(AİHS. m. 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (2942 S. K. m. 7) (2577 S. K. m. 13) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI) (ERKNER VE HOFAUER - AVUSTURYA DAVASI) (KÖKTEPE - TÜRKİYE DAVASI) (18.HD. 11.07.2005 T. 2005/5137 E. 2005/7277 K.)
(Başvuru no. 33294/03)
KARAR (Esas bakımından)
STRASBOURG
6 Aralık 2011
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir Şekli düzeltmelere tabi olabilir
Ayangil ve Diğerleri - Türkiye Davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) aşağıdaki hâkimlerden oluşmaktadır:
Françoise Tulkens, Başkan, Danute Jociene, Isabelle Berro-Lefèvre, András Sajó, Işıl Karakaş, Paulo Pinto de Albuquerque, Helen Keller, hakimler, ve Stanley Naismith, Daire Yazı İşleri Müdürü,
15 Kasım 2011 tarihinde gizli olarak müzakere edilmiş olup, Aynı tarihte kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33294/03) nolu davanın nedeni, dört TC vatandaşı, Fidan Ayangil, Fatma Ayangil, Mehmet Ayangil ve Vildan Tatlı(Ayangil)nın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 2 Eylül 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 34. Maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
2. Başvuranlar, Ankara Barosu avukatlarından S. Kutlay tarafından temsil edilmiştir. Türkiye Hükümeti (Hükümet), Temsilcileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, yetkili makamların, kendi mülkiyetlerini rahatça kullanmasının fiili bir istimlak teşkil ettiğini ve söz konusu müdahalenin neticesinde ortaya çıkan zararı ödememelerinin 1 Nolu Protokolün 1. Maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
4. 14 Eylül 2007 tarihinde, İkinci Daire Başkanı Hükümete başvurmaya karar vermiştir. Ayrıca, aynı zamanda başvurunun kabul edilebilirliği ve dayanakları konusunda karara varmaya karar verilmiştir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
1. DAVANIN KO ŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1952, 1930, 1950 ve 1957 doğumlu olup, Ankarada ikamet etmektedirler.
6. 24 Ekim 1967 tarihinde, yetkili makamlar, yeni bir imar şuyulandırması planı kabul etmiştir ve 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16 nolu arsaları birleştirip, bunları Ankaranın Çankaya semtindeki İncesu Mahallesinde 24 nolu arsa olarak kayda geçirmeye karar vermiştir. Önceden, başvuranların selefleri, 9 nolu arsanın sahibidirler. Söz konusu planın uygulanmasını müteakip, başvuranların selefleri, 24 nolu arsada 480 metrekare (toplamda 5280 metre kare) ölçüsünde bir pay tutmuş ve söz konusu arsada iki katlı bir eve sahip olmuşlardır. Yukarıda belirtilen karar uyarınca 24 nolu arsanın bir okul bölgesi olarak tayin edildiği ve bu arsadaki binaların kamulaştırılacağının ileri sürüldüğü göz önüne alındığında, selef İsmail Yılmaz, 1969da evinden taşınmıştır.
7. 26 Mart 1984 tarihli bir mektupta, Ankara Valiliğine bağlı Eğitim Müdürlüğü müdür yardımcısı (bundan böyle Müdürlük olarak anılacaktır), başvuranların seleflerine, binalarının bulunduğu yere Müdürlüğün bir ilkokul inşa etmeyi planlamasından dolayı, binalarının istimlak edileceğinin bildiren bir mektup göndermiştir. Müdürlük ayrıca, bir komisyonun, başvuranların binalarının değerini ve eklerini belirlemeye başlayacağını ifade etmiştir.
8. Sonrasında Müdürlük, okulu inşa etmiştir. Ancak, Müdürlük başvuranların okul bahçesinde kalan binası için kamulaştırma işlemlerini tamamlamamıştır.
9. 19 Nisan 1995te, başvuranların selefi Müdürlüğe, 1967deki kamulaştırma kararı ve okulun inşasından beri meşgul edilen kendi arsa parçasının geri vermesi talebinde bulunarak bir dilekçe vermiştir. Kamulaştırma kararına rağmen, yetkili makamların arazi parçasını meşgul etmeye devam ettikleri halde bir şey yapmadıklarını ve bu durumun, kendi mülkiyetini kullanma hakkını kısıtladığını belirtmiştir. Bu nedenle yetkili makamlardan, kamulaştırmayı öngören kararı bozmalarını talep etmiştir. Müdürlüğün bu dilekçeye cevap yazıp yazmadığı bilinmemektedir.
10. 2000 yılında söz konusu mülkiyetin mirasından sonra, başvuranlar, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde, binalarının okul bahçesinde bulunduğuna ilişkin bir tespit davası arayışında olarak bir dava açmışlardır. Sulh Ceza Mahkemesi, söz konusu binanın gerçekten İncesu İlkokuluna ait bölgede yer aldığını saptayan bir bilirkişi tayin etmiştir.
11. Başvuranlar, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde, Ankara Valiliğine karşı tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, Müdürlüğün, kamulaştırma işlemlerini yürütmeden başvuranların mülkiyetlerinin fiili zilyetliğinde bulunduğunu ve mülkiyetlerine müdahaleden doğan zararı ödemediğini ibraz etmişlerdir.
12. 12 Ocak 2001 tarihli bir mektupta, Müdürlük, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine, İncesu İlkokulunun 24 nolu arsada 8255 nolu blokta yer aldığını ve başvuranların, toplam 5280 metrekarenin 480 ölçümündeki arsa parçasına sahip olduklarını bildirmiştir. Ayrıca, imar planında, 24 nolu arsanın bir ilkokul bölgesi olarak tayin edildiğini ve başvuranların binalarına ve arsa parçalarına el konulmadığını belirtmiştir.
13. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, yerinde denetim yürüten bir bilirkişi atamıştır. 9 Mayıs 2001 raporuna göre, söz konusu bina okul bahçesinde yer almıştır.
14. 23 Mayıs 2001 tarihinde Birinci Derece Mahkemesi, kısmen başvuranların tazminat talebini kabul etmiştir ve Ankara Valiliğinin başvuranlara 99,976,950,917 Türk Lirası (TL) ödemesine karar vermiştir. Özellikle tapu sicilindeki şerhlere ve Müdürlük tarafından verilen cevaba ve dosyada yer alan diğer kanıtlara dayanarak mahkeme, idarenin başvuranların mülkiyetlerinin fiili zilyetliğinde bulunduğunun anlaşıldığına karar vermiştir.
15. 24 Aralık 2001 tarihinde Yargıtay, yetkili makamlar, başvuranların söz konusu binayı kullanmalarını önlemediği için, Ankara Valiliğinin başvuranların mülkiyetlerinin fiili zilyetliğinde bulunduğunun düşünülemeyeceğine kanaat getirerek 23 Mayıs 2001 kararını bozmuştur. Yargıtay ayrıca, binanın okul bahçesinde bulunduğu gerçeğinin fiili bir kamulaştırma anlamına gelmediğini ifade etmiştir ve başvuranların talebinin reddedilmesi gerektiği neticesine varmıştır. Dava Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine iade edilmiştir.
16. 21 Mayıs 2002 tarihinde Birinci Derece Mahkemesi, Yargıtayın kararına uymuştur ve başvuranların talebini reddetmiştir. Mahkeme, kararında, okul binasının ve başvuranlara ait olan binanın, başvuranların kendileri tarafından kullanılmış olan 24 nolu arsada bulunduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle mahkeme, 24 nolu arsanın imar planında ilkokula tahsis edilmiş olmasına rağmen, fiili bir kamulaştırmanın bulunmadığı kararına varmıştır.
17. 4 Kasım 2002 tarihinde Yargıtay, 21 Mayıs 2002 kararını onaylamıştır.
18. Belirtilmemiş bir tarihte, başvuranlar, kararda kayıt hatalarının ve hukuki hataların olduğunu iddia ederek, Yargıtayın 4 Kasım 2002 kararının düzeltilmesi talebinde bulunmuşlardır.
19. 6 Mayıs 2003 tarihinde Yargıtay, başvuranların talebini kabul edip yazım hatalarının düzeltilmesini kabul etmiştir.
20. Başvuranlar gözlemlerinde, sunumun Hükümete iletimini müteakip, yetkili makamların, okul bahçesini başvuranların evinden ayırmak amacıyla okul bahçesine yol blokları getirdiklerini ibraz etmişleridir. Bu bağlamda başvuranlar 3 Nisan 2008de çekilmiş fotoğrafları delil göstermişlerdir.
21. Hükümet tarafından delil gösterilen 11 Nisan 2008 tarihli mektupta, muhtar, İncesu ilkokulunun bahçesinde yer alan başvuranların evinde şu anda birkaç kiracının yaşadığını ifade etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
22. 2942 Nolu Kamulaştırma Kanununun 7. paragrafına göre, 2001de değiştirildiği gibi; İdare kamulaştırma kararı verdikten sonra kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildirir. İdare tarafından, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerh tapu idaresince resen sicilden silinir.
23. Anayasanın 125 §5 Maddesi, İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu taahhüt eder. 2577 nolu İdare Yargılama Usulü Kanununun 13. Maddesi, idari eylemden zarar gören kişinin, idareden tazminat talebinde bulunabileceğini temin eder. Tazminat talebinin tamamının veya kısmi reddi durumunda veya altmış günlük zaman süresi içerisinde hiçbir cevap alınamazsa, ilgili kişi idari dava açabilir.
HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 1 NOLU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar, mülkiyetlerini kullanamamalarının varlıklarını rahatça kullanma haklarına müdahale oluşturduğundan ve yetkili makamların sebep olunan zararı ödememelerinin Sözleşmenin 1 Nolu Protokolünün 1. Maddesini ihlal ettiğinden şikayetçidirler. Bu Madde şu şekildedir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
25. Hükümet bu savunmaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik
26. Hükümet, başvuranların, imar planına itirazda bulunmadıkları ve idari mahkemeler nezdinde ilga edilmesi talebinde bulunmadıkları için, iç hukuk yollarını tüketmediklerini ibraz etmiştir. Hükümet, Mahkemenin Pınar Güngör - Türkiye davasındaki ((dec), no. 46745/99, 6 Mart 2007) kararına dayanarak, başvuranların ayrıca, tapu dairesi tarafından tutulan kayıttaki şerhin kaldırılması talebinde bulunarak idari mahkemelerde başka bir dava açmış olması gerektiğini ve 2577 Nolu Kanunun 13. Maddesi doğrultusunda, maruz kaldıklarını iddia ettikleri zarar için tazminat talebinde bulunmuş olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Neticede Hükümet, başvuranların, öngörülen zaman sınırlamaları içerisinde idari kararlara itiraz edememiş olmalarından dolayı, altı aylık zaman sınırlamasına uymamış olduklarını ileri sürmüştür.
27. Başvuranlar, davalarını en yüksek yargı yetkisi düzeyine getirerek ve nihai iç kararın altı ayı içerisinde Mahkemeye başvurarak, Hükümetin ibrazlarına itiraz etmişlerdir ve Sözleşmenin 35 § 1 Maddesinin koşullarıyla kendilerinin bağdaştıklarını iddia etmişlerdir.
28. Mahkeme, Sözleşmenin 35 § 1 Maddesinde yer alan, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, ulusal sistemdeki iddia edilen ihlal hususunda, var olan etkili bir çözüm sisteminin bulunduğu varsayımına dayandığını vurgulamaktadır. İspat yükü, Mahkemeyi, uygun zamanda etkili bir çözümün teoride ve pratikte var olduğu konusunda tatmin etmek için tükenmezliği iddia eden Hükümettedir; yani çözümün ulaşılabilir olması, başvuranın şikayetlerine ilişkin tazminat sağlayabilmiş ve makul başarı beklentileri sunmuştur (bkz. V. - İngiltere (GC), no. 24888/94, § 57, AİHS 1999-IX).
29. Mahkeme ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının uygulanmasının, Akit Tarafların kurmaya karar verdikleri, insan haklarının korunmasına ilişkin bir düzenek bağlamında uygulandığı gerçeğinin gerekli olarak dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, 35 § 1 Maddesinin bir derece esneklik ve aşırı biçimselcilik olmadan uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Ayrıca, tüketme kuralının ne mutlak olduğunu ne de kendiliğinden uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir; bu karara uygunluk denetlenirken, bireysel davanın koşullarını dikkate almak gerekmektedir. Bu, diğer şeyler arasında, sadece ilgili Akit Tarafların yasal sistemi içerisindeki usule uygun çözümlerin varlığını değil ayrıca, işlev gördükleri bağlam ve başvuranın kişisel durumlarını gerçekçi olarak dikkate alması gerektiği anlamına gelmektedir. Sonrasında, davanın her koşulunda, iç hukuk yollarını tüketmek için davacının kendinden beklenen her şeyi yapıp yapmadığını incelemelidir (bkz. İlhan -Türkiye (GC), no. 22277/93, § 59, AİHS 2000-VII). Ayrıca, bir başvurucunun, etkili ve yeterli olması muhtemel olan çözümleri normalde kullanması gerektiği ve bir çözüm izlendiğinde aynı amaca sahip olan bir diğer çözümün kullanımının gerekmediği vurgulanmalıdır ((bkz. Riad ve Idiab - Belçika, no. 29787/03 ve 29810/03, § 84, AİHS 2008-
(alıntılar)).
30. Mahkeme, Hükümetin amaçlarını yukarıdaki ilkeler doğrultusunda inceleyecektir. Hükümetin, imar planının iptal edilmesi hususunda idari mahkemede dava açılamamasına ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiası hususunda, Mahkeme, başvuranların söz konusu planın kanunsuzluğundan değil, hiçbir telafisi olmadan mülkiyetlerini rahatça kullanmaları hususunda olumsuz sonuçlar doğuran kısıtlamalardan şikayetçi oldukları göz önüne alındığında, böylesi bir eylemin mevcut davada herhangi bir sonuç getirilebilmiş olamayacağını düşünmektedir (bkz. Rossitto -İtalya, no 7977/03, § 19, 26 Mayıs 2009).
31. Hükümetin, söz konusu şerhin kaldırılması için idari mahkemelerdeki bir davaya atıfta bulunmasıyla ilgili olarak, Hükümet, Kamulaştırma Kanununun 7. paragrafı uyarınca şunu ifade eder; İdare, şerhin sicile girmesinden itibaren altı ay içerisinde kamulaştırma işini tamamlamazsa, söz konusu şerh tapu dairesi tarafından resen sicilden silinir(bkz. Yukarıda paragraf 22). Tapu dairesi bunu yapmazsa, arsa sahiplerinin, asılsız şerhin silinmesini talep ederek hukuk mahkemelerinde bir dava açma mümkünatı vardır (bkz. Yargıtayın 18. Daire Kararı, dosya no. 2005/5137 ve karar no. 2005/7277, 11 Temmuz 2005). Ancak, mevcut durumun koşullarında, başvuranların davalarında başarılı oldukları varsayıldığında bile, 24 Ekim 1967 tarihli imar planının hala başvuranların arazi parçasının kamulaştırılmasını öngördüğü ve alanı bir okul bölgesi olarak gördüğü göz önüne alındığında, bu, söz konusu kısıtlamayı sona erdirmeyecektir (bkz. Ziya Çevik - Türkiye, no. 19145/08, § 43, 21 Haziran 2011).
32. Hükümetin, Pınar Güngör kararına (yukarıda belirtilmiştir) dayanmasına ilişkin olarak, Mahkeme, o davada başvuranın şikayetinin, arazisinin yetkili makamlar tarafından geçici meşguliyetinden kaynaklanan zarara ilişkin olduğu, ancak şimdiki davada başvuranların arazi parçalarını kullanamamalarından ve tapu kütüğündeki şerh ile mülkiyetlerinin kullanımına kısıtlamalar getirilmesinden şikayetçi oldukları göz önüne alındığında, o davanın koşullarının mevcut davanınkilerden farklı olduğunun kanaatindedir. Dolayısıyla, başvuranların ulusal mahkemeler nezdinde şikayette bulunmuş olmalarıyla, iç hukuk yollarını tüketmiş oldukları düşünülebilir.
33. Altı ay kuralına ilişkin olarak Hükümetin itirazı konusunda, Mahkeme, nihai ulusal kararın 6 Mayıs 2003 tarihinde Yargıtay tarafından verilmiş olduğunu ve başvuranların, başvurularını 2 Eylül 2003 tarihinde, yani net olarak altı ay içerisinde, sunduklarını belirtmektedir. Başvuranların, AİHSnin 35 § 1 Maddesi uyarınca altı aylık zaman süresine itibar ettiklerini ifade etmektedir.
34. Yukarıdakiler göz önünde alındığında, Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını reddetmektedir.
35. Mahkeme, AİHSnin 35 § 1 Maddesinin anlamı dahilinde başvurunun açıkça asılsız olmadığını ifade etmektedir. Ayrıca, herhangi bir diğer koşulda kabul edilemez olmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Bakımından
1. Tarafların ibrazları
(a) Başvuranlar
36. Başvuranlar, tapu kütüğündeki şerhin ve mülkiyetlerinin okul bölgesi olarak tahsis edilmesinin neticesinde, mülkiyetlerini rahatça kullanma haklarına orantısız bir müdahale yapılmış olduğunu iddia etmişlerdir. Tapu kütüğündeki şerhin ve arazi parçalarının fiili işgali neticesinde, mülkiyetlerini ne kullanabildiklerini ne satabildiklerini ve ortaya çıkan zararın ulusal yetkili makamlar tarafından ödenmediğini ifade etmişlerdir.
(b) Hükümet
37. Hükümet, başvuranların mülkiyetlerinden yoksun bırakılmadıklarını ve söz konusu kentsel planın uygulanmasından sonra mülkiyetlerini kullanmaya devam edebildiklerini düşünerek, başvuranların mülkiyetlerini rahatça kullanma haklarına müdahale edilmediğini iddia etmiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
38. Mahkeme ilk olarak, başvuranların mülkiyetlerini rahatça kullanma haklarına müdahale edilmesinden şikayetçi olup olamayacaklarını ve eğer öyleyse müdahalenin haklılığının ortaya konulup konulmadığını tayin etmelidir.
(a) Başvuranların mülkiyet haklarına müdahalenin mevcudiyeti
39. Mahkeme, yeni bir imar planının kabul edilmesini müteakip, başvuranların arsa parçasının 24 nolu arsanın parçası olduğunu ve tapu kütüğüne girilen bir şerh ile, okul bölgesi olarak tahsis edildiğini belirtmektedir. 1984te yetkili makamlar, başvuranlara, söz konusu arsaya bir okul inşa edilmesi amacıyla, 24 Ekim 1967 tarihli karar uyarınca, evlerini ve arsa parçalarını kamulaştıracaklarını bildirmiştir (bkz. yukarıda paragraf 6 ve 7).
40. Ancak, okulun nihai inşasına rağmen, yetkili makamlar başvuranların arsalarını kamulaştırmamış, fakat yarısını okul bahçesi olarak kullanmışlardır (bkz. yukarıda paragraf 8). Kamulaştırma kararı ve arazi parçasının kullanımı, başvuranların mülkiyetlerini kullanma hakkı kanununda dokunulmamış olmasına rağmen, bu durum uygulamada, kullanım ihtimalini önemli ölçüde düşürmüştür. Ayrıca, tapu kütüğündeki şerhin ve başvuranların kendi mülkiyetlerini kullanma haklarının kısıtlanmasının neticesinde, mülkiyet hakkının esasını etkilemiştir.
41. Bu nedenle, başvuranların mülkiyet hakları, uzun bir dönem boyunca, esassız ve feshedilebilir olmuştur (bkz. Sporrong ve Lonnroth - İsveç, 23 Eylül 1982, § 60, Seri A no. 52). Dolayısıyla, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahale olmuştur. Söz konusu müdahalenin, 1 Nolu Protokolün 1. Maddesini ihlal edip etmediği henüz saptanamamıştır.
(b) Başvuranların mülkiyet haklarına müdahale edilmesine ilişkin doğrulama
42. Mahkeme, 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin üç farklı kural içerdiğini vurgulamaktadır: birinci kural, birinci fıkranın ilk cümlesinde yer alır, genel niteliklidir ve mülkiyetin rahatça kullanımı İlkesini ifade eder; ikinci kural, birinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alır, zilyetliklerden yoksun kılmayı kapsar ve bunu belirli şartlara tabi tutar; üçüncü kural, ikinci fıkrada yer alır, Akit Tarafların, genel çıkar doğrultusunda, mülkiyet kullanımının kontrolünü yapmakta yetkili olduklarını öngörür. Ancak, üç kural bağımsız olma açısından ayrı değildir. İkinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetin rahatça kullanımı hakkına müdahalenin belirli örnekleriyle ilgilidir ve dolayısıyla birinci kuralda ifade edilen genel ilke ışığında yorumlanmalıdır (bkz. diğer yetkili makamlar arasında, Bruncrona - Finlandiya, no. 41673/98, §§ 65-69, 16 Kasım 2004, ve Broniowski - Polonya (GC), no. 31443/96, § 134, AİHS 2004-V). Mahkeme bundan sonra, uygulanabilir kuralı belirlemelidir.
43. Mevcut davada, yukarıda ifade edildiği gibi, yetkili makamlar başvuranların mülkiyetinin kamulaştırılmasına başlamamıştır. Dolayısıyla başvuranlar hiçbir zaman resmi olarak zilyetliklerinden mahrum edilmemişlerdir.
44. Bununla birlikte, resmi bir kamulaştırmanın yokluğunda bile, (bir başka ifadeyle mülkiyetin nakli), Mahkeme görünenlerin arkasına bakmalıdır ve şikayette bulunulan durumun gerçeklerini soruşturmalıdır (yukarıda geçen Sporrong ve Lonnroth, §36, ve Van Droogenbroeck - Belçika, 24 Haziran 1982, § 38, Seri A no. 50; ayrıca bkz. Airey -İrlanda, 9 Ekim 1979, § 24, Seri A no. 32).
45. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranlar tarafından şikayette bulunulan tüm sonuçların, ilgili mülkün elden çıkarılma olasılığının düşük olmasından kaynaklanmış olduğunu gözlemler. Bu sonuçlara, mülkiyet hakkına konulan kısıtlamalar, yani başvuranların arsa parçalarının okul bölgesi olarak tahsis edilmesi ve evlerinin değeri üzerindeki kısıtlamaların sonuçları sebebiyet vermiştir. Ancak, söz konusu hak, esaslılığının birazını kaybetmiş olsa da yok olmamıştır.
46. Başvuranlar, mülkiyetlerini kullanmaya devam edebilmişlerdir ve arsalarının bir kısmının okul bahçesi olarak kullanımı dolayısıyla mülkiyetlerini satmalarının daha zor olmasına rağmen, satma ve kiralama imkanı kalmıştır. Aslında, başvuranların evinin şu anda kiralanmış olduğu, muhtarın mektubundan anlaşılmaktadır (bkz. yukarıda paragraf 21).
47. Bu koşullarda, 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, mevcut dava ile ilgili değildir (bkz. Scordino -İtalya (no. 2), no. 36815/97, § 71, 15 Temmuz 2004, ve Matos e Silva, Lda., ve Diğerleri - Portekiz, 16 Eylül 1996, § 85, Reports ofjudgments and Decisions 1996-IV).
48. Ayrıca, kamulaştırma kararı ve tapu kütüğündeki şerh, zilyetliklerden yoksun kılmaya yol açan bir uygulamanın bir başlangıç adımı olduğundan, mülkiyet kullanımını kısıtlama veya kontrol etme amacının bulunmadığı göz önüne alındığında, ikinci fıkranın kapsamına girmez. Dolayısıyla, başvurunlar tarafından şikayette bulunulan kısıtlama, birinci fıkranın birinci cümlesi uyarınca incelenmelidir (bkz. yukarıda geçen Sporrong ve Lonnroth, § 65; Erkner ve Hofauer - Avusturya, 23 Nisan 1987, § 74, Seri A no. 117; EliaS.r.l. -İtalya, no. 37710/97, § 57, AİHS 2001-IX; yukarıda geçen Scordino (no. 2), §73; ve Köktepe - Türkiye, no. 35785/03, § 85, 22 Temmuz 2008).
49. Söz konusu müdahalenin, başvuranın çıkarları ve bir bütün olarak toplumun çıkarları arasında eşit bir dengeyi bulup bulmadığının saptanması gerekmektedir (Phocas -Fransa, 23 Nisan 1996, § 53, Reports 1996-II).
50. Mahkeme, bu gereksinimin karşılanıp karşılanmadığını saptarken, büyük şehirlerin gelişimininki kadar karışık ve zor olan bir bölgede, Devletin, şehir planlama politikalarını uygulamak için geniş bir takdir payını kullandığını kabul eder. Buna rağmen Mahkeme, yeniden inceleme yetkisinden feragat edemez ve gerekli dengenin, 1. Protokolün 1. Maddesinin ilk cümlesi dahilinde, başvuranların mülkiyetlerini rahatça kullanma hakları ile uyumlu bir şekilde sağlanıp sağlanmadığını belirlemelidir (bkz. yukarıda geçen Sporrong ve Lonnroth, § 69, ve Jahn ve Diğerleri - Almanya (GC), no. 46720/99, 72203/01, § 93, AİHS 2005-VI).
51. Bu hususta Mahkeme, yetkili makamların, söz konusu arsaya bir okul inşa etmek amacıyla kamulaştırma işlemine başlamış olmalarına rağmen, iç hukuk uyarınca öngörülen zaman süresi içerisinde bunu yapmayı başaramamış olduklarını belirtir. Ayrıca tapu kütüğüne girilen şerhi de kaldırmamışlardır. Okulun inşasından sonra bile, kamulaştırma işlemini tamamlamaya ilişkin hiçbir adım atılmamıştır. Müdürlük, başvuranların arsasını ilkokula tahsis ederek meşgul etmeye devam etmiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tespit edildiği gibi, başvuranların evi şu anda okul bahçesinde yer almaktadır ve yönetim başvuranların arsa parçasının zilyetliğindedir (bkz. paragraf 10, 13 ve yukarısı). Başvuranların seleflerinin, yetkili makamların kamulaştırma kararını bozup mülkiyetlerini geri kazanma çabaları herhangi bir sonuç sağlamamıştır (bkz. Yukarıda paragraf 9). Bu nedenle, başvuranlar uzun bir süreç boyunca, mülkiyetlerinin kaderine ilişkin olarak belirsizlik içerisinde bırakılmışlardır.
52. Başvuranların, okul bahçesindeki evlerini hala kullanabilmiş olmalarından dolayı, ulusal mahkemeler, fiili kamulaştırmaya ilişkin gerekli kabul edilebilirlik koşullarının sağlanamadığı sonucuna vardığı için, başvuranlar tarafından açılan tazminat işlemleri de hiçbir sonuç sağlayamamıştır (bkz. Yukarıda paragraf 15-17).
53. Mahkeme, öncelikle bir teftiş organı olduğundan ve insan haklarını koruyan ulusal sistemlere bağlı olduğundan (bkz. Garcia Ruiz -İspanya (GC), no. 30544/96, §§ 28-29, AİHS 1999-I), ulusal mahkemelerin, dava konusu olan müdahalenin fiili bir kamulaştırma olarak kabul edilemeyeceği kararından ayrı düşmek için hiçbir neden görmezken, başvuranların arazi parçalarının işgaline ve evlerinin değerindeki amortismana ilişkin başvuranlara tazminat sağlamak hususunda herhangi bir ulusal çözümün olmamasının, başvuranların kendi mülkiyetlerini tam olarak kullanma haklarını ihlal ettiğini düşünmektedir.
54. Dolayısıyla Mahkeme; ulusal mevzuat uyarınca, eylemlerden ve yasalardan doğan zararı ödemekle yetkili makamların yükümlü olması gerektiğinin şart koşulmasına rağmen, Hükümetin söz konusu müdahalenin tazminatının tamamen yoksunluğunu doğrulamak için herhangi bir istisnai koşuldan bahsetmediğini belirtmektedir.
55. Yukarıdakiler doğrultusunda Mahkeme, başvuranlara hiçbir tazminat ödenmemesinin, onların zararına olarak, mülkiyetin korunması ve genel çıkar gereksinimleri arasında bulunması gereken eşit dengeyi bozduğu kanaatindedir (bkz. yukarıda geçen Sporrong ve Lonnroth, §§ 73 ve 74). Dolayısıyla 1 Nolu Protokolün 1. Maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
56. AİHSnin 41. Maddesi şunu öngörür:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
57. Başvuranlar, maddi tazminata ilişkin olarak 350,000 Euro ve uzun bir süreç boyunca sebep olunan gerginlik ve endişe nedeniyle manevi tazminata ilişkin olarak 200,000 Euro talep etmişlerdir. Maliyet ve giderlere ilişkin olarak, başvuranlar, ulusal mahkemeler nezdindeki mücadeleleri süresince maruz kaldıkları giderlere ilişkin olarak 2,500 Euro talep etmişlerdir.
58. Hükümet, başvuranlar tarafından talep edilen miktarların spekülatif ve nedensiz olduğunu ibraz etmiştir.
59. Davanın koşullarında, Mahkeme, davalı Devlet ve başvuran arasında bir anlaşma mümkünatının olması gerektiğine uygun olarak, 41. Maddenin uygulanması sorusunun karara hazır olmadığını ve saklı tutulması gerektiğini düşünmektedir.
İŞBU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
2. AİHSnin 1 Nolu Protokolünün 1. Maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. AİHSnin 41. Maddesinin uygulanması sorusunun karara hazır olmadığına hükmeder,
ve dolayısıyla,
(a) bahse konu soruyu saklı tutar;
(b) Hükümet ve başvuranları, AİHSnin 44 § 2 Maddesi uyarınca kararın nihai olduğu tarihten itibaren üç ay içerisinde, konu hakkındaki yazılı gözlemlerini ibraz etmeye ve özellikle ulaşabilecekleri herhangi bir anlaşmayı Mahkemeye bildirmeye davet eder;
(c) bir sonraki usulü saklı tutar ve Daire Başkanına gerekirse aynısına karar verme yetkisini verir
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 6 Aralık 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy