VE (HEP) - TÜRKİYE DAVASI) (DEMOKRASİ PARTİSİ (DEP) ADINA DİCLE - TÜRKİYE DAVASI) (DEMOKRASİ VE DEĞİŞİM PARTİSİ - TÜRKİYE DAVASI) (EMEK PARTİSİ VE ŞENOL - TÜRKİYE DAVASI) (BİRDAL - TÜRKİYE DAVASI) (ULUSOY - TÜRKİYE DAVASI) (ŞENER - TÜRKİYE DAVASI) (ALBAYRAK - TÜRKİYE DAVASI) (KORKMAZ - TÜRKİYE DAVASI (NO 1))
(Başvuru no: 28003/03)
KARAR
STRAZBURG
14 Aralık 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 28003/03 nolu davanın nedeni, Türkiyedeki bir siyasi parti olan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ile T.C. vatandaşı Ahmet Turan Demirin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 1 Eylül 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından Bekir Kaya, Fırat Aydınkaya, Mahmut Şakar, İrfan Dündar, Aysel Tuğluk, Hadice Korkut, Doğan Erbaş, Okan Yıldız, Baran Doğan, İbrahim Bilmez ve İnan Akmeşe tarafından temsil edilmişlerdir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
HADEP, 11 Mayıs 1994 tarihinde kurulan bir siyasi partidir. HADEPin kapatıldığı 13 Mart 2003 tarihinde, parti genel sekreteri, Şubat 2003te göreve seçilen ikinci başvuran Ahmet Turan Demirdi.
24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimde, HADEP 1,171,623 oy alarak, toplam oy oranının % 4.17sini elde etmiştir. 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimde ise 1,482,196 oy almıştır. Ancak, HADEP, % 10luk barajı geçememiş ve her iki genel seçim sonrasında da TBMMye girmeye hak kazanamamıştır (Hadep ve Diğerleri / Türkiye, no. 51292/99). 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan yerel seçimlerde HADEP 37 belediye başkanlığını kazanmıştır. HADEPin 47 ilde ve yüzlerce ilçede şubeleri bulunmaktadır. HADEP, 2002 yılında Sosyalist Enternasyonele üye olmuştur.
Başvuranlar, Milli Güvenlik Kurulunun 18 Aralık 1996 tarihli toplantısında HADEPin kapatılması kararının alındığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, sözkonusu iddiayı desteklemek üzere AİHMye bir rapor sunmuşlar ve MGK tarafından hazırlanan bu raporun sonradan basına sızdığını iddia etmişlerdir. Gizli olarak sınıflandırılan bu raporda, eylemlerinin durdurulması amacıyla HADEPin Devlet tarafından kontrol altına alınması ve izlenmesine yönelik tavsiye kararlarının ayrıntıları yer almaktadır. Başvuranlar, sözkonusu karar sonrası, HADEP şubelerinin basıldığını ve yöneticilerinin baskıya maruz kaldığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, bu iddiayı desteklemek üzere AİHMye iki adet rapor sunmuşlardır. Sözkonusu raporlarda, HADEP üyelerine yönelik fiziksel saldırılara, düzinelerce üyenin öldürülmesine ve kaybolmasına ilişkin ayrıntılar yer almaktadır (Tanış ve Diğerleri / Türkiye, no. 65899/01).
Çeşitli tarihlerde, bazı parti yöneticileri hakkında ceza davaları açılmıştır. Bazı davalar ertelenirken bazıları mahkumiyetle sonuçlanmıştır. Bazı parti yetkilileri, Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesi uyarınca ayrımcı propaganda yapmaktan, bazıları ise TCKnın 312. maddesi uyarınca halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan mahkum edilmiştir. Açlık grevi yapanların HADEPe ait binaları kullanmasına izin verdikleri ve PKK üyeleri tarafında hazırlanan bazı belgeleri aralarından birinin sahibi olduğu avukatlık bürosunda bulundurdukları gerekçesiyle, bazı HADEP yetkilileri, TCKnın 169. maddesi uyarınca PKKya yardım etmekten mahkum edilmiştir (bkz, mahkumiyet kararlarıyla ilgili olarak dokuz HADEP üyesi tarafından yapılan başvurular: Kemal Bülbül / Türkiye, no. 47297/99; Odabaşı / Türkiye, no. 41618/99; Gülseren Öner ve Diğerleri / Türkiye, no. 64684/01). Parti yetkililerinden bazıları hapis cezalarını çekerken, bazılarının cezaları ise ertelenmiştir.
29 Ocak 1999 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, HADEPin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, HADEPin Türkiyenin bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini iddia etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, iddialarını desteklemek üzere, HADEP üyeleri aleyhinde devam etmekte olan ceza davalarına ve parti üyelerinin bazı eylemlerine atıfta bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ayrıca, 1996 yılında yapılan HADEP olağan kongresinde Türk bayrağı indirilerek yerine PKK bayrağı asıldığına atıfta bulunmuştur.
25 Şubat 1999 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesinden HADEPin Nisanda yapılacak olan genel ve yerel seçimlere katılmasını yasaklayan bir ara karar çıkarmasını talep etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi, 8 Mart 1999 tarihinde, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
5 Nisan 1999 tarihinde, HADEPin avukatları, Anayasa Mahkemesine yazılı savunmalarını sunmuşlardır. Avukatlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının HADEPin kapatılması yönündeki talebinin, MGKnın yukarıda bahsi geçen kararı sonucu yapıldığını iddia etmişlerdir. Avukatlar, ayrıca, diğer hususlar meyanında, HADEP aleyhindeki suçlamaların net olmadığını ve savunma haklarından tam olarak yararlanmalarının mümkün olmadığını iddia etmişlerdir. Avukatlar, iddialarını AİHSnin 6, 9, 10, 11 ve 14. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 3. maddesine dayandırmış ve Anayasa Mahkemesinden Türkiyedeki diğer bazı siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili AİHM kararlarını göz önünde bulundurmasını talep etmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 9 Nisan 1999 tarihli yazılı görüşünde, HADEPin PKK ile yakın bağları olduğunu iddia ederek HADEPin PKK tarafından yönetildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ayrıca, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılacak seçimlerden önce HADEPin kapatılması yönündeki talebini yinelemiştir.
HADEPin avukatları, yargılama sırasında Anayasa Mahkemesine sundukları savunmalarında, bayrağı indiren kişinin parti üyesi olmadı hususuna dikkat çekmişlerdir. Avukatlar, ayrıca, olayın hemen ardından HADEPin olayı kınadığını ifade etmişlerdir. HADEP kendisini sözkonusu olaydan ayrı tutmuş ve Türk halkının ortak sembolik değerine karşı bir saldırı olduğu gerekçesiyle olayı kınamıştır.
Anayasa Mahkemesi, 13 Mart 2003 tarihinde, oybirliğiyle HADEPin kapatılmasına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, kararını Anayasanın 68. ve 69. maddeleri ile Siyasi Partiler Kanunun 101. ve 103. maddelerine dayandırmıştır. Anayasa Mahkemesi, HADEPin bazı lider ve üyelerinin eylemlerini göz önünde bulundurarak bu kararı vermiş ve HADEPin PKKya yardım ve yataklık etmek dahil olmak üzere yasadışı eylemlerin odağı haline geldiği sonucuna varmıştır.
Anayasa Mahkemesi, özellikle, HADEPin 1996 yılında yapılan olağan kongresi sırasında, HADEP üyesi olmayan maskeli bir kişinin Türk bayrağını indirerek yerine PKK bayrağı ile PKK lideri Abdullah Öcalanın posterini astığını kaydetmiştir. Aynı kongre sırasında, PKK ve Abdullah Öcalan lehinde sloganlar atılmıştır (Akın / Türkiye (dostane çözüm), no. 34688/97). O sırada HADEP genel sekreteri olan ve aynı kongrede yer alan Murat Bozlak, Türk bayrağının indirilmesini engellemek için hiçbir şey yapmamış ve konuşmasında anadillerinin konuşulmasına izin verilmeyen Kürtlerin Türkiyedeki varlığının inkar edildiğini, devam etmekte olan askeri operasyonlara, katliamlara ve provokasyonlara rağmen PKKnın ateşkesi sürdürdüğünü ve askeri operasyon veya kuşatmalarla hiçbir şeyin çözülemeyeceğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Türk bayrağının indirilmesinin HADEP ve PKK arasında var olan bağlantıların bir kanıtı olduğu kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, Bozlakın Türkiyenin terörle mücadelesini kuşatma olarak nitelendirmesinin ve Kürtleri ayrı bir millet gibi göstermesinin, Bozlakın PKKyı desteklediğinin bir göstergesi olduğu soncuna varmıştır (Bozlak ve Diğerleri / Türkiye, no. 34740/03).
Anayasa Mahkemesi, kararında AİHSnin 11. maddesine atıfta bulunarak, bu madde tarafından güvence altına alınan hakların mutlak olmadığını ve aynı maddenin ikinci paragrafında belirtilen koşullarda sözkonusu hakların kısıtlanabileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, AİHSnin 17. maddesine atıfta bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 69/9 maddesi uyarınca, kırk altı parti üyesinin beş yıl siyaset yapmaktan men edilmesine ve HADEPin malvarlığının Hazineye intikal ettirilmesine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin kararı, 19 Temmuz 2003 tarihinde kesinleşmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, HADEPin kapatılmasının, AİHSnin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan dernek kurma özgürlüğü haklarını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, ikinci başvuran Ahmet Demirin HADEPin kapatılmasından kısa bir süre önce parti genel sekreteri olarak seçilmesi nedeniyle, AİHSnin 34. maddesi uyarınca mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmüştür. Ayrıca, partinin yönetici kadrosundaki diğer bazı üyelerin aksine, Anayasa Mahkemesi tarafından kendisine yasak getirilmemiştir.
Başvuranlar, HADEP genel sekreteri olarak Ahmet Demirin, partinin kapatılması kararından doğrudan etkilendiğini iddia etmişlerdir. HADEPin kapatılması, Ahmet Demiri parti liderliği konumundan mahrum bırakmakla kalmamış, aynı zamanda, partisini temsil ederek siyasi hayatta aktif rol oynamasını da engellemiştir.
AİHM, ikinci başvuran Ahmet Demirin, Şubat 2003te, yani partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığı 13 Mart 2003 tarihinden önce, HADEP genel sekreteri olarak seçildiğini gözlemlemektedir. Savunmacı Hükümetin bu konuya ilişkin bir itirazı bulunmamaktadır. Ayrıca, Savunmacı Hükümet, Ahmet Demirin bu göreve seçilmesinin kanun ve yönetmeliklerine aykırı olduğunu da iddia etmemiştir.
AİHM, ayrıca, Ahmet Demirin AİHSnin 11. bağlamındaki şikayetinin yalnızca HADEPin kapatılmasıyla ilintili olması nedeniyle, Anayasanın 69/9 maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından kendisine yasak getirilmemesinin mağdur statüsüyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı kanaatindedir.
Bu nedenle, AİHM, HADEPin kapatıldığı sırada Ahmet Demirin parti genel sekreteri olduğunu, bu yüzden de AİHSnin 34. maddesi uyarınca mağdur olduğu iddiasında bulunabileceği sonucuna varır.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Müdahalede bulunup bulunulmadığı konusu
Taraflar, HADEPin kapatılmasının ve beraberinde alınan tedbirlerin başvuranların dernek kurma özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğunu kabul etmişlerdir. AİHM de aynı görüştedir.
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı konusu
Böylesi bir müdahale, kanunla öngörülmediği, AİHSnin 11/2 maddesinde belirtilen meşru amaçlardan bir veya daha fazlasını izlemediği ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sürece, AİHSnin 11. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
(a) Kanunla öngörülme
(i) Başvuranlar
Başvuranlar, MGKnın 18 Aralık 1996 tarihli kararının ardından HADEPin kapatıldığını ve buna müteakip Anayasa Mahkemesi önünde yapılan yargılamanın sözkonusu partinin kapatılmasını meşru hale getirme girişiminden ibaret olduğunu ileri sürmüşlerdir.
(ii) Hükümet
Hükümet, Anayasa Mahkemesi tarafından hükmedilen tedbirlerin Anayasanın 68. ve 69. maddeleri ile Siyasi Partiler Kanununun 101. ve 103. maddelerine dayanması nedeniyle müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ileri sürmüştür.
(iii) AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, parti kapatmanın Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununun belirtilen maddelerine dayanması nedeniyle kanunla öngörüldüğünü gözlemlemektedir.
(b) Meşru amaç
Başvuranlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının HADEPin Türkiyenin bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasına dikkat çekmişlerdir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle HADEPin kapatılmasına karar vermiştir. Başvuranlar, Türk toplumuna karşı tehdit oluşturdukları iddiasını reddetmişler ve bu nedenle HADEPin kapatılmasının herhangi bir meşru amacının bulunmadığını iddia etmişlerdir.
Hükümet, HADEPin kapatılmasının kamu düzeninin sağlanması, başkalarının haklarının korunması ve ülke bütünlüğünün, dolayısıyla ulusal güvenliğin korunması gibi meşru amaçlar izlediğini ileri sürmüştür.
AİHM, Anayasa Mahkemesinin devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle HADEPin kapatılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir. Hükümetin görüşünün aksine, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması adına bir siyasi partinin kapatılmasının, kamu düzeninin sağlanması, başkalarının haklarının korunması ve ülke bütünlüğünün, dolayısıyla ulusal güvenliğin korunması gibi meşru amaçlar izleyip izlemediği konusunda AİHMnin tereddütleri bulunmaktadır. Bununla birlikte, AİHM, bu konunun müdahalenin gerekli olup olmadığı konusuyla yakından ilişkili olduğu kanaatindedir.
(c) Demokratik bir toplumda gereklilik
(i) Başvuranlar
Başvuranlar, siyasi parti kapatmanın demokratik bir toplumun gerekleriyle örtüşmediğini ve çoğulculuğa ulaşmayı imkansız hale getirdiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, HADEPin kapatılmasının demokratik bir toplumda gerekli olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, iddialarını desteklemek üzere, AİHMnin daha önce incelediği siyasi parti kapatma davalarına ve Venedik Komisyonu kriterlerine atıfta bulunmuşlardır.
Başvuranlar, ayrıca, Hükümetin görüşlerinin aksine, HADEPin Türkiyenin bölünmez bütünlüğüne zarar vermek adına hiçbir şey yapmadığını veya bu amacı gütmediğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, HADEPin amacının, Kürt kökenli vatandaşların kendi dillerinde eğitim görmelerini, Kürtçe radyo yayınlarını ve TV programlarını takip etmelerini, kültürlerini devam ettirmelerini ve demokratik bir hak olan siyasi arenaya katılma haklarının uygulanmasını sağlamak olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, HADEP her zaman demokrasiyi ve insanların eşitliğini savunmuştur. Bu nedenle, HADEP, ulusal güvenliğe karşı herhangi bir tehdit oluşturmamaktadır. Bununla birlikte, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü klişesi, yukarıda bahsedilen demokratik hakların kısıtlanması amacıyla kullanılmaktadır.
Başvuranlar, HADEPin, Kürt sorununa demokratik bir çözüm getirmeyi amaçlayan Türkiyedeki tek siyasi parti olduğunu belirtmişlerdir. HADEP, Devleti, ülkenin güneydoğusunda onlarca yıldır devam etmekte olan mücadeleyi sonlandırmaya ve Kürtlerle barış yapmaya çağırmıştır. HADEPin resmi parti programı, demokratik standartlara bağlı kalarak Kürt sorununa çözüm getirmeyi amaçlamaktadır. Başvuranlar, bu iddialarını desteklemek üzere, HADEPin resmi parti programının özetini sunmuşlardır.
Başvuranlar, Anayasa Mahkemesinin, kararını, HADEP üyeleri tarafından yapıldığı iddia edilen bazı konuşma ve eylemlere dayandırdığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, bu konuşma ve eylemlerden bazılarıyla ilgili olarak çok sayıda HADEP üyesinin yargılandığını ancak beraat ettiğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, bu husus, Anayasa Mahkemesini parti kapatma kararını sözkonusu konuşma ve eylemlere dayandırmaktan alıkoymamıştır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin kararını dayandırdığı konuşma ve eylemlerin bazıları HADEP üyesi olmayan kişilere aittir.
Başvuranlar, son olarak, Anayasa Mahkemesinin HADEP üyelerine mal ettiği ifade ve eylemlerin çoğunun, ifade ve dernek kurma özgürlüğünün tanıdığı sınırlar içerisinde yer aldığını iddia etmişlerdir.
(ii) Hükümet
Hükümet, hiçbir siyasi partinin, amacı devletin bölünmez bütünlüğünü ve ulusal birliği bozmak olan eylemlere katılmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tür eylemler hem ulusal mevzuata hem de uluslararası sözleşmelere aykırıdır.
Anayasa Mahkemesinin kararında belirtilen HADEP üyelerinin eylemleri ile bir siyasi parti olarak HADEPin içerisinde yer aldığı eylemler, HADEP ile PKK arasında bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla, hem HADEPin hem de HADEP üyelerinin terör örgütünün temsilcileri olduğu kabul edilmiştir. Sözkonusu eylemlerin AİHS tarafından güvence altına alınan dernek kurma ve toplantı özgürlüğü kapsamına girdiği düşünülemez.
Hükümete göre, sözkonusu başvuru, daha önce AİHM tarafından incelenen Türkiyedeki siyasi parti kapatma davalarından farklıdır. Önceki siyasi partiler, parti programlarına dayanılarak kapatılmışlardır. Ancak, HADEP, parti üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemlere dayanılarak kapatılmıştır. Bu tür eylemler, HADEPin demokratik tartışma kurallarına uymadığını, aksine PKK tarafından yapılan terör eylemlerini destekleyerek ülkeyi bölme amacına yöneldiğini göstermiştir.
Hükümet, PKKnın bir terör örgütü olduğunu belirtmiştir. Hükümet, bu bağlamda, diğer hususlar meyanında, PKKnın halkı bölmeye çalıştığının belirtildiği Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 25 Haziran 1998 tarihli 1377 sayılı tavsiye kararına atıfta bulunmuştur. Hükümet, ayrıca, Avrupa Birliğinin PKKyı terör örgütü olarak kabul ettiğini belirtmiştir (2002/976/CFSP).
Terörle mücadelede yaşanan zorluklar göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesinin dayandığı deliller, Türkiyedeki terörden kaynaklanan sorunlardan HADEPin de sorumlu olduğunu doğrulamaktadır. Dolayısıyla, HADEPin kapatılması orantısız bir tedbir olmayıp AİHSnin 11. maddesinin ihlalini oluşturmamıştır. Hükümet, iddialarını desteklemek üzere, AİHMnin içtihadına atıfta bulunmuş ve bir siyasi partinin yalnızca iki koşulda Devletin hukuki ve anayasal yapısında veya kanunlarında değişiklik yapılmasını savunabileceğini belirtmiştir: birincisi, bu amaç için kullanılan araçların hukuka uygun ve demokratik olması; ikincisi, önerilen değişikliğin kendisinin demokrasinin temel ilkeleri ile uyumlu olması. Dolayısıyla, şiddete teşvik eden veya demokrasiye riayet etmeyen veya demokrasiye ve demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlüklere zarar vermeyi amaçlayan bir politika ortaya koyan liderlere sahip bir siyasi parti, bu sebeplerle verilen cezalara karşı AİHSnin korumasını talep edemez (Refah Partisi ve Diğerleri / Türkiye, no. 41340/98).
Hükümet, 2001 yılında Anayasanın 69/7 maddesinde yapılan değişikliğin ardından, Anayasa Mahkemesinin, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebileceğini belirtmiştir. Sözkonusu davada, HADEP ve üyelerinin fiillerinin ağırlığını göz önünde bulunduran Anayasa Mahkemesi, Devlet yardımından yoksun bırakma cezasından bahsetmeksizin partinin kapatılmasına karar vermiştir. Zaten HADEP, aldığı oylar ve genel temsilciliklerinin sayısı nedeniyle Devlet yardımı alan siyasi partiler arasında yer almıyordu. Dolayısıyla, yukarıda bahsedilen alternatif sözkonusu davaya uygulanamaz nitelikteydi.
(iii) AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, AİHSnin 11. maddesinin özerk ve özel başvuru sahasına rağmen, AİHSnin 10. maddesi ışığında değerlendirilmesi gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Düşüncelerin ve bunları ifade etme özgürlüğünün korunması, AİHSnin 11. maddesinde ortaya konan toplantı ve dernek özgürlüklerinin amacıdır. Çoğulculuğu ve demokrasinin doğru şekilde işlemesini sağlamadaki önemli rolleri göz önüne alındığında, bu en çok siyasi partilere ilişkin bir durumdur.
AİHMnin birçok defa belirtmiş olduğu gibi, çoğulculuk olmaksızın demokrasi olamaz. Bu neden ötürüdür ki AİHSnin 10. maddesinde ortaya konan ifade özgürlüğünün, 2. paragraf kapsamında, yalnızca daha fazla kabul gören ya da zararsız veya ilgisi olmayan bir konu olarak kabul edilen bilgilere ya da fikirlere değil, aynı zamanda rencide, şok ya da rahatsız edici olanlara da uygulanması mümkündür. Faaliyetlerinin başlı başına, ifade özgürlüğünün toplu olarak uygulanmasının bir parçasını teşkil etmesi siyasi partilere, AİHSnin 10. ve 11. maddelerinin korunmasına çalışma yetkisini vermektedir (bkz., diğer hususlar meyanında, Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri/Türkiye, 30 Ocak 1998; paragraflar 42-43).
AİHM denetleme yetkisini yerine getirirken, görevi kendi görüşlerini ilgili ulusal makamların görüşlerinin yerine koymak değil, takdir yetkilerini yerine getirirken verdikleri kararları AİHSnin 11. maddesi kapsamında incelemektir. Bunun anlamı, AİHMnin Sorumlu Hükümetin takdir yetkisini makul, dikkatli ve iyi niyetli bir şekilde yerine getirip getirmediğini tespit etmekle yetinmek durumunda olması değil; bütün olarak dava ışığında şikayet edilen müdahaleyi inceleyerek, bu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığına ve ulusal makamların müdahaleyi haklı çıkarmak için sundukları nedenlerin ilgili ve yeterli olup olmadığına karar vermek durumunda olmasıdır. AİHM bunu yaparken, ulusal makamların AİHSnin 11. maddesinde ortaya konan ilkelere uygun standartları uyguladıkları ve ayrıca, kararlarını ilgili olayların kabuledilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıkları hususunda tatmin olmalıdır.
Buna ek olarak, AİHSnin 11. maddesinde ortaya konan istisnai durumlar, siyasi partiler sözkonusu olduğunda, katı bir biçimde incelenmelidir; yalnızca ikna edici ve zorlayıcı sebepler bu tür partilerin dernek özgürlüklerine getirilen kısıtlamayı haklı gösterebilmektedir. AİHSnin 11/2 maddesi kapsamında bir gerekliliğin mevcut olup olmadığına karar verirken Sözleşmeci Devletler, yalnızca hem kanunu hem de bağımsız mahkemelerin kararları da dahil olmak üzere bunu uygulayan kararları kapsayan titiz Avrupa denetimi ile paralel giden kısıtlı bir takdir yetkisine sahiptir.
AİHM aynı zamanda siyasi grupların, faaliyetlerini yerine getirirken AİHS korumasından faydalanmaya devam edebilme sınırlarını aşağıda kaydedildiği gibi tanımlamıştır:
demokrasinin başlıca özelliklerinden biri de bir ülkenin problemlerini, bezdirici olduklarında bile, şiddete başvurmaksızın, diyalog yoluyla çözme olanağını getirmesidir. Demokrasi, ifade özgürlüğü sayesinde gelişmektedir. Bu bakış açısına göre, siyasi bir grubun yalnızca Devletin nüfusunun bir kısmı hususunda kamu içinde tartışma başlatmak ve demokratik kurallara göre, ilgili herkesi tatmin edebilen çözümler bulmak amacıyla ulusun siyasi yaşamında yer almak istemesi nedeniyle engellenmesine ilişkin herhangi bir gerekçe mevcut olamaz.
Bu noktada ve Hükümetin görüşlerinde belirtmiş olduğu gibi, AİHM bir siyasi partinin kanunda ya da Devletin hukuki ve anayasal yapısında değişiklik yapılması için yalnızca iki sebeple mücadele edebileceği kanaatindedir: birinci olarak, bu amaçla başvurulacak yollar, her açıdan hukuka uygun ve demokratik olmalıdır ve ikinci olarak, önerilen değişiklik başlı başına temel demokratik ilkelere uygun olmalıdır. Bu nedenle, liderleri şiddete eğilimli olan, demokrasi kurallarından birine ya da daha fazlasına uygun olmayan ya da demokrasinin zarar görmesini ve demokraside tanınan hakların ve özgürlüklerin reddedilmesini hedefleyen politikalar ortaya koyan bir siyasi parti, bu gerekçelerle verilen cezalara karşı AİHS tarafından korunmayı talep edemez (bkz., gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla, Sosyalist Parti ve Diğerleri/Türkiye, 25 Mayıs 1998, paragraflar 46-47).
Aynı şekilde, bir siyasi partinin programının ya da liderlerinin beyanlarının, ifade ettikleri amaçları ve hedefleri gizleyebileceği göz ardı edilemez. Gizlemediklerini doğrulamak için, programın ya da beyanların içerikleri partinin ve liderlerinin faaliyetleri ve bütün olarak ele alındığında, savundukları pozisyonları ile mukayese edilmelidir (Yazar ve Diğerleri (HEP)/Türkiye, no. 22723/93, 22724/93 ve 22725/93, 50. paragraf).
AİHM daha önce Türkiyedeki siyasi partilerin temelli kapatılmalarına ilişkin başvuruları incelemiştir (bkz., kronolojik sıraya göre, Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri/Türkiye; Sosyalist Parti ve Diğerleri/Türkiye; Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP)/Türkiye, no. 23885/94; Yazar ve Diğerleri (HEP); Demokrasi Partisi Genel Başkanı Dicle (DEP)/Türkiye, no. 5141/94, 10 Aralık 2002; Refah Partisi ve Diğerleri (BD); Türkiye Sosyalist Partisi (STP) ve Diğerleri/Türkiye, no. 26482/95, 12 Kasım 2003; Demokrasi ve Değişim Partisi ve Diğerleri/Türkiye, no. 39210/98 ve 39974/98, 26 Nisan 2005; Emek Partisi ve Şenol /Türkiye, no. 39434/98, 31 Mayıs 2005, ve Demokratik Kitle Partisi ve Elçi/Türkiye, no. 51290/99, 3 Mayıs 2007).
Bu davalarda görüldüğü gibi, mevcut davada sözkonusu müdahale de oldukça radikaldir: HADEP açık bir şekilde behemehal temelli kapatılmış, malvarlığı nakde çevrilmiş ve ipso jure (kanun kararıyla) Hazineye havale edilmiş ve liderlerinin, benzer siyasi faaliyetler yürütmeleri yasaklanmıştır.
Bu durumda AİHM, yukarıda kaydedilen ilkeler ve kanaatler ışığında, HADEPin temelli kapatılmasının, demokratik bir toplumda gerekli olduğunun kabul edilip edilemeyeceğine; bir başka deyişle, ivedi bir sosyal gerekliliği karşılayıp karşılamadığına ve izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığına karar vermelidir.
AİHM öncelikle HADEPin, üyelerinden bir kısmının partiyi, Anayasa Mahkemesine göre Anayasanın 69/6 maddesi uyarınca yasadışı faaliyetlerin merkezi haline getiren faaliyetlerine ve ifadelerine dayanılarak temelli kapatıldığını gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuranların da belirttiği gibi, Anayasa Mahkemesi HADEP üyesi olmayan kişilerin de eylemlerini ve ifadelerini gözönüne almıştır.
HADEPin parti programının bizzat Anayasanın 68/4 maddesine uygun olmadığı Başsavcı tarafından ileri sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi de resen bu tür bir kanaate varmamıştır.
Her halükarda, AİHM HADEPin parti programının, işkenceyi reddettiğini ve demokratik olan ve hukukun egemenliği ile insan haklarına saygı duyulmasına uygun siyasi çözümler öngördüğünü kaydetmektedir. Anayasa Mahkemesinin kararında HADEPin programında ortaya konan barışçıl hedeflerine önem verilmemiş olması üzücüdür. AİHM bu bağlamda Parlamenter Asamblesinin 2002 kararında ortaya koyduğu bakış açısına - siyasi bir parti, üyelerinin gerçekleştirdiği ve yönetmeliğine ya da faaliyetlerine aykırı olan bir eylemden ötürü sorumlu tutulamaz - atıfta bulunmaktadır.
Bu nedenle AİHM, Anayasa Mahkemesinin HADEPin, üyelerinin faaliyetleri ve ifadeleri nedeniyle PKKya yardım ve yataklık etmek de dahil olmak üzere yasadışı faaliyetlerin merkezi haline geldiği yönünde vardığı sonucun, ilgili olayların kabuledilebilir şekilde değerlendirilmesine dayandığı sonucuna varılıp varılamayacağı hususunu karara bağlayacaktır (bkz. Yazar ve Diğeleri (HEP)).
AİHM Anayasa Mahkemesinin kararında, çeşitli HADEP üyelerinin, Türkiyenin güvenlik güçlerinin güneydoğu Türkiyede gerçekleştirdikleri terörle mücadele eylemlerinin kirli savaş olarak tanımlandığı ve sözkonusu eylemlere bu şekilde atıfta bulunulduğu yönünde verdikleri ifadelere değindiğini kaydetmektedir. Aynı ifadeye Anayasa Mahkemesinin görüşlerinde de değinilmiştir. AİHM önceki kararlarında kirli savaş teriminin yer aldığı makaleleri ve söylemleri incelemiş (bkz., özellikle, Birdal/Türkiye, no. 53047/99, 6. ve 37. paragraflar, 2 Ekim 2007; Ulusoy/Türkiye, no. 52709/99, 13., 16. ve 47. paragraflar, 31 Temmuz 2007; ve Şener/Türkiye, no. 26680/95, 44. ve 45. paragraflar, 18 Temmuz 2000) ve bunların, Hükümet politikasının ve güvenlik güçlerinin eylemlerinin sert bir eleştirisi oldukları sonucuna varmıştır. Kişileri nefrete, intikama, birbirini suçlamaya ve silahlı direnişe teşvik ettiği kanısında değildir. AİHM mevcut davada da aynı görüşü benimsemektedir. HADEP üyelerinin, kirli savaş terimini içeren söylemlerinden hiçbiri şiddeti, silahlı direnişi ya da başkaldırıyı teşvik etmemektedir. Sonuç olarak, HADEP üyelerinin güvenlik güçlerinin terörle mücadele eylemleri hususunda yaptıkları katı ve düşmanca eleştiriler başlı başına, HADEPi şiddet eylemleri gerçekleştiren silahlı gruplarla eşit hale getirecek yeterli kanıtları teşkil etmemektedir (bkz., gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla, Yazar ve Diğerleri (HEP), 59. paragraf).
Anayasa Mahkemesi aynı zamanda HADEP binasını ziyaret eden kişilerin, özel bir televizyon kanalı olan MED TVyi izlemelerine izin verildiğini kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, bu HADEP ve PKK arasındaki bağlantıyı kanıtlayan gerekçelerden biridir.
Bir kez daha, MED TV konusu AİHM tarafından da önceki kararlarında incelenmiştir. Örneğin, MED TV izleyen bir başvuranla ilgili Albayrak/Türkiye (no. 38406/97, 47. paragraf) kararında, AİHM ifade özgürlüğünün, kişinin şahsi görüşlerinin diğerlerinin kendisine bildirmek istedikleri ya da isteyebilecekleri edinilmiş bilgilerden ayrılmasını gerekli kıldığını hatırlatmaktadır (bkz. ayrıca Korkmaz/Türkiye (no.1), no. 40987/98, paragraflar 10, 26 ve 28, 20 Aralık 2005). AİHM, yukarıda kaydedilen iki kararında olduğu gibi, mevcut davada Anayasa Mahkemesi tarafından bu tür bir dikkatin sergilenmediği kanısındadır.
HADEPin temelli kapatılmasını desteklemek için Başsavcı ve Anayasa Mahkemesi tarafından ileri sürülen bir diğer iddia, HADEPin yıllık genel toplantısı sırasında, Türk bayrağının HADEPli olmayan bir üye tarafından indirilmesi ve yerine bir PKK bayrağı ile PKK lideri Abdullah Öcalanın posterinin asılmasıdır. Sözkonusu günde toplantıya katılan HADEP genel sekreteri Murat Bozlak, Türk bayrağının indirilmesini engellemek için hiçbir şey yapmamıştır.
AİHM öncelikle Türk bayrağını indiren ve yerine PKK bayrağı asan kişinin, Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği gibi HADEP üyesi olmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi olayı, Anayasanın Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği
takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır şeklindeki 69/6 maddesine rağmen, bunun PKK ve HADEP arasındaki bağlantıların kanıtı olduğu hususunda güçlü bir gerekçe olarak almıştır. HADEPin yasal temsilcilerinin Anayasa Mahkemesine sundukları ve bu mahkemenin dikkatini çektikleri, sözkonusu kişinin HADEP üyesi olmadığına ve olayı reddettiklerine dair görüşleri, Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınmıştır.
Benzer şekilde AİHM, Anayasa Mahkemesi karar aldığında, bir takım eylemler için bazı HADEP üyeleri aleyhinde başlatılan cezai takibat durdurulmuştu. Bu nedenle, ulusal mahkemeler tarafından bu üyelere sözkonusu eylemleri için cezai sorumluluklar yüklenmediği ve bu eylemlerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmedikleri tespit edilmediği halde, Anayasa Mahkemesi HADEP üyelerinin bu eylemleri gerçekleştirerek HADEPi yasadışı faaliyetlerin merkezi haline getirdikleri sonucuna varırken bu iddiaları dayanak olarak almıştır. AİHM olayların ya da suçun sözkonusu tespitinin, siyasi partileri temelli kapatma davalarında Anayasada gerekli görülmediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, AİHM bu tür bir gerekliliğin mevcut olmamasının, Anayasanın HADEPi kapatırken kullandığı eşiği çok düşürdüğü kanaatindedir.
AİHM bu bağlamda ayrıca 2001de Anayasanın 69/7 maddesinde yapılan değişiklik uyarınca Anayasa Mahkemesinin, bir siyasi partiyi temelli olarak kapatmak yerine, Devletten aldığı mali yardımı tamamen ya da kısmen kesmeye karar verebileceğini gözlemlemektedir. Ancak, aldığı oylar ve genel temsilci sayısı nedeniyle HADEPin, Devlet yardımı alan siyasi partiler arasında yer almamasından dolayı mevcut davada bu alternatif ve şiddeti daha az olan tedbir Anayasa Mahkemesi tarafından göz önüne alınmamıştır.
Anayasa Mahkemesi kararında aynı zamanda belirli HADEP üyelerinin, Kürt milletini Türk milletinden farklı kabul ettiğini kaydetmiştir. Özgürlük, kardeşlik ve barış gibi kavramlara atıfta bulunarak ülkenin belirli bir kısmında yaşayan insanlar arasında farklı bir millet olma duygusu yaratmak için çalışmanın HADEP ve PKK arasındaki bağlantının ve dayanışmanın bir kanıtı olduğu kanısına da varmıştır.
AİHM bu iddia için ikna edici bir dayanak bulunmadığı kanaatindedir. Bu tür söylemlerin, HADEPin programında ortaya konan hedeflerle bağlantılı olarak yorumlanması gerektiği kanaatindedir. Programda özellikle, HADEPin ülke sorunlarının çözülmesi için demokratik bir hükümet oluşturulması amacıyla kurulduğu belirtilmektedir. Amacı; demokrasiyi tüm kuralları ve organları ile geliştirmek, etnik kökenlerini göz önüne almaksızın Türkiyede yaşayan insanların haklarını savunmak ve refah düzeylerini artırmaktı. Bu nedenle AİHM, sözkonusu söylemlerin bütünüyle ele alındıklarında, amacı - demokrasi kurallarına uygun olarak - esas itibariyle Türk ve Kürt halklarını kuşatan sosyal bir düzenin kurulması olan siyasi bir projeyi arz ettiği kanaatindedir (bkz., gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla, Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), 41. paragraf).
Ayrıca, bu tür söylemlerle HADEPin özerklik hakkını müdafaa ettiği farz edilse dahi, bu başlıbaşına demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmayacaktı. Siyasi bir grubun, yalnızca bu tür fikirleri savunarak terörist eylemleri destekledikleri sonucuna varılsaydı bu durum, sözkonusu mevzuların demokratik tartışma kapsamında ele alınmasını tehlikeye sokar ve sözkonusu ilkelerin desteklenmesini tekel altına alma amaçlı silahlı eylemlere müsaade ederdi. Bu da AİHSnin 11. maddesinin özüne ve dayandığı ilkelere ters düşerdi (bkz. Yazar ve Diğerleri (HEP), 57. paragraf).
Son olarak, AİHM Anayasa Mahkemesinin terörü destekleyen ve terör tarafından desteklenen siyasi bir partinin mevcudiyetinin devamına izin verilmesi düşünülemez şeklindeki ifadesine işaret etmektedir. Esasen, Venedik Komisyonu tarafından ileri sürüldüğü gibi, şiddet kullanımını savunan ya da şiddeti demokratik anayasal düzeni yok etmek için politik bir yol olarak kullanan siyasi partilerin yasaklanması ya da temelli kapatılması haklı görülebilmektedir. Ayrıca, AİHM Herri Batasuna ve Batasuna/İspanya davasındaki kararında, siyasi bir parti ve bir terör örgütü arasındaki bağlantıların, objektif olarak, demokrasi için bir tehdit olarak kabul edilebileceği şeklinde vardığı sonucu hatırlatmaktadır (no. 25803/04 ve 25817/04, paragraflar 85/91). Bununla birlikte, mevcut davada sunulan tüm delilleri incelediğinde, Anayasa Mahkemesinin kararında atıfta bulunulan eylemlerin ve söylemlerin, HADEPin kendisini PKKnın terörist eylemleri ile bağdaştırdığı ya da bu eylemleri bir şekilde teşvik ettiği kanısına varmamaktadır.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, mantık çerçevesinde, HADEPin temelli olarak kapatılmasının ivedi bir sosyal gerekliliği karşıladığının söylenemeyeceği kanaatindedir.
Bir siyasi partinin temelli olarak kapatılmasının etkili bir tedbir olduğunu hatırlatan AİHM (bkz., Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri, paragraflar 54 ve 61 ve Sosyalist Parti ve Diğerleri, 51. paragraf), mevcut davada başvuranların dernek özgürlüğüne bu şekilde müdahale edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla AİHM HADEPin temelli olarak kapatılmasının AİHSnin 11. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 6. maddesine dayanarak Milli Güvenlik Kurulu kararının, Anayasa Mahkemesi hakimlerini HADEPi temelli kapatma kararı alırken etkilemiş olduğunu iddia etmişlerdir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi davayı incelerken Cumhurbaşkanının, Başbakanın, çeşitli Hükümet görevlilerinin ve yüksek rütbeli subayların HADEPin Devletin resmi ideolojisine tehdit teşkil ettiği yönünde söylemlerde bulunarak Anayasa Mahkemesine sistematik baskıda bulunduklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar bu unsurların Anayasa Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına AİHSnin 6. maddesine aykırı yönde zarar verdiğinden şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar AİHSnin 6/2 maddesine dayanarak Milli Güvenlik Kurulunun, Hükümetin ve basının, Anayasa Mahkemesi kararını vermeden önce HADEPi suçlu ilan ettiklerini kaydetmişlerdir.
Başvuranlar, AİHSnin 6/3 (b) ve (d) maddelerine dayanarak Anayasa Mahkemesinin, kendilerinin ve görgü tanıklarının yargılamaya dahil olmalarını sağlamadığından ve duruşma düzenlemediğinden şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet AİHSnin 6. maddesinin, HADEPin temelli olarak kapatılmasına ilişkin yargılamaya uygulanamayacağını ileri sürmüştür.
AİHM Türkiyedeki siyasi partilerin temelli kapatılmasına ilişkin davalarda, Anayasa Mahkemesi önünde yapılan yargılamalardaki eksikliklere ilişkin AİHSnin 6. maddesine dayandırılan şikayetlerin, sözkonusu hakkın par excellence (eşi olmayan) siyasi bir hak olması nedeniyle AİHSnin 6. maddesine ratione materiae (konu bakımından) uygun olmamasından ötürü reddedildiğini gözlemlemektedir (bkz., diğer hususlar meyanında, Yazar ve Diğerleri (HEP), paragraflar 66-67; ve Refah Partisi ve Diğerleri/Türkiye (karar), no. 41340/98, 41342/98, 41343/98, 41344/98, 3 Ekim 2000). Farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemekte ve AİHSnin 6. maddesinin mevcut davada uygulanabilir olmadığı sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, başvurunun sözkonusu kısmı AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında ratione materiae (konu bakımından) AİHS hükümlerine uygun değildir ve AİHSnin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 9., 10. VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar HADEPin temelli olarak kapatılmasının, AİHSnin 9. ve 10. maddelerince korunan haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır. Yukarıda kaydedilen maddelerle birlikte AİHSnin 14. maddesine dayanan başvuranlar, HADEPin yandaşlarından çoğunu Kürtlerin teşkil etmesinden ötürü Kürt partisi olarak kabul edilmesi nedeniyle temelli olarak kapatıldığını iddia etmişlerdir.
AİHM sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir olduğu sonucuna varılabileceği kanaatindedir. Ancak, AİHSnin 11. maddesi bağlamında değerlendirilenlerle aynı konulara ilişkin olmaları nedeniyle AİHM, ayrı olarak incelenmelerini gerekli görmemektedir (bkz. Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), 49. paragraf).
IV. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuranlar HADEPin malvarlığının Hazineye havale edilmesinin AİHSye ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesine neden olduğundan şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar son olarak temelli olarak kapatılmasının HADEPin, sayısı milyonları bulan seçmenlerini temsil etmesini engellemesi nedeniyle 1 Nolu Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
AİHM bu şikayetlerin de kabuledilebilir oldukları sonucuna varılabileceğini kaydetmektedir. Ancak, başvuranların şikayette bulundukları tedbirlerin, HADEPin AİHSnin 11. maddesinin ihlali olarak kabul ettiği şekilde temelli kapatılmasının ikincil etkileri olması nedeniyle bunları ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (bkz. Refah Partisi ve Diğerleri (BD), 139. paragraf).
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar maddi tazminat olarak 17,610,000 Euro talep etmişlerdir. Bu meblağın 500,000 Eurosu partinin temelli kapatılması sonucu milletvekili olamadığını iddia eden ikinci başvuran Ahmet Turan Demir tarafından talep edilmiştir. Kalan 17,110,000 Euroluk meblağ inter alia (diğer hususlar meyanında) 37 HADEP belediyesine yapılan Devlet yardımı ve yandaşları tarafından partiye yapılan diğer gönüllü katkılar karşılığı talep edilmiştir.
Başvuranlar ayrıca manevi tazminat olarak 11,000,000 Euro talep etmişlerdir. Sözkonusu meblağın 1,000,000 Euroluk kısmı ikinci başvuran tarafından kendi adına talep edilmiştir.
Hükümet talebin uygun yazılı delillerle desteklenmediği kanısındadır. Ayrıca, talep ve AİHSnin ihlal edildiği iddiaları arasında illiyet bağı bulunmadığını ileri sürmüştür.
Tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM talebi reddetmektedir. Diğer yandan, ikinci başvuran Ahmet Turan Demire, HADEP üyeleri ve liderleri için manevi tazminat olarak 24,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar ayrıca Anayasa Mahkemesi önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 33,000 Euro ve AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 71,200 Euro talep etmişlerdir. Bu meblağlara, başvuranların Ankara ve İstanbul Barolarının tavsiye edilen ücret çizelgelerine atıfta bulundukları ve 16 avukatın ücretini teşkil eden 99,000 Euro dahildir. Kalan 5,400 Euro avukatlar için satın alınan bilgisayarlar ve yazıcılar ile çeviri, posta, kırtasiye ve telefon gibi çeşitli masraflar içindir. Başvuranlar AİHMye bir çeviri bürosundan aldıkları yaklaşık 2,200 Euroluk faturayı sunmuşlardır.
Hükümet yargılama masraf ve giderlerine ilişkin iddiaların yazılı delillerle desteklenmediğini ileri sürerek AİHMyi barolar tarafından yayınlanan tarifelere güvenmemeye davet etmiştir.
AİHM içtihadına göre bir başvuran ancak gerçekten yapıldıklarını ve meblağların makul olduğunu ispat ettiği sürece masraf ve harcamaların tazminine hak kazanmaktadır. Mevcut davada başvuranlar, ileri sürdükleri tüm harcamaları yaptıklarını ispat etmemişlerdir. Özellikle, avukatlık ücreti taleplerinde kontrat, ücret sözleşmesi ya da avukatların dava üzerinde harcadıkları saatlerin ayrıntılı dökümü gibi yazılı belgeler sunmamışlardır. Dolayısıyla AİHM, avukatlık ücretleri hususunda tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
Diğer masraf ve harcamalara ilişkin talep hususunda AİHM, çeviri ücretlerine ilişkin tek talebin delillerle desteklendiği kanısındadır. Bu nedenle, başvuranlara çeviri ücretleri için toplam 2,200 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6. maddesi bağlamındaki şikayetin kabuledilemez ve diğer şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 9., 10. ve 14. maddeleri bağlamındaki şikayetler ile AİHSye ek 1 Nolu Protokolün 1. ve 3. maddeleri bağlamındaki şikayetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;
4. (a) Savunmacı devletin, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde HADEP üyeleri ve liderleri için ikinci başvuran Ahmet Turan Demire manevi tazminat olarak 24,000 Euro (yirmi dört bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergiyi ödemesine; ayrıca, başvuranlara masraf ve harcamalar için ödeme günündeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere toplam 2,200 Euro (iki bin iki yüz Euro) ve ödenebilecek her tür verginin ödenmesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 14 Aralık 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy