(AİHS m. 3, 5, 34, 35, 41, 44) (1412 S. K. m. 399) (TAHİR ÖZGÜR VE DİĞER 30 BAŞVURU - TÜRKİYE DAVASI) (DEĞERLİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHİN KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 34806/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
22 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34806/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Turan Talayın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 1 Ekim 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1955 doğumludur ve Kocaelinde ikamet etmektedir.
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Aralık 2001 tarihinde aldığı kararla başvuranı hapis cezasına mahkûm etmiştir.
İlgili şahıs cezasını çekerken, birçok açlık grevi başlatmış ve sağlık durumu bozulmuştur.
29 Temmuz ve 24 Ekim 2002 tarihlerinde Adli Tıp Kurumunda muayene edilen başvurana Wernicke-Korsakoff Sendromu teşhisi konulmuş ve cezasının altı ay süreyle ertelenmesi tavsiye edilmiştir.
Başvuran hakkında yapılan talebi inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Nisan 2003 tarihinde aldığı kararla Ceza Muhakemesi Kanununun 399/1 maddesi uyarınca başvurana verilen cezanın infazını altı ay süreyle ertelemiş ve ilgili şahsın organik ruhsal bir hastalıktan muzdarip olduğu gerekçesiyle geçici olarak tahliye edilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, karar metninde başvuranın durumunun altı aylık süre sonunda yeniden incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
12 Nisan 2003 tarihinde, yani sekiz gün sonra, başvuran 4 Nisan tarihli karar uyarınca serbest bırakılmıştır.
10 Eylül 2004 tarihinde başvuran, Türkiyeye yapılan bir inceleme ziyareti sırasında AİHMnin kendi bilirkişi heyeti tarafından tıbbi muayeneden geçirilmiştir (Türkiye aleyhine Özgür ve diğer otuz başvuru davası (karar), no 28480/04, 20 Ekim 2005).
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunarak, Devlet Güvenlik Mahkemesinin infazı erteleme kararına rağmen 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında sekiz gün süreyle hapiste tutulmasının yasalara aykırılık teşkil ettiğini ve dolayısıyla bir özgürlük mahrumiyetinin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunarak, meşru olmadığına inandığı bu tutukluluk halinin sebep olduğu zararlar için kendisine tazminat hakkı tanınmadığından şikâyetçi olmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafı kapsamında dile getirilen şikâyetle ilgili olarak Hükümet, öncelikle başvuranın altı aylık erteleme süresi sona erdikten sonra tekrar hapse konulduğunu ve mevcut başvuruda şikâyet ettiği sekiz günlük gecikmenin de çekeceği toplam cezadan düşüldüğünü kaydetmektedir. Hükümete göre, burada yapılan telafi başvuranın AİHSnin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatını ortadan kaldırmaktadır.
Başvuran, Hükümetin bu savına itiraz etmekte ve toplam cezadan sekiz gün düşülmesinin şikâyetine konu olan durumu telafi etmediğini savunmaktadır.
AİHM, başvuranın durumunda olduğu gibi ceza infazının sağlık sorunları nedeniyle ertelenmesine karar verilmesine rağmen sekiz gün süreyle hapiste tutmanın, toplam cezadan belli bir miktar düşülmek suretiyle telafi edilemeyeceği kanaatindedir.
Hükümet, ayrıca başvuran tarafından dile getirilen şikâyetlerin bütününde iç hukuktaki itiraz yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranı idari mahkemeler huzurunda tam yargı davası başvurusu yapmamakla ya da Devlet organlarına isnat edilen yetkisini kötüye kullanmaktan veya görevi ihmalden dolayı iddia edilen zararının telafisini elde edebilmek amacıyla hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmamakla eleştirmektedir.
Başvuran, Hükümet tarafından dile getirilen hukuki yolların AİHSnin 35/1 maddesi anlamında etkili bir itiraz yolu teşkil etmediği kanaatindedir.
AİHM, ilk olarak Hükümetin mevcut davada başvuranın AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafında teminat altına alınan özgürlük haklarını sözkonusu itiraz davalarını açarak nasıl savunabileceğini belirtmediğini gözlemlemektedir (Türkiye aleyhine Değerli ve diğerleri davası, no 18242/02, prg. 16-19, 5 Şubat 2008).
AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafı kapsamında dile getirilen şikâyetle ilgili olarak AİHM, Hükümetin buna benzer davalarda sözkonusu hukuki yolları kullanarak tazminat elde eden herhangi bir mağdur örneği sunmadığını, dolayısıyla bu argümanın varsayımdan öteye gidemediğini kaydetmektedir.
AİHM, başvurunun AİHSnin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
1. Madde 5 / 1
Başvuran, özgürlüğünün 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında yasal olmayan yollarla kısıtlandığını iddia etmektedir.
Bu teze karşı çıkan Hükümet, özellikle başvuranın ceza infazına ait dosyanın oldukça kabarık olduğunu ve bu yüzden Kocaeli Cumhuriyet Savcılığına postayla gönderildiğini savunmaktadır. Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, başvuranın tutukluluk halinin devamını gerektirecek başka bir tahkikata konu olup olmadığını tespit etmek üzere sözkonusu dosyayı incelemek zorunda kalmıştır. Hükümet, ihtilaflı gecikmenin idari formaliteler yüzünden uzayan uygulamaların neticesinde oluştuğunu belirtmektedir.
Başvuran, karşı tez olarak adaletin organizasyon ve yönetiminde yapısal sorun ve eksiklikler bulunduğunu ve kendi düşüncesine göre bundan Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, mevcut davada ceza infazının sona erdirilmesinin değil yalnızca ertelenmesinin sözkonusu olduğunu ve bu itibarla Kocaeli savcısının dosyayı Hükümetin belirttiği gibi yeniden incelemesine gerek olmadığını savunmaktadır.
AİHM, öncelikle 5. maddenin 1. paragrafında belirtilen özgürlük hakkıyla ilgili istisnai durumların ayrıntılı bir şekilde listelendiğini ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün - kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan - amacına uygun düşeceğini hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, İtalya aleyhine Giulia Manzoni davası kararı, 1 Temmuz 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV, s. 1191, prg. 25).
Tahliye kararının ifası için belirli bir sürenin genellikle kaçınılmaz olduğunun hakkını veren AİHM, bu sürenin minimum düzeye indirgenmesi gerektiğini belirtmektedir (Giulia Manzoni, ilgili bölüm, s. 1191, prg. 25 sonunda). Yine aynı şekilde AİHMnin kanaatine göre, tahliyeyle ilgili idari işlemlerin birkaç saatten daha uzun sürmesi kabul edilemez (Bulgaristan aleyhine Nikolov davası, no 38884/97, prg. 82, 30 Ocak 2003). Dolayısıyla AİHM, tahliye kararının infazında ortaya çıkan gecikmeyle ilgili şikâyetleri özel bir itinayla incelemek durumundadır (Bulgaristan aleyhine Bojinov davası, no 47799/99, prg. 36, 28 Ekim 2004). Bu bağlamda AİHM, olaylarla ilgili ayrıntılı döküm sunma yükümlülüğünün Hükümete ait olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolov, ilgili bölüm, prg. 80).
AİHM, mevcut davadaki olguların kesin tahliye kararı alınan davalardan farklı olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte, başvuran yalnızca ceza infazının ertelenmesinden yararlansa bile, bu kararın bir mahkeme tarafından sağlık durumunun tutuklu kalmaya elverişli olmadığı gerekçesiyle alınmış olması dolayısıyla, verilen hükmün derhâl yerine getirilmesi gerekirdi. AİHM, Hükümetin gözlemlerinde konuyla ilgili bir açıklama bulunmadığını not etmektedir.
AİHM, Hükümet tarafından dile getirilen gerekçelerin sekiz günlük gecikmeyi haklı göstermeye yetmediği kanaatindedir. Bu konuyla ilgili olarak AİHM, Sözleşmeci Devletlerin kendi yargılarına tabi kişilerin özgürlük hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere, mevcut davada olduğu gibi dosya kabarık olsa dahi, yetkili personelin tahliye tezkerelerinin gereklerini vakit kaybetmeden yerine getirmelerine imkan sağlamak için gerekli tedbirleri almaları gerektiğini kaydetmektedir (Değerli ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 25).
Yukarıdaki gerçekler ışığında AİHM, başvuranın tahliye tezkeresini takip eden sekiz gün süresince tutulmaya devam edilmesinin, 5. maddenin 1. paragrafında izin verilen amaçlardan birine dayanmaması dolayısıyla AİHSnin 5. maddesinde yer alan esaslara aykırı olduğu sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle, AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiştir.
2. Madde 5 / 5
Başvuran, AİHSnin 5. maddesi hükümlerine aykırı şartlar altında tutulmasına karşı hiçbir telafi yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir.
Hükümet, idari itiraz yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.
AİHM, öncelikle bu varsayıma dayalı argümanı reddettiğini hatırlatmaktadır.
AİHM, daha sonra kanuna aykırı olarak tutulma durumlarına ilişkin tazminat sorunlarıyla ilgili ulusal mevzuatta yeralan yegâne yasanın 466 sayılı yasa olduğunu (Türkiye aleyhine Şahin Karataş davası, no 16110/03, prg. 18, 17 Haziran 2008) ve bu yasanın mevcut dava koşullarına yani başvuranın ceza infazının ertelenmesini müteakiben tahliye edilmesindeki gecikmeye değinmediğini not etmektedir. Zaten bu hukuki yol Hükümet tarafından da dile getirilmemiştir.
Tüm bu unsurlar AİHMnin 5. maddenin 5. paragrafının ihlâl edildiği sonucuna varmasına yetmektedir.
II. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Kabuledilebilirliğe ilişkin
Başvuran, özellikle serbest bırakılması sırasında yetkili makamların sebep olduğu gecikmeye atıfta bulunarak AİHSnin 3. maddesinin ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, bu sava karşı çıkmakta ve kanıtlanamadığı için sözkonusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.
Şikâyetin ifade ediliş tarzını ve başvuranın AİHSnin 3. maddesi bağlamındaki yakınmalarını kanıtlamadığını göz önüne alan AİHM, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 7.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz ve aşırı olduğu kanaatindedir.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve gideri
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 6.345 TL (yaklaşık 3.200 Euro) talep etmektedir. Başvuran, ödenecek saat ücretlerine ilişkin olarak avukatı ile imzaladığı bir protokolü ve sözkonusu dava için avukatının çalışma saatlerinin gösteren bir belgeyi ek olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu talebin aşırı olduğuna kanaat getirmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AİHM, masrafların tamamı için başvurana 2.000 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun AİHSnin 5. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine:
i. her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy