(AİHS m. 5, 6, 8, 34, 35, 41, 44) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 32489/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
22 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32489/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Hasan Polatın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 2 Ekim 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, K. Öztürk ve T. Ayçık tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1971 doğumludur. Başvurunun yapıldığı sırada başvuran, Tekirdağ Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
30 Nisan 1991 tarihinde yakalanan başvuran hakkında, yasadışı örgüt üyesi olmaktan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde, art arda iki farklı ceza davası açılmıştır. 22 Eylül 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iki davanın birleştirilmesine karar verilmiştir. Sözkonusu tarihte, ilk yargılama çerçevesinde, kırk dört duruşma ve ikinci yargılama çerçevesinde, yirmi duruşma gerçekleştirilmiştir. Sözkonusu duruşmalar boyunca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, çok sayıda usulü işlem gerçekleştirmiştir.
Haziran 1999 tarihinde, Anayasa ve Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin yasada, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumundan askeri hakimlerin çıkarılması şeklinde düzenlenme yapılmıştır.
29 Haziran 1999 tarihinden itibaren, Devlet Güvenlik Mahkemesi, oluşumunda yalnızca sivil hakimlerin bulunduğu bir heyetle toplanmıştır. Askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının ardından gerçekleştirilen on yedi duruşma sanıkların savunmalarını sunmalarına ayrılmıştır. 23 Kasım 1999 tarihinde, başvuran, askeri hakimin bulunduğu sırada kabul edilen usul işlemlerinin tamamının yenilenmesini talep etmiş ancak bu talebi reddedilmiştir.
10 Aralık 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı olaylardan başvuranı suçlu bulmuş ve başvuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
3 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıştır.
Başvuran avukatı tarafından kendisine iletilen 1 Temmuz 2003 tarihli mektubun bir nüshası ile sözkonusu mektubun bulunduğu ve üzerinde cezaevi mektup okuma komisyonunun damgası olan bir zarf sunmuştur.
HUKUK
Başvuran, bir yandan, kendisini mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılamanın bir kısmına askeri hakimin katılması diğer yandan, yargılamasına katılan sivil hakimlerin, beş hakim, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarından oluşan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanması nedeniyle davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Buna karşın başvuran, sivil hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmamalarından şikayetçidir ancak sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bu bağlamda İmrek-Türkiye, başvuru no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Geri kalan kısım ile ilgili olarak AİHM, sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabuledilemezliğe ilişkin hiçbir unsur bulunmadığını tespit etmektedir. Başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.
AİHM, mevcut davada belirtilen kurumsal sorunun, yargılama sırasında yalnızca askeri hakimin yerini sivil hakimin alması ile çözülemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme heyetindeki değişikliğin ardından, yargılamanın tamamının kanuna uygunluğu hakkındaki kuşkuların yeterince giderilip giderilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir (Göçmen-Türkiye, başvuru no: 72000/01, 17 Ekim 2006). Bu bağlamda, askeri hakimin katılımıyla gerçekleştirilen usul işlemlerinin niteliğinin incelenmesi ve hakim değiştikten sonra esasa ilişkin adli muamelelerin gerektiği şekilde yenilenip yenilenmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir (Bahri Ceylan-Türkiye, başvuru no: 68953/01, 30 Ağustos 2005).
Mevcut davada başvuran, ilk olarak aralarında askeri hakimin bulunduğu üç hakimden oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne sevk edilmiştir. Haziran 1999 tarihinde yapılan Anayasal ve yasal düzenlemelerin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumundan askeri hakimler çıkarılmış ve askeri hakimlerin yerini sivil hakimler almıştır. Dolayısıyla AİHM, işbu davada, sözkonusu düzenlemenin yargılamanın son aşamasında gerçekleştiğini belirtmektedir. 29 Haziran 1999 tarihli duruşma itibariyle yani kovuşturmaların başlamasından yaklaşık sekiz yıl sonra, bir askeri hakimin yerini sivil hakimin almasından önce esasa ilişkin çok sayıda duruşma gerçekleştirilmiştir. Sözkonusu duruşmalar boyunca, sonradan yenilenmeyen çok sayıda usuli işlem gerçekleştirilmiştir. Askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının ardından gerçekleştirilen duruşmalar özellikle sanıkların savunmalarını sunmalarına ayrılmıştır.
Dolayısıyla AİHM, yargılama sona ermeden askeri hakimin sivil hakimle yer değiştirmesinin başvuranın, kendisini yargılayan mahkemenin bağımsız ve tarafsızlığına ilişkin kuşkularını giderebileceğini kabul edememektedir (Cengiz Sarıkaya-Türkiye, başvuru no: 38870/02).
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 6/3 maddesi ile birlikte sözkonusu hüküm açısından, başvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamama, savunmasının hazırlanmasında gerekli kolaylıklara sahip olamama, aleyhteki tanıkları sorgulama veya sorgulatma imkanı olmaması ve lehteki tanıkların ifadelerini elde edememe gibi birçok bakımdan adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikayetçidir.
AİHM, benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı ortaya konan bir mahkemenin, yargısına tabi kişilere her ne olursa olsun adil yargılama güvencesi veremeyeceğine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmemesi nedeniyle başvuranın hakkının ihlal edildiği tespiti göz önüne alındığında AİHM, işbu şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir (Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998).
Başvuran, makul sürede yargılanmamaktan da şikayetçidir.
AİHM, sözkonusu şikayetin hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir. Başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.
Dikkate alınacak dönem 30 Nisan 1991 tarihinde başlamış ve 3 Nisan 2003 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla sözkonusu dönem, iki dereceli yargıda yaklaşık on iki yıl sürmüştür. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak, AİHM, mevcut davada yargılama süresinin çok uzun olduğuna ve makul süre gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.
Bu itibarla sözkonusu hususta AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 5. maddesine atıfta bulunarak başvuran, tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi olmaktadır.
AİHM, başvuranın tutuklu yargılanma süresinin 10 Aralık 2002 tarihinde başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir (Labita-İtalya, başvuru no: 26772/95). Sözkonusu şikayetin gecikmeli olarak yapıldığı ve dolayısıyla AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHSnin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, basına kendisinin suçlu olarak tanıtılması nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM, başvuranın sunduğu şekli ile sözkonusu şikayeti incelemiştir. Sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alarak AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin hiçbir belirti tespit edememektedir; sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Son olarak başvuran avukatı ile arasındaki yazışmaların kontrol edilmesinden şikayetçidir ve AİHSnin 8. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın esas bakımından bile sözkonusu şikayeti ulusal mahkemeler önünde sunmadığını kaydetmektedir. AİHSnin 35. maddesinin 1. paragrafı ve 4. paragrafı uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile sözkonusu şikayetin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin olarak başvuran, 145.000 Euro maddi ve manevi tazminat ve ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama ve masraf ve giderleri için 9.345 Euro talep etmektedir. Belge olarak başvuran, posta ve çeviri masrafları faturaları ile avukatlık ücret sözleşmesi ve makbuzunu belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHMye göre, bir kimsenin mevcut dava olduğu gibi, AİHSnin gerekli kıldığı bağımsız ve tarafsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiği sonucuna ulaşıldığında, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yenilenmesi, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolu teşkil edecektir (Öcalan-Türkiye, başvuru no: 46221/99).
Geri kalan kısım ile ilgili olarak, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 9.000 Euro manevi tazminat ve 2.000 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, AİHSnin 6/1 maddesi (Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmaması ve sözkonusu mahkeme önündeki yargılama süresi) kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmaması ve sözkonusu mahkeme önündeki yargılama süresi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak, 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat ve 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy