(AİHS m. 3, 29, 35) (765 S. K. m. 243)
(Başvuru no. 29906/03)
12 Haziran 2006
OLAYLAR
1961 doğumlu Türk vatandaşı başvuran Remzi Niğit İzmirde ikamet etmektedir. AİHM önünde, İzmir Barosuna bağlı avukat M. Rollas tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın ayrıntıları
Davanın olayları, tarafların belirttiği üzere aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran 08.05.2001 tarihinde İzmirde piyasaya sahte yabancı para sürmek suçundan yakalanmıştır. Muayenesi aynı gün İzmir Atatürk Eğitim Hastanesinde yapılmıştır.
Başvuranda darp ve cebir izi olmadığına dair rapor düzenlenmiştir.
Başvuran yine aynı gün jandarma tarafından Bodruma getirilmiş ve muayene için Bodrum Devlet Hastanesine götürülmüştür. Muayene sonucunda yine darp ve cebir izine rastlanmadığına dair rapor düzenlenmiştir. Ardından başvuran Muğla Jandarma Genel Komutanlığında gözaltında tutulmuştur. Başvuran burada üç gün boyunca kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Gözü bağlı şekilde Filistin askısına maruz bırakılmış, yumruklanmış, dövülmüş, su ve yemek verilmemiştir. Sırtına ve bacaklarının arasına elektrik kabloları iliştirilmiş ve elektrik verilmiştir. Bodrum Cumhuriyet Savcısı aynı gün başvuranın gözaltı süresini iki gün uzatmıştır.
Başvuran, 09.05.2001 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesinde muayene edilmiş, sırtında çok sayıda nohut büyüklüğünde hiperemik alan kaydedilmiştir.
Başvuran aynı gün, Bodrum Merkez Jandarma Karakolunda alınan ifadesinde kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmiştir.
Başvuran, gözaltı süresinin sonunda, 10.05.2001 tarihinde Bodrum Kliniğine götürülmüştür. Muayenenin ardından düzenlenen raporda vücudunda darp ve cebir izi olmadığı belirtilmiştir. Başvuran aynı gün Bodrum Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmış, burada, gözaltında iken baskı altında sorgulandığını, jandarmanın kendisine kötü muamelede bulunduğunu öne sürmüştür. Öte yandan, kötü muamelede bulunduğunu iddia ettiği görevliden şikayetçi olmadığını da ifade etmiştir. Ancak Cumhuriyet Savcısı bunu bir suç duyurusu olarak kabul etmiş ve görevi gereği başvuranın iddialarına ilişkin bir ön soruşturma başlatmıştır. Ayrıca başvuranın yeniden muayene edilmesini emretmiştir. Aynı gün bir soruşturma hakimi başvuranın tutuklu kalmasına karar vermiştir.
Başvuranın 11.05.2001 tarihinde yapılan muayenesinde, sırtında, cildin yanıcı bir cisimle temasıyla oluşabilecek, 1-2 mm çapında 14-15 adet yanık lezyonu kaydedilmiştir. Doktor lezyonların yedi günde iyileşeceğini ve başvuranda hayati tehlike yaratmadıklarını belirtmiştir.
Başvuran 29.05.2001 tarihinde Bodrum Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede, sahte parayla ilgili kendisini sorgulayan görevlinin sırtına bir cisimle dokunduğunu ve çatlama sesi çıktığını belirtmiştir. Ayrıca, odadaki diğer görevlilerin bu görevliyi Hakan diye çağırdıklarını ifade etmiştir. Odada ayrıca Volkan adıyla çağırılan bir kişinin daha bulunduğunu belirtmiştir. Yüz yüze getirilirlerse bu görevlileri teşhis edebileceğini eklemiştir.
30.05.2001 tarihinde, başvurana, gözaltında bulunduğu sırada görevli memurların fotoğrafları gösterilmiştir. Başvuran kendisine kötü muamelede bulunan Karakol Komutan yardımcısı Hakan K.yi (bundan böyle H.K. olarak anılacaktır) teşhis etmiştir. Buna göre bir teşhis tutanağı düzenlenmiştir. Cumhuriyet Savcısı aynı gün, Astsubay H.A.nın ifadesini de almış, H.A., ne kendisinin ne de birimdeki başka bir görevlinin başvurana kötü muamelede bulunduğunu belirtmiştir. Başvuranın ifadesi, Merkez Komutanlığından görevliler tarafından, H.K. de odada iken alınmıştır.
H.K., 03.07.2001 tarihinde, Bodrum Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadesinde kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.
Bodrum Cumhuriyet Savcısı 13.07.2001 tarihinde Muğla Cumhuriyet Savcılığına bir fezleke sunmuş, Türk Ceza Kanununun 243. Maddesi uyarınca başvurana kötü muamelede bulunmak suçundan H.K. hakkında dava açılmasını istemiştir.
Muğla Cumhuriyet Savcısı, 06.09.2001 tarihinde, Muğla Ağır Ceza Mahkemesine, 243. Madde uyarınca H.K.yi, başvuranı baskı altında sorgulamak ve insanlık dışı ve zalimane muamelede bulunmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Bodrum Ceza Mahkemesine bir talimat göndermiş, H.K.nin ifadesinin alınıp kendilerine gönderilmesini istemiştir.
Başvuran 17.09.2001 tarihinde cezaevinden salıverilmiştir.
Bodrum Ceza Mahkemesi 16.10.2001 tarihinde H.K.nin ifadesini almış, H.K. kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. H.K., başvuranı sorgulamadığını ve ifadesini almadığını belirtmiştir. Bölge Jandarma Komutanlığında görevli istihbarat astsubaylarının, Bodrum Jandarma Karakolunda görevli astsubaylar yardımıyla başvuranı sorguladıklarını iddia etmiştir. Başvuranın ifadesinin, odasında bulunan bilgisayarda yazıldığını ve başvuranın, ismini muhtemelen masanın üzerinde gördüğünü ve daha sonra kendisinin ismini verdiğini eklemiştir. Ayrıca H.K. başvuranla yüzleşmeyi talep etmiştir. Alınan bu ifade Muğla Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
H.A., 12.12.2001 tarihinde, Muğla Ağır Ceza Mahkemesinde tanık olarak ifade vermiştir. Daha önce Cumhuriyet Savcısına 20.05.2001 tarihinde verdiği ifadeyi yinelemiştir. Aynı gün, Ağır Ceza Mahkemesi, İzmir Ceza Mahkemesinin başvuranı bildirdiği adreste bulamaması nedeniyle tanık olarak dinlenemediğini kaydetmiştir. Başvuranın adresi polise, Cumhuriyet Savcısına ve soruşturma hakimine verdiği ifadelerde İzmir ve Adana olmak üzere farklı kaydedilmiştir. Bunun üzerine, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın ifadesini almaktan vazgeçmiştir.
Aynı gün, Muğla Ağır Ceza Mahkemesi, H.K.yi delil yetersizliğinden beraat ettirmiştir. Mahkeme, tıbbi raporla başvuranın müessir fiile maruz kaldığının sabit olduğunu, ancak, olayın faili olduğu iddia edilen kişinin kimliğinin teşhisinde, başvuranın soruşturma sırasında gözlerinin bağlı olması nedeniyle ifadesine güvenilemeyeceğini kaydetmiştir. Karara itiraz edilmemiş ve 20.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Başvuran kötü muamele şikayetiyle ilgili olarak, 16.01.2002 tarihinde, Muğla Valiliğine başvurmuştur. Muğla Valiliği belirlenemeyen bir tarihte, başvurana, H.K. aleyhindeki davanın beraatla sonuçlandığını bildirmiştir.
Başvuran 20.12.2002 tarihinde Muğla Ağır Ceza Mahkemesine bir dilekçe sunup, dava dosyasındaki belgelerin bir örneğini istemiştir. Başvuran Ağır Ceza Mahkemesinin kararını 25.12.2002 tarihinde öğrendiğini iddia etmiştir. 02.01.2003 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.
Muğla Ağır Ceza Mahkemesi 27.01.2003 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiş, yargılama sırasında müdahil olmadığından itiraz hakkının bulunmadığına karar vermiştir. Bu karar başvurana 03.03.2003 tarihinde bildirilmiştir.
ŞİKAYET
Başvuran, AİHSnin 3. Maddesi uyarınca jandarma karakolunda gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığından ve kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmanın yeterli ve etkili olmadığından şikayetçi olmuştur.
HUKUKA İLİŞKİN
Başvuran, gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığından ve bu şikayetiyle ilgili ulusal hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
AİHSnin 3. Maddesine dayanmıştır.
1. Tarafların görüşleri
Hükümet, AİHSnin 35 § 1. Maddesi uyarınca, başvuranın yararlanabileceği iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuştur. Bu bağlamda, yargılamaya müdahil taraf olarak katılmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak, mahkeme, başvuranın avukatının temyiz başvurusunu, 27.01.2003 tarihinde, kararın kesinleşmiş olması nedeniyle reddetmiştir. Hükümet, müdahil olma hakkı ile temyiz etme hakkının, ulusal hukuk çerçevesindeki temel ve vazgeçilmez haklardan ikisi olduğunu eklemiştir. Ancak başvuran, bu haklardan kendi hatası ve ihmali sonucu yararlanamamıştır. Hükümet ayrıca, başvuranın uğradığını iddia ettiği zararın telafi edilmesi için hukuki ve idari çeşitli başvuru yolları olduğunu iddia etmiştir.
Hükümet ayrıca, AİHSnin 35 § 1. Maddesiyle uyumlu olarak, başvuranın altı ay kuralına uymaması nedeniyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Görevlinin 12.12.2001 tarihinde beraat ettiğine işaret etmiştir. Kurallara uygun bir biçimde temyiz başvurusu yapılmadığından, karar 30.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir. Bu nedenle, altı aylık süre aşımı en geç 30.12.2001 tarihinde işlemeye başlamalıdır. Öte yandan, AİHMye başvuru, ulusal mahkemenin verdiği nihai kararın üzerinden altı aydan fazla bir süre geçtikten sonra, 27.08.2003 tarihinde yapılmıştır.
Başvuran, yargılamaya müdahil olmamasının nedeninin, Muğla Ağır Ceza Mahkemesinin kendisine doğru adresten tebligat yapmaması olduğunu iddia etmiştir. Adresinin dava dosyasındaki belgelerde bulunmadığını ya da eksik kaydedildiğini ve Ağır Ceza Mahkemesinin kendisini diğer adresten aramadığını iddia etmiştir. Başvuran, mahkemenin 12.12.2001 tarihli kararından, 25.12.2002 tarihinde haberdar olmuştur. Avukatı karara 02.01.2003 tarihinde itiraz etmiş, mahkeme bu itirazı 27.01.2003 tarihli bir kararla reddetmiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmeleri
AİHM, başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine ya da bu davada başvuranı ulusal hukukta daha başka çözüm yolları aramaya yükümlülüğünden muaf tutacak özel koşullar bulunup bulunmadığına karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır. İddialarında haklı olsa bile, bu durum başvuranı altı ay kuralına uyma yükümlülüğünden kurtaramaz.
AİHM, AİHSnin 35 § 1. Maddesi ile uyumlu olarak, meseleyi yalnızca nihai kararın verilmesinden itibaren altı ay içinde ele alabileceğini yineler. Altı ay kuralının bu Maddede belirtilen amacı, yasaların teminatını sağlamak, AİHS kapsamındaki konulara ilişkin davaların makul bir süre içinde incelenmesini sağlamak ve yetkili makamlar ile diğer kimseleri uzunca bir süre belirsizlik içinde kalmaktan korumaktır (bkz., diğerlerinin yanı sıra, P.M. - İngiltere, 6638/03).Bir başvuranın konumu dolayısıyla ulusal nihai kararın yazılı bir suretinin kendisine tebliğ edilmesi hakkı varsa, AİHSnin 35 § 1. Maddesinin hedefi ve amacına, en uygun biçimde, altı aylık süreyi yazılı kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayarak hesaplayarak ulaşılır (bkz. Worm - Avusturya). İç hukukun kararı tebliğ etmemesi halinde, AİHM, altı aylık süre aşımının, nihai kararın başvurana ya da avukatına bildirildiği tarihten itibaren başlaması gerektiği kanısındadır.
AİHM, Ağır Ceza Mahkemesinin askeri görevliyi 12.12.2001 tarihinde beraat ettirdiğini kaydeder. Bu karara kimse itiraz etmemiş, karar 20.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir. Bu bağlamda, AİHM, Türk yasalarına göre mahkeme kararlarının yalnız davanın taraflarına tebliğ edildiğini gözlemler. Bununla beraber, karar, üçüncü tarafa da, örneğin şikayetçiye, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 365. Maddesi ile uyumlu olarak yargılamaya müdahil olduğu takdirde, tebliğ edilebilir. Bu nedenle, bu davada, Muğla Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamaya müdahil olmadığından, başvurana kararı tebliğ etmek durumunda kalmamıştır.
AİHM ayrıca başvuranın cezaevinden 17.09.2001 tarihinde salıverildiğini kaydeder. Davanın sonucunu ilk defa, Muğla Valiliğine başvurduğu tarih olan 16.01.2002 tarihinde soruşturmuştur. Valilik, belirlenemeyen bir tarihte, başvurana, jandarma görevlisi aleyhindeki davanın, görevlinin beraatiyle sonuçlandığını bildirmiştir. Başvuran yaptığı bu soruşturmanın ardından neredeyse bir yıl geçtikten sonra, 20.12.2002 tarihinde, Muğla Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, dava dosyasındaki belgelerin suretini talep etmiştir. Başvuran kararın suretinin 25.12.2002 tarihinde eline geçtiğini iddia etmiştir.
AİHM, dava dosyasından, Valiliğin başvuranın 16.01.2002 tarihli sorusuna yanıt verdiği kesin tarihi belirleyemediğini, ancak bu tarihin 20.12.2002 tarihinden önce olduğunu gözlemler. Her durumda, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını öğrendiği tarih olduğunu iddia ettiği 25.12.2002 tarihinden sonra altı ay içinde AİHMye başvurmalıydı. Başvuranın, davaya üçüncü taraf olarak katılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, karara yapılacak itirazın o aşamada duruma etkili bir katkıda bulunmayacağı gerçeğinin farkında olan bir avukatı vardı.
AİHM ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesinin, cezaevinden salıverildikten sonra nerede olduğu belirlenemediğinden başvuranın ifadesini alamadığını kaydeder. Başvuranın ön soruşturma sırasında yetkili makamlara bilerek ya da bilmeyerek değişik adresler verdiğini gözlemler. Bu nedenle, Muğla Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davaya katılamamasının kısmen kendisinden kaynaklandığı söylenebilir.
Aksi yönde yeterli bir neden bulunmadığından, bu koşullarda, AİHM, bu davada, altı aylık zaman aşımı kuralının başlama tarihinin en geç 25.12.2002 olması gerektiğini kaydeder. Ancak başvuran AİHMye bu tarihten altı ay geçtikten sonra, 27.08.2003 tarihinde başvurmuştur.
Başvurunun zamanında yapılmadığı ve AİHSnin 35 §§ 1. ve 4. Maddesi kapsamında reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, AİHM, oybirliğiyle,
AİHSnin 29 § 3. Maddesinin uygulanmamasına ve;
Başvurunun kabuledilmez olduğuna karar verir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy