(AİHS m. 3, 5, 6, 34, 35, 41, 44) (AKKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SALMANOĞLU VE POLATTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇİMEN - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞİRİN - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 7070/03)
KARAR
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 7070/03 nolu davanın nedeni Burcu Ballıktaş adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 3 Ocak 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından Ercan Kanar tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1978 doğumludur ve Ankarada yaşamaktadır. 6 Mart 2000 tarihinde Bulgaristandan Türkiyeye giriş yaparken Edirnede jandarma tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Aynı gün düzenlenen yakalama tutanağına göre başvuran avukat yardımı ve ailesine bilgi verme hakları konusunda bilgilendirilmiştir. Ancak belgede ayrıca, başvuranın yakalanmasına neden olan suçun Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına girmesi halinde, sadece gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılması ya da bir cezaevinde tutuk altına alınmasına karar verilmesi durumunda avukat yardımı alabileceği belirtilmiştir. Başvuran tutanağı, bir talebi olmadığını yazarak imzalamıştır.
Başvuran gözaltında tutulduğu jandarma karakolunda sorgulanmış, 7-9 Mart 2000 tarihleri arasında kendisinden 8 sayfalık ifade alınmıştır. Başvuran ifadesinde PKK adına faaliyetlerde bulunduğunu itiraf etmiştir.
9 Mart 2000 tarihinde başvuran Adli Tıp Kurumu Edirne şubesinde muayene edilmiş, düzenlenen rapora göre başvuranın vücudunda yaralanma ya da kötü muamele izine rastlanmamıştır.
Aynı tarihte önce savcı, daha sonra ise Edirne Sulh Ceza Mahkemesine çıkarılmıştır. Savcı ve hakime verdiği ifadelerde de PKK mensubu olduğunu kabul eden başvuran, tutuklanarak cezaevine konmuştur.
Başvuran, bu 3 ifadede sorgu sırasında bir avukat tarafından temsil edilmek istemediğini ifade etmiştir.
İstanbul DGM savcısı, hazırladığı 3 Nisan 2000 tarihli iddianamede başvuranın ifadelerine atıfla, başvuranın yasadışı PKK örgütü mensubu olduğu iddialarına yer vermiştir.
Başvuran hakkındaki ceza yargılaması İstanbul DGM önünde başlamış, başvuran bir avukat tarafından temsil edilmiştir.
Başvuran, 22 Haziran 2000 tarihinde yapılan ilk duruşmada hakkındaki iddiaları reddetmiş ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim karşısına çıkarılmadan önce jandarmanın, suçlamaları kabul etmemesi halinde jandarma karakoluna geri götürülüp tekrar işkence göreceğini söylediklerini ifade etmiştir. Hakkındaki suçlamaları bu nedenle kabul ettiğini belirtmiş, 9 Mart 2000 tarihli, işkence izine rastlanmadığını belirten adli tıp raporu kendisine sorulduğunda raporun jandarma görevlileri tarafından dövülmeden ve tecavüzle tehdit edilmeden önce hazırlandığını belirtmiştir. Gözaltı sırasında jandarmalarca çırılçıplak soyulduğunu ve sorgu sırasında avukat yardımından faydalanmak isteyip istemediğinin kendisine sorulmadığını söylemiştir.
29 Ağustos 2000 tarihli ikinci duruşmada başvuran, jandarma karakolunda uğradığını iddia ettiği kötü muameleyi detaylandıran kendi el yazısıyla kaleme alınmış bir mektup sunmuştur. Başvuranın avukatı, başvuranın sorgusunun hukuka aykırı şekilde gerçekleştiğini ve yasalara uygun olarak elde edilmemiş ifadelerin kabul edilemeyeceğini, jandarma karakolundaki ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim tarafından alınan ifadeler haricinde başvuran aleyhine delil bulunmadığını iddia etmiştir.
Başvuranın avukatı ayrıca jandarma tutanağında bahsi geçen sorgu kasetinin dinlenmesini talep etmiş ancak mahkeme ellerinde böyle bir kaset bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.
9 Ekim 2001 tarihinde başvuran üzerine atılı suçlardan mahkûm edilmiş ve 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Birinci derece mahkemesi, başvuranı mahkûm ederken kendisinin jandarma karakolunda ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakime verdiği ifadeleri ve aynı zamanda 1998 yılında yargılanan E.Ş. adlı şahsın ifadelerini dikkate almıştır.
Başvuran mahkûmiyet kararını temyize götürmüş, birinci derece mahkemesi kararının yeterince gerekçelendirilmediğini ve hukuka uygun olmayan deliller kullanılarak mahkûm edildiğini savunmuştur.
8 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay kararı onamıştır.
Mevcut başvurunun savunmacı Hükümete tebliğ edildiği tarihte Hükümetten, sözkonusu sorgu kasetinin bir kopyasının AİHM'ye gönderilmesi talep edilmiştir. Başvuran tarafından AİHM'ye gönderilen belgelerin incelenmesinden, Dışişleri Bakanlığının kasetin AİHM'ye iletilmesi amacıyla elde edilmesini Adalet Bakanlığından talep ettiği, ancak kaseti yargı makamlarına ibraz etmesi istenen jandarmanın 21 Mayıs 2008 tarihli yazısında kasetin Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiğine dair herhangi bir tutanağa rastlanmadığının ifade edildiği anlaşılmıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak jandarma karakolunda kötü muamele gördüğünü öne sürmüş, Hükümet görüşe karşı çıkmıştır.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikâyetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak soyulduğunu ve tecavüzle tehdit edildiğini iddia etmiştir. Jandarmaya ifade vermeden önce bir doktor tarafından muayene edildiğini öne sürmüştür. Ayrıca sorgusunun kaydedildiği ve kötü muamele iddialarını kanıtlayabilecek kasetin yetkililer tarafından AİHM'ye özellikle iletilmediğini öne sürmüştür.
Hükümetin görüşlerine göre 9 Mart 2000 tarihli muayene raporu başvuranın kötü muameleye uğramadığını kanıtlamaktadır. Ayrıca başvuran, tecavüzle tehdit edildiği yönünde soyut iddialarda bulunmanın haricinde, uğradığını iddia ettiği kötü muamelenin ayrıntılarını hiçbir zaman ulusal mercilere vermemiştir. Bu türde soyut iddialar ceza kovuşturması açılması için yeterli değildir.
1. Kötü muamele iddiası
AİHM başvuranın, iddialarını desteklemek üzere sorgusu sırasında kaydedilen bir kasete dayandığını ve 9 Mart 2000 tarihli muayene raporunun sorgudan önce düzenlendiğini ifade ettiğini kaydeder. Hükümet, muayene raporuna göre başvuranın iddialarının dayanaksız olduğunu değerlendirmiştir.
AİHM, Hükümetin atıfta bulunduğu doktor raporunun ayrıntıdan yoksun olduğu ve kötü muamele iddialarıyla ilgili davaların incelenmesinde düzenli olarak dikkate aldığı, hem Avrupa İşkence ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesinin (AİÖK) tavsiye ettiği standartlar (bkz. diğer kararların yanı sıra Akkoç - Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93) hem de İstanbul Protokolünde belirtilen ilkelerin büyük oranda gerisinde kaldığı kanısındadır (bkz. Batı vd. - Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Bu nedenle AİHM, sözkonusu doktor raporunun başvuranın kötü muameleye uğradığını kanıtlayan ya da yalanlayan bir delil olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir.
Başvuranın sorgusunun kaydedildiği kasete ilişkin olarak AİHM, Hükümetten sözkonusu kasetin bir kopyasını göndermelerini özellikle istediğini, ancak Hükümetin talebe yanıt vermeyip konuyla ilgili olarak yapılan resmi yazışmalara dahi değinmediğini, bu yazışmaların AİHM'ye nihayetinde başvuran tarafından gönderildiğini gözlemler. Dolayısıyla Hükümet, mevcut mevzunun belirlenmesinde önemli bir unsur olabilecek (delilin) varlığını hiçbir aşamada açıkça reddetmemiştir. Ne var ki AİHM, delilin bu yönünü başvuranın iddiaları hakkında ulusal makamlarca yapılan soruşturmanın etkililiğini incelerken ele almayı daha yerinde bulduğundan Hükümetin bu konuda AİHM'ye yardımcı olmamasından çıkarımlar yapmayı gerekli görmemektedir.
Başvuranın iddialarını destekleyen başka deliller bulunmaması karşısında AİHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği kötü muameleye ilişkin olarak AİHS'nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediği kanaatindedir.
2. Ulusal makamların başvuranın kötü muamele iddialarına cevabı
AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin yetkililerin savunulabilir ve makul şüphe doğuran kötü muamele iddialarını soruşturmalarını zorunlu kıldığını hatırlatır (bkz. özellikle Salmanoğlu ve Polattaş - Türkiye, no. 15828/03 ve o kararda belirtilen diğer davalar). Soruşturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere ilişkin genel yasak, temel önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suistimal etmeleri mümkün olacaktır (bkz. Assenov vd., Raporlar 1998-VIII).
Başvuran tarafından birinci derece mahkemesine iki defa verilen bilgi dikkate alındığında AİHM Hükümetin, başvuranın iddialarının soyut ve ayrıntıdan yoksun olduğu ve bu nedenle ulusal mercilerce soruşturmaya değer görülmediği görüşüne katılmamak durumundadır. Bu nedenle başvuranın kötü muamele iddialarının, AİHS'nin 3. maddesinin özünde yer alan gereklere uygun, etkili bir soruşturma yapılmasını gerektirdiği kanaatindedir. Bu bağlamda AİHM, daha önceki kararlarında etkili bir soruşturma zorunluluğunun ortaya konulduğunu hatırlatır (bkz. mutatis mutandis, Batı vd., yukarıda anılan).
Ancak AİHM, somut davada etkili bir soruşturma yapıldığı konusunda ikna olmamıştır. Birinci derece mahkemesi veya başka bir soruşturma makamı tarafından başvuranın sürekli ve ayrıntılı kötü muamele iddiaları konusunda sorgulanması yönünde bir girişimde bulunulmamıştır. Benzer şekilde soruşturma makamları başvuranı sorgulayan jandarma görevlilerinin sorgulanması seçeneğini değerlendirmemiş görünmektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranın, sorgusunun kaydedildiğini iddia ettiği kasetin varlığı veya yeri konusunda sessiz kalmıştır. Mevcut ise, böyle bir kaset başvuranın iddialarının doğru olup olmadığına açıklık getirebilirdi.
Ulusal makamların başvuranın kötü muamele iddialarını soruşturmak için en temel adımları dahi atmamış olması dikkate alındığında AİHM, yetkililerin, yukarıda bahsedilen ve AİHS'nin 3. maddesinin özünde yer alan pozitif yükümlülüğü tamamen hiçe saymış olduklarına hükmeder.
Bu nedenle AİHS'nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 5. VE 6. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 5/3 maddesine dayanarak jandarma karakolundaki sorgusu esnasında avukat yardımı alamadığını öne sürmüş, ayrıca 6/1 maddesine dayanarak hukuk dışı elde edilmiş delillerin aleyhine kullanılmış olması nedeniyle adil yargılanmadığını savunmuştur.
AİHM, bu şikâyetlerin sadece, AİHS'nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesine göre incelenmesinin daha uygun olacağı düşüncesindedir.
Hükümet, başvuranın görüşlerine karşı çıkmıştır.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikâyetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, şikâyetlerin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle şikâyetler kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, başvuranın ifadelerine atıfta bulunarak gözaltındayken veya gözaltı sonunda savcı ve sulh ceza hakimi önüne çıkarıldığında avukat yardımı istemediğini savunmuştur. Her halükârda başvuran, hakkındaki yargılama boyunca bir avukat tarafından temsil edilmiştir.
AİHM öncelikle, avukat yardımından yararlanmak istemediği iddia edilen ifadesine karşın, başvuranın gözaltına alındığı dönemde 3842 sayılı yasanın 31. maddesi uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlarla bağlantılı olarak yakalanan şahısların avukata erişim hakkına sistematik kısıtlamalar getirilmiş olduğunu kaydeder (bkz. Çimen - Türkiye, no. 19582/02). Aslında bu durum, başvuranın ancak gözaltı süresinin uzatılması ya da tutuklanması halinde bir avukat talep edebileceğinin belirtildiği 6 Mart 2000 tarihli tutuklama raporunda görülebilir. AİHM bu nedenle başvuranın gözaltındayken ya da savcı ve Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarıldığında avukat yardımı talep etmesinin sonuçsuz kalacağı kanaatindedir.
AİHM, Salduz - Türkiye ((BD), no. 36391/02) davasında ortaya konulan temel ilkeleri hatırlatır. Somut davayı da sözkonusu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerinin doğruluğu ve içeriği başvuran tarafından reddedilmiş olsa da bu ifadelerin birinci derece mahkemesi tarafından başvuranı mahkûm etmekte kullanıldığı görüşündedir.
Dolayısıyla mevcut davada başvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında avukata erişimine getirilen kısıtlamadan şüphesiz etkilenmiştir. Bu nedenle ne sonradan bir avukat tarafından sağlanan adli yardım ne de müteakip yargılamanın çekişmeli niteliği daha önce meydana gelen noksanları giderebilmiştir.
Sonuç olarak AİHM, soruşturmanın ilk aşamalarında avukat bulunmayışının başvuranın savunma haklarını, telafisi mümkün olmayacak şekilde etkilediğini tespit etmiştir.
Başvuranın kötü muamele iddiaları hakkında bir soruşturma yapılmamış olması konusunda AİHS'nin 3. maddesine dayalı olarak vermiş olduğu hükmü dikkate alan AİHM, 3. maddeye aykırı olarak elde edildiği iddia edilen delillerin kullanılmasının da başvuran hakkındaki yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğinin ayrıca incelenmesine gerek görmemektedir.
Bu nedenle başvuranın soruşturmanın ilk safhalarında avukat yardımından yararlanamaması sebebiyle AİHS'nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 5/3 maddesine dayalı olarak ailesinin, yakalanması ve gözaltına alınması konusunda bilgilendirilmediğini öne sürmüştür. Ayrıca AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak birinci derece mahkemesinin, isminin E.Ş. adlı şahsın ifadelerinde yer aldığı konusunda yanıldığını iddia etmiştir. Son olarak AİHS'nin 6/3 (d) maddesine dayanarak birinci derece mahkemesinin E.Ş.yi tanık olarak dinlememesinden şikâyetçi olmuştur.
AİHM, sözkonusu şikâyetleri incelemiş ve elinde bulunan deliller ışığında ve şikâyet konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla bunların AİHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkardığını tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikâyetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran 22,000 TL (yaklaşık 11,500 Euro) maddi, 50,000 TL (yaklaşık 26,200 Euro) manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
Hükümet, başvuranın taleplerini dayanaksız ve aşırı olarak değerlendirmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak başvurana 7,000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
AİHM, bir başvuranın AİHS'nin 6/1 maddesine aykırı olduğu tespit edilen bir yargılamada mahkûm edildiğini tespit ettiği hallerde, prensipte en uygun telafi şeklinin, başvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek olduğu kanaatindedir (bkz. Şirin - Türkiye, no. 47328/99). Bu nedenle ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Gençel - Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda anılan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderler için 7,300 TL (yaklaşık 3,800 Euro), AİHM önündeki masraf ve giderler için ise 16,500 TL (yaklaşık 8,600 Euro) talep etmiştir. Aynı zamanda posta, tercüme ve kırtasiye giderleri ve kendisini cezaevinde ziyaret eden avukatı tarafından yapılan ulaşım masrafları için 3,740 TL (yaklaşık 2,000 Euro) ödenmesini talep etmiştir. Avukatlık ücretlerine dair taleplerini desteklemek üzere AİHM'ye avukatının dava üzerinde toplam 30 saat çalıştığını gösteren bir çizelge ibraz etmiştir.
Hükümet, ulusal mahkemelerde tahakkuk eden masrafların adil tatmin kapsamı altında talep edilemeyeceğini savunmuş, ayrıca başvuranın taleplerinin dayanaksız olduğunu belirtmiştir.
Hükümetin ulusal yargılamadaki masraf ve giderlere ilişkin görüşüne cevap olarak AİHM, AİHS'nin ihlalini tespit etmesi halinde, ihlalin önlenmesi veya telafisi için başvurana ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderlerin ödenmesine karar verebileceğini hatırlatır (bkz. Société Colas Est vd. - Fransa, no. /97 ve kararda anılan diğer davalar). Mevcut davada başvuran, kötü muameleye uğradığı şikâyetini ulusal mahkemelerde dile getirmiştir. Ayrıca AİHSde güvence altına alınan diğer haklarına da değinmiş ve hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin aleyhine kullanılmasına itiraz etmiştir. Belirtilen hususlar ışığında AİHM, başvuranın ulusal yargılamada tahakkuk eden masraf ve giderlere ilişkin olarak geçerli bir talebi olduğu kanısındadır.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AİHM, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere 2,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,
1. Oybirliğiyle; başvuranın 3. maddeye dayalı şikâyetleri ve avukat yardımı alamamış olması ve yargılamada hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına ilişkin olarak AİHS'nin 6. maddesine dayalı şikâyetlerinin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. 2ye karşı 5 oyla; AİHSnin 3. maddesinin usule ilişkin olarak ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle; başvuranın soruşturmanın başlangıç aşamasında avukat yardımından faydalanamamasına ilişkin olarak, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak AİHS'nin 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
4. 2ye karşı 5 oyla;
(a) Sorumlu devletin başvurana, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere:
(i) 7,000 (yedi bin) Euro manevi tazminat;
(ii) 2,000 (iki bin) Euro yargılama masraf ve giderleri;
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle; adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy