(AİHM m. 8, 10, 11, 14, 34, 35, 41, 44) (5442 S. K. m. 11) (AKAT - TÜRKİYE DAVASI) (BELÇİKA ULUSAL POLİS SENDİKASI - BELÇİKA DAVASI) (GUZZARDI - İTALYA DAVASI) (YOUNG, JAMES VE WEBSTER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (METİN TURAN - TÜRKİYE DAVASI) (BULĞA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ERTAŞ AYDIN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖMER YILDIZ - TÜRKİYE DAVASI) (SOYSAL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 30307/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
2 Şubat 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30307/03) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Müslüm Çiftçinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 21 Temmuz 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Şanlıurfa Barosu avukatlarından S. Ülek tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1966 doğumlu olup Gaziantepte ikamet etmektedir.
Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü bünyesinde veteriner olarak çalışan başvuran, Tarım-Gıda Sen Sendikasına üyedir.
A. Başvuran hakkında yürütülen ceza davası
7 Aralık 1998 tarihinde, Tarım-Gıda Sen Sendikası Şanlıurfa İl Temsilciliği Yönetim Kurulu, çalışanlara uygulanan baskı, görev değişiklikleri ve disiplin cezalarını protesto etmek amacıyla iki gün süreyle açlık grevi başlatma kararı almıştır.
8 Aralık 1998 tarihinde, polis açlık grevinin yapıldığı binaya müdahale etmiş, başvuran ile birlikte sendika üyesi diğer kırk sekiz kişiyi yakalayarak, gözaltına almıştır.
10 Aralık 1998 tarihinde, başvuran tutuklanarak cezaevine konmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi («Devlet Güvenlik Mahkemesi») Cumhuriyet Savcısı 29 Aralık 1998 tarihli iddianamesinde eski Türk Ceza Kanununun 169. maddesinde öngörülen yasadışı terör örgütü PKKya yardım ve yataklık etme suçundan başvuran hakkında ceza davası açmıştır. Savcı, başvuranı PKK terör örgütü tarafından yönetilen protesto kampanyası kapsamında terörist elebaşısına destek vermeyi amaçlayan bir açlık grevini başlatmakla suçlamıştır.
4 Mart 1999 tarihinde, başvuran serbest bırakılmıştır.
6 Mayıs 1999 tarihli kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi, yeterli ve inandırıcı delil yetersizliğinden başvuran hakkında beraat kararı vermiştir.
Herhangi bir temyiz başvurusu olmadığından bu karar kesinleşmiştir.
B. Başvuranın görev yeri değişikliği ve bununla ilgili idari işlemler
Bu arada Şanlıurfa Valiliği 18 Aralık 1998 tarihinde, Tarım Bakanlığından, PKKya destek vermek amacıyla açlık grevi başlattığı gerekçesiyle başvuranın başka bir bölgeye atanmasını talep etmiştir.
25 Aralık 1998 tarihinde, görev yeri değişikliği talebini kabul eden Tarım Bakanlığı, başvuranın başka bir bölgede bulunan Aksaraya tayin edilmesine karar vermiştir.
2 Ağustos 1998 tarihinde, başvuran ihtilaflı görev yeri değişikliği kararının iptali için Gaziantep İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
14 Aralık 1999 tarihli kararında mahkeme, başvuranın yasadışı terör örgütü PKK lehine gösterdiği faaliyetler nedeniyle Valiliğin önerisi üzerine tayin edildiğini gerekçe göstermiş ve 5442 sayılı İller İdaresi Kanununun 11. maddesi uyarınca iptal başvurusunu reddetmiştir.
18 Kasım 2002 tarihinde Danıştay, söz konusu kararı onamıştır.
Bu karar, başvurana 3 Şubat 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.
C. Görev yeri değişikliği talepleri - başvuranın sağlık durumu
26 Temmuz 1999 tarihinde başvuran, tayin edildiği şehirde göreve başlamıştır.
Başvuran, Ekim 1999 ile Ekim 2001de, psikiyatrik bozukluklar (depresyon) nedeniyle ve kendi isteği üzerine, sırayla önce iki ay ve daha sonra bir ay süreyle hastalık iznine ayrılmıştır.
8 Nisan 2003 tarihinde Tarım Bakanlığı, başvuranın, eşinin de çalışmakta olduğu Şanlıurfaya atanma talebini reddetmiştir.
Bakanlık, talebi üzerine 7 Temmuz 2004 tarihinde, başvuranı Gaziantepe tayin etmiş ve daha sonra Ekim 2004 tarihinde eşi de aynı şehre gelmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 10 VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kanaatine göre sendika faaliyetleri yüzünden alınan görev yeri değişikliği kararının AİHSnin 10 ve 11. maddelerinde teminat altına alınan haklarını ihlal ettiğini savunmaktadır. AİHM, bu şikâyeti 11. madde açısından inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, Danıştayın 18 Kasım 2002 tarihli kararına düzeltme itirazında bulunması gerekirken başvuranın bunu yapmadığını ileri sürmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümete göre, başvuranın doğrudan ulaşabileceği bu itiraz yolu, uygulamadaki idari işlemler içerisinde her zaman kullanılan bir hukuk yolunu oluşturmaktadır.
AİHM, Türk hukuk sisteminde bu itiraz yolunun, kendi hatası dolayısıyla itiraz edilen kararın mahkemeler tarafından tekrar gözden geçirilmesini sağlamak amacını taşıdığını not etmektedir. Aslında, söz konusu mahkeme yeni bir unsur olmaksızın sadece tarafların itirazı üzerine aynı davayı ikinci kez incelemektedir. AİHM, belirli bir iç hukuk yolunun ilgili başvuranın dile getirdiği şikâyeti düzeltecek etkili bir yöntem sunup sunmadığını her durum için ayrı ayrı değerlendirmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tekin davası (karar), no 41556/98, 2 Temmuz 2002).
Mevcut davada AİHM, Danıştayın başvuranın itirazını kendi yerleşik içtihadına dayanarak reddettiğini kaydetmektedir. AİHM, mevcut dava koşullarında, başvuranın aynı mahkemede aynı argümanları dile getirmek suretiyle özünde aynı amaca yönelik başka hukuk yollarını kullanmamakla suçlanamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
AİHM, söz konusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Hükümet, başvuranın sendikal faaliyetlerinin dışındaki faaliyetleri dolayısıyla, özellikle yönetim düzenini korumak amacıyla başka yere tayin edildiğini belirtmektedir. Hükümet, başka bir şehre ya da başka bir işe tayin edilme söz konusu olduğunda, AİHSnin 11. maddesinin bir sendika üyesi olan memurlara sendika üyesi olmayan memurlara nazaran daha büyük bir dokunulmazlık ya da daha avantajlı bir durum sunmadığını eklemektedir. Son olarak Hükümete göre, başvuranın başka bir şehre tayin edilmesi sendikal faaliyetlerine bir engel oluşturmamaktadır, zira tayin edildiği şehirde de bu faaliyetlerine devam edebilirdi.
Başvuran, bu argümanlara karşı çıkmakta ve üyesi olduğu sendikanın kararı üzerine bir eylem başlattığı için başka bir şehre tayin edildiğini ileri sürmektedir. Başvurana göre, bu sendikal faaliyet barışçıl bir eylemdi ve yönetim düzenini bozacak bir nitelik taşımamaktaydı. Başvuran ayrıca, ceza mahkemelerinin isnad edilen suçlardan dolayı hakkında beraat kararı aldığını hatırlatmakta, ama idarenin tayin kararına bir bahane olarak bu suçlamaları kullandığını ileri sürmektedir. Son olarak, başvuran tayin edildiği şehirde sendikal faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını, zira orada üye olduğu sendikanın şubesi bulunmadığını kaydetmektedir.
AİHM, her şeyden önce ihtilaflı müdahalenin 5442 sayılı İller İdaresi Kanununun 11 (c) maddesinde öngörüldüğüne ve 11. maddenin ikinci paragrafında dile getirilen amaçlardan birine, yani kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğuna tarafların herhangi bir itirazı olmadığını gözlemlemektedir.
Böylesi bir önlemin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ile ilgili olarak ise AİHM, AİHSnin 11. maddesinin 1. paragrafının, sendikal özgürlüğü dernek kurma hürriyetinin özel bir şekli veya görünümü olarak sunduğunu; söz konusu maddenin sendika üyelerine Devlet tarafından uygulanması öngörülen belirli bir muameleyi ve özellikle sendika üyelerinin yerlerinin değiştirilmemesi hakkını garanti altına almadığını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Akat davası, no 45050/98, prg. 38, 20 Eylül 2005 ve Belçika aleyhine Belçika Ulusal Polis Sendikası davası, 27 Ekim 1975, prg. 38, seri A no 19).
AİHM, bireysel başvurudan ileri gelen bir davada, genel koşulları unutmadan, mümkün olduğu kadar, kendisine başvurusu yapılan somut duruma ilişkin olarak ortaya çıkan problemleri incelemekle yetinmesi gerektiğinin altını çizmektedir (bakınız, diğerleri arasından, İtalya aleyhine Guzzardi davası, 6 Kasım 1980, prg. 88, seri A no 39, ve Birleşik Krallık aleyhine Young, James ve Webster davası, 13 Ağustos 1981, prg. 53, seri A no 44). Bu nedenle, mevcut davada, yer değiştirme kararının mevcut haliyle yerindeliğini değerlendirmek AİHMnin görevi değildir. AİHMnin amacı, böyle bir kararın, başvuranın AİHSnin 11. maddesi bakımından sendikal faaliyetler yürütme hakkı üzerindeki sonuçlarını incelemektir (Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02, prg. 28, 14 Kasım 2006).
Mevcut davada AİHM, ilk olarak, başvuranın üyesi olduğu sendikanın yönetim kurulunun 7 Aralık 1998 tarihinde aldığı kararda, üyelerini özellikle çalışma şartlarına itiraz etmek amacıyla eylem yapmaya çağırdığını kaydetmektedir. AİHM, ikinci olarak, valiliğin bu eylemin yasadışı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taşıdığına kanaat getirerek, ilgili bakanlıktan servisteki diğer çalışanlara da örnek olması açısından başvuranın cezalandırılarak başka bir bölgeye tayin edilmesini talep ettiğini ve bakanlığın da bu talebe olumlu yanıt verdiğini gözlemlemektedir. AİHM, üçüncü olarak, sendikanın söz konusu eyleminin yasadışı silahlı bir terör örgütünü desteklemek amacını taşıdığı yönündeki suçlamaların ceza mahkemeleri tarafından kesin olarak reddedildiğini not etmektedir. Oysa, idarenin başvuran hakkında tamamen bu suçlamalara dayanarak aldığı tayin kararı, ceza mahkemelerinin beraat kararı vermesinden sonra davaya bakan idare mahkemelerince de düzeltilmemiştir.
Bu nedenle AİHM, başvuranın ihtilaflı kararın sendikal faaliyetler çerçevesinde yürütülen bir eyleme katıldığı için cezalandırıldığı yönündeki tezini yeterince ve ikna edici bir şekilde desteklediği kanaatine varmaktadır. Başvuranın statüsünün, ilke olarak, kamu hizmetinin gereksinimleri doğrultusunda, başka bir göreve yada başka bir şehre gönderilme imkanını öngörmesi bir şey değiştirmez, zira idare bu tayini kamu hizmetinin iyi yönetilmesi gibi meşru bir amaçla değil, AİHSnin 11. maddesinde yasaklanan farklı bir hedefe ulaşmak için gerçekleştirmiştir (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Metin Turan davası, no 20868/02, prg. 30, 14 Kasım 2006; bakınız, karşı yönde, Akat, ilgili bölüm, prg. 42, Türkiye aleyhine Bulğa ve diğerleri davası, no 43974/98, prg. 73, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine Ertaş Aydın ve diğerleri davası, no 43672/98, prg. 51, 20 Eylül 2005, Türkiye aleyhine Kazım Ünlü davası, no 31918/02, prg. 30, 6 Mart 2007 ve Türkiye aleyhine Ademyılmaz ve diğerleri davası, no 41496/98, 41499/98, 41501/98, 41502/98, 41959/98, 41602/98 ve 43606/98, prg. 41, 21 Mart 2006). AİHM, buradan yola çıkarak başvuranın tayin kararının demokratik bir toplumda gerekli olmadığı ve dernek kurma özgürlüğüne aykırılık teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, AİHSnin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 8. maddesinin iki yönden ihlal edildiğini iddia etmektedir. İlk olarak, başvuran başka şehre tayin edilmesi dolayısıyla eşi ve çocuklarından uzakta yaşamak zorunda kaldığından şikâyetçi olmakta, ikinci olarak ise bu durumun sağlığının bozulmasına neden olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet, şikâyetin ilk yönüyle ilgili olarak, başvuranın ailesiyle tekrar birlikte yaşamasına bir engel bulunmadığını savunmaktadır. Öte yandan Hükümete göre, işin mahiyetine ve personel eksikliğini giderme ihtiyacına bağlı olarak tayinlerin sık sık gerekli olduğu bir kamu hizmetinde çalışmayı kabul eden başvuran, bir gün kendisinin de tayin edilebileceğini biliyordu. Şikâyetin ikinci bölümüyle ilgili olarak ise Hükümet, başvuranın başka bir şehre tayininin sağlık durumunu doğrudan bozan yegâne faktör olduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatini taşımaktadır.
Şikâyetin birinci bölümüyle ilgili olarak AİHM, daha önce de bunun söz konusu tayinlerin ikincil bir etkisi olduğuna hükmederek, bu tür şikâyetleri reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Turan davası (karar), no 20868/02, 14 Haziran 2005 ve Türkiye aleyhine Yıldız davası (karar), no 39277/02, 13 Aralık 2005). AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca varmayı gerektiren herhangi bir neden görememektedir.
8. maddeye dayalı olarak dile getirilen şikâyetin ikinci bölümüne ilişkin AİHM, başvuranın, sağlık durumunun bozulması ile ilgili başka şehre tayini arasındaki illiyet bağının mevcudiyetini gösteremediği kanaatine varmaktadır.
Bunun sonucunda, AİHSnin 8. maddesine dayalı olarak dile getirilen şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AİHSnin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, son olarak, kürt kökenli olduğu için başka şehre tayin edildiğinden şikâyetçi olmakta ve bu bağlamda AİHSnin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Elindeki tüm unsurları dikkate alan AİHM, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Türkiye aleyhine Soysal ve diğerleri davası, no 54461/00, 54579/00 ve 55922/00, prg. 47, 15 Şubat 2007).
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, manevi tazminat kapsamında 30 000 Euro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, maddi zarar karşılığı olarak 30 000 Euro talep etmekte ve bu talebin ayrıntılarını aşağıdaki gibi hesaplamaktadır: tayin edildiği yer olan Aksarayda ödenen kiraların karşılığı olarak 12 000 Euro ve tayin edildiği şehir ile ailesinin yaşadığı şehir arasında gidip gelmeler için yapılan masrafların karşılığında 18 000 Euro.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
Maddi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranın bu bağlamda dile getirdiği talebin yeteri kadar desteklenmediğini tespit etmekte ve bu talebi reddetmektedir.
Manevi tazminatla ilgili olarak ise AİHM, başvuranın başka şehre tayin edilmesinin sendikal faaliyetlerinde aksamalara neden olduğunu ve bunun sıkıntı yaratabileceğini kabul etmektedir. AİHM, bu bağlamda başvurana 2 500 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca, herhangi bir kanıt belgesi sunmadan AİHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için 5 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu tutara itiraz etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, hiçbir kanıt belgesinin sunulmamasını dikkate alan AİHM, yargılama masraf ve giderleriyle ilgili talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHSnin 11. maddesi hakkındaki şikayetine ilişkin bölümünün kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 2.500 (iki bin beş yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 2 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy