(AİHS m. 3, 5, 13, 34, 35, 41, 44) (FAZIL AHMET TAMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SUNAL - TÜRKİYE DAVASI) (NAZİF YAVUZ - TÜRKİYE DAVASI) (SAKIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 29098/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
17 Temmuz 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (29098/03) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Yunus Kızılın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 3 Temmuz 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Batman Barosu avukatlarından S. Özevin ve M.T. Kuyumcu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
1974 doğumlu olan başvuran Batmanda ikamet etmektedir.
Başvuran 9 Eylül 2002 tarihinde polislerle yaşadığı bir münakaşanın ardından yakalanmıştır.
Olay tutanağında, başvuranla birlikte başka bir kişinin plakasız mobilet kullandıkları sırada bir polis uygulama noktasında durduruldukları belirtilmiştir. Yapılan incelemenin ardından polisler sürücülerin ehliyet ve ruhsatlarının olmadığını tespit etmişlerdir. Mobiletler trafikten men edilerek sürücülere gerekli işlemleri tamamladıktan sonra mobiletlerini trafik bölge müdürlüğünden alabilecekleri bildirilmiştir. Başvuran saat 12:30 sularında polis uygulama noktasına dönerek polislerin izni olmadan mobiletini almaya kalkışmıştır. Polis memuru Hasanın idari işlemleri tamamlamadan mobiletini geri alamayacağını söylemesi üzerine başvuran küfür ederek polis memuru Hasana yaklaşmış, yakasından tutarak sarsmış ve vurmaya başlamıştır. Olay yerinde bulunan polisler başvuranı etkisiz hale getirmek için zor kullanmışlardır. Daha sonra ilgili, karakoldan çağrılan polislere teslim edilmiştir.
Söz konusu tutanak dört polis memuru ve iki şahit tarafından imzalanmıştır. Bu şahitler egzoz gazı emisyon ölçümü yapmak üzere orada bulunan teknisyenlerdi. Başvuran ise bu tutanağı imzalamamıştır.
Aynı gün başvuran kendisini gözaltına alan polislerle birlikte sağlık kontrolünden geçirilmiştir.
Başvuranla ilgili olarak düzenlenen raporda sağ omuz-kol üzerinde ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafında 5x10 cm.lik ekimoz, sağ el bileğinde 3x3 cm. ekimoz ile sol ön kolda 5x5 cm. çapında ekimoza, sağ ayak bileğinde ekimozlara ve sağ kulak ve çevresinde ekimozik alanlara rastlandığı belirtilmiştir. Başvurana üç gün iş göremezlik raporu verilmiştir.
Polis memuru Hasan ile ilgili olarak düzenlenen raporda ise göğüste ve sol ön kol iç tarafında 3x3 cm. çapında ekimotik bölgelere ve sol kol iç tarafında sıyrıklara rastlandığı belirtilmiştir.
Diğer polislerin vücutlarında ise hiçbir darp ya da cebir izine rastlanmamıştır.
Yine aynı gün başvuranın, polis memurlarının ve diğer motosikletlinin ifadeleri alınmıştır.
Başvuran, evinde sıhhi tesisat işleri yaptığı polis Murat ile arasında bir anlaşmazlık olduğundan ve adı geçen polisin kendisini tehdit ettiğinden söz ederek olay günü arkadaşıyla birlikte motosikletleriyle uygulama noktasına doğru gittikleri esnada polis Muratın kendilerini fark etmesi üzerine cep telefonuyla bir arama yaptığını belirtmiştir. Başvuran ve arkadaşı uygulama noktasında durdurulmuş ve orada bulunan bir polis memuru motosikletlilerden hangisinin başvuran olduğunu öğrenmek için polis Murata telefon etmiştir. Yine aynı polis memuru başvuran ve arkadaşına mahkemeye çıkmaktan kurtulmaları için polis Murata gitmelerini tavsiye etmiştir. Başvuran ve arkadaşı polis Muratı bulmak için bir başka polis uygulama noktasına gitmişlerdir. Uygulama noktasına vardıklarında, bir polis memuru telefonla polis Muratı aramıştır. Polis Murat kısa bir süre sonra yanlarına gelmiştir. Polis Murat, mobiletlere el konulmasıyla bir ilgisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran daha sonra emniyet müdürlüğüne gitmiştir. Emniyet müdürü, trafik bölge müdürü ve polis Murat ile görüştükten sonra başvurana mobiletini polis uygulama noktasından almasını fakat en kısa zamanda ehliyet ve ruhsat çıkartmasını söylemiştir. Polisler, uygulama noktasında, emniyet müdürlüğünden kendilerine bilgi verilmediği gerekçesiyle başvurana mobiletini iade etmeyi reddetmişlerdir. Yaşanan münakaşanın ardından polisler başvuranı bir kulübeye sokarak yumruk ve tekmelerle dövmüşlerdir.
Polis Hasan, başvuranın plakasız mobilet kullandığı gerekçesiyle yakalandığını, mobiletinin trafikten men edildiğini ancak mobiletini trafik bölge müdürlüğünden alabileceğinin kendisine söylendiğini ifade etmiştir. Saat 12:30 sularında başvuran uygulama noktasına dönmüş ve trafik müdürünün mobiletini alabileceği yönünde izin verdiğini bildirmiştir. Polis Hasan bu yönde kendisine bir bilgi verilmediği gerekçesiyle mobileti iade etmeyi reddetmiştir. Bunun üzerine başvuran Polis Hasana küfrederek yakasını toplamış ve müessir fiilde bulunmuştur. Polis memurları Savaş ve Lütfü duruma müdahale etmişler ve başvuranı zor kullanarak etkisiz hale getirmişlerdir.
Polis memurları Savaş ve Lütfü polis memuru Hasan ile aynı yönde ifade vermişlerdir.
Polis memuru Murat başvuran ve başvuranın kardeşiyle evinde yapılan sıhhi tesisat işleri nedeniyle bir ihtilaf olduğundan söz ederek olay günü başvuranı ve başvuranın arkadaşını mobiletle şehir merkezine doğru seyir halindeyken gördüğünü, yaklaşık bir saat sonra meslektaşlarının telefonla kendisini aradıklarını ve başvuranın kendisiyle konuşmak istediğini söylediklerini, bilahare olay yerine gittiğini, başvuranın mobiletinin trafikten men edildiğini söyleyerek kendisinden yardım talep ettiğini, kendinin ise bu talebi reddettiğini, başvuranın emniyet müdürü nezdinde şikayette bulunması üzerine emniyet müdürlüğüne gittiğini, başvuranı tehdit etmediğini ve mobiletine el koydurtmadığını belirtmiştir.
Diğer motosikletli Şerefhan Kayra ise başvuranın kendisinden kısa bir süre sonra yakalandığını, polis uygulama noktasında bulunan bir polis memurunun telefonla birini arayarak aralarından hangisinin başvuran olduğunu sorduğunu ve kendilerine polis memuru Murat ile görüşmelerini tavsiye ettiğini, polis memuru Muratı bir benzin istasyonunda bulduklarını ve ondan yardım etmesi için ricada bulunduklarını, polis Muratın mobiletlerine el konulmasına engel olamayacağını söylediğini, uygulama noktasına geri döndüklerinde başvuran ile polisler arasında ağız dalaşı çıktığını, başvuranın nüfus cüzdanını polislere fırlatarak olay yerini terk ettiğini, mobiletini almak için saat 13 sularında oraya geri döndüğünde ise uzaktan başvuranın ve polislerin el kol hareketlerinde bulunduğunu gördüğünü ancak müessir fiilleri kimin gerçekleştirdiğini ayırt edemediğini belirtmiştir.
10 Eylül 2002 günü başvuran yeniden muayene olmuştur. Düzenlenen raporda, sağ omuzda ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cmlik ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cmlik ekimozik alan, sağ kolda dirsek ve bilek hizasında ekimozik alanlar, sol ön kolda 5x5 cmlik ekimozik alan olduğu belirtilmiştir. Başvurana üç gün iş göremezlik raporu verilmiştir.
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı başvuranı, diğer motosikletliyi ve polisleri dinlemiştir.
A. Polisler aleyhindeki süreç
22 Ekim 2002 tarihinde başvuran Cumhuriyet Savcılığına dört polis memuru aleyhinde kötü muamele yaptıkları ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur.
Cumhuriyet Savcılığı 23 Ekim 2002 tarihinde Batman Valiliğinden soruşturma izni talep etmiştir.
Batman Valiliği olayla ilgili olarak 6 Kasım 2002 tarihinde bir emniyet müdürünü görevlendirmiştir. Emniyet müdürü daha önce ifadeleri alınan şahısların yeniden ifadelerini almıştır. Bu şahıslar evvelce vermiş oldukları ifadeleri teyit etmişlerdir. Söz konusu emniyet müdürü ayrıca tanık sıfatıyla başka bir polis uygulama noktasında bulunan iki polis memurunun, trafik şube müdürünün ve olay yerinde bulunan iki teknisyenin ifadelerine başvurmuştur. Polislerle aynı yönde ifade veren teknisyenler karakoldan gelecek polislerin beklendiği sırada başvuranın kelepçelenerek bir kulübeye götürüldüğünü belirtmişlerdir.
Ön incelemeci yaptığı inceleme sonucunda polis memurları aleyhinde bir ceza soruşturması açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıştır.
Vali, 2 Aralık 2002 tarihinde ön incelemecinin vardığı sonuçları onaylayarak ceza soruşturması açılması izni vermemiştir. Bölge İdare Mahkemesi başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
Cumhuriyet Savcısı valilik kararına istinaden takipsizlik kararı vermiştir. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi 8 Temmuz 2003 tarihinde başvuranın yaptığı itirazı reddetmiştir.
Bu arada Bölge Disiplin Kurulu haklarında iddiada bulunulan polislere disiplin cezası verilmesine yer olmadığı kanaatine varmıştır.
B. Başvuranlar aleyhindeki süreç
Cumhuriyet Savcısı 21 Kasım 2002 tarihinde başvuranı görevli memura hakaret ve müessir fiil suçuyla itham etmiştir.
Dava, 6 Ekim 2005 tarihinde Batman Asliye Ceza Mahkemesi önünde halen devam etmekteydi.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran polislerce dövüldüğünden ve bu eylemlerle ilgili olarak iç hukukta etkili başvuru yolları bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHSnin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini düşünmektedir.
AİHM bu şikayetlerin yalnızca AİHSnin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın, bir tazminat elde etmek amacıyla iç hukuktaki idari ve medeni hukuk yollarına başvurmadığı cihetle başvuru yollarının tamamını tüketme şartını yerine getirmediğini savunmaktadır.
Mevcut davada başvuran Cumhuriyet Savcılığına bir suç duyurusunda bulunmuştur. AİHM, bir suç duyurusunda bulunan ve Türkiyedeki cezai yargı sisteminin sunduğu tüm imkanları kullanan başvuranın bir hukuk mahkemesinde yeniden tazminat davası açmak ya da idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açmak suretiyle tazminat elde etmeyi denemesinin zorunlu olmadığı kanısındadır (mutatis mutandis, Assenov ve diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 86, ve Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri - Türkiye, no: 19028/02, prg. 75, 24 Temmuz 2007).
Tarafların tüm argümanlarını göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu şikayetin olaylara ve hukuka ilişkin olarak başvurunun incelenmesinin bu aşamasında çözümü mümkün olmayan ciddi sorular gündeme getirdiği bu nedenle de esastan incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Dolayısıyla bu şikayet AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Bu şikayete ilişkin olarak başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir.
B. Esasa ilişkin
Başvuran polislerin kendisini bir kulübeye götürdüklerini ve yumruk ve tekmeyle dövmeye başladıklarını iddia etmektedir. Başvuran polis memuru Hasanın vücudundaki yaraların kendini savunmaya çalışması nedeniyle meydana geldiğini belirterek iddialarını yinelemektedir. Başvuran, her halükarda polisler tarafından kullanılan gücün orantısız olduğunu ifade etmektedir. Başvuran, tıbbi muayenenin şikayet konusu olayların meydana gelmesinden altı saat sonra gerçekleştirildiğini ve vali tarafından olayı araştırmakla görevlendirilen ön incelemecinin emniyet mensubu olduğunu belirtmektedir.
Hükümet, başvuranın iddialarının dosya unsurlarıyla ve tanıkların ifadeleriyle örtüşmediğini savunmaktadır. Hükümete göre başvuranın vücudunda gözlemlenen izler, diğer polis memurlarının polis Hasana saldırılmasını engellemek amacıyla güç kullanmalarına bağlı olarak meydana gelmiştir. Hükümet başvuranın iddialarıyla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütüldüğünü eklemektedir.
1. Kötü muamele iddialarına dair
AİHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini anımsatır (Klaas - Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). Olayların tespit edilmesi için AİHM her türlü makul şüphenin ötesinde delil kıstasına başvurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden doğabilir (İrlanda - Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, prg. 161, ve Selmouni - Fransa, no: 25803/94, prg. 88).
Mevcut davada, başvuranla polis memurları arasında bir münakaşa meydana geldiği ve polislerin olay esnasında güç kullandıkları hususlarında taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu çerçevede AİHM başvuranın yakalandıktan kısa bir süre sonra tıbbi muayeneye tabi tutulduğu ve bu muayene neticesinde sağ omuzda ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cmlik ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cmlik ekimozik alan, sol ön kolda 5x5 cmlik ekimoz, sağ ayak bileğinde ekimozlar, sağ kulak ve çevresinde ekimoz alanlar tespit edildiğini kaydetmektedir. Başvurana üç gün iş göremezlik raporu verilmiştir. Aynı şekilde polis memuru Hasana yapılan tıbbi muayene sonucunda, göğsünde ekimozik alanlar, ön sağ kol iç yüzünde 3x3 cmlik ekimozik alanlar ve sol kol iç yüzünde sıyrıklar tespit edilmiştir.
Olayların meydana gelişi ile ilgili olarak tarafların anlatımları birbirinden farklılık arz etmektedir. Başvurana göre polisler kendisini bir kulübeye götürerek tekme ve yumrukla dövmeye başlamışlardır. Başvuran polis memuru Hasanın vücudundaki yaraların kendisini savunmak istemesi nedeniyle meydana gelmiş olabileceğini belirtmektedir. Hükümet ise, başvuranın saldırgan tutumu nedeniyle güç kullanılmasının zorunlu hale geldiğini savunmaktadır.
AİHM, olay tutanağına ve polislerin ifadelerine göre başvuranın mobiletinin bağlanmasından birkaç saat sonra polis uygulama noktasına geri döndüğünü gözlemlemektedir. Polislerin mobileti vermeye yanaşmaması sonucunda bir münakaşa çıktığı, başvuranın polis memuru Hasanın yakasını topladığı, sarstığı ve vurmaya başladığı, bunun üzerine diğer polislerin ilgiliyi etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda kaldığı iddia edilmiştir.
Bununla birlikte başvuran olay tutanağını imzalamaktan imtina etmiştir. Başvuran polise, Cumhuriyet Savcısına ve polis müfettişine verdiği ifadelerde, olay tutanağındaki anlatıma itiraz ederek iddialarını tekrar etmiştir.
Olay yerinde bulunan teknisyenler ise emniyet müdürü tarafından yapılan ön inceleme çerçevesinde tanık sıfatıyla dinlenmişlerdir. Teknisyenler, olay tutanağının içeriğini teyit ederek polislerin başvuranı kelepçeledikten sonra bir kulübeye götürdüklerini belirtmişlerdir.
Bu koşullarda AİHM, başvuranın iddialarının elinde bulunan kanıt unsurlarıyla yeterince desteklenmediği kanaatine varmaktadır. AİHM, başvuranın şikayetine konu olan muameleler nedeniyle AİHSnin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiği hükmüne varabilmesi için olayların yeterince kanıtlanmamış olduğunu değerlendirmektedir.
2. Soruşturmanın etkililiğine dair
AİHM, bir kimsenin, polisin elinde 3. maddeye aykırı ağır işkencelere maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddiada bulunması halinde söz konusu AİHS hükmünün etkili bir resmi soruşturma yürütülmesini gerekli kıldığını hatırlatır (Assenov ve diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 102). Bu soruşturma sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlamalıdır. Aksi takdirde taşıdığı temel öneme rağmen insanlık dışı ve onur kırıcı her türlü işkence ve cezanın yasaklanması yönündeki genel hukuki yasak uygulamada etkisiz hale gelir ki bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde denetimleri altındaki kimselerin haklarını ayaklar altına alması mümkün olur (Caloc - Fransa, no: 33951/96, prg. 89, ve Batı ve diğerleri - Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, prg. 134).
Mevcut davada AİHM başvuran tarafından yapılan şikayeti müteakip Cumhuriyet Savcısının Batman Valiliğinden soruşturma izni talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Vali, haklarında araştırma yaptığı polis memurlarıyla aynı hiyerarşiye bağlı olan bir emniyet müdürünü olayı araştırmakla görevli ön incelemeci olarak atamıştır. Ön incelemecinin vardığı neticeye uygun olarak vali haklarında suç isnadı bulunan polisler aleyhinde soruşturma açılmasına izin verilmemesini kararlaştırmıştır. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararı vermek durumunda kalmıştır. Bu nedenle hiçbir ceza soruşturması yapılmamıştır.
AİHM, ilgili idari organların AİHSnin 3. ve 13. maddelerinde istenildiği gibi bağımsız soruşturma yürütme kapasitesine sahip oldukları konusunda ciddi şüpheler taşıdığını daha evvel de beyan etmiştir (Sunal - Türkiye, no: 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Nazif Yavuz - Türkiye, no: 69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006). Bu nedenle valinin müdahalesi, ihtilaf konusu münakaşanın hangi koşullarda gerçekleştiğinin tespitine mahsus etkili bir ceza soruşturması açılması ve yürütülmesine mani olmuştur.
Bu itibarla mevcut davada yürütülen soruşturma AİHSnin 3. maddesi anlamında etkili olarak addedilemez. Bu nedenle AİHM söz konusu AİHS hükmünün usulü bakımından ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, makul bir neden olmadan yakalandığından ve gözlem altına alındığından, derhal bir hakim karşısına çıkarılmadığından ve yakalanma nedenleri hakkında kendisine geç bilgi verilmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususlarda AİHSnin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin ve 2. ve 3. fıkralarının ihlal edildiğini düşünmektedir.
AİHM, başvuru yolu bulunmadığı hallerde ya da mevcut başvuru yollarının etkili olmadığı hallerde AİHSnin 35/1 maddesinde sözü edilen altı ay süresinin, normalde, şikayet konusu eylem veya olayların gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başladığını anımsatır (Bayram ve Yıldırım - Türkiye, no: 38587/97). AİHM başvuranın ihtilaf konusu gözaltı süresine itiraz edebilmesi için Türk Hukukunda etkili bir başvuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir (bkz., mutatis mutandis, Sakık ve diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, prg. 53, ve daha yakın tarihli, Yiğit ve diğerleri - Türkiye, no: 4218/02, 4260/02, 4262/02 ve 4271/02, prg. 27, 20 Kasım 2007 tarihli karar).
Mevcut davada, başvuranın gözaltı süresi 10 Eylül 2002 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona ermiştir. Oysa başvuran altı ayı geçkin bir süre sonra 3 Temmuz 2003 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Davanın incelenmesi sonucunda altı ay süresinin işlemesini kesintiye uğratan ya da durduran herhangi bir duruma rastlanmamıştır. Dolayısıyla başvurunun bu bölümü geç sunulmuş olup AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunan başvuran bu konuyu AİHMnin takdirine bırakmaktadır. Başvuran maruz kaldığı manevi zararın tazmini için 30.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM maddi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu tespit etmektedir. Bu yönde bir tazminata hükmedilmesine yer yoktur.
Buna karşın AİHM manevi tazminat olarak başvurana 3.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve giderler için 3.800 Euro talep etmektedir. Belge olarak başvuran, avukatının çalışma süresi dökümünü gösterir bir belge, bir avukatlık ücret sözleşmesi ve toplam 650 YTL (yaklaşık 350 Euro) tutarında iki adet tercüme makbuzu sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHMnin içtihadına göre bir başvurana masraf ve giderlerinin iade edilmesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu takdirde mümkündür.
Elindeki bilgilere ve yukarıda anılan kıstaslara istinaden AİHM tüm masrafları için başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun AİHSnin 3. maddesi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez ilan edilmesine;
2. AİHSnin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
3. AİHSnin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTLye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana manevi tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri için ise 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy