(AİHS. m. 6, 8, 14, 34, 35, 41, 44, 7 NOLU PROTOKOL)
(Başvuru no. 4694/03)
KARAR
STRAZBURG
6 Nisan 2010
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 4694/03) nedeni T.C. vatandaşları Mustafa Akın ve Armağan Akın'ın ("başvuranlar"), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca 6 Ocak 2003'te yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından Leyla Hülya Tuna tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1957 ve 1988 doğumludur ve Ödemiş'te yaşamaktadır.
30 Eylül 1999'da birinci başvuranın eşi kendisine boşanma davası açmış ve iki çocuklarının velayetini istemiştir: Armağan (ikinci başvuran) ve 1993 doğumlu küçük kız kardeşi Damla.
Ödemiş Asliye Hukuk Mahkemesi ("Ödemiş Mahkemesi") 23 Haziran 2000'de çiftin boşanmasına hükmetmiştir. "Tarafların gelirlerini ve iki çocuğun yaşını" göz önüne alan Ödemiş Mahkemesi Armağan'ın velayetini birinci başvurana ve Damla'nın velayetini de annesine vermiştir. Ayrıca ebeveynlerin çocuklarını her yıl 1 ve 15 Şubat arasında, Temmuz ayı boyunca ve iki dini tatil süresinde toplam dört gün süreyle değişmelerine karar vermiştir.
30 Kasım 2000'de birinci başvuran Ödemiş Mahkemesi'nden her iki çocuğun da bir hafta kendisinde diğer hafta eski eşinde kalmasını sağlayacak geçici tedbire hükmetmesini talep etmiştir. Bu şekilde, çocukların birbirleriyle iletişimlerinin kopmayacağını ve iki haftada bir haftasonlarını çocukları ile birlikte geçirme fırsatına sahip olacağını ileri sürmüştür. Bu talep 19 Aralık 2000'de velayete ilişkin kararının doğru olduğu kanısında olan Ödemiş Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Başvuranların 23 Haziran 2000 tarihli Ödemiş Mahkemesi kararına itirazları, 8 Aralık 2000'de Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Birinci başvuranın sözkonusu kararın düzeltilmesi yönündeki talebi 8 Şubat 2001'de reddedilmiştir.
11 Eylül 2001'de birinci başvuran oğlu ve kendisi adına eski eşi aleyhinde dava açmıştır. Kendisi ve oğlunun aynı şehirde ve eski eşiyle kızına çok yakın bir yerde yaşamalarına rağmen Ödemiş Mahkemesi'nin kararının, iki çocuğun birbirini görmelerini ve kendisinin de her iki çocuğuyla birlikte zaman geçirmesini engellediğini iddia etmiştir. Bu durumun, çocuklar için geri dönüşü olmayan psikolojik sorunlara yol açtığını ileri sürmüştür. Çocuklar sokakta birbirilerini gördüklerinde dahi anneleri tarafından birbirleriyle konuşmaları engellenmektedir. Çocukların her haftasonu birbirlerini görebilmelerini talep etmiştir.
Ayrıca mahkemeden eski eşinin kendisine Armağan'ın bakımı için ödeme yapmasına karar vermesini istemiştir.
Ödemiş Mahkemesi başvuranların 1 Şubat 2002 tarihli taleplerini reddetmiştir. Ebeveynlerin ve çocuklarının ihtiyaçlarının giderilmesi ve aralarındaki bağın güçlendirilmesi için gayret gösterilmesi gerekse dahi, Damla'nın her haftasonunu babasıyla harcamasının öngörülmesi onun için devamlı bir çevre değişikliği anlamına gelecek ve onu disiplin farklılıkları ile yüz yüze bırakacaktır.
Başvuranlar itiraz etmiş ve itirazlarında Yargıtay kararlarına değinmişlerdir. Sözkonusu kararlara göre, ilgili mevzuat ve prosedür ulusal mahkemelerin, boşanmış ebeveynlerin çocuklarının birbirlerini görmelerinin, iletişime ilişkin düzenlemeler nedeniyle engellenmemesini sağlamalarını gerektirmiştir. Başvuranlar mahkemelerin bunu sağlamak için kendi inisiyatifleriyle hareket etmeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, çocukların çıkarlarına en uygun şekilde hareket edilmesine büyük önem verilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Yargıtay'ın dikkatini kardeşlerin birbirlerini iki yıldır görmediklerine çekmişlerdir.
Başvuranların itirazları, Ödemiş Mahkemesi'nin "mevcut delilleri yeterli derecede incelediği ve vardığı sonucun ilgili mevzuata uygun olduğu" sonucuna varan Yargıtay tarafından 29 Nisan 2002'de reddedilmiştir. Başvuranların müteakiben sundukları düzeltme talebi de 15 Temmuz 2002'de reddedilmiştir. Başvuranlar, düzeltme taleplerinde, iki çocuğun birbirlerini neredeyse iki yıldır görmediklerini ve düzeltme taleplerinin birbirlerini görmeleri için son şansları olduğunu kaydetmişlerdir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, iki çocuğun birbirlerini görmelerini engelleyen ulusal mahkeme kararının AİHS'nin 8. maddesi kapsamındaki aile hayatına saygı gösterilmesi haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS'nin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonuca varmak için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
B. Esas
Başvuranlar ulusal mahkeme kararının, aile hayatına saygı gösterilmesi haklarına haksız müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, ulusal mahkeme kararlarını verirken bu iki çocuğun çıkarlarını gözetmemiş ve korumamıştır.
Hükümet, ulusal mahkemelerin verdikleri kararların, çocukların aynı çevrede yaşamaları ve iletişim kurmalarının mümkün olması nedeniyle, iki kardeşin birbirlerini görmelerini engellemediği kanaatindedir. Her halükarda, başvuranların talepleri ulusal mahkemeler tarafından kabul edilmiş olsaydı, Damla bir haftasını annesiyle ve diğer haftasını da babasıyla geçirecekti. Hükümet bu durumun Damla'nın gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği kanısındadır.
AİHM öncelikle AİHS'nin 8/1 maddesi kapsamında aile hayatı anlamına gelen bağın, mevcut başvuruda olduğu gibi, ebeveynler ve evlilik ilişkilerinden dünyaya gelen çocuklar arasında kurulduğu kanaatindedir. Bu doğallıktaki bir aile bağı, ebeveynlerin ayrılması ya da boşanmaları ve bunun sonucunda çocuğun ebeveynlerinden biriyle yaşamaya son vermesi nedenleriyle sona ermez. Benzer şekilde, AİHM aynı madde kapsamındaki aile hayatının ikinci başvuran Armağan ve ebeveynlerinin 2000 yılında gerçekleşen boşanmalarına kadar aynı evde yaşadığı kız kardeşi Damla arasında mevcut olduğu kanaatindedir. Her durumda, mevcut davada aile bağının sözkonusu olduğunun taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydeden AİHM, başvuranların aile hayatlarına saygı gösterilmesi haklarının yeterince korunup korunmadığını inceleyecektir.
AİHM, 8. maddenin esas amacının kişiyi resmi makamların keyfi eylemlerine karşı korumak olduğunu yinelemektedir. Ayrıca aile hayatına etkili olarak "saygı" gösterilmesi hususunda pozitif yükümlülükler mevcuttur. Ancak, sözkonusu madde bağlamında Devlet'in pozitif ve negatif yükümlülükleri arasında mevcut bağlar kesin tanımlanmaya uygun değildir. Bununla birlikte, uygulanabilir ilkeler benzerlik göstermektedir. Her bağlamda, çatışan çıkarlar arasında adil bir denge kurulmasına önem verilmelidir ve Devlet, her durumda belirli bir takdir payına sahiptir.
AİHM mevcut davada iki kardeşi ayıran Ödemiş Mahkemesi kararının, başvuranların aile hayatlarına saygı gösterilmesi haklarına müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Bu karar yalnızca iki kardeşin birbirlerini görmelerini engellemekle kalmamakla, birinci başvuranın aynı anda her iki çocuğuyla birlikte zaman geçirmesini de olanaksız kılmaktadır. Mevcut başvuru olaylarını ve özellikle de başvuranların birçok defa ulusal mahkemelerden kararlarını yeniden gözden geçirmelerini istediklerini göz önüne alan AİHM, davalı Devlet'in pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini ve yetkili makamlarının, aile bağlarını koruma ve geliştirme amacıyla hareket edip etmediklerini incelemenin daha uygun olduğu kanaatindedir.
AİHM yaptığı incelemede AİHS'nin yetkili makamların çocuğun çıkarlarını göz önüne alma yükümlülüklerini vurgulayan 8. maddesi bağlamındaki içtihadını göz önüne alacaktır. Ayrıca, karar verme sürecinin niteliğinin değerlendirilmesi AİHM'nin ulusal makamların vardıkları sonuçların yeterli delillere dayanıp dayanmadığını (uygun görüldüğü şekilde; tarafların ifadeleri, yetkili makam raporları, psikolojik değerlendirmeler ve diğer bilirkişi değerlendirmeleri ve tıbbi kayıtlar dahil olmak üzere) ve çocukların kendileri de dahil olmak üzere ilgili tarafların görüşlerini ifade edip edemediklerini tespit etmesini gerektirmektedir.
AİHM öncelikle ikinci başvuranın ve küçük kız kardeşinin velayetlerinin Ödemiş Mahkemesi'nin kendi inisiyatifiyle karara bağlandığını; ebeveynlerinden herhangi birinin hakimden böyle bir karar vermesini talep etmediğini kaydetmektedir. Aslında anne mahkemeden her iki çocuğunun velayetinin de kendisine verilmesini istemiştir. AİHM bu nedenle çocukların birbirlerinden ayrılmasını haklı gösteren gerekçelerin mevcut olmaması hususunu dikkat çekici bulmaktadır.
Hükümet ulusal mahkemelerin verdikleri kararların, aynı çevrelerde yaşamaları ve bu nedenle iletişim kurmaları sorun olmadığı için iki kardeşin birbirlerini görmelerini engellemediğini kaydetmiştir. AİHM bu iddiayı kabul edememekte ve çocuklar arasındaki bağı korumanın, ebeveynlerinin takdir ve isteğine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu düşünmektedir. Aslında Hükümet de çocuklar birbirlerini sokakta gördüklerinde annelerinin konuşmalarına izin vermediği gerçeğine itiraz etmemektedir.
Her iki durumda da başvuranlar Ödemiş Mahkemesi'ne geçerli ifadeler sunmuşlar ve iletişim düzenlemelerinin, kendileri ve Damla arasındaki aile bağlarına zarar verdiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca bu durumun çocuklar için telafisi olmayan psikolojik sorunlara yol açtığını kaydetmişlerdir. Ödemiş Mahkemesi'ne annelerinin uzlaşmacı olmayan tutumu bildirilmiştir.
Ancak mahkeme, başvuranlar ve Damla arasındaki iletişimi başvuranların talep ettiği şekilde düzenlemenin "Damla için çevrenin tamamıyla değişmesi ve onun disiplin farklılıkları ile karşı karşıya kalması" anlamına geleceği sonucuna varmıştır.
AİHM belirli nedenlerden ötürü varılan sonuçla hemfikir olamamaktadır. İlk olarak, Ödemiş Mahkemesi'nin aynı çevrede yaşadıkları göz önüne alındığında iki kardeşin her haftasonu birlikte vakit geçirmelerine izin verilmesinin, tam olarak ne şekilde ve ne sebeple Damla'nın disiplin farklılıkları ile yüzyüze kalmasına yol açacağı ve kabuledilemez bir çevre değişimi anlamına geleceği hususunda açıklamada bulunmadığını kaydetmektedir. Alternatif olarak, başvuranların önerdiği iletişim düzenlemelerinin uygun olmadığı kanaatinde olsa dahi, iki çocuk arasında farklı iletişim yöntemleri öngörmesi ve böylece AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki haklarını onaylaması mümkündür.
Ödemiş Mahkemesi sözkonusu davayı başvuranların, iddialarını desteklemek için dayanak olarak gösterdiği daha önceki Yargıtay kararlarına ilişkin davalardan ayırt etme teşebbüsünde bulunmamıştır. Bu durum Türkiye'de yargı organının yerleşik uygulamasının, boşanmış çiftlerin çocukların arasındaki iletişimin sürdürülmesini sağlamak olduğunu göstermektedir.
Ayrıca,
AİHM Ödemiş Mahkemesi'nin çocukların fikirlerini alma teşebbüsünde bulunmadığı gibi başvuranların durumun kendileri için psikolojik sorunlara yol açtığını bildirmelerine rağmen kararını, psikolojik değerlendirmeler ve diğer bilirkişi değerlendirmeleri gibi delillere dayandırmadığını gözlemlemektedir.
Ayrıca AİHM, önceki paragrafta değinilen psikolojik değerlendirmeler ya da diğer bilirkişi değerlendirmeleri gibi somut delillerin mevcut olmaması nedeniyle Hükümet'in, Damla'nın iki haftada bir haftasonlarını babasıyla geçirmesine izin verilmesinin gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğine dair iddiasını kabul etmemektedir. Bu noktada AİHM, Hükümet'in iddiasının tersine, ebeveynler ve çocukların birbirleriyle olmaktan karşılıklı memnun olmalarının, AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki "aile hayatı" için temel bir unsur teşkil ettiğini hatırlatmaktadır.
AİHM aynı zamanda kendisi önünde görülen davanın önemine rağmen Yargıtay'ın temyizi reddettiği kararında başvuranların sunduğu ve kardeşlerin iletişim halinde kalmaları gereğine ilişkin içtihadına değinilen iki ayrıntılı görüşe atıfta bulunmadığını, yalnızca Ödemiş Mahkemesi'nin "mevcut delilleri yeteri kadar incelediği ve vardığı sonucun ilgili mevzuata uygun olduğu" sonucuna vardığını esefle gözlemlemektedir.
AİHM yukarıda kaydedilenler ışığında ulusal mahkemelerin, başvuranların davasını ailenin çıkarlarını göz önüne almaksızın inceleyerek Devlet'in pozitif yükümlülüğünü yerine getiremediği kanaatindedir.
Dolayısıyla AİHS'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 6. VE 14. MADDELERİ İLE AİHS'YE EK 7 NO'LU PROTOKOL'ÜN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar farklı mahkemelerin vardıkları farklı sonuçların AİHS'nin 6. Maddesine uygun olmadığından şikayetçi olmuşlardır. Aynı zamanda, çocukların birbirlerini görememelerinin ve birinci başvuranın erkek olması nedeniyle eski eşine kızları için nafaka ödemek durumunda bırakılmasının AİHS'nin 14. maddesi bağlamında ayrımcılık teşkil ettiğini ve AİHS'ye ek 7 No'lu Protokol'ün 5. maddesi bağlamındaki haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
AİHM bu şikayetleri incelemiştir. Sunulan delilleri inceleyen AİHM, bu şikayetlerin yetkisi alanına girdiği kadarıyla, AİHS'de ve ek protokollerinde ortaya konulan hakları ve özgürlükleri ihlal etmediği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, başvurunun sözkonusu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
III. 41. MADDENİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Zarar
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 13,352 Euro talep etmişlerdir. Bu meblağ, birinci başvuranın oğulları Armağan'ın bakımı için talep ettiği ve alamadığı meblağı temsil etmiştir. Başvuranlar ayrıca maddi tazminat olarak 80,000 Euro talep etmiştir. Bu taleplerini desteklemek için depresyon tedavisi gördüklerini gösteren raporlar sunmuşlardır.
Hükümet, maddi tazminat talebinin dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Manevi tazminat talebine ilişkin olarak, Damla on sekiz yaşını doldurduktan sonra diğer aile mensuplarıyla iletişim kurabileceğini kaydetmiştir.
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını tespit eden AİHM bu talebi reddetmektedir. Ancak, manevi tazminat olarak başvuranlara hakkaniyet temelinde toplam 15,000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ayrıca ulusal mahkemeler önünde yaptıkları yargılama masraf ve giderleri için 1,796 Euro ve AİHM önünde yaptıkları yargılama masraf ve giderleri için 5,882 Euro talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek için çeşitli faturalar ve yasal temsilcileri ile yaptıkları ücret sözleşmesini sunmuşlardır.
Hükümet ulusal yargılamaya ilişkin masrafların bu başlık altında ileri sürülemeyeceği kanaatindedir. Başvuranların AİHM önünde yaptıkları yargılama masraf ve giderlerine ilişkin taleplerinin herhangi yazılı bir delille desteklenmediğini kaydetmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağların makul olduğunu kanıtladığı müddetçe masraf ve harcamaların tazminine hak kazanmaktadır. Hükümet'in ulusal seviyedeki yargılamalarda yapılan masraflara ilişkin iddiasına cevaben, AİHS'nin ihlal edildiği sonucuna varması durumunda, başvurana ihlalin engellenmesi ya da tazmini için ulusal mahkemeler önünde yapılan masraflara karşılık tazminat ödeyebileceğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada başvuranlar AİHS bağlamındaki haklarının esasını, bir diğer deyişle aile hayatına saygı gösterilmesi haklarını hem ilk derece mahkemesinin hem de temyiz mahkemesinin dikkatine sunmuşlardır. AİHM yukarıda kaydedilenler ışığında başvuranların ulusal seviyede yapılan masraf ve giderler için geçerli talepte bulundukları kanaatindedir.
Sunulan yazılı delilleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AİHM, tüm başlıklar altında yapılan masrafları karşılayacak şekilde 2,500 Euro tazminat ödenmesini makul bulmaktadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. AİHS'nin 8. maddesi bağlamındaki şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere Davalı Devlet tarafından başvuranlara manevi tazminat olarak 15,000 Euro (on beş bin Euro) ve uygulanabilecek her tür vergi ile yargılama masraf ve giderleri için 2,500 Euro (iki bin beş yüz Euro) ve ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 6 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy