(AİHS. m. 6, 35) (YİĞİTDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI)
İKİNCİ BÖLÜM
(Başvuru No. 34754/03)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Nebojsa Vucinic,
Yargıçlar
Valeriu Gritço,
Stephanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla 24 Kasım 2015 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve bu görüşlere başvuran tarafından cevaben sunulan görüşler ile yukarıda belirtilen 6 Ekim 2003 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Kazım Yurdakavuşan, 1944 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İzmirde ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat A.F. Eren tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A.Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. İzmir Adalet Sarayının karşısında bulunan başvurana ait büyük bir moda ve hazır giyim mağazası, 28 Ekim 1994 tarihinde, bomba saldırısı sonucunda, ciddi şekilde hasar görmüştür. PKKnın iddia edilen üyeleri (bölücü eğilimli yasadışı silahlı grup) bu saldırının iddia edilen failleri olarak mahkeme huzuruna çıkarılmıştır.
5. İlgili, 18 Aralık 1995 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesine (bundan sonra, İdare Mahkemesi olarak anılacaktır.) başvurarak, Valiliğe karşı (bundan sonra, idare olarak anılacaktır.) dava açmıştır.
6. İdare Mahkemesi, 27 Mayıs 1997 tarihinde, idarenin kusursuz sorumluluğu (objektif sorumluluk) ilkesi ve sosyal risk kuramına dayanarak, idareyi, maruz kalınan maddi zarar için, ilgiliye 743.251.330 eski Türk lirası (TRL - yaklaşık 4.600 avro (EUR)) ödemeye mahkûm etmiştir.
7. İdare, 20 Ağustos 1997 tarihinde, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
8. Danıştay, 14 Ekim 1999 tarihinde, kusursuz sorumluluk ilkesi ve sosyal risk kuramının somut olayda uygulanmaması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, başvuranın mağazasına yönelik ayrı bir olay olan söz konusu bombalı saldırının, tüm toplumu ilgilendiren genel kapsamlı bir eylem olmadığını gözlemlemiştir. Danıştay, bu durumda, güvenlik güçleri tarafından özel bir koruma sağlanması gerekliliği kanıtlanmadığı sürece, idareye kusursuz sorumluluğun atfedilemeyeceği kanısına varmıştır.
9. İdare Mahkemesi, 15 Kasım 2000 tarihinde, bozma kararının ardından, Danıştayın gerekçesine uymuş ve başvuranın davasını reddetmiştir.
10. Başvuran, 17 Ocak 2001 tarihinde, söz konusu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay, 8 Nisan 2003 tarihli kararıyla, söz konusu temyiz başvurusunu reddetmiştir.
B.İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
1. 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun
11. 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Ocak 2013 tarihinde kabul edilmiş ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir (söz konusu Kanun hakkında daha fazla ayrıntılı bilgiler için, bk. Turgut ve diğerleri ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013).
2. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun
12. 5233 sayılı ve 27 Temmuz 2004 tarihli Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile oluşturulan hukuk yoluna dair ilgili iç hukuk ve uygulaması, Akbayır ve diğerleri/Türkiye kararında (No.: 30415/08, 20940/09, 20941/09, §§ 9-44, 28 Haziran 2011) açıklanmıştır.
13. 5233 sayılı Kanun geriye dönük olarak uygulanmaktadır. Böylelikle, 5233 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi, 19 Temmuz 1987 (ilk olağanüstü hal kararnamesinin tarihi) ile 17 Temmuz 2005 (5233 sayılı Kanunun yürürlüğe giriş tarihinden bir yıl sonra) tarihleri arasında maruz kalınan zararları kapsamaktadır. Bu ikinci tarih, 24 Mayıs 2008 tarihine kadar yapılan mevzuat değişiklikleri ile iki defa ertelenmiştir (5442 sayılı ve 28 Aralık 2005 tarihli Kanunun ile 5666 sayılı ve 24 Mayıs 2007 tarihli Kanunun geçici maddeleri; yukarıda anılan Akbayır ve diğerleri kararı, § 15).
14. Maruz kalınan zarar ve söz konusu Kanunun 7. maddesi gereğince ödenmesi gereken tazminat, söz konusu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık süre içinde kendisine başvurulabilecek Zarar Tespit Komisyonları tarafından belirlenir.
ŞİKAYETLER
15. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, aşırı uzun olduğu kanaatine vardığı yargılama süresinden şikayet etmektedir.
16. Başvuran, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, mağazasına yapılan saldırı nedeniyle maruz kaldığı maddi zararın Devlet tarafından tazmin edilmemesinden şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A.Yargılama Süresine İlişkin Şikayet Hakkında
17. Başvuran, yargılama süresinin aşırı uzun olmasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran, bu durumun Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiği kanısındadır. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
18. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, 6384 sayılı Kanun ile Türkiyede yeni bir başvuru yolunun oluşturulduğunu hatırlatmakta ve başvuranın yargılama süresine ilişkin şikayetini Tazminat Komisyonuna sunmak için söz konusu kanunda öngörülen başvuru yolunu tüketmediğini kaydetmektedir.
19. Mahkeme, Hükümetin hatırlattığı üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye davasında (No. 24240/07, 20 Mart 2012) pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiyede yeni bir hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Ardından Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye kararında (No. 4860/09, 26 Mart 2013), başvuranların iç hukuk yollarını, yani söz konusu yeni başvuru yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu sonuca varırken, Mahkeme, özellikle, bu yeni hukuk yolunun, ilk bakışta (apriori) erişilebilir ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin giderilmesi açısından makul imkanlar sunabilecek nitelikte olduğu kanaatine varmıştır.
20. Mahkeme, aynı zamanda, Ümmühan Kaplan pilot kararında (yukarıda anılan, § 77 ), özellikle Hükümete daha önce tebliğ edilen aynı tür başvuruların incelemesini normal usul yoluyla sürdürebileceğini belirttiğini hatırlatmaktadır.
21. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan başvuru yolunu kullanmamasına ilişkin Hükümetin ilk itirazını dikkate alarak, yukarıda anılan Turgut ve diğerleri davasında vardığı sonucu yinelemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, idari yargılama süresinin aşırı uzun olduğuna ilişkin şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. Fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır (Rifat Demir/Türkiye, No. 24267/07, § 35, 4 Haziran 2013 ve Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2), No. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014).
B.Başvuranın Maruz Kaldığı Maddi Zararın Tazmin Edilmemesine İlişkin Şikayet Hakkında
22. Başvuran, mağazasını hasara uğratan terör saldırısı nedeniyle maruz kaldığı maddi zararın tazmin edilmemesinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir. Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
23. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın, maruz kaldığı zararın telafi edilmesi için 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile oluşturulan Komisyonlar önünde başvuruda bulunmadığını kaydetmektedir.
24. İç hukuk yollarının tüketilip tüketilmemesi gerekliliği, doğal olarak başvurunun Mahkemeye sunulduğu tarih dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte Mahkemenin birçok defa belirttiği gibi, bu kural istisnasız olarak işlememektedir, söz konusu istisnalar her somut olayın kendine özgü koşullarına göre haklı gösterilebilmektedir. Mahkeme özellikle, İtalya, Hırvatistan, Slovakya ve Polonya aleyhine yapılan başvurularda bu genel kuraldan sapmıştır. Bu başvurular, yargılama süresinin aşırı uzun olmasıyla ilgilidir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I).
25. Mahkeme, terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanmasına ilişkin davalar ile ilgili olarak, yukarıda anılan İçyer kararının 83. paragrafında yer alan ve yukarıda belirtilen 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan hukuk yolunu incelemiştir. Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun erişilebilir olduğuna ve makul başarı ihtimali sunduğuna karar vermiştir. Bu sonuca varmak için, Mahkeme, söz konusu hukuk yolunu gerek teorik gerekse uygulama açısından derinlemesine incelemiştir. Akabinde Mahkeme, bu karara dayanarak, söz konusu hukuk yolunun oluşturulmasından önce yapılan ve Mahkeme önünde derdest olan yaklaşık 800 başvurunun, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
26. Mahkeme, Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30415/08, 20940/09, 20941/09, §§ 69-73, 28 Haziran 2011) davasında, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonlarının uygulamasının ve Danıştayın konuyla ilgili içtihadının, Doğan ve diğerleri/Türkiye (No. 8803-8811/02, No. 8813/02 ve No. 8815¬8819/02, §§ 94-110 ve 164, AİHM 2004 VI) kararında düzenlenen etkinlik kriterini karşılamaya devam ettiği sonucuna vardığını ve bunu yukarıda anılan İçyer kararında ve Bakanlar Komitesinin yukarıda anılan Doğan ve diğerleri kararının icrasına ilişkin 25 Haziran 2008 tarihli Tavsiye Kararında teyit ettiğini hatırlatmaktadır.
27. Mahkeme, somut olayla ilgili olarak, başvurana ait mağazanın terör eylemi sonucunda hasar gördüğünü tespit etmektedir (yukarıdaki 4. paragraf). Bu nedenle, başvuran, İzmir İdare Mahkemesi önünde davalı Devlete karşı tazminat davası açmıştır. İdare Mahkemesi, başvuranın bu bağlamda yaptığı talebi reddetmiştir. Oysa Mahkeme, 5233 sayılı Kanuna dayanarak, başvuranın, idare mahkemeleri önünde yaptığı başvurudan ayrı olarak, yerleşik içtihadı uyarınca, yetkili Zarar Tespit Komisyonlarının biri önünde talepte bulunabileceğini hatırlatmaktadır.
28. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan başvuru yolunu kullanmamasına ilişkin Hükümetin ilk itirazını dikkate alarak, yukarıda anılan İçyer davasında vardığı sonucu yinelemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, terör eyleminin neden olduğu maddi zararın karşılanmamasına ilişkin şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4.fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 17 Aralık 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy