(AİHS m. 6, 17, 19, 20, 32, 34, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (1086 S. K. m. 445) (2675 S. K. m. 42) (BRUMARESCU V. - ROMANYA KARARI) (MOTAIS DE NARBONNE - FRANSA DAVASI)
(Başvuru No. 39523/03)
KARAR
(Adil Tazmin)
STRAZBURG
10 Haziran 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Selin Aslı Öztürk / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak, toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 20 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Selin Aslı Öztürkün (başvuran), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 14 Kasım 2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkemeye yapmış olduğu bir başvuru (No. 39523/03) yer almaktadır.
2. Mahkeme, 13 Ekim 2009 tarihli kararıyla (esas hakkında verilen karar), başvuranın, vefat eden babası hakkında yurt dışında verilen boşanma kararının, Türkiyede tanınmasın talep etme imkanının bulunmaması ve söz konusu kararın başvuranı terekenin dörtte birinden mahrum bırakma sonucu doğurması nedeniyle, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün de ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, Yargıtayın, yurtdışında boşanmış olan ebeveynlerin çocuklarının, ebeveynleri hayatını kaybettikten sonra dahi, söz konusu boşanma kararının Türkiyede tanınması talebinde bulunamayacaklarına ilişkin Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukukuna ilişkin eski kanunun 42. maddesine getirdiği kısıtlayıcı yorumun, somut olayda başvuranın, murisinin (de cujus) tüm malvarlığı üzerinde hak iddia edememesi sebebiyle, genel menfaatin gereklilikleri ile bireysel hakların korunmasının gereklilikleri arasındaki adil dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır.
3. Başvuran, Sözleşmenin 41. maddesine dayanarak, adil tazmin olarak 3.397.821 Türk lirası (TRY) (yani yaklaşık 1.950.000 avro (EUR)) talep etmiştir.
4. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasının, bu durumda söz konusu olmaması nedeniyle, 41. maddeyi uygulama hakkını saklı tutmuş ve Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, kesinleşecek olan karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde Hükümet ile başvuranı, ilgili konu hakkında görüşlerini yazılı olarak sunmaya ve özellikle varabilecekleri her türlü uzlaşma için kendisine bilgi vermeye davet etmiştir (bk. esas hakkında verilen karar, Selin Aslı Öztürk / Türkiye, No. 39523/03, 13 Ekim 2009, hükmün 5. başlığı ve 62. paragraf).
5. Daire Başkanı, 30 Ağustos 2010 tarihinde, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında adil tazmin hakkında ek görüşlerin sunulması için taraflara verilen sürenin uzatılmasına karar vermiştir.
6. Gerek başvuran gerekse de Hükümet görüşlerini sunmuşlardır.
OLAYLAR
A. Esas Hakkında Verilen Karara Neden Olan Olaylar
7. Bensheim (Almanya) Asliye Hukuk Mahkemesi (AHM), 1 Şubat 2001 tarihinde, başvuranın babası ile Alman asıllı eşinin boşanmalarına karar vermiştir.
8. Başvuranın babası, söz konusu boşanma kararının Türkiyede tanınmasını talep etmemiş ve 22 Mayıs 2001 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
9. Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, 8 Haziran 2001 tarihinde, başvuranın babasının terekesinin dörtte üçünün başvuranın kendisine ve terekenin geri kalan dörtte birinin eski eşine kaldığına dair veraset ilamı düzenlemiştir.
10. Başvuran, 14 Temmuz 2001 tarihinde, yurt dışında verilen boşanma kararının tanınması amacıyla Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıştır.
11. Boşanma kararı, Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 26 Eylül 2001 tarihinde tenfiz edilmiştir.
12. Yargıtay, 6 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın dava açmak için yetkisinin bulunmaması nedeniyle kararı bozmuştur.
13. Ankara 32. Asliye Hukuk Mahkemesi, 1 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtayın bozma kararına uymuştur ve başvuran tarafından sunulan talebi reddetmiştir.
14. Yargıtay, bu kararı 4 Mart 2003 tarihinde onamıştır ve ilgili tarafından sunulan karar düzeltme talebini ise 21 Nisan 2003 tarihinde reddetmiştir.
B. Terekenin ve Mirasçıların Tespitine İlişkin Davalar
15. Yurt dışında verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin davanın yanı sıra, müteveffanın terekesinin açılması çerçevesinde, 2001 ve 2002 yıllarında birçok başka dava açılmıştır.
1. Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Önünde Yürütülen Dava
16. Başvuran, 8 Haziran 2001 tarihinde düzenlenen veraset ilamının iptali talebiyle, 16 Temmuz 2001 tarihinde, Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmuştur (yukarıdaki 9. paragraf).
17. ilgili mahkeme, 26 Haziran 2003 tarihinde, bu talebi reddetmiştir. Ayrıca mahkeme, banka hesabında bloke edilen fonlar hakkında Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 5 Temmuz 2001 tarihinde alınan ihtiyati tedbirlerin (2001/205-65) ve 24 Ekim 2001 tarihinde kendisi tarafından alınan tedbirlerin (2001/765), nihai kararın verildiği andan itibaren kaldırılabileceğine karar vermiştir.
2. Ankara 16. Sulh Hukuk Mahkemesi (Dosya No. 2001/44) ve Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi (Dosya No. 2001/55) Önünde Yürütülen Dava
18. Başvuran tarafından, terekenin tespit edilmesi için iki dava açılmıştır.
19. İlk dava, müteveffanın banka hesaplarının sayısını öğrenmek amacıyla Ankara 16. Sulh Hukuk Mahkemesi önünde açılmıştır. Bu yargılama çerçevesinde, söz konusu hesaplara yatırılan fonlar, tereke adına açılan bir banka hesabına havale edilmiştir. Ankara 16. Sulh Hukuk Mahkemesi, 8 Haziran 2001 tarihli veraset ilamına uygun olarak, söz konusu fonların belirlenen mirasçılara ödenebilmesi amacıyla 22 Mayıs 2001 tarihinde bloke edilmelerine karar vermiştir (yukarıdaki 9. paragraf).
20. İkinci bir dava, tüm terekenin tespitinin yapılması amacıyla, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi önünde açılmıştır. Bu yargılama çerçevesinde düzenlenen 26 Temmuz 2010 tarihli bilirkişi raporunda, müteveffanın eski eşine 2003 ve 2004 yılları arasında 1.655.706 avro ödendiği belirtilmiştir.
7 Nisan 2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, (aşağıdaki 23. paragraf), bu ikinci dava halen derdesttir.
3. Ankara 16. Sulh Hukuk Mahkemesi Önünde Yürütülen Diğer Dava (Dosya No. 2001/1468)
21. Miras bırakanın (de cujus) eski eşinin talebi üzerine, başvuran tarafından 11 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen bir vasiyetnamenin açılması için Ankara 16. Sulh Hukuk Mahkemesi önünde başka bir dava açılmıştır.
Taraflar, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak, herhangi bir bilgi vermemişlerdir.
4. Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi Önünde Yürütülen Dava (Dosya No. 2002/434)
22. Son olarak başvuran, 21 Mayıs 2002 tarihinde, terekede saklı pay hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde tenkis davası açmıştır. Başvuran, babasının boşanmadan önce düzenlediği vasiyetnamenin, boşanma kararının verildiği tarihten itibaren geçerli olmadığını ve eski üvey annesinin, kendisine verilen bütün haklarını söz konusu boşanma kararı ile kaybettiğini ileri sürmüş ve dolayısıyla bu vasiyetnamenin iptal edilmesini talep etmiştir. Başvuran, boşanma davası çerçevesinde babasının eski eşine ödediği meblağların ve vasiyetle bıraktığı evin, hatta babası tarafından yapılan hayat sigortasından eski eşinin yararlanması için ödenen meblağların ve babasının yeğenlerine vasiyetle bıraktığı taşınmaz mülklerin, tereke mevcuduna yeniden eklenmesi gerektiği kanaatindedir.
23. Bu yargılama çerçevesinde sunulan 7 Nisan 2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, başvuranın talebi üzerine karar verilebilinmesi için birçok veri eksiktir. Bilirkişiler, özellikle boşanma kararının tanınmasına ilişkin yargılamanın sonuçlanması ve veraset ilamının düzenlenmesi durumunda mirasçıların kesin bir şekilde belirlenebileceğini tespit etmişlerdir. Ayrıca bilirkişiler, miras bırakan (de cujus) adına açılan banka hesaplarına aktarılan fonların halen bu hesaplarda bulunup bulunmadığının ve gerektiği takdirde, mirasçılar tarafından bu fonlardan ne kadar miktarın tahsil edilebileceğinin araştırılmasının gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Bilirkişiler, diğer taşınmaz mülklerin değerlerinin belirlenmesine ilişkin birçok bilginin eksik olduğunu dikkate almışlardır. Bilirkişiler ayrıca, diğer başka mülklerin de (yurtdışında satılan ev, hayat sigortası, araç ve ortak hisselerin) belirlenmesi ve terekeye eklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Taraflar, bu davanın akıbetiyle ilgili olarak herhangi bir bilgi vermemişlerdir.
C. Esas Hakkında Verilen Kararı Müteakip Olaylar
1. Yurtdışında Verilen Boşanma Kararının Tanınması İçin Yargılamanın Yenilenmesi
24. Başvuran, esas hakkında verilen kararın kabul edilmesinin ardından, yurtdışında verilen boşanma kararının Türkiyede tanınmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.
25. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 27 Aralık 2010 tarihinde talebi kabul etmiş ve söz konusu boşanma kararını tanımıştır.
26. Yargıtay, 30 Mayıs 2011 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsiz olduğu gerekçesiyle, bu kararı bozmuştur. Yargıtay, davanın, aile mahkemesinin görev alanına girdiği kanaatine varmıştır.
27. Aile mahkemesi, 21 Mart 2012 tarihinde, esas hakkında verilen karara dayanarak, yurtdışında verilen boşanma kararını tanımıştır.
28. Yargıtay, 20 Aralık 2012 tarihinde, bu kararı onamıştır. Yargıtay, 15 Mayıs 2013 tarihinde, bu karara ilişkin karar düzeltme talebini de reddetmiştir.
2. 8 Haziran 2001 Tarihinde Düzenlenen Veraset İlamının İptaline İlişkin Dava
29. Başvuran, yukarıda belirtilen davanın açılmasıyla eş zamanlı olarak, 8 Haziran 2001 tarihinde verilen veraset ilamının iptal edilmesi ve miras bırakanın (de cujus) yasal olarak tek mirasçısının kendisi olduğunu gösteren yeni bir belgenin düzenlenmesi amacıyla başka bir dava açmıştır.
30. Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, 2011 yılında belirtilmeyen bir tarihte, bu talebi kabul etmiş ve yasal mirasçı olarak başvurana yeni bir veraset ilamı düzenlenmesine karar vermiştir.
31. Yargıtay, 27 Haziran 2012 tarihinde, yurtdışında verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle söz konusu kararı bozmuştur.
32. Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, 17 Mayıs 2013 tarihinde, miras bırakının (de cujus) yasal tek mirasçısı olarak başvuranı gösteren yeni bir veraset ilamı çıkarmıştır.
33. Bu kararın ardından temyiz başvurusunda bulunulmuştur; dava halen derdesttir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
34. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Maddi Tazminat
1. Tarafların İddiaları
35. Başvuran, maddi tazminat olarak 3.397.821 TRY (yaklaşık 1.950.000 avro) talep etmektedir. Başvuran, kanıt niteliğinde terekeye dahil olan mülklerin listesini ve bu mülklerin bazı adli bilirkişiler tarafından belirlenen değerlerini sunmuştur.
36. Hükümet, yurtdışında verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesinin, Mahkeme tarafından esas hakkında verilen kararda tespit edilen ihlallerin giderilmesi için en uygun yol olduğunu iddia etmektedir. Hükümet, başvuranın maddi kayıplarına tekabül eden meblağları yeniden elde etmek için halen bir başvuru yoluna sahip olduğunu belirtmektedir. Hükümet, ilgilinin taşınmazlarla ilgili olarak, herhangi bir kayba maruz kalmadığını eklemektedir: terekesinin tasfiyesinin gerçekleşmemesi nedeniyle, Hükümete göre, miras bırakanın (de cujus) eski eşinin söz konusu taşınmazlar hakkında herhangi bir hakkı bulunmamaktadır. Hükümet, derdest olan yargılamalara ilişkin kararların kesinleşmesinin hemen ardından, başvuranın, babası tarafından eski eşine ödenen meblağları geri almak için babasının eski eşine karşı dava açma imkanının olabileceğini belirtmektedir.
37. Başvuran, Hükümetin taşınmazlarla ilgili iddialarını kabul etmektedir. Bununla birlikte başvuran, söz konusu taşınmazların, terekenin yarısından azını temsil ettiğini ve terekenin geriye kalanının, eski üvey annesine daha önce verilen paranın dörtte birini oluşturduğunu eklemektedir. Başvuran, tek adil çözümün söz konusu meblağların kendisine ödenmesi olacağı kanısındadır. Ancak başvuran, söz konusu meblağları kendi imkanıyla elde edinmesinin mümkün olmadığını dile getirmektedir. Başvuran, babasının eski eşinin Alman vatandaşı olduğunu ve söz konusu meblağın nerede bulunduğunun bilinmediğini beyan etmektedir; başvurana göre, bu paranın yurtdışında başka bir banka hesabına yatırıldığı büyük olasılıktır. Başvuran, bu para bulunsa dahi, miktarın yeniden elde edilmesi için açılacak davanın çok uzun sürebileceğini ve önemli derecede masraf yapılmasını gerektirebileceğini eklemektedir. Başvuran, - kendi nazarında başarı şansının ve sonucunun belirsiz olduğu -bu türden bir yargılamanın başlatılmasının, kendisine aşırı bir yük getireceği kanaatindedir. Ayrıca başvuran, maruz kaldığı ve eski üvey annesine uygunsuz bir şekilde ödenen miktarlardan kaynaklanan zararın, Devletin istediği takdirde, bu meblağları eski üvey annesinden geri alabileceğini belirterek, Devlet tarafından tazmin edilmesi gerektiği kanısındadır.
38. Hükümet, başvuranın görüşlerine karşılık olarak, yurtdışında verilen boşanma kararının, iç hukukta kesin olarak kabul edildiğini ve dolayısıyla ilgilinin, miras bırakanın (de cujus) eski eşi tarafından tahsil edilen parayı elde etmek için, haksız zenginleşmeye dayanarak her zaman dava açabileceğini belirtmektedir. Hükümet, başvuranın bu türden bir müracaatta bulunmadığını eklemektedir. Ayrıca Hükümet, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlaller arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir ve adil tazmin niteliğinde başvurana herhangi bir meblağ ödenmeyeceğini değerlendirmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
39. Mahkeme, ihlal tespiti halinde kararın, davalı Devlete; bu ihlale son verme yükümlülüğü ve, söz konusu ihlalin sonuçlarını, mümkün olduğu ölçüde, ihlal gerçekleşmeden önceki duruma dönmeyi sağlayacak şekilde giderme yükümlülüğü doğurduğunu hatırlatmaktadır (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) (BD), No. 31107/96, § 32, AİHM 2000-XI ve Katsaros/Yunanistan (adil tazmin), No. 51473/99, § 17, 13 Kasım 2003).
40. Ayrıca Mahkeme, davaya taraf olan Sözleşmeci Devletlerin, genellikle ihlal tespiti yapan bir karara uymak için kullanacakları imkanları seçmekte özgür olduklarını hatırlatmaktadır. Kararın icra edilme yollarına ilişkin kurallarla ilgili bu değerlendirme yetkisi, Sözleşmeci Devletlere, Sözleşmeyle öngörülen birincil yükümlülükle birlikte seçme özgürlüğü anlamına gelmektedir: söz konusu yükümlülük, güvence altına alınan hak ve özgürlüklere riayet edilmesini sağlamaktır. Şayet ihlalin niteliği başvuranın durumunu ihlalden önceki haline getirmeyi (restitutio in integrum) sağlıyorsa, Mahkemenin bu durumu sağlamaya imkanı ve yetkisi bulunmadığı için, söz konusu yükümlülük davalı Devlete düşmektedir. Şayet buna karGın, ulusal hukuk, ihlalin sonuçlarını gidermeye imkan vermiyorsa veya eksik bir şekilde gideriyorsa, Sözleşmenin 41. maddesi, Mahkemeye, gerektirdiği takdirde mağdur olan tarafa kendisince uygun görülen tazminatı ödemesi için yetki vermektedir (Brumarescu/Romanya (adil tazmin) (GC), No. 28342/95, § 20, CEDH2000-I).
41. Yine Mahkeme, sadece Sözleşmeye ilişkin olarak kendi tespit ettiği ihlaller dolayısıyla maruz kalınan zararların, adil bir tazmin verilmesine yol açabileceğini hatırlatmaktadır (Motais de Narbonne/Fransa (adil tazmin), No. 48161/99, § 19, 27 Mayıs 2003).
42. Somut olayda Mahkeme, esas hakkında verilen kararında, başvuranın, hayatını kaybeden babası hakkında yurtdışında verilen boşanma kararının tanınması talebinde bulunma imkanının olmaması nedeniyle, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (esas hakkında verilen karar, Selin Aslı Öztürk / Türkiye, No. 39523/03, 13 Ekim 2009, §§ 41-43). Ayrıca Mahkeme, bu koşulun, - yasal mirasçı sıfatıyla - başvuranı, babasının terekesinin dörtte birinden mahrum bıraktığı ve Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği kanısına vardığını hatırlatmaktadır (ibidem, §§ 51-56).
43. Mahkeme, dosyadaki delil unsurlarını dikkate alarak, başvuranın tespit edilen ihlaller nedeniyle kesinlikle maddi zarara maruz kaldığından şüphe etmemektedir.
44. Bununla birlikte Mahkeme, esas hakkında verilen kararın kabul edilmesinin ardından başvuranın, Mahkeme tarafından ihlal tespit edilmesi durumunda iç hukukta yargılanmanın yenilenmesini öngören Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 445. maddesi uyarınca, yurtdışında verilen boşanma kararına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğunu dikkate almaktadır. Mahkeme, bu dava sonucunda, aile mahkemesinin, yurtdışında verilen boşanma kararını 21 Mart 2012 tarihinde tanıdığını ve söz konusu kararın 15 Mayıs 2013 tarihinde kesinleştiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 25. paragraf).
45. Mahkeme için bu gelişmeler, esas hakkında verilen kararında kendisi tarafından tespit edilen ihlale, yani başvuranın hayatını kaybeden babasının boşanma kararının tanınmaması ve terekenin tümü üzerinde hak iddia etme imkanının bulunmaması durumuna son vermiştir: Halihazırda başvuranın, miras bırakanın (de cujus) yasal tek mirasçısı olarak kendisini gösterebilme ve terekenin bütünü üzerinde hak iddia etme imkanı bulunmaktadır.
46. Diğer taraftan Mahkeme, başvuranın, boşanma kararının tanınmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebine eş zamanlı olarak, 8 Haziran 2001 tarihinde düzenlenen veraset ilamının iptalini elde etmek amacıyla ve miras bırakanın (de cujus) yasal tek mirasçısı olarak yeni bir veraset ilamı çıkarılması için dava açtığını tespit etmektedir. Mahkeme, bu talebin Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildiğini, ancak Aile Mahkemesi tarafından 21 Mart 2012 tarihinde verilen kararın henüz kesinleşmediği gerekçesiyle, söz konusu kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu dikkate almaktadır. Ayrıca Mahkeme ardından, Sulh Hukuk Mahkemesinin, Aile Mahkemesinin 21 Mart 2012 tarihli kararının kesinleşmesi nedeniyle 17 Mayıs 2013 tarihli kararı ile birlikte, başvuranın talebini yeniden kabul ettiğini ve işbu karara ilişkin temyiz başvurusunun Yargıtay önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir.
47. Son olarak Mahkeme, terekenin tespiti davasının iç hukukta halen derdest olduğunu dikkate almaktadır. Aslında Mahkeme, bu konuya ilişkin birçok davanın yerel mahkemeler önünde halen derdest olduğunu (yukarıdaki 20-22 paragraflarda yargılamaların ayrıntılarına bakınız) ve vasiyetnamenin geçerliliğinin itiraz konusu olduğu ölçüde, bu davaların sonucuna göre bütün tereke unsurlarının listesinin ve terekeden kimlerin faydalanabileceği tespit edileceğini belirtmektedir.
48. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, esas hakkında verilen kararının kabul edilmesinin ardından, yurt dışında verilen boşanma kararının tanınmasının, başvuran için uygun bir telafi yolu teşkil ettiğini ve bu bağlamda bu telafi yolunun, ilgiliye hayatını kaybeden babasının bütün mal varlığı üzerinde hak iddia etme imkanı verdiğini değerlendirmektedir ve başvuranın adil tazmin talebini reddetmektedir.
B. Masraf ve Giderler
49. Başvuran, masraf ve giderler bağlamında herhangi bir talepte bulunmamıştır. Mahkeme dolayısıyla, başvurana bu konuda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 10 Haziran 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy