(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168, 169, 264) (3713 S. K. m. 5) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 36838/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Haziran 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Gülabi Aslan (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 13 Kasım 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36838/03 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1975 doğumludur.
Başvuran 6 Mayıs 2001 tarihinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olmakla ve bir emlak bürosuna el bombalı saldırı düzenlemekle suçlanmıştır.
Başvuran gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanmamıştır.
Başvuran gözaltı sırasında verdiği ifadesinde, yapılan olay yeri incelemesi ve diğer sanıklarla yüzleştirilmesi sırasında itiraflarda bulunmuş, PKK mensubu olduğunu ve bir emlak bürosuna bombalı saldırı düzenlediğini kabul etmiştir. Başvuran sözkonusu örgüt bünyesinde katıldığı eylemlerin ayrıntılarını polise bildirmiştir.
Başvuran 7 Mayıs 2001 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve polislere vermiş olduğu ifadesini doğrulamıştır. Başvuran kandırıldığını ve yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söylemiştir. Başvuran aynı gün DGM nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmış, hakim karşısında da savcıya vermiş olduğu ifadesini yinelemiştir. Hakim başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
DGM 11 Mayıs 2001 tarihinde başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiş ve tutukluluğun devamına karar vermiştir.
Cumhuriyet savcısı 22 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile TCKnın 169. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi gereğince yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan diğer iki kişi ile birlikte başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.
12 Temmuz 2001 tarihli duruşmada başvuran avukatı tarafından temsil edilmiş, hakkında yapılan tüm iddiaları yalanlayarak gözaltında kötü muamele gördüğünü ileri sürmüştür. Hakimler bunun üzerine başvuranın savcı ve nöbetçi hakim karşısında vermiş olduğu ve birbiriyle uyuşan ifadelerini okumuşlardır. Başvuran bu beyanları verdiğini kabul etmiş ve kendisine yardımcı olan bir polis memurunun altı ay içinde serbest bırakılması için birbirini tekrar eden ifadeler vermesi yönünde telkinde bulunduğunu açıklamıştır.
DGM, 13 Kasım 2001 tarihli bir karar ile başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve başvuranı TCKnın 169. maddesi gereğince silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna el bombası atılması olayına karışmaktan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesine dayalı olarak beş yıl altı ay yirmi gün hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran bu karara karşı temyize gitmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 30 Ocak 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki görüşlerini sunmuş ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay 18 Nisan 2002de kararı bozmuş ve isnat edilen suçların TCKnın 168/2 maddesi uyarınca, silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmek değil bu örgütün bir «üyesi» olmak kapsamına girdiğini ifade etmiştir.
DGM 27 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtayın kararına uygun olarak TCKnın 168/2 maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranı aynı cezalara çarptırmıştır.
Başvuran 28 Ağustos 2002 tarihinde temyize gitmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Ekim 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcı ilk derece mahkemesinde yürütülen süreç ile ilgili, delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi göz önüne alındığında bu mahkemece yürütülen yargılamanın yürürlükte bulunan usul ve esaslara uygun olduğu ve temyiz başvurusunun reddedilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
19 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin cezai yargılamada TCKnın 264. maddesince cezanın süresini tespit ederken hata yaptığı gerekçesiyle 27 Ağustos 2002 tarihli kararını bozmuş ve kararı DGMye geri göndermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Mart 2003 tarihinde başvuranı yasadışı silahlı bir örgütün mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve bir emlak bürosuna el bombalı saldırı düzenlemek suçundan dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme kararının gerekçesinde bilhassa başvuranın gözaltında, cumhuriyet savcısı ve DGM nöbetçi hakimi karşısında vermiş olduğu ve birbiriyle uyuşan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. Hakimler ayrıca başvuranın verdiği beyanları, olay yeri incelemelerini ve başvuranın diğer sanıklarla yüzleştirilmesini dikkate almışlardır.
Başvuran 3 Haziran 2003 tarihinde temyize gitmiş, özellikle Yargıtay 9. Ceza Dairesindeki hakimlerin oluşumuna itiraz etmiştir.
Yargıtay 26 Haziran 2003 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
Yargıtay 3 Temmuz 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Türk Ceza Kanununda reforma gidilmesini öngören 1 Haziran 2005 tarih ve 5237 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranın mahkumiyetinin uyarlanmasını istemiştir.
Ağır ceza mahkemesi 14 Haziran 2005 tarihli bir karar ile başvuranın cezalarını, silahlı bir örgütün mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna saldırı düzenlemekten beş ay hapis olarak tespit etmiştir.
3 Mayıs 2006 tarihinde Yargıtay yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle 14 Haziran 2005 tarihli kararı bozmuştur.
31 Mayıs 2006 tarihinde ağır ceza mahkemesi başvuran hakkındaki cezaları yinelemiştir.
10 Ağustos 2006da başvuran 31 Mayıs 2006 tarihli karara karşı temyize gitmiştir.
11 Şubat 2008 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı temyiz başvurunun kabul edilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının bozulması yönündeki görüşlerini bildirmiştir. Bu görüş başvurana tebliğ edilmiştir.
Tarafların sunmuş oldukları bilgilere göre dava Yargıtay önünde halen derdesttir.
HUKUK
AİHSnin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunan başvuran ön soruşturma kapsamında avukat yardımından yararlanamadığından şikayetçidir. Başvuran savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca AİHMnin iç hukuk yollarının etkisiz olduğu sonucuna varması halinde, altı ay kuralına riayet edilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet başvuranın esas hakkındaki iddialarına karşı çıkmakta, bu bağlamda ilgili diğer kanıt unsurları ile desteklenmediği takdirde Türk Hukukunda gözaltında verilen ifadelerin dikkate alınmadığını ifade etmektedir. Hükümet bu noktada, bilhassa başvuranın polise vermiş olduğu ifadelerin savcı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısında verdikleri ile örtüştüğünü dile getirmektedir. Hükümet bir davanın hakkaniyete uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için dava sürecinin bütününü değerlendirmek gerektiğini, ön soruşturma kapsamında başvuranın avukat bulundurma hakkına getirilen sınırlamanın, ilgilinin AİHSnin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkına halel getirmediğini belirtmektedir. Hükümete göre başvuranın İzmir DGMdeki yargısı boyunca ve Yargıtay önünde bir avukat aracılığıyla temsil edilmesi ölçüsünde adı geçenin hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir.
AİHM, Yargıtayın 3 Temmuz 2003 tarihli kararının AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukukta nihai kararı oluşturduğunu kaydetmektedir. AİHM bu bağlamda, yerleşik içtihadını dikkate alarak 5237 sayılı Kanun uyarınca cezaların adapte edilmesinin başvuranın şikayet ettiği hususları telafi edecek bir yapıda olmadığını dile getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis Kartal ve Kızıldağ-Türkiye no: 59641/00, 8 Nisan 2008 ve Yayan-Türkiye kararı no: 9043/03, 27 Kasım 2007). AİHM başvuranın iç hukuktaki nihai kararın ardından altı ay kuralına uygun olarak 13 Kasım 2003 tarihinde başvurusunu yaptığını not etmektedir. AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM davanın esasına ilişkin, Salduz-Türkiye kararı no: 36391/02, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelere dayalı olarak AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuran, kanıtların değerlendirilmesini ve mahkeme kararını şikayet konusu etmektedir. Mahkemelerin oluşumundan şikayetçi olan başvuran, bu çerçevede kendisini yargılayan DGMnin tarafsız bir mahkeme olarak nitelendirilemeyeceğini, zira Yargıtayın bozma kararı verdiği mahkeme kararını veren heyette yer alan hakimlerin bir kısmının yeniden görülen davada da mahkeme heyetinde yer aldıklarını öne sürmektedir. Başvuran aynı şekilde davasına bakan Yargıtay 9. ceza dairesinin oluşumunun her temyiz başvurusunda değişmesi gerektiğini iddia etmektedir. Başvuran son olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının temyizine gidilen davaların esası hakkındaki- 30 Ocak ve 16 Ekim 2002 tarihli- görüşlerinin kendisine tebliğ edilmemesinden dolayı yanıt verme olanağının olmayışı nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin hakkaniyete uygun gerçekleşmediğinden şikayetçidir.
Başvuran tarafından öne sürülen bu şikayetleri inceleyen AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir ihlalin oluşmadığı sonucuna varmaktadır. Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetlerin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. maddelerine uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Geriye AİHSnin 41. maddesinin incelenmesi kalmaktadır. Başvuran 5.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran yargılama masraf ve giderlerine ilişkin, fotokopi ücreti için 200 Euro, posta giderleri için 8,30 YTL (yaklaşık 4 Euro) ve avukatlık ücreti için 3.000 YTL (yaklaşık 1.595 Euro) talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde posta gider makbuzu ila avukatlık ücretine dair faturayı sunmaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AİHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir.
AİHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
AİHM yargılama masraf ve giderleri konusunda başvurana yapmış olduğu tüm masraf ve giderler için 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
Bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanacaktır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;
2. Başvuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy