(5237 S. K. m. 179, 181, 243, 245) (AİHS. m. 1, 2, 3, 5, 6, 13, 29, 35, 41, 44) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (ORHAN - TÜRKİYE DAVASI) (TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (ÇİÇEK - TÜRKİYE DAVASI) (OSMANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (ÇOLAK VE FİLİZER - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (TİMUR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 33860/03)
KARAR
STRAZBURG
9 Temmuz 2013
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirlenen koşullara uygun olarak kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Bozdemir ve Yeşilmen/Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danuté Jociené,
Dragolijub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Killer ve
Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) heyeti yapılan gizli müzakereler sonrasında 18 Haziran 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33860/03 nolu dava, iki Türk vatandaşı Sayın Gülçin (Yeşilmen) Bozdemir ve Sayın Maşallah Yeşilmenin (başvuranlar) 6 Ağustos 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Hakların Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar İstanbulda görev yapan avukatlar Sayın F. Karakaş Doğan ve E. Keskin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özgürlük ve güvenlik haklarından yoksun bırakıldıklarını, polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarını ve kötü muameleye maruz kalmalarıyla ilgili şikayetleri hususunda etkili başvuru haklarının engellendiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, Sözleşmenin 3, 5, 6 ve 13 maddelerine atıfta bulunmuşlardır.
4. 11 Eylül 2007 tarihinde, Mahkeme başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu beyan etmiş ve başvuranların özgürlükten mahrumiyeti, polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada kötü muameleye maruz kalmaları ve etkili başvuru haklarının olmaması iddialarıyla ilgili şikayetlerini Hükümete tebliğ etmeye karar vermiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hususunda aynı anda hüküm verilmesine karar vermiştir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1970 ve 1979 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedirler. Başvuranlar, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) isimli yasadışı bir örgüte üye olduğu iddia edilen Ş.Y.nin kız kardeşi ve eşidirler.
A. Başvuranlar tarafından belirtilen şekilde olaylar
6. 28 Kasım1997 tarihinde sırasıyla saat 01.00 ve 04.00da, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görev yapmakta olan polis memurları tarafından başvuranların ayrı ayrı dairelerine baskın gerçekleştirilmiştir. Polisler, Şabettin Yeşilmeni aramaktaydılar. Daha sonra Şabettin Yeşilmen, başvuranlar ve çocukları polis tarafından gözaltına alınmışlardır.
7. Başvuranlar ve çocukları hem apartman dairelerinde hem de emniyet müdürlüğünde kötü muameleye maruz kalmışlardır. Özellikle, o sırada hamile olan Gülçin Bozdemir çıplak bırakılmış, dövülmüş, hakarete uğramış ve çocuklarının öldürülmesiyle tehdit edilmiştir. Polis memurlarının kasten uyguladığı kötü muamele sonucunda bebeğini kaybetmiştir. Bu olayı kültürel nedenlerden ötürü gizlemiş ve başvuru Hükümete tebliğ edilene kadar bu olaydan hiç bahsetmemiştir. Ayrıca, erkek kardeşine işkence yapılmasını izlemeye zorlanmıştır.
8. Maşallah Yeşilmen hakarete uğramış ve çocuklarına işkence edilmesi ve çocuklarının öldürülmesiyle tehdit edilmiştir. Copla dövülmüştür. Ellerine ve karnına darbe almıştır. Elbiseleri soyulmuş ve eşinin önünde tecavüz edilmekle tehdit edilmiştir.
9. Aynı gün, Şabettin Yeşilmen, kendisinin ve ailesinin maruz kaldığı iddia edilen kötü muameleden ötürü, aleyhindeki iddiaları kabul ettiğinde, başvuranlar ve çocukları polis tarafından eve götürülmüşlerdir. Başvuranların ve çocuklarının İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki gözaltıları kayıtlara geçmemiştir.
10. 2 Aralık 1997 tarihinde başvuranlar, 28 Kasım 1997 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındıklarını ve kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia ederek, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır.
11. Aynı gün, Gülçin Bozdemir Türkiye İnsan Hakları Vakfının İstanbul Şubesinde görev yapmakta olan bir doktor tarafından muayene edilmiş ve sol üst kolunda 8 x 5 cm, sol pazılarında 6 x 2 cm, sağ pazılarında 4 x 4 cm, sol uyluğunda 7 x 5 cm ve 3 x 2 cm boyutlarında yeşil-sarı ve sol ayağında 7 x 5 cm boyutlarında mor çürükler gözlenmiştir. Doktor, Gülçin Bozdemire ayrıca yumuşak doku travması, üst solunum yolu enfeksiyonu ve akut stres bozukluğu teşhisi koymuştur. 28 Temmuz 1998 tarihinde aynı kurumda görev yapmakta olan üç doktordan oluşan bir komite Gülçin Bozdemirin doktor muayenesiyle ilgili bir sağlık raporu hazırlamış ve yumuşak doku travması ve akut stres bozukluğu teşhisinin, başvuranın kötü muameleyle ilgili iddialarıyla tutarlı olduğunu ve başvuranın üst solunum yolu enfeksiyonunun kötü muamele sonucu oluşmasının mümkün olabileceği kararına varmışlardır.
12. 3 Aralık 1997 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, başvuranlar İstanbul Adli Tıp Kurumunda görev yapmakta olan bir doktor tarafından muayene edilmişlerdir. Maşallah Yeşilmen ile ilgili olarak doktor görüşü şöyledir:
Sol avuç içinde mor ve sarı çürükler vardır. Boynundaki ağrıdan şikayetçidir. Gülçin Bozdemir ile ilgili, doktor şu şekilde bildirimde bulunmuştur:
Sırayla sol ve sağ pazılarında 3 cm ve 2 cm çaplarında mor-yeşil çürükler gözlenmiştir. Ayrıca, sol uyluğunda ve sol ayağında 1.5 cm ve 2 cm çapında mor-yeşil çürükler vardır.
13. Doktor, Gülçin Bozdemire ve Maşallah Yeşilmene sırasıyla üç ve bir günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
14. Belirtilmeyen bir tarihte, Şabettin Yeşilmen kendisini yargılayan mahkeme önünde, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kız kardeşi Gülçin Bozdemire gözleri önünde işkence yapıldığını iddia etmiştir.
15. 13 Nisan 2000 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görev yapmakta olan polis memurlarıyla ilgili takipsizlik kararı vermiştir. Bu kararında, Cumhuriyet savcısı başvuranların 27 ve 28 Kasım 1997 tarihinde gözaltına alındıkları iddialarını destekleyen başvuran ya da tanık ifadelerini içeren belge ya da gözaltı tutanağı gibi hiçbir kanıtın olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıkları iddialarıyla ilgili polis memurlarını yargılamak için yeterli kanıtın olmadığı sonucuna varmıştır.
16. 13 Nisan 2000 tarihli karar, başvuranlara ya da temsilcilerine tebliğ edilmemiştir. Başvuranların temsilcileri ilgili kararı Ekim 2002 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığından almışlardır.
17. 30 Ekim 2002 tarihinde başvuranlar 13 Nisan 2000 tarihli karara itiraz etmişlerdir. Bunu desteklemek için, 28 Temmuz 1998 tarihli Gülçin Bozdemir in muayenesine ilişkin düzenlenen raporu sunmuşlardır.
18. 11 Nisan 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 13 Nisan 2000 tarihli kararın hukuka uygun olduğuna karar vererek başvuranların itirazını reddetmiştir.
B. Hükümet tarafından belirtilen şekilde olaylar
19. 3 Aralık 1997 tarihinde başvuranların avukatı, başvuranların 27 Kasım 1997 tarihinde gözaltına alındığını ve görev başındaki polis memurları tarafından kötü muameleye uğradıklarını iddia ederek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, suç duyurusunda bulunmuştur. Avukat, başvuranlara adli tıp muayenesi yapılmasını talep etmiştir.
20. Aynı gün, başvuranlara İstanbul Adli Tıp Kurumunda adli tıp muayenesi yapılmıştır. Doktorlar tarafından hazırlanan tıbbi raporda Maşallah Yeşilmenin avuç içinde bir morartı olduğu ve Gülçin Bozdemir in kollarında ve sol ayağında çürükler olduğu belirtilmiştir.
21. 4 Aralık 1997 tarihinde başvuranların yasal temsilcisi, başvuranların 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından evlerinde eşleriyle birlikte yakalanarak Emniyet Müdürlüğüne götürüldüklerinden şikayet ederek İstanbulda bulunan Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur. Başvuranlar, yakalandıkları sırada çocuklarının önünde dövüldüklerini, Emniyet Müdürlüğünde darp, küfür ve tehdit şeklindeki kötü muamelenin sürdüğünü iddia etmiştir. Verilen sağlık raporlarına dayanarak, başvuranların sırayla bir ve üç gün boyunca iş göremez durumunda olduklarını öne sürmüştür. Bu nedenle, savcılık yetkililerinin soruşturma yürütmesini ve kötü muamelede bulunan polis memurlarının yargılanmasını talep etmiştir.
22. Fatih Cumhuriyet Savcısı vakit kaybetmeden başvuranların iddialarıyla ilgili soruşturma başlatmıştır. Bu bağlamda, 8 Aralık 1997 ve 5 Şubat 1998 tarihli yazılarla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden başvuranlardan polis merkezinde alınan ifadeleri, gözaltı kayıtları ve tıbbi raporlarla birlikte sunmasını istemiştir. Ayrıca, başvuranların sorgusuna katılan polis memurlarının isimlerini talep etmiştir. Savcı, ayrıca Ümraniye Emniyet Müdürlüğünden başvuranların bulunmasını ve Savcılığa getirilmelerini talep etmiştir.
23. 13 Ocak 1998 tarihli bir tutanakta, bir polis memuru başvuranların ikamet adreslerine pek çok kez gittikten sonra, komşularından edindiği bilgiye göre başvuranların son iki aydır evlerinde kalmadıklarını belirtmiştir.
24. 16 Şubat 1998 tarihli bir yazıyla, Emniyet Müdürlüğü, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına başvuranların gözaltına alınmadığını bildirmiştir. Gözaltı kayıtları Cumhuriyet Savcılığına sunulmuştur. Kayıt defterinde başvuranların isimlerine rastlanılmamıştır.
25. 19 Temmuz 1999 tarihinde Cumhuriyet savcısı ikinci başvurandan iddialarıyla ilgili ifade almıştır. Başvuran, 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde evinden alınıp, üç gün boyunca kaldığı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldüğünü belirtmiştir. Dövülmüş, aç bırakılmış, cinsel istismara uğramış ve tecavüz edilmekle tehdit edilmiştir. Polis memurları ayrıca yasadışı örgüt üyelerinin onu ziyaret edebileceğini umarak başvuranın evinde bir gece kalmışlardır.
26. Cumhuriyet savcısı ayrıca 27 ve 28 Kasım 1997 tarihlerinde görevde olan polis memurlarının ifadesine başvurmuştur. Polis memurları bütün iddiaları reddetmiş ve başvuranları yakalamadıklarını ya da gözaltına almadıklarını iddia etmişlerdir.
27. 13 Nisan 2000 tarihinde Fatih Cumhuriyet savcısı iddiaları destekleyen delillerin olmadığı gerekçesiyle başvuranların şikayetleriyle ilgili takipsizlik kararı vermiştir. İddiaları kanıtlamaya yardım edebilecek yakalama tutanağı, gözaltı kaydı ya da tanık ifadeleri gibi belgelere dayanan hiçbir delilin olmadığını belirtmiştir.
28. 30 Ekim 2002 tarihinde başvuranların avukatı Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı kararına itiraz ederek Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
29. 11 Nisan 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi soruşturma dosyasında bulunan delillere ve Fatih cumhuriyet savcısı tarafından gösterilen nedenlere dayanarak başvuranların itirazını reddetmiştir.
C. Tarafların Sundukları Belgeler
1. 29 Kasım 1997 tarihli polis tutanakları
30. Hükümet, İstanbulun Ümraniye ilçesinde devriye gezen bir polis arabasında bir polis memurunun öldürülmesinin ve iki polis memurunun yaralanmasının ardından, 29 Kasım 1997 tarihinde gerçekleştirilen polis operasyonlarıyla ilgili üç adet rapor sunmuştur.
31. Yakalama, arama ve el koyma kararı başlıklı ilk karara göre, polis memurları yukarıda bahsedilen terör saldırısıyla ilgili M.Ç. ismindeki bir şüpheliyi yakalamıştır. Şüpheli, polislere terörist örgütünü (PKK) üyelerinin kaldığı daireyi gösterebileceğini söylemiştir. Daha sonra polis memurları o daireye baskın gerçekleştirmiş ve dairenin sahibi olan Şabettin Yeşilmeni ve A.B. ve H.D. isimlerindeki diğer iki kişiyi yakalamıştır. Polis memurları, Şabettin Yeşilmen in izniyle daireyi aramış fakat yasadışı hiçbir şey bulamamışlardır.
32. İkinci ve üçüncü raporlara göre, şüpheliler Şabettin Yeşilmen ve M.Ç. polise bahsi geçen saldırı sırasında kullanılan silahları sakladıkları yerleri gösterebileceklerini söylemişlerdir. Polis memurları Şabettin Yeşilmen tarafından gösterilen bir inşaat alanında silahlar, cephane ve el bombaları bulmuş ve bunlara el koymuşlardır. Daha sonra polis memurları ev sahibi A.B.nin izniyle bir evi aramışlardır. Daha çok silah, cephane ve yasadışı örgüte ait çok sayıda belge bulmuş ve bunlara el koymuşlardır.
2. Gözaltı kayıt defterinin ilgili sayfaları
33. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde tutulan gözaltı kayıt defterinin ilgili sayfalarında 25 Kasım 1997 ve 3 Aralık 1997 tarihleri arasında gözaltına alınan kişilerin isimleri bulunmaktadır. Listede başvuranların isimleri yoktur.
3. Polis görev kayıt defteri
34. Polis görev seyir defterinin ilgili sayfalarında 27 Kasım 1997 ve 1 Aralık 1997 tarihleri arasında emniyet müdürlüğünde her gün ve gece görevli olan polis memurlarının isimleri bulunmaktadır.
4. Başvuranlar tarafından sunulan tanık ifadeleri
(a) M.Ç.nin 18 Nisan 2008 tarihli ifadesi
35. 27 Kasım 1997 tarihinde yakalanan ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde gözaltında yedi gün geçiren M.Ç. başvuranların ikisini de gözaltındayken gördüğünü öne sürmüştür. Hücrelerinden sorgu odasına götürüldükleri sırada işkence gördükleri, hakarete uğradıkları ve küfüre maruz kaldıklarını görmüştür. Hücresinden, işkenceye maruz kaldıkları sırada başvuranların çığlıklarını duyduğunu söylemiştir. Tanığın ismi Hükümetin sunduğu gözaltı kayıtlarında mevcuttur.
(b) A.Y.nin ifadesi
36. Tanık, Şabettin Yeşilmenin kayınpederi ve ikinci başvuranın babasıdır. Kasım 1997 tarihinde, Şabettin Yeşilmenin dairesine baskın gerçekleştirildiği sırada, Şabettin Yeşilmen ile birlikte bulunmaktaydı. Damadının ve kızının on beş ile yirmi polis memuru tarafından dövüldüklerni, yakalandıklarını ve ciddi bir biçimde hırpalandıklarını ve Vatan Caddesindeki Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldüklerini söylemiştir. Daha sonra tutuklu bulundukları sırada daha fazla işkenceye maruz kaldıklarını öğrenmiştir.
(c) Mehmet M. O.nun ifadesi
37. Şabettin Yeşilmen in yeğeni olan tanık, olay gecesi Şabettin Yeşilmen in dairesinde bulunmaktaydı. 28 Kasım 1997 tarihinde yaklaşık sabah 3.30 sularında polis memurlarının, amcasının dairesine baskın gerçekleştirdiklerini ve amcasına ve amcasının eşine (ikinci başvuran) şiddetli bir biçimde kötü muamelede bulunduktan sonra arabayla onları götürdüklerini iddia etmektedir. Amcasının ve ikinci başvuranın polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içinde işkenceye maruz kaldıklarını duymuştur.
(d) Ş.B.nin 24 Nisan 2008 tarihli ifadesi
38. Tanık, ikinci başvuranla aynı muhitte ikamet etmektedir. Aynı zamanda ikinci başvuranın arkadaşıdır. 28 Kasım 1997 tarihinde sabah saat 10.00da ikinci başvuranı ziyarete gittiğini fakat evde kimsenin olmadığını belirtmiştir. İkinci başvuranın nerede olduğunu soruşturduğunda, binanın ikinci katında ikamet eden ikinci başvuranın komşusu, polislerin Gülçin Bozdemir, amcası, A.B. ve Şabettin Yeşilmen ile birlikte Maşallah Yeşilmen i yakaladıklarını söylemiştir. Gözaltından salıverildiklerinde, adı geçen kişilerde şiddetli işkence izleri bulunmaktadır.
(e) Şabettin Yeşilmenin 18 Nisan 2008 tarihli ifadesi ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki iddiaları (1997/512 numaralı dosyada)
39. Şu an hapis cezasını infaz etmekte olan tanık, birinci başvuranın erkek kardeşi ve ikinci başvuranın eşidir. 28 Kasım 1997 tarihinde sabahın erken saatlerinde kendisin, eşinin, çocuklarının, kayınpederinin, kız kardeşinin, kayınbiraderinin ve iki yeğeninin uyuduğu sırada çok sayıda polis memurunun dairesine girdiğini iddia etmiştir. Polis memurlarının kendisini dövdüklerini ve misafirlerini hırpaladıklarını öne sürmüştür. Kız kardeşi Gülçin Bozdemir ve eşi Maşallah Yeşilmen ile birlikte yakalanmışlar ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürülmüşlerdir. Tutulduğu sırada hakarete uğramış ve ciddi bir biçimde işkence görmüştür. Polis memurları eşine ve kız kardeşine gözü önünde işkence etmişlerdir. Ayrıca hakkındaki suçlamaları kabul etmezse onlara tecavüz etmekle tehdit etmişlerdir.
40. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesindeki ilk duruşmada, tanık polis tarafından gözaltında bulunduğu sırada hakkındaki suçlamaları kabul etmeye zorlanmak için, gözü önünde eşine ve kız kardeşine işkence edildiğini iddia etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
41. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu, bir kişiyi yasaya aykırı şekilde hürriyetinden mahrum etmeyi ceza gerektiren bir suç olarak ihdas eder (genel olarak 179. madde, devlet memurları ile ilgili 181. madde). Ayrıca, 243 ve 245. madde uyarınca işkence ve kötü muamele yasaklanmıştır:
Madde 243
Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine beş yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.
Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.
Madde 245
.zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini icrada ve mafevkinde bulunan amirinin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalde başka surette bir kimse hakkında suimuamele veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse üç aydan üç seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile cezalandırılır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK
42. Hükümet, Sözleşmenin 35 § 1 maddesinin gerektirdiği şekilde, başvuranların kendilerine sunulan iç hukuk yollarının tüketmemiş olduklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, başvuranların muzdarip olduklarını iddia ettikleri zararlar açısından tazmin elde edebilecekleri medeni ve idari kanun yollarından faydalanmadıklarını belirtmiştir.
43. Mahkeme, benzer davalarda Hükümetin bu tür ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu tekrar ifade eder (bakınız, özellikle, Karayiğit v. Türkiye (k.k.), no. 63181/00, 5 Ekim 2004). Mahkeme, mevcut davada kendisinin bu sonuçtan vazgeçmesini gerektirecek özel bir durum olmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümetin ilk itirazını reddeder.
44. Mahkeme, Sözleşmenin 35 § 3 maddesinin anlamı çerçevesinde bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca şikayetin başka bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle şikayet kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
II. MAHKEME TARAFINDAN DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE OLAYLARIN TESPİT EDİLMESİ
A. Tarafların savları
1. Başvuranlar
45. Başvuranlar, Mahkeme önündeki delillerin, polis memurlarının onları evlerinden alıp, kayda geçirilmediği halde gözaltına aldıklarını ve işkence ettiklerini ve ilgililerin bu konularda yeterli soruşturma gerçekleştirmediğini ispatladığını savunmuşlardır. Mahkemeden Sözleşmenin 3, 5 § 1 ve 13 maddelerinin Hükümet tarafından ihlal edildiğine hükmetmesini talep etmişlerdir.
2. Hükümet
46. Hükümet, başvuranların iddialarını reddetmiş ve savcılık yetkilileri tarafından yürütülen soruşturmanın, başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşmenin hiçbir maddesinin ihlal edilmediğini gösterdiğini ileri sürmüştür.
B. Genel İlkeler
47. Mahkeme, kanıtları değerlendirirken kullandığı makul şüpheye yer vermeyecek kanıt standardının uygulanmasını doğrulayan içtihat hukukuna işaret eder (Orhan/Türkiye, no. 25656/94, § 264, 28 Haziran 2002). Bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık, belirgin ve tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiş karinelerden neş'et edebilir. Bu bağlamda, tarafların kanıtlar toplanırken takındıkları tutum göz önünde bulundurulmalıdır (İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161, A Serisi no. 25).
48. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil niteliği hususunda duyarlıdır ve belli bir davanın koşullarının zorunlu kılmaması halinde, ilk derece mahkemesinin görevini üstlenmekte ihtiyatlı olmak zorunda olduğunun farkındadır. Bununla birlikte, kişilerin kayda geçirilmemiş gözaltı işlemine maruz kalmaları ile ilgili iddiaların varlığı durumunda, bazı iç kovuşturma ve soruşturma süreçleri zaten işletilmiş olsa bile, Mahkeme özellikle kapsamlı bir inceleme yapmak zorundadır (bkz. mutatis mutandis, Orhan/Türkiye, yukarıda alıntısı yapılan, § 265).
C. Mahkemenin mevcut davaya konu olan olaylara ilişkin değerlendirmesi
49. Mahkeme, davaya konusu olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu belirtmektedir. Başvuranlar, polis memurları tarafından gözaltına alınıp kötü muameleye maruz bırakıldıklarını iddia ederlerken, Hükümet başvuranların hiçbir zaman gözaltına alınmadıklarını, bu nedenle de kötü muameleye maruz kalmadıklarını ileri sürmüştür. Yukarıdakilerin ışığında, Mahkeme başvuranların kötü muamele gördükleri ile ilgili iddialarının ispatlanmasının iddia edildiği gibi başvuranların gerçekten 28 Kasım 1997 tarihinde sabah erken saatlerde gözaltına alınıp alınmadığının öncelikli olarak tespit edilmesine bağlı olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, yukarıdaki görüşler doğrultusunda, Mahkeme tarafların sunduğu yazılı delilleri inceleme yoluna gidecektir.
50. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranların iddia ettikleri gibi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından yakalanmalarına, gözaltına alınmalarına ve kötü muameleye maruz bırakılmalarına neden olan olayları detaylı bir şekilde anlattıklarını belirtmektedir (bkz. yukarıda 6-9, 19, 21 ve 25. paragraflar).
51. Yakalanmaları ve tutulmalarıyla ilgili iddialarını desteklemek için, başvuranlar Nisan 2008 tarihinde Mahkemeye tanık ifadeleri sunmuşlardır. Bu tanıklar arasında, A.Y., Mehmet M.O. ve Şabettin Yeşilmen, başvuranların 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde ya da 28 Kasım 1997 tarihinde sabahın erken saatlerinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından zorla yakalanıp götürüldüklerini gördüklerini iddia etmişlerdir (bkz. yukarıda 36, 37 ve 39. paragraflar).
52. 27 Kasım 1997 tarihinde yakalanan ve terörle mücadele şubesi polisi tarafından yedi gün boyunca gözaltında tutulmuş bir şüpheli olarak gözaltı kayıt defterinde adı bulunan M.Ç., başvuranların her ikisini de polis tarafından kötü muameleye maruz bırakılırken gördüğünü ileri sürmüştür. (bkz. yukarıda 35. paragraf). Benzer olarak, ikinci başvuranın eşi ve birinci başvuranın erkek kardeşi olan Şabettin Yeşilmen de başvuranların polis memurları tarafından yakalanmasına, gözaltına alınmasına ve kötü muameleye maruz bırakılmalarına ve hakkındaki suçlamaları kabul etmeye zorlanması için başvuranlara gözleri önünde kötü muamele uygulandığına tanık olduğunu iddia etmiştir (bkz. yukarıda 39. ve 40. paragraflar).
53. Son olarak, tanık Ş.B. başvuranların yakalanıp gözaltına alındığını onların nerede olduklarını soruştururken komşularından öğrendiğini söylemiştir (bkz. yukarıda 38. paragraf).
54. Yukarıdaki olgular göz önüne alındığında, Mahkeme yazılı ifadelerinde tüm tanıkların, 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde ya da 28 Kasım 1997 tarihinde sabahın erken saatlerinde polis memurları tarafından evlerine baskın gerçekleştirildiğini, zor kullanılarak yakalanarak, başvuranların kayda geçirilmediği halde gözaltına alınıp kötü muameleye maruz kaldıkları yer olan Vatan Caddesinde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldüklerini iddia eden yerel makamlara sunulmuş ifadelerinde ve asıl başvuru formunda ortaya atılan olayları, başvuranların anlattığına geniş çapta uygun olan doğrulamalarda bulunduklarını belirtmektedir.
55. Başvuranların tanıkları tarafından verilen ifadelerinin göz ardı edilememesine rağmen, Mahkeme başvuranların bu ifadeleri Mahkemeye sunmak için neden bu kadar uzun süre beklediklerinin açık olmadığı görüşündedir. Bu ifadeler ayrıca ilgili zamanda savcılık makamına yürütülen soruşturmaya yardımcı olma amacıyla ibraz edilmeliydiler. Ayrıca, söz konusu ifadeler, M.Ç. tarafından verilen ve doğruluğu hiçbir zaman ölçülmemiş ifadeler (bkz. yukarıda 35. paragraf) dışında ya başvuranların yakın akrabaları ya da aile dostları tarafından verilmişlerdir (bkz. yukarıda 36-39. paragraflar). Ek olarak, aile dostu olan Ş.B. tarafından verilen ifadeler, iddia edilen olayları komşularından duyduğu fakat bizzat görmediğinden, söylentiye dayanan kanıttan öteye geçmemektedir. Sonuç olarak, başvuranların iddialarını destekleyen bağımsız herhangi bir görgü tanığı yoktur.
56. Hükümetin iddialarını göz önüne aldığında, Mahkeme bu iddiaların Fatih Cumhuriyet savcısının bulgularına dayalı olduğunu ve Hükümetin başvuranların gözaltına hiçbir zaman alınmadığını ileri sürdüğünü belirtmektedir. Başvuranların tutulduklarına dair iddialarını doğrulamak amacıyla, Cumhuriyet savcısı tutukluların isimlerinin kayıtlı olduğu gözaltı kayıt defterindeki kayıtları incelemekle ve olay günü görevde olan polis memurlarını sorgulamakla yetinmiştir (bkz. yukarıda 22, 24, 26. paragraflar). Polis memurlarından alınan ifadelere ve başvuranların yakalandığını ve gözaltında tutulduklarını gösteren belgelerin yokluğuna dayanarak, başvuranların iddialarını destekleyen hiçbir kanıt olmadığından soruşturmayı sonlandırmıştır (bkz. yukarıda 15. paragraf).
57. Ancak, Mahkeme Cumhuriyet savcısının başvuranların işaret ettikleri olası yolları araştırma yoluyla soruşturmanın kapsamını genişletmediği ve olası tanıkları tespit etmek için kendi inisiyatifiyle hiçbir girişimde bulunmadığı kanaatindedir. Mahkemeye göre, Cumhuriyet savcısı iddia edildiği gibi başvuranların yakalandığı sırasında aynı dairede bulunan kişilerin ya da başvuranların polis memurları tarafından götürülürken görmüş olabilen komşularının ifadelerine başvurabilirdi. Ayrıca, Cumhuriyet savcısı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün gözaltı kayıt defterini teslim aldığında, gözaltında tutulan tüm kişilerin yer aldığı listeyi görmüştür. Bu nedenle, başvuranlarla aynı zamanda terörle mücadele polisleri tarafından gözaltında tutulan M.Ç. (bkz. yukarıda 35. paragraf) gibi kişileri sorgulayabilirdi.
58. Buna bağlı olarak, Fatih Cumhuriyet savcısının olası tanıkları tespit ederek soruşturma kapsamını genişletmemesi ve olayları polis memurlarının anlattığı şekliyle kabul etmesi göz önüne alındığında, Mahkeme savcının, başvuranların iddialarının hiçbir belgesel kanıt ya da görgü tanığı tarafından desteklenmediği sonucuna varmamasını kabul etmemektedir. Mahkeme, söz konusu sonucun tamamıyla başvuranların gözaltında tutulduklarına dair hiçbir belgenin olmadığı iddialarına dayandığına karar vermektedir. Ancak, gözaltı kayıtlarında başvuranların isimlerinin yer almamasının tutuklanmadıklarının kesin kanıtı olarak görülemeyeceği görüşündedir. Mahkeme bu bağlamda önceki davalarda gözaltı kayıt defterindeki kayıtlarda eksiklikler tespit ettiğini belirtir (bkz. Ahmet Özkan ve Diğerleri/Turkey, no. 21689/93, § 206, 6 Nisan 2004; Tepe/Turkey, no. 27244/95, § 148, 9 Mayıs 2003; Timurtaş/Turkey, no. 23531/94, § 105, AİHM 2000-VI; İrfan Bilgin/Turkey, no. 25659/94, § 130, AHM 2001-VIII; Çakıcı/Turkey (BD), no. 23657/94, § 105, AİHM 1999-IV; Çiçek/Turkey, no. 25704/94, §§ 137-138, 27 Şubat 2001; Orhan, yukarıda alıntılanan, § 313 ve Osmanoğlu/Turkey, no. 48804/99, § 48, 24 Ocak 2008).
59. Mahkeme, bu nedenle, 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde ya da 28 Kasım 1997 tarihinde sabahın erken saatlerinde neler olduğunu belirleyemediği bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, bir yandan başvuranların iddialarını desteklemek amacıyla yeterli kanıt sunamamalarından ve diğer bir yandan Hükümet tarafından sunulan eksik soruşturma dosyasından kaynaklanmaktadır.
60. Mahkeme, ileri sürüldüğü gibi başvuranların Hükümetin şikayetleriyle ilgili etkili bir soruşturma yürütememesi ile ilgili şikayetlerini incelerken bu durumun neden olduğu sonuçları ele almanın daha uygun olduğuna karar verir.
III. SÖZLEŞMENİN 3, 6 ve 13 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
61. Başvuranlar çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kalmalarından ve şikayetleriyle ilgili etin bir hukuk yolunun olmamasından şikayetçidirler. İlgili kısımları şu şekilde olan Sözleşmenin 3, 6 ve 13 maddelerine dayanmışlardır:
Madde 3
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
Madde 6 § 1
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar
konusunda karar verecek olan,
(bir) mahkeme tarafından, .. görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 13
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
A. Tarafların beyanları
1. Başvuranlar
62. Başvuranlar, yakalandıkları ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde kayda geçirilmediği halde tutuldukları sırada polis memurları tarafından şiddetli bir şekilde kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Savcılık makamının şikayetleriyle ilgili etkili bir soruşturma gerçekleştirmediğini ileri sürmüşlerdir.
2. Hükümet
63. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. Yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın, başvuranların polis memurları tarafından yakalanmadıklarını veya gözaltına alınmadıklarını veya kötü muameleye maruz bırakılmadıklarını gösterdiğine karar vermiştir. Bu nedenle, başvuranların iddialarının doğrulukları kanıtlanmamıştır.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel ilkeler
64. Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin, Sözleşme'nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden biri olduğunu hatırlatır. Bu madde aynı zamanda Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Bireylerin insan haklarının korunması için bir araç olarak Sözleşme'nin amaç ve hedefi, söz konusu hükümlerin, sağladığı güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir (bkz. Avşar/Türkiye, no. 25657/94, § 390, AİHM 2001-VII (alıntılar)).
65. Mahkeme ayrıca bir kişinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralanmış olması halinde, söz konusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir açıklama getirmenin ve başvuranın iddialarının, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla desteklenmişse, doğruluğuna ilişkin şüphe yaratacak deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler. Aksi halde Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Çolak ve Filizer/Türkiye, no. 32578/96 ve 32579/96, § 30, 8 Ocak 2008; Selmouni/Fransa (BD), no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 61, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996-VI; ve Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995, § 34 A Serisi no. 336).
66. Son olarak Mahkeme, bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak polis veya Devletin buna benzer diğer görevlileri tarafından ciddi bir kötü muameleye tabi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, söz konusu hükmün, Sözleşme'nin 1. maddesinde yer alan devletin "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese Sözleşme' de yer alan hak ve özgürlükleri tanıması" genel yükümlülüğüyle birlikte dikkate alındığında, etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde, işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı ceza veya işlemlere ilişkin genel yasak, temel önemine rağmen, uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün olacaktır (bkz. (see Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 102, Derlemeler 1998-VIII).
2. Yukarıda belirtilen ilkelerin mevcut davanın koşullarına uygulanması
(a) Başvuranların maruz kaldığı iddia edilen kötü muamele
67. Mevcut davada, Mahkeme başvuranların iddia edildiği gibi 27 Kasım 1997 tarihinde gece saatlerinde terörle mücadele polisleri tarafından yakalanıp gözaltında tutulduğunun sabit olmadığına karar vermiştir (bkz. yukarıda 59. paragraf). Başvuranların iddialarını desteklemek amacıyla yeterli kanıt sunmamaları göz önüne alındığında, Mahkeme başvuranların, Hükümetin mağdurların iddialarının doğruluğuna gölge düşüren delil sunma ve yaraların nasıl meydana geldiğini açıklama yükümlülüklerini yerine getirmesi için gerekli olan ölçüde girişimde bulunmadıkları sonucuna varmıştır.
68. Buna göre, Mahkeme başvuranların iddia edildiği gibi kötü muameleye maruz kalmaları konusunda Sözleşmenin 3 maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar vermiştir.
(b) İç hukuk yollarının etkisiz olduğu iddiaları
69. Mahkeme, Sözleşmede güvence altına alınan hakların teorik veya hayali değil, pratik ve etkili olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bu tarz soruşturmaların sorumluları tespit edip cezalandırabilmesi gerekmektedir. Ancak, mevcut davada söz konusu işlemler, Cumhuriyet savcısının kendi inisiyatifiyle başvuranların gösterdiği olası yolları izleyerek ve olası tanıkları tespit ederek soruşturma kapsamını genişletmemesinin yanı sıra polis memurlarının, başvuranların gözaltına alınmadığı veya başvuranlara kötü muamelede bulunulmadığı yönündeki savunmalarını kabul etmeye hazır olması nedeniyle hiçbir somut netice ortaya koymamıştır (bkz. yukarıda 57. ve 58. paragraflar).
70. Yukarıdakiler ışığında ve polis memurlarının suçlu olmaları durumunda sorumluluklarının belirlenmesi ve cezalandırılmaları için yetkililerin polis memurları hakkında cezai kovuşturma yapmadığı göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranların şikayetleriyle ilgili soruşturmanın, Sözleşme'nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerini karşılayabilecek kadar titiz ve etkili olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varır.
71. Dolayısıyla bu maddeyle ilgili olarak usul ihlali söz konusudur.
72. Bu koşullarda, Mahkeme, Sözleşme'nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında ayrı bir sorunun bulunmadığı kanısındadır (bkz. Timur/Türkiye, no. 29100/03, §§ 35-40, 26 Haziran 2007).
IV. SÖZLEŞMENİN 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN İDDİALAR
73. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edilerek, polis tarafından kayda geçirilmediği halde tutuklanıp gözaltında tutulduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu maddenin ilgili kısımları şu şekildedir:
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir. 4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
74. Başvuranlar, tutukluluklarının resmi olarak kaydı alınmadan gözaltına alındıklarından bu maddenin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
75. Hükümet başvuranların gözaltına alındığına dair hiçbir dayanak olmadığını ve bu nedenle Sözleşmenin 5. maddesinin ihlaline hükmetmenin olanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
76. Mahkeme, tarafların ibraz ettiği belgelere dayanarak başvuranların yakalanıp kayda geçirilmediği halde gözaltında tutulduklarını tespit edemeyeceğini belirtmiştir.
77. Yukarıdakiler göz önüne alındığında, Mahkeme Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edilmediğine sonucuna varır.
V. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
78. Sözleşme'nin 41. maddesine göre:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
79. Başvuranlar maddi tazminat olarak 3000 Avro, manevi tazminat olarak ise 30.000 Avro talep etmiştir.
80. Hükümet, adil tazmin açısından bir miktara hükmedilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bunun yerine, bu başlık altında hükmedilecek bir tazminatın haksız yere verilmemesi gerektiğini öne sürmüştür.
81. Mahkeme, başvuranların belirli bir miktar belirtmediklerini veya maddi tazminat taleplerini destekleyen belge veya savlar sunmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme bu başlık altında herhangi bir miktara hükmetmemiştir.
82. Mevcut davada tespit edilen ihlallerin mahiyetini göz önüne alarak ve hakkaniyete uygun olarak, Mahkeme her bir başvurana, manevi tazminat kapsamında, 6000 Avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama giderleri
83. Ayrıca başvuranlar Mahkeme önünde yapılan harcama ve masraflar için toplam 7000 Avro talep etmişlerdir.
84. Hükümet, taleplerin kanıtlanmadığını öne sürmüştür.
85. Mahkeme, Mahkeme İçtüzüğü'nün 60. maddesi hükümleri gereğince, başvuranların harcama ve masraflara ilişkin taleplerini destekleyen hiçbir belge sunmadıklarını belirtmektir. Bu nedenle Mahkeme bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
86. Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda faiz uygulanmasını uygun görmüştür.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu karar verir;
2. Sözleşme'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar verir;
3. Sözleşme'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4. Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edilmediğine karar verir;
5. Sözleşme'nin 6. ve 13. maddeleri çerçevesindeki şikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına karar verir;
6. (a) Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere Davalı Devlet tarafından başvuranların her birine, ödenmesi gereken tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6000 Avro (altı bin Avro ) ödenmesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar verir.
7. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 9 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy