(AİHS m. 3, 13, 14, 34, 35, 41) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MOUISEL - FRANSA DAVASI) (RANINEN - FİNLANDİYA DAVASI)
(Başvuru No. 7496/03)
STRAZBURG
8 Ocak 2009
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 7496/03 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Filiz Uyanın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 3 Şubat 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından I.G. Kireçkaya tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1966 doğumludur ve olayların gerçekleştiği tarihte İzmir Buca Cezaevinde hapis cezası çekmekteydi.
Başvuran, terör örgütüne üye olmaktan mahkum edilmiş ve yirmi iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
12 Kasım 2001de, cezaevi doktorunun sevk etmesini müteakiben, başvuran jinekolog tarafından ultrason taramasına alınmak üzere, üç erkek güvenlik görevlisi (iki jandarma görevlisi ve bir gardiyan) ve bir bayan gardiyan ile birlikte İzmir-Yeşilyurt Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür.
Başvuran, hastanede zemin katta bulunan bir muayene odasına alınmıştır. Muayene odasındaki camların alt seviyeleri, zeminden yalnızca 50 cm yükseklikteydi ve camlar korunmamaktaydı. Başvuranın kelepçeleri çıkarılmamış ve erkek güvenlik görevlileri, güvenlik gerekçeleri ile odayı terk etmeyi reddetmişler ve paravanın arkasında bekleyeceklerini belirtmişlerdir. Başvuran, bu koşullar altında muayene edilmeyi reddetmiştir. Dolayısıyla, jinekolog hastanın rızasını alamadığı için ultrason taramasını gerçekleştiremediğini belirten bir sağlık raporu hazırlamıştır.
14 Kasım 2001de başvuranın yasal temsilcisi, İzmir Cumhuriyet Savcılığına başvurarak jandarma görevlilerini ve erkek gardiyanı, görevlerini kötüye kullanmak, keyfi muamele ve başvurana hakaret etmekle suçlamıştır.
1.Jandarma görevlileri aleyhindeki takibat
15 Kasım 2001de İzmir Cumhuriyet Savcılığı, suçlanan jandarma görevlileri hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun bağlamında İlçe Kaymakamlığından kovuşturma açma izni istenmesi gerektiğini belirtmiştir.
28 Aralık 2001de Buca Kaymakamı, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, jandarma görevlileri aleyhinde takibat başlatılması için yetki vermemiştir.
Başvuran, itiraz etmemiştir ve karar, 30 Ocak 2002de kesinlik kazanmıştır.
2. Erkek gardiyan aleyhindeki takibat
Sırasıyla 26 ve 27 Kasım 2001de İzmir Cumhuriyet Savcısı, erkek gardiyanın ve davacı konumundaki başvuranın ifadelerini almıştır.
3 Aralık 2001de Cumhuriyet Savcısı, gardiyan hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Rıza göstermediği için başvuranın muayene edilmediği kaydedilen 12 Kasım 2001 tarihli sağlık raporuna atfen, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.
29 Temmuz 2002de Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın karara itirazını reddetmiştir.
3.Doktor aleyhindeki takibat
Bu süre zarfında, 23 Ocak 2002de, başvuranın avukatı, erkek güvenlik görevlilerinin odadan çıkmasını ya da başvuranın kelepçelerini çıkarmasını istemeyen doktor aleyhinde İzmir Tabip Odasına şikayette bulunmuştur.
8 Nisan 2002de İzmir Tabip Odası, başvurana saygısızca davranmadığına karar vererek doktor aleyhinde cezai takibat başlatmanın gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
Başvuran itiraz etmiştir ve 5 Ekim 2002de Türk Tabipler Birliği, kararı bozmuştur.
23 Ocak 2003te İzmir Tabip Odası, dosyayı bir kez daha incelemiş ve etik kuralları gereği erkek güvenlik görevlilerinin muayene odasından çıkması ya da başvuranın kelepçelerini çıkarılması için inisiyatif almadığı için uyarmaya karar vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, ultrason taraması için hastaneye gittiği süre zarfında insanlık dışı ve alçaltıcı muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, muamelenin ayrımcılık teşkil ettiğine ilişkin şikayeti hususunda etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığını ileri sürmüştür. Şikayetini, AİHSnin 3. ve 13. maddelerine dayandırmıştır. AİHM, sözkonusu şikayetlerin, 3. madde açısında incelenmesi gerektiği kanısındadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvurunun öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranın, Buca İlçe Kaymakamının jandarma görevlileri hakkındaki 28 Aralık 2001 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmediğini iddia etmiştir. Ayrıca, başvurunun altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Rıza göstermemesi sonucu muayene edilmediği için başvuranın, AİHSnin 34. maddesi bağlamında mağdur olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
AİHM, mevcut davada üç farklı yargılama aşaması bulunduğunu gözlemler. İlk yargılama aşaması, güvenlik nedenleriyle muayene odasından çıkmayı reddeden iki jandarma görevlisine ilişkindir. AİHM, başvuranın Buca İlçe Kaymakamının 30 Ocak 2001de kesinleşen 28 Aralık 2001 tarihli kararına itiraz etmediğini kaydeder. Dolayısıyla başvurunun, jandarma görevlileri aleyhinde takibat yapılmasına ilişkin bu kısmı, iç hukuk yolları tüketilmediği için AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Hükümetin, altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin ikinci itirazı hususunda AİHM, erkek gardiyan aleyhindeki takibatın, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile 29 Ocak 2002de sona erdiğini gözlemler. Taraflar, sözkonusu kararın tebliğ tarihini AİHMye bildirmemiştir. Buna rağmen başvuran, İzmir Tabip Odasının 23 Ocak 2003 tarihli kararını müteakiben altı ay içerisinde, 3 Şubat 2003te AİHMye başvuruda bulunmuştur. AİHM, başvuranın AİHMye başvuruda bulunmadan önce doktor aleyhinde başlatılan takibatın sonucunu beklemesinin makul olduğu kanaatindedir.
Hükümetin başvuranın mağdur statüsüne ilişkin itirazı hususunda AİHM, mağdur kelimesi ile 34. madde bağlamında sözkonusu eylem ya da ihmalden direkt olarak etkilenen kişinin ifade edildiğini yineler. Mevcut davada başvuranın şikayeti, kelepçeli ve üç erkek güvenlik görevlisinin gözetiminde olduğu halde jinekolojik muayene için hastaneye götürülmesi sonucu yaşadığı sıkıntıya ilişkindir. AİHM, doktorun sözkonusu muayeneyi yapıp yapmamasının, başvuranın mağdur statüsü üzerinde etkili olmadığı kanaatindedir. Kısaca AİHM, başvuranın itiraz edilen eylemden mağdur olduğu sonucuna varmakta ve Hükümetin itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.
Hükümet son olarak, jandarma görevlilerinin muayene odasında bulunmasının güvenlik nedeniyle kanunen gerekli olduğunu çünkü hastanedeki güvenlik düzenlemelerinin yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın terör örgütüne üye olmaktan mahkum edildiğini ve kaçma riskini ortadan kaldırmak için sıkı güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak başvuranın muayeneye edilmeye zorlanmadığını yineleyerek başvurunun gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle şikayet, dayanaktan yoksundur.
Ancak AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, ileri sürülen muamelenin, AİHSnin 3. maddesi kapsamına dahil olması için yeterince ciddi olması gerektiğini hatırlatır (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978, 162. paragraf, A Serisi, no. 25). Ayrıca, kanuna uygun olarak gerçekleştirilen, güç kullanılmayan ya da başvuranın, makul olmayan şekilde kamuda teşhir edilmesine neden olmayan bir kelepçelemenin AİHSnin 3. maddesi kapsamına giren bir sorunu ortaya çıkarmadığını yineler. Bu hususta, sözkonusu kişinin kaçmasına, kendini veya başkalarını yaralamasına ya da kendine veya başkalarına zarar vermesine ilişkin bir tehlike olup olmadığının belirlenmesi önem taşımaktadır (bkz. Mouisel/Fransa, no. 67263/01, 47. paragraf, AİHM 2002-IX; Raninen/Finlandiya, 16 Aralık 1997, 56. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VIII; Tarariyeva/Rusya, no. 4353/03, 109. paragraf, AİHM 2006-
, ve Henaf/Fransa, no. 65436/01, 48. paragraf, AİHM 2003-XI).
AİHSnin 3. maddesi ayrıca devlete, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin, örneğin gerekli tıbbi yardımın sağlanması gibi, fiziksel sağlıklarını koruma yükümlülüğünü getirir (bkz. Mouisel, 40. paragraf). Bu yükümlülükte istisna sözkonusu değildir.
AİHM, mevcut davada, başvuranın cezaevi doktoru tarafından ultrason taramasına girmek üzere hastaneye gönderildiğini kaydeder. Sonuç olarak, hastaneye götürülmüş, elleri kelepçelenmiş ve bir bayan, üç erkek güvenlik görevlisi kendisine eşlik etmiştir. AİHM, başvuranın terör örgütüne üye olmaktan ağır hüküm giymesinin, doktorun odasının zemin katta olmasının ve pencerelerde parmaklık bulunmamasının arz ettiği güvenlik riskini kabul eder. Ancak AİHM, uygulanabilir farklı seçenekler bulunduğu halde, başvuranın kelepçelerinin jinekolog tarafından muayene edildiği sırada ısrarla çıkarılmamasının ve konsültasyon sırasında üç erkek güvenlik görevlisinin bir paravanın arkasına geçerek odada bulunmasının, orantısız güvenlik tedbirleri teşkil ettiği kanısındadır. Örneğin, güvenlik görevlileri, odayı yalnızca bayan görevliyi içeride bırakarak ve jandarma görevlilerinden birini, konsültasyon odasının penceresinin önüne yerleştirerek güvenlik altına alabilirdi.
Ancak, jandarma görevlileri, Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları arasında hapishanelere ilişkin imzalanan protokole uygun davranarak paravan arkasında, doktor ve başvuran arasındaki konuşmayı duyamayacakları bir mesafede durdukları cihetle, doktor ve jandarma görevlileri, dahili mevzuata uygun hareket etmişlerdir. Ayrıca, dahili mevzuata göre, muayeneye engel olmadıkları ve doktor tarafından çıkarılmaları istenmediği sürece kelepçelerin çıkarılmasına gerek yoktur. Bu tür muayeneler geçirmesi gereken ve terörle ilgili suçlardan mahkum edilen tüm tutuklular için katı gerekler mevcuttur. AİHM, sözkonusu katı tedbirlerin, mahkumun arzettiği riske ve gerçekleştirilecek muayenenin türüne bağlı olarak esnek ve daha pratik bir yaklaşıma izin vermediği kanaatindedir. AİHM Hükümetin, başvuranın jinekolojik muayenesi hususunda sözkonusu tedbirleri gerektirecek kadar katı bir güvenlik riskinin mevcut olduğunu kanıtlamadığı sonucuna varır.
AİHM, muayene gerçekleştirilmemiş olsa bile, yukarıda kaydedilen güvenlik koşullarının, başvuranın utanmasına, sıkıntı duymasına ve onurunun kırılmasına yol sonucuna varır.
Dolayısıyla, AİHSnin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, bayan tutuklu olması nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldığını ileri sürmüş ve iddiasını, AİHSnin 14. maddesine dayandırmıştır.
Ancak, kendisine sunulan delilleri göz önüne alan AİHM, dava dosyasında sözkonusu maddenin ihlal edildiğini gösterebilecek bir belgeye rastlamamıştır. Bu nedenle, başvurunun sözkonusu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, AİHM başvurana bu hususta tazminat ödenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM
1. Oy çokluğuyla, AİHSnin 3. maddesi bağlamındaki şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. 3e karşı 4 oyla, AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 8 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy