(AİHS 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1) (818 S. K. m. 244) (2942 S. K. m. 35)
Başvuru no: 6489/03
Karar Tarihi: 15.01.2008
USUL
1. Davanın temelinde Türkiye Cumhuriyetine bu devletin vatandaşları olan Bay Mustafa Karaman ile Bayan Nimet Karaman tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34. maddesine dayanılarak yapılan 24 Ocak 2003 tarihli başvuru bulunmaktadır.
2. Başvurucular, Mahkeme önünde kendilerini İstanbulda avukatlık yapan bayan Ö. Yıldız tarafından, Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi aracılığıyla temsil edilmiştir.
3. Başvurucular Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarına haksız bir müdahaleden yakınmaktadırlar.
4. Mahkeme, 19 Aralık 2005 tarihinde başvurunun iletilmesine karar vermiş; bu kapsamda madde 29/3 uyarınca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
5. Başvurucular sırasıyla 1939 ve 1949 yıllarında doğmuşlardır. Başvurucular İstanbulda ikamet etmektedir.
6. 26 Ağustos 2007 tarihinde başvurucuların İstanbul Sultan Çiftliğinde 13,625 metre karelik arazilerinin kadastro çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Başvurucular, noterden yaptıkları bir işlemle bu arazinin 2,335.89 metre karelik bir bölümünü imar planına uygun olarak yol yapımı için devretmişlerdir. Bunun yanında 3,165 metre karelik bir parseli de bir sağlık kuruluşu yapılması amacıyla Sultan Çiftliği Belediyesine devretmişlerdir.
7. Bu arada Belediye, sağlık kuruluşu yapımı amacıyla devredilen parseli üçe bölmüştür. 2,037 metre karelik ilk bölümü üçüncü bir kişiye satılmış, 127 metrekarelik ikinci bölümü Tapu Kütüğünde Belediye adına tescil edilmiş, 1,000 metre karelik üçüncü bölümü de sağlık kuruluşu inşası için hazineye devredilmiştir.
8. Başvurucular 6 Eylül 1999 tarihinde, Borçlar Kanununun 244. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvurucular, üçüncü kişilere satılan kısım için tazminat talep etmişler, ayrıca belediye adına tescil edilen kısmın kendilerine iadesine karar verilmesini istemişlerdir. Başvurucular, özellikle bu sonuncusunun söz konusu taşınmazın devir şartlarına uymadığını ileri sürmüşlerdir.
9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Haziran 2000 tarihli bir kararla davacının davasının tamamen kabulüne karar vermiştir. Asliye Mahkemesi, taşınmazın bir bölümünün üçüncü kişilere satışı ile diğer bölümünün belediye adına tescilinin, bu malları idareye devreden davacı tarafından belirlenen şartlara uygun olduğunun kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Asliye Mahkemesi sonuç olarak, idareyi başvuruculara arazinin birinci kısmının satışı nedeniyle faiziyle birlikte 10,187,000,000.- Türk Lirası tazminat ödemeye; arazinin ikinci kısmının devri nedeniyle Belediyenin ikinci kısım üzerindeki tapu kaydının iptaliyle bunun davacılar adına tesciline karar vermiştir.
10. Yargıtay, Belediyenin yaptığı temyiz başvurusu üzerine, 30 Ocak 2001 tarihinde yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay şöyle demiştir:
(
) Kamulaştırma Kanunun 35. maddesine göre eski malikler, imar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle ilgili olarak mülkiyet hakkı veya tazminat talebinde bulunamazlar. Bu durum, kadastrosu yapılıp malikin rızasıyla kamunun kullanımına geçmiş araziler için de geçerlidir.Olayda davaya konu ihtilafın temelinde 13,000 metrekarelik bir taşınmaz bulunmaktadır; bu taşınmaz bir düzenlemeye konu olmuş ve malikin rızasıyla davalı idareye bırakılmıştır. Bu arazinin belirli bir kısmı üzerinde bir sağlık kuruluşu inşa edilmiştir. Davacı taraf, üçüncü kişilere yapılan satış nedeniyle bir tazminat talep ettiği gibi, belediyeye ait olan diğer parselin de hazine adına tescilinin iptaline karar verilmesini talep etmektedir. Oysa terk fiili şartlı bir bağışlama olarak kabul edilemez.
11. Yargıtay 6 Temmuz 2001 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
12. Yerel mahkeme, 30 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtayın bozma kararına uyma kararı vermiş ve davacıların davasını reddetmiştir. Yerel mahkeme bu bağlamda Yargıtayın gerekçelerini benimsemiştir.
13. 29 Ocak ve 11 Ekim 2002 tarihinde Yargıtay yerel mahkeme kararının onanmasına karar vermiş ve 30 Ekim 2001 tarihinde karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
II - Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
14. Borçlar Kanununun 244. maddesinin 3. fıkrasına göre, şartlı bağışlama kapsamında, bağış yapan bağış alanın haklı bir gerekçe olmaksızın bağışlamanın şartlarını yerine getirmemesi halinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayan aynı zamanda bağışlananın bu nedenle elde ettiği zenginleşmenin tahsilini de talep edebilir.
15. Kamulaştırma Kanununun 35. maddesine göre eski malikler mülklerinin İmar Kanununa uygun olarak yol, yeşil alan vb. kamu yararına yönelik araçların inşası amacıyla devri nedeniyle herhangi bir hak talep edemezler. Aynı şey özel mülkiyete tabi olmakla birlikte malikin rızasıyla kamunun kullanımına geçen mallar için de geçerlidir.
16. Hükümet, 35. maddenin uygulamasıyla ilgili olarak bir dizi Yargıtay kararına atıf yapmaktadır. (1996/5090 K, 28 Mayıs 1996 Tarih, 2002/685 karar, 2 Nisan 2002 Tarih, 2001/3361 Karar, 11 Mart 2001 Tarih, 2000/8413 Karar, 29 Mayıs 2000 Tarih, 2005/12736 Karar, 24 Ekim 2005 Tarih.) Bu kararlarda Yargıtay, maliklerin taşınmazların iadesi talebini reddetmiştir.
KARAR GEREKÇESİ
1. Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesinin ihlali iddiası
17. Başvurucular Sözleşmenin aşağıda ilgili kısmı verilen 1 Numaralı Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
18. Hükümet başvurucunun görüşüne karşı çıkmıştır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
19. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası kapsamında temelden yoksunluk niteliği arz etmediği kanaatindedir. Mahkeme, bunun yanında herhangi bir kabul edilemezlik kriterine de rastlanmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle kararın kabuledilebilir bulunması gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların iddiaları
20. Başvurucular, kamu yararına yönelik bir eserin inşası amacıyla 3,165 metre karelik bir taşınmaz idareye devretmiş olduklarını; ancak bu taşınmazın yalnızca 1,000 metrekarelik bir kısmının bu amaçla kullanılmış olduğunu belirtmişlerdir. Bu arada Yargıtay, Kamulaştırma Kanununun 35. maddesi uyarınca, belediye adına tescilli 127 metrekarelik parselin iadesini ve 2,165 metrekarelik parselin de üçüncü kişilere satılması nedeniyle uğranılan zararlarının tazmini taleplerini reddetmiştir. Başvuruculara göre bu durum mülkiyet hakkı ile bağdaşmamaktadır.
21. Bunun yanında başvuruculara göre, bu olaya 35. maddenin uygulanması da mümkün değildir; zira kendileri ne yol yapımı amacıyla idareye devredilen 2.335,89 metrekarelik alanın ne de üzerine önceden bir bina inşa edilmiş olan 1.000 metrekarelik arazinin iadesini talep etmemektedirler. Başvurucular bu bağlamda Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesinin 29 Haziran 2000 tarihli kararında davalarını kabul ettiğini vurgulamaktadırlar. Başvurucular bu bağlamda Borçlar Kanununun 244. maddesinin 3. fıkrasına göre, bağışlananın haklı bir gerekçe olmaksızın şartlarını yerine getirmemesi halinde bağışlamadan dönülebileceğinin belirtmektedirler.
22. Hükümete göre başvurucular, mahkeme içtihadı bakımından ne mülkiyet hakkına ve ne de bir meşru beklentiye sahiptir. Hükümete göre bu olay iç hukukun uygulanmasından ibarettir. Bu bağlamda bu davada uygulanması gereken hukuk kuralı Medeni Kanun değil, Kamulaştırma Kanunun 35. maddesidir. Bunun sonucunda Türk Hukukuna göre kamu yararına yönelik bir tesisin inşası amacıyla idareye yapılan devirlerde herhangi bir şart ileri sürülemez ve eski malik bu mülkün devri nedeniyle mülkün iadesini ya da herhangi bir tazminini talep edemez.
23. Hükümet iddiasına dayanak olarak bir dizi Yargıtay kararı göstermekte ve yukarıdaki düzenlemenin uygulanmasına ilişkin olarak yerleşik bir içtihat bulunduğunu iddia etmektedir. Hükümet bu bağlamda, ilgili iç hukuku uygulamanın ilk olarak ulusal mercilerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
24. Mahkemeye göre Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi, hem mevcut malları ve hem de başvurucunun en azından mülkiyet hakkından etkili bir şekilde yararlanabileceğine dair meşru beklentisinin bulunduğu iddia edebileceği talepleri de içeren maliki olunan şeyleri korumaktadır. Bununla birlikte bu madde, mülk edinme hakkını güvence altına almamaktadır (bk. 28.09.2004 tarihli Kopecky - Slovakya Büyük Daire kararı, parag. 35). Bir başvurucunun Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesinin korumasını gerektiren bir ayni menfaatinin olup olmadığı ile ilgili bir uyuşmazlık bulunduğu zaman, Mahkemenin başvurucunun hukuki durumunu tespit etmesi gerekmektedir (bk. Beyeler - İtalya Büyük Daire kararı, Başvuru No: 33202/96).
25. Mahkeme bu bağlamda Sözleşme organlarının, Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi anlamında maliki olunan şeyin mevcut bir mülkiyeti olduğu gibi (bk. 23.11.1983 tarihli Van Der Mussele kararı, parag. 48; Malhous kararı, (no. 33071/96)) alacaklar dahil, başvurucunun en azından gerçekleşmesini görmek istediği meşru beklentisinin bulunduğu değerleri ifade ettiği yönündeki yerleşik içtihadını hatırlatır (bk. 20.11.1995 tarihli Pressos Compania Naviera S.A. ve Diğerleri kararı; 18.04.2002 tarihli Ouzonis ve Diğerleri kararı, parag. 24) . Buna karşılık ne uzun zamandır ortadan kalkmış olan mülkiyet hakkının yeniden canlandırılması umudu ve ne de bir şartın yerine getirilmemesi nedeniyle yarıda kalmış bir hak doğumu Sözleşmenin 1. Protokolünün 1. maddesi bakımından maliki olan şey olarak değerlendirilemez.
26. Bu davada başvurucular, ilk olarak maliki oldukları bir taşınmazı, kamu yararına yönelik bir eserin, yani bir sağlık kuruluşunun inşası amacıyla idareye devretmişlerdir. Bu arada idarenin bu taşınmazın yalnızca bir kısmını bu amaçla kullandığını fark etmeleri üzerine, mülkiyet haklarının kaybı nedeniyle tazminat ve mülkün kalan kısmı üzerinde tapunun kendi adlarına tescilini talep eden bir dava açmışlardır. Başvurucular, bu amaçla Borçlar Kanununun ilgili maddelerine dayanmışlardır.
27. Söz konusu davanın halen maliki olunan şeyler ile ilgili olmadığını ve başvurucuların dava açtıkları sırada taşınmazlar üzerinde malik sıfatına sahip olmadıklarını kabul etmek elbette mümkündür (bk. karşılaştır, Gratzinger ve Gratzingerova Büyük Daire kararı, parag. 69) . Ancak Mahkeme, usulüne uygun olarak kamulaştırılmış olup da daha sonra kullanılmamış olan bir taşınmazla ilgili olan Benefico Cappella Paolini - San Marino kararında (bk. parag. 33) , kamulaştırılmış bir taşınmazın kullanımı ile ilgili yeni bir planın yürürlüğe girmesi üzerine taşınmazın kısmen kullanılmasının, mülkiyet hakkının gerekleriyle ilgili bir sorun yarattığını kabul etmiştir. Aynı şey, Mahkemenin bir taşınmazın kamulaştırılması kararı ile kamulaştırmaya dayalı olarak kamu yararına ilişkin projenin uygulanması arasında önemli bir zaman diliminin bulunmasının Birinci Protokolün 1. maddesine aykırı olduğuna karar verdiği 19 Temmuz 2002 tarihli Narbone Motais - Fransa kararı için de geçerlidir.
28. Yukarıda anılan iki kararda da kamulaştırma işlemleri söz konusu olmasına rağmen, mevcut davada taşınmazın başvurucular tarafından idareye devredilmesi söz konusudur. Her halükarda bu devir, kamu yararına yönelik bir amacın gerçekleştirilmesi için yapıldığından, söz konusu devir işlemini düzenleyen sistem ne olursa olsun, Mahkemenin yukarıda anılan kararlarındaki gerekçesi burada da uygulanır (diğerlerinin yanı sıra yukarıda anılan Benefico Cappella Paolini kararı, parag. 9, Motais de Narbonne kararı, parag. 9). Mahkeme yukarıda anılan Benefico Cappella Paolini kararında (parag. 33), kamu yararı amacıyla kamulaştırılan arazinin kamu yararına yönelik bir amaçla kullanılmayan kısmının sahiplerine iadesini öngören bir düzenlemenin var olmaması halinde bile, arazinin kamu yararıyla kullanılmayan kısmının mülkiyet hakkı bakımından bir sorun doğurduğuna karar vermiştir.
29. Mahkeme mevcut olayda, başvurucuların devrin yapılmasına dayanak oluşturan kamusal amaca veya başka herhangi bir kamu yararı amacına uygun olarak kullanılmayan arazinin kendilerine devri konusunda meşru bir beklenti içinde olabilecekleri kanaatindedir. Mahkemeye göre, bu tür bir hak, en azından bir miras olarak görülebilir ve dolayısıyla Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi kapsamında maliki olunan şey olarak değerlendirilebilir.
30. Mahkeme bu bağlamda, Yargıtayın özel hukuk kurallarının kamu yararına yönelik bir amaçla idareye devredilen mallara uygulanmayacağına karar verdiğini gözlemlemektedir. Yargıtay, Kamulaştırma Kanununun 35. maddesine dayanarak eski maliklerin iade talebinde bulunma hakları bulunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme bu bağlamda, iç hukuku uygulamakla ve yorumlamakla öncelikle yükümlü olan ulusal yargı mercileri tarafından işlendiği iddia edilen maddi veya hukuki hataları, Sözleşmeyle korunan hakları veya özgürlükleri ihlal etmedikçe, bu hataları incelemekle görevli olmadığını hatırlatır (bk. 21.01.1999 tarihli Garcia Ruiz - İspanya kararı, parag. 28). Bunu göz önünde bulunduran Mahkeme, olayda uygulanabilecek olan düzenlemeyi soyut bir şekilde ele almayı gerekli görmemektedir; burada kendisine düşen görev, ilgili iç hukukun uygulanma şeklinin Sözleşmeyle bağdaşıp bağdaşmadığını denetlemektir (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte, Pla ve Puncernau - Andorre kararı, parag. 46).
31. Başvurucuların arazilerinin bir bölümünü kamu yararına yönelik tesislerin yapılması için belediyeye devretmiş oldukları, fakat devredilen taşınmazın belirli bir bölümünün bu amaçla kullanılmamış olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Ayrıca Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesinin Yargıtay tarafından bozulan 29 Haziran 2000 tarihli kararında vurguladığı gibi, bu mülkün kamu yararına yönelik bir amaçla kullanılmaması, davacı tarafından bağışlama için öngörülen şartın yerine getirilmemesi anlamına gelmektedir (bk. yukarıda parag. 9).
32. Taşınmazın idareye devri sırasında öngörülen şarta aykırı olarak, taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararına yönelik bir amaca tahsis edilmiş olması, iade talebinin reddini haklı kılmaz (bk. Benefico Cappella Paolini kararı, parag.33). Taşınmazın iade edilmemesini haklı gösterecek başka bir kamu yararı amacı bulunduğunu ileri süremeyen idare, yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerinin yapılması için taşınmazın idareye devrini düzenleyen Kamulaştırma Kanunun 35. maddesiyle oluşturulan bir statüden yararlanmıştır (bk. yukarıda parag. 15).
33. Sonuç olarak Yargıtayın, bunların kamu yararına yönelik bir amaca tahsis edilip edilmemiş olduklarına bakılmaksızın, eski maliklerin mülklerini idareye devretmiş olmaları nedeniyle hak iddia edemeyecekleri konusundaki yorumu, kamunun genel yararı ile bireysel haklar ve özgürlükler arasındaki adil dengeyi bozucu niteliktedir.
34. Yukarıdaki bilgiler ve dosyada bulunan belgeler ışığında, Kamulaştırma Kanununun 35. maddesinin uygulanması, Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle bu madde ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması hakkında
35. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Zarar, ücretler ve masraflar
36. Başvurucular zarara karşılık olarak söz konusu arazinin mevcut değerini talep etmektedirler. Başvuruculara göre taşınmazın değeri 866,000.- YTL (yaklaşık 497,511.- Euro)dir. Bu miktar 2,165 metrekare olan araziye metrekare başına 400 ile 500 YTL arasında değer biçilmesi ile elde edilmiştir.
37. Hükümet Mahkemeden bu talebi reddetmesini istemiştir.
38. Mahkemeye göre bu talepler tamamen maddi nitelikteki bir zararın telafisine yöneliktir. Mahkeme olayın şartları ışığında davada henüz 41. maddenin uygulanabilecek durumda bulunmadığı kanaatindedir. Mahkeme davalı devlet ile başvurucular arasında bir uzlaşma ihtimalini göz önüne alarak, bu konuda karar vermeyi saklı tutmuştur.
MAHKEME BU GEREKÇELERLE;
1. Oyçokluğuyla, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesinin ihlaline;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesine ilişkin zararla ilgili olarak 41. maddenin uygulanmasına halihazırda yer olmadığına;
sonuç olarak,
a) bu konuda karar verme hakkı saklı kalmak suretiyle
b) Tarafları bu kararın sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren 6 ay içinde konu hakkındaki görüşlerin ve olası uzlaşmaları Mahkemeye bildirmeye davet etmeye,
c) bundan sonra işleyecek prosedüre ilişkin hakkını saklı tutmakta ve mahkeme başkanını gerektiğinde bu konuda uygulanacak prosedürü belirlemekte yetkilendirmeye
Karar Vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy