(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 146, 168) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 38114/03)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 38114/03 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Mehmet Zeki Doğanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 13 Kasım 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından M. Ali Kırdök ve Mihriban Kırdök tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran, 1978 doğumludur ve halen Edirne Cezaevinde hapis cezasını çekmektedir.
Başvuran, 13 Mart 1998 tarihinde yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır. 15 Mart 1998 tarihinde polis tarafından ifadesi alınmış ve 20 Mart 1998 tarihinde delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır.
Başvuran, 7 Mayıs 1998 tarihinde adam yaralama ve zor kullanarak yasadışı bir örgüt adına zorla para toplama şüphesiyle yeniden yakalanmıştır. 12 Mayıs 1998 tarihinde başvuran avukat yardımından yararlanmadan sorgulanmıştır. Başvuran, 14 Mayıs 1998 tarihinde sağlık muayenesinden geçmiştir. Başvuran, aynı gün önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra sorgu hakimi karşısına çıkartılmıştır. Başvuran, söz konusu şahıslar huzurunda verdiği ifadesinde, zorla imzalattırıldığını iddia ederek polise vermiş olduğu ifadesini reddetmiştir. Sorgulama sonunda, sorgu hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. 25 Mayıs 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, eski Türk Ceza Kanununun 146. maddesi uyarınca başvuranı anayasal düzeni bozmaya teşebbüsle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır. 13 Aralık 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı eski Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi çerçevesinde yasadışı bir örgüte üye olmak suçundan 15 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına mahkum etmiştir. İlk derece mahkemesi, mahkumiyet kararını, diğer hususlar meyanında, başvuranın polise verdiği ifadelere dayandırmıştır.
8 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay, başvuranın eski TCKnın 146. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğini ifade ederek İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını bozmuştur. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı yeniden inceledikten sonra, 12 Kasım 2002 tarihinde, başvuranı eski TCK'nın 146. maddesi çerçevesinde ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Yargıtay, 5 Mayıs 2003 tarihinde başvuranın temyiz talebini reddetmiştir. Yargıtayın kararı, 2 Haziran 2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Sekretaryası tarafından kaydedilmiştir.
HUKUK
Başvuran, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamadığı ve baskı altında alındığını iddia ettiği polis ifadesine dayanılarak mahkum edildiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 6/1 ve 6/3(c) maddelerine dayandırmıştır.
Hükümet, başvuranın yerel mahkemeler önündeki yargılamanın hiçbir aşamasında gözaltındayken avukat yardımı alma hakkından mahrum edildiği konusunda şikayetçi olmaması nedeniyle, AİHSnin 35/1 maddesi gereğince iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmiştir. Hükümet, başvuranın gözaltı sürecinin 14 Mayıs 1998 tarihinde sona ermesi nedeniyle başvurunun altı aylık sürenin dışında yapıldığını ve 23 Temmuz 1998 tarihinde yapılan ilk duruşma itibariyle başvuranın avukat tarafından temsil edildiğini ifade etmiştir.
AİHM, 3842 No.lu Kanunun 31. maddesi uyarınca, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlar nedeniyle gözaltında tutulan herkese uygulandığını kaydeder. Sonuç olarak, söz konusu kısıtlama genel bir kural olarak uygulanmış ve başvuran gözaltındayken avukat yardımından yararlanma talebinde bulunamamıştır. Buna göre, AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ön itirazını reddeder. Hükümetin başvuranın altı ay kuralına uymadığı yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AİHM, yargılamanın adilliği değerlendirilirken yargılamanın bir bütün olarak göz önünde bulundurulması gerektiğini hatırlatır (John Murray / Birleşik Krallık). Söz konusu davada, başvuran, Yargıtayın verdiği nihai karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde AİHMye başvuruda bulunmuştur. Dolayısıyla, başvuran AİHSnin 35/1 maddesinin gerektirdiği şekilde altı ay içerisinde AİHMye başvurmuştur. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ikinci itirazını da reddeder.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, esasa ilişkin olarak, başvuranın itiraz etmediği 14 Mayıs 1998 tarihli sağlık raporunda, başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığının kaydedildiğini gözlemlemektedir. Başvuranın polis ifadesini baskı altında imzaladığı sonucuna götürecek başka herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte, başvuranın bu süre boyunca avukat yardımı almadığı da tartışmasız bir gerçektir. Bu nedenle, AİHM, incelemesini yalnızca bu konuyla sınırlandırmanın uygun olacağı kanaatindedir.
AİHM, aynı şikayeti Salduz / Türkiye (36391/02) davasında incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır. AİHM söz konusu davayı incelemiş ve bu davada Salduz kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, söz konusu davada AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 41. maddesi çerçevesindeki adil tatminle ilgili olarak, başvuran herhangi bir maddi veya manevi tazminat talebinde bulunmamıştır. Başvuran, yalnızca yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca avukatlık ücret sözleşmesine dayanarak, avukatlık ücretleri için 5,000 Euro, yargılama masraf ve giderleri için 400 TL (yaklaşık 190 Euro) talep etmiştir.
AİHM, en uygun telafi yolunun, başvuranın talep etmesi halinde AİHSnin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).
AİHM, ilgili içtihadına ve elindeki belgelere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1,000 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Gözaltı sırasında başvurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy