(AİHS m. 2, 6, 8, 13, 34, 35, 41, 44) (ACAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ACAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (BARBERA, MESSEGUE VE JABARDO - İSPANYA DAVASI)
(Başvuru no. 30742/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
6 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30742/03 nolu davanın nedeni, Seyfettin Acar, Talat Acar, Yusuf Acar, Süleyman Acar, Narinci Acar ve Hasbiye Acar (başvuranlar) adında altı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 17 Temmuz 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran İzmir Barosu avukatlarından Türkan Aslan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI
Sırasıyla 1945, 1967, 1945, 1953, 1957 ve 1959 doğumlu başvuranlardan Talat Acar İzmirde, diğer başvuranlar Midyatta ikamet etmektedirler.
Olayların meydana geldiği tarihte, başvuranlar, Türkiyenin güneydoğusunda Midyat ilçesine bağlı Çalpınar köyünde ikamet etmekteydiler.
Çalpınar köyünden bir grup köylü, 20 Nisan 1992 tarihinde iki araçla seyahat etmekteydiler. Köylerinden ayrıldıktan bir süre sonra bir grup köy korucusu tarafından durdurulmuşlardır. Korucular köylülerin üzerine ateş açmışlar, Seyfettin Acarın kardeşi, Hasbiye Acarın da eşi olan Süleyman Acar da dahil olmak üzere altı kişiyi öldürmüşlerdir. Olayda bir grup köylü yaralanmıştır. Yaralananlardan, Talat Acarın kardeşi ve Narinci Acarın eşi Sabri Acar da dahil olmak üzere iki kişi, kaldırıldıkları hastanede ertesi gün hayatlarını kaybetmiştir. Yusuf Acar ile Süleyman Acar olayda yaralananlar arasındaydı. Yusuf Acar bacağından vurulmuş, yaralarının iyileşmesi bir ayı bulmuştur. Başvuran Süleyman Acarın vücudunda kırık kemikler ve mermi parçaları tespit edilmiştir. Doktorlar, hayati tehlike yaratmadığı için mermi parçalarının vücuttan çıkarılmasını gerekli görmemiştir.
Aynı gün Midyat Cumhuriyet Savcısı, adli tıp doktoruyla olay mahallini ziyaret etmiş, cesetleri incelemiştir. Ölenlerin yakın mesafeden vuruldukları tespit edilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı olay yerinde görevli askerlerden boş kovanları toplamasını istemiştir. Askerler bunu yapmayı reddedince, savcı kovanları kendisi toplamıştır. Savcı, köy korucularının tüfeklerinden atılmış 66 boş kovan bulmuştur. Görevli askerler yaralıları hastaneye götürmeyi de reddettiklerinden, savcının katibi bu işi bizzat yapmıştır.
Cumhuriyet Savcısı köy korucularının köylüleri öldürmek için pusu kurdukları kanaatinde olduğunu ifade etmiştir.
Öte yandan Jandarmanın hazırladığı rapora göre köylülere ateş açanlar köy korucuları değil, askeri üniforma giymiş bir grup PKK mensubudur.
Midyat Cumhuriyet Savcısı 8 Temmuz 1992 tarihinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmış, 27 köy korucusunu birden fazla kişiyi öldürmekle ve adam öldürmeye teşebbüsle suçlamıştır.
Dava güvenlik gerekçeleriyle Midyat Ağır Ceza Mahkemesinden Denizli Ağır Ceza Mahkemesine alınmıştır.
Yaklaşık sekiz buçuk yıl sonra Denizli Ağır Ceza Mahkemesi 20 Kasım 2000 tarihinde, tüm sanıkların beraatına karar vermiştir.
Yargıtay 7 Şubat 2002 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin 27 köy korucusundan 17siyle ilgili kararını onamış, geri kalan 10uyla ilgili kararını bozmuştur.
Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden başlayan yargılamada, mahkeme, 20 Mayıs 2003 tarihinde, 10 köy korucusunu, hem 8 köylüyü öldürmekten hem de içlerinde Yusuf Acar ve Süleyman Acar da bulunmak üzere diğer bir grup köylüyü öldürmeye teşebbüs etmekten suçlu bulmuştur. Köy korucuları ömür boyu hapis cezasına çarptırılmışlardır.
Yargıtay 9 Aralık 2004 tarihinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin köy korucularından ikisiyle ilgili kararını bozmuş, geri kalan 8 köy korucusuyla ilgili kararını onamıştır.
İki köy korucusu hakkında Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden başlatılan kovuşturma, tarafların verdikleri ve dava dosyasına eklenen bilgilere göre halen devam etmektedir.
HUKUK
I. AİHSNİN 2, 6 ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlardan dördü, yakınlarının, AİHSnin 2. maddesi ihlal edilerek, yaşama haklarından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuştur. Aynı madde uyarınca, olayda yaralanan başvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acar da, yaşama haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar ayrıca Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin gördüğü davanın AİHSnin 13. maddesi çerçevesinde etkili bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğinden şikayetçi olmuştur. AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, köy korucuları hakkında açılan davanın makul süre içinde tamamlanmadığını iddia etmişlerdir.
AİHM, bu şikayetlerin yalnızca AİHSnin 2. maddesi bakımından incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır.
Hükümet başvuranların savlarına itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden davaya atıfta bulunmuş ve şikayetin başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemeleri nedeniyle kabuledilemez olduğunu savunmuştur.
AİHM, azımsanmayacak sıklıktaki ertelemeler ve iddia edilen suçların ciddiyeti ışığında, halihazırda on yedi yıldır derdest olan cezai kovuşturmanın, etkili bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilebileceği kanaatinde değildir. (bkz. Acar ve Diğerleri - Türkiye, 36088/97 ve 38417/97). Buna göre Hükümetin şikayetin kabuledilebilirliğine ilişkin itirazının reddedilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, yakınlarının, köy korucuları tarafından, köy korucusu olmayı reddettikleri için kasten öldürüldüklerini ileri sürmüşlerdir.
Başvuranlar, ayrıca açılan ateşe ilişkin yürütülen soruşturmanın etkili ve bağımsız olmadığını iddia etmişlerdir. Jandarmalar, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturmayı engelleyerek, öldürme olaylarının üzerini örtmeye çalışmışlardır. Olaydan sonra, güvenlik gücü mensuplarıyla köy korucuları, başvuranlarla yakınlarını, şikayetleriyle ilgili olarak tehdit etmişlerdir.
Başvuranlar, ayrıca, İçişleri Bakanlığından alınan ve son on sekiz yılda toplam 4938 köy korucusunun suç işlediği ve bu suçların 1215inin kişilere karşı işlenmiş suçlar olduğu yolundaki bilgilere AİHMnin dikkatini çekmişlerdir. Başvuranlara göre, Savunmacı Hükümet mevcut davada köy korucularının benzer suçlar işlemelerini önleyememiştir. Bu nedenle hem ölenlerin yaşama hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal etmiş, hem de hayatta kalan başvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acarın hayati risk teşkil edecek biçimde yaralanmalarına yol açmıştır.
Hükümet, köy korucularının suç işlemelerine karşı gerekli tüm tedbirlerin alınmasına karşın, bir devletten onun adına hareket eden herkesin eylemlerini denetlemesini beklemenin olanaksız olduğu kanısındadır. Mevcut davada, terörle mücadele için görevlendirilen ve kapsamlı profesyonel eğitimleri olmayan şüphelilerin suç işlemeyeceğine dair bir teminat bulunmamaktadır. Bir devletten haklı olarak beklenebilecek şey, böyle kişileri denetleyip, suça karışmaları halinde cezalandırmasıdır.
Hükümet başvuranların yakınlarıyla köy korucuları arasında husumet olduğu, köy korucularının devlet adına hareket etmedikleri kanısındadır. Bunu müteakip yapılan soruşturma ve yargılama etkili olmuştur.
AİHM, iki yaralı ile aynı olayda öldürülen sekiz kişiden altısının yakınları tarafından açılan Acar ve Diğerleri (36088/97 ve 38417/97, 24 Mayıs 2005) davasına ilişkin olarak verdiği kararda, aynı ateş açma olayını ve aynı soruşturmanın etkinliğini zaten incelemiş olduğunu gözlemler.
Yukarıda bahsedilen 24 Mayıs 2005 tarihli kararda AİHM, altı kişinin öldürülmesi ile iki başvuranın yaralanmasına sebebiyet verilmesinin, AİHSnin 2. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Ayrıca, esası bakımından soruşturma ile yargılamanın etkisiz olduğu ve (usul bakımından) 2. madde ile 13. maddenin ihlal edilerek, başvuranların etkili başvuru yollarından mahrum edildikleri sonucuna da varmıştır.
AİHM mevcut başvuruyla tarafların görüşlerini incelemiştir. Hükümetin, AİHMnin yukarıda belirtilen kararla ilgili içtihadının dışına çıkmasını sağlayacak bir argüman geliştirmediği kanısındadır.
Bu bağlamda, AİHM, özellikle, sivil gönüllülerin köy korucusu olarak polis gibi kullanılmasıyla ilgili endişelerini yineler. Avşar - Türkiye (25657/94) davasındaki kararında işaret edildiği üzere, köy korucuları, jandarma ve polis memurlarına verilen olağan disiplin ve eğitim düzeninin dışında hareket etmiştir. Dolayısıyla, köy korucularının kendi inisiyatifleriyle veyahut güvenlik güçlerinin talimatları kapsamında gerçekleştirdikleri kasten veya kasıtsız biçimde hakim durumlarını kötüye kullanmaları karşısında ne çeşit önlemler alındığı belli değildir (bkz. Acar ve Diğerleri). Bu bağlamda AİHM, köy korucularına kapsamlı profesyonel eğitim verilmemesinin dikkat çekici olduğu kanısındadır. Ayrıca AİHMnin bu çerçevedeki endişeleri, İçişleri Bakanlığına ait olup, başvuranların AİHMye sunduğu ve doğruluğu tartışma götürmez bilgiler doğrultusunda da artmıştır.
Ayrıca AİHM, Hükümetin ateş açma olayında köy korucularının devlet adına hareket etmedikleri yönündeki iddiasını kabul etmeye hazır değildir. Bu bağlamda, köy korucularının devlet tarafından görevlendirildikleri ve silahlandırıldıklarını kaydeder. Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin tespit ettiği üzere, köy korucuları izlerini örtmek ve savcının soruşturma yapmasını engellemek için askerlerden yardım almışlardır. Esasında AİHM, Acar ve Diğerleri kararında hükmettiği üzere, jandarmanın köy korucularının kanunsuz hareketlerine tepki vermemesinin, bu tür hareketlere zımni muvafakat edilmesi anlamına geldiği kanısındadır.
AİHM, yukarıda belirtilenler ışığında, devletin, başvuranların yakınları Süleyman Acar ve Sabri Acarın öldürülmeleri ile başvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acarı öldürmeye teşebbüs olayında, sorumluluk yüklenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Öldürme ve öldürmeye teşebbüs olayları için herhangi bir gerekçe öne sürülmemiş olduğu göz önünde bulundurularak, AİHM, 2. maddenin ihlal edildiği kanısına varır.
AİHM ayrıca soruşturmayı da incelemiştir. Bir kez daha, Hükümetin, AİHMnin Acar ve Diğerleri kararındaki içtihadının dışına çıkmasını sağlayacak bir argüman geliştiremediği sonucuna varır.
Buna göre, soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili olarak AİHSnin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHSnin 8. maddesi uyarınca güvenlik güçlerince köy korucusu olmaya zorlandıklarından ve bunu reddettiklerinde köylerini terk etmeye zorlandıklarından şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, başvuranların iddiasını kendisine sunulan kanıtlar ışığında incelemiştir. Bu iddiayı destekleyici yeterli bir dayanak görememiştir. Bu nedenle, sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. paragrafının 3. ve 4. maddeleri bağlamında reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran Narinci Acar, kendisi ve eşi Sabri Acar öldürüldüğü tarihte yaşları dört aylık ile on yedi arasında değişen dokuz çocuğu adına tazminat talep etmiştir. Eşinin ailesini çiftçi olarak çalışarak geçindirdiğini iddia etmiştir. Narinci Acar asgari ücret ile uygulanabilir yasal faiz oranını göz önünde tutarak, 50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Başvuran Hasbiye Acar, kendisi ve eşi Süleyman Acar öldürüldüğü tarihte yaşları beş aylık ve on iki arasında değişen yedi çocuğu adına tazminat talep etmiştir. Eş ve baba olarak Süleyman Acara bağımlı olduklarını ileri sürmüştür. Süleyman Acar ailesini çiftçi olarak çalışarak geçindirmekteydi. Hasbiye Acar asgari ücret ile uygulanabilir yasal faiz oranını göz önünde tutarak, 50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Başvuran Seyfettin Acar, kendisi ile ölen kardeşi Süleyman Acarın eşi ve yedi çocuğu adına 50.000 Euro maddi, 130.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Başvuran Talat Acar, kendisi ile ölen kardeşi Sabri Acarın eşi ve dokuz çocuğu adına 50.000 Euro maddi, 150.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Başvuran Yusuf Acar 50.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Yaralanması sonucunda malul olduğunu, bu nedenle olaydan bu yana çalışamadığını ve eşiyle dört çocuğuna destek olamadığını belirtmiştir. Ayrıca 75.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Başvuran Süleyman Acar 50.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Yaralanması sonucunda malul olduğunu, bu nedenle olaydan bu yana çalışamadığını ve eşiyle on dört çocuğuna destek olamadığını belirtmiştir. Ayrıca 75.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet meblağların haddinden yüksek ve dayanaksız olduğu ve AİHMnin bu meblağların tazminat olarak ödenmesine hükmetmesi halinde haksız zenginleşmeye yol açacağı kanısındadır.
Hükümet ayrıca başvuranlar Seyfettin Acar ve Talat Acarın ölen ağabeylerinin eşleri adına talep edilen tazminatlara itiraz etmiştir. Bu kişiler davada başvuran durumundadırlar ve maddi ve manevi tazminat taleplerini kendi adlarına yapmışlardır.
AİHM, başvuranların oluştuğunu iddia ettikleri zararla tespit edilen AİHS ihlalleri arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini yineler. Bu durum, geçerli olduğu durumlarda, kazanç kaybına ilişkin tazminatı da kapsar (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberâ, Messegué ve Jabardo - İspanya).
AİHM, makamların, AİHSnin 2. maddesi uyarınca, başvuranların yakınlarının ölümüyle iki başvuranın yaralanmasından sorumlu olduğuna karar vermiştir. 2. maddenin ihlaliyle mağdurların bakmakla yükümlü oldukları kişilere sağlama ihtimalleri bulunan mali desteğin kaybı arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu kanısındadır. AİHM, hala yaşasalardı veyahut sağlıklı olsalardı ailelerinin geçimlerini katkıda bulunacaklarını kabul eder (bkz. Acar ve Diğerleri).
AİHM, başvuranların iddialarını desteklemek için sundukları belgeler ışığında, hakkaniyete uygun surette, başvuranlara maddi tazminat olarak izleyen meblağların ödenmesine karar verir:
a) Başvuran Narinci Acar ve dokuz çocuğuna 25.000 Euro;
b) Başvuran Hasbiye Acar ve yedi çocuğuna 24.000 Euro;
c) Başvuran Yusuf Acara 10.000 Euro;
d) Başvuran Süleyman Acara 10.000 Euro.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, Seyfettin Acarla Talat Acara kardeşlerinin öldürülmesine ilişkin olarak maddi tazminat ödenmesini gerekli bulmamıştır.
AİHM, makamların, başvuranlardan bazılarının yaralanması, yakınlarının da ölümüyle sonuçlanan olaydan sorumlu olduğunu yineler. Bu bakımdan 2. maddenin ihlaline ek olarak, ayrıca, makamların, AİHSnin 2. maddesi kapsamındaki usulü yükümlülüklerini ihlal ederek, bu konuların etkili bir biçimde soruşturulmasını sağlayamadıkları sonucuna varmıştır. AİHM bu koşullarda, benzer davalarda hükmettiği tazminatları göz önünde bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, başvuranlar Hasbiye Acar ve Narinci Acara 30.000er Euro; başvuranlar Yusuf Acar ve Süleyman Acara 20.000er Euro; geri kalan başvuranlar Seyfettin Acar ve Talat Acara ise 5.000er Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ayrıca AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 4150 Euro talep etmiştir. Bu meblağ, başvuranların, ilişkili olarak, yasal temsilcilerinin davayla ilgili toplam 102 saat mesai harcadığını gösteren belge sunduğu, 3500 Euro yasal temsilci ücretini de kapsamaktadır. Geri kalan 650 Euro posta ve telefon masraflarıyla ilgili olarak talep edilmiştir.
Hükümet talep edilen meblağın haddinden yüksek ve dayanaksız olduğu görüşündedir.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvuranların masraflara ilişkin talep ettikleri meblağların, gerekli oldukları için yapıldıkları ve makul meblağlar oldukları biçiminde değerlendirilebilecekleri kanısındadır. Bu nedenle AİHM önünde gerçekleşen yargılama giderleri için başvuranlara ortaklaşa 4150 Euro ödenmesine hükmeder.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. AİHSnin 2. maddesi kapsamındaki şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının
kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 2. maddesinin hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı Devletin, AİHSnin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergiyle beraber, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Savunmacı Devletin ulusal para birimine çevrilerek:
(i) Başvuran Seyfettin Acara 5000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat,
(ii) Başvuran Talat Acara 5000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat,
(iii) Başvuran Yusuf Acara 10.000 Euro (on bin Euro) maddi, 20.000 Euro (yirmi bin Euro) manevi tazminat,
(iv) Başvuran Süleyman Acara 10.000 Euro (on bin Euro) maddi, 20.000 Euro (yirmi bin Euro) manevi tazminat,
(v) Başvuran Narinci Acara 25.000 Euro (yirmi beş bin Euro) maddi, 30.000 Euro (otuz bin Euro) manevi tazminat,
(vi) Başvuran Hasbiye Acara 24.000 Euro (yirmi dört bin Euro) maddi, 30.000 Euro (otuz bin Euro) manevi tazminat ödemesine,
(b) Savunmacı Devletin, aynı üç aylık süre içinde yargılama giderleri için uygulanabilecek her tür vergiyle beraber altı başvurana müştereken 4150 Euro (dört bin yüz elli Euro) ödemesine,
(c) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy