(AİHS m. 8, 34, 35, 41, 44, 4 Nolu Protokol) (5682 S. K. m. 3, 22) (İLETMİŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 8932/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
8 Temmuz 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8932/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Turan Paşaoğlunun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 17 Ocak 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Saraçoğlu ve D. Sanlı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1963 doğumlu olan başvuran Selanikte ikamet etmektedir.
Yunan vatandaşı bir kadınla evli olan başvuran bir çocuk babasıdır.
Başvuran pasaport süresinin uzatılması talebiyle 18 Ekim 1999 tarihinde Türkiyenin Selanik Başkonsolosluğuna başvuruda bulunmuştur. İçişleri Bakanlığının talimatı üzerine başvuranın bu talebi reddedilmiştir.
Aynı gün başvuran Başkonsolosa müracaat ederek hangi gerekçelerle başvurusunun reddedildiği hakkında bilgi talebinde bulunmuştur.
Başvuranın avukatı, hangi gerekçelerle başvurana yönelik tahdit fişi tanzim edildiği konusunda bilgi edinmek maksadıyla 27 Ekim 1999 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne başvurmuştur.
Emniyet Genel Müdürlüğü 9 Kasım 1999 tarihinde İstanbul Valiliğine, başvuranın yurtdışında kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanununun 3463 sayılı Kanunla değişik 22. maddesi uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu bu nedenle de başvuranla ilgili olarak bir tahdit fişi tanzim edildiği bilgi vermiştir.
Başvuranın avukatı 10 Kasım 1999 tarihinde başvuranın konu edildiği sınırlama tedbirine ilişkin bilgi talebiyle Emniyet Müdürlüğüne başvurmuştur.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Valiliğine başvuranın yurtdışında kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanunun 22. maddesi uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu bu nedenle de başvuranla ilgili olarak bir tahdit fişi tanzim edildiği bilgisini vermiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü bu çerçevede genel güvenlik gerekçeleriyle başvuranla ilgili olarak bir tahdit fişi tanzim edildiğine dikkat çekmiştir.
Aynı gün Dışişleri Bakanlığından dış temsilciliğine başvuranın pasaportuna el konularak İstanbul Valiliğine gönderilmesi talimatı vermesi talebinde bulunmuştur.
Başvuran 13 Aralık 1999 tarihinde yurtdışına çıkış yasağının iptali ve yürütmesinin durdurulmasına yönelik olarak Ankara İdare Mahkemesi önünde bir dava açmıştır.
Savunma Bakanlığı savunma layihasında, başvuranın, Pontus propagandası yaptığı gerekçesiyle hakkında Türkiyeye giriş yasağı bulunan Yunan yazar Georgios Andreadisin damadı olduğunu, bir turizm şirketi işlettiğini ve Yunanistandan Türkiyeye turlar düzenlediğini belirterek bu turlarda Pontus propagandası yapabileceğini savunmuştur. Bakanlık ayrıca 16 Temmuz 1999 tarihli bir bakanlık kararıyla başvuranın yurtdışında kalmasının ve pasaport talebinin yerine getirilmesinin 5682 sayılı Kanunun 22. maddesi bakımından ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu belirtmiştir.
İdare Mahkemesi 10 Şubat 2000 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir. Davaya bakan hakimlerden biri, hakkında herhangi bir ceza mahkumiyeti bulunmayan başvurana isnat edilen olayların hiçbir kanıt unsuruyla ortaya konulamadığı gerekçesiyle bu karara muhalefet etmiştir. Söz konusu hakim Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut yakınlaşmanın göz önünde bulundurularak ihtilaf konusu tedbirin yürütmesinin durdurulması gerektiğini savunmuştur.
Başvuran yürütmenin durdurulması yönündeki talebinin reddi kararına 2 Mart 2000 tarihinde itiraz etmiştir.
İdare Mahkemesi bu itirazı 8 Mart 2000 tarihinde reddetmiştir.
İdare Mahkemesi 5 Ekim 2000 tarihinde başvuranın iptal başvurusunu reddetmiştir. Bu doğrultuda ihtilaf konusu kısıtlama tedbirinin yasal temeline dikkat çeken mahkeme, başvuranın kayınpederi tarafından eğitilen turist gruplarıyla Türkiyeye seyahat düzenlemek suretiyle Helenizm propagandası yaptığının dosya unsurlarıyla sabit olduğu kanaatine varmış ve bu durumun ülke güvenliği açısından bir tehdit arz edebileceğini belirtmiştir.
Başvuran, ilke derece mahkemesi kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle 1 Aralık 2000 tarihinde Danıştaya başvurmuştur. Başvuran, cezaların kişiselliği ilkesinin çiğnendiğini ve Türkiyeye dönmesinin engellenmesine yönelik tedbirlerin kanundışı olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca söz konusu turizm şirketinin artık hissedarı olmadığını belirtmiştir.
Danıştay 7 Şubat 2001 tarihinde başvuranın yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir.
25 Ekim 2001 tarihinde Danıştay ilk derece mahkemesinin kararının yasaya ve usul kaidelerine uygun olduğu ve itiraz gerekçelerinin bu kararın bozulmasını haklı çıkaracak nitelikte olmadığı hükmüne vararak iptal başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran 19 Aralık 2001 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.
Danıştay 15 Mayıs 2002 tarihinde verdiği bir kararla söz konusu itirazı reddetmiştir. Bu karar başvurana 9 Ağustos 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21 Ağustos 2002 tarihinde İstanbul DGM Başsavcısı, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yaptığı gerekçesiyle başvuran hakkında bir arama müzekkeresi çıkarmıştır.
Başvuran 26 Şubat 2004 tarihinde Türkiyenin Madriddeki temsilciliği nezdinde yeniden bir pasaport talebinde bulunmuştur.
İstanbul Valiliği 15 Nisan 2004 tarihinde, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yaptığı gerekçesiyle İstanbul DGM Başsavcılığı tarafından başvuran hakkında bir arama müzekkeresi çıkarıldığı konusunda İçişleri Bakanlığı ve Türkiyenin Madriddeki temsilciliğine bilgi vermiştir.
İçişleri Bakanlığı 28 Nisan 2004 tarihinde Türkiyenin Madriddeki temsilciliğini başvuranın pasaport talebini reddetmeye ancak kendisine kısa süreli seyahat belgesi verilmek suretiyle Türkiyeye dönmesini teşvik etmeye davet etmiştir.
Başvuran 13 Ekim 2004 tarihinde İçişleri Bakanlığına hakkındaki tahdit fişinin iptal edilerek bir pasaport verilmesi için bir dilekçe yazmıştır.
İçişleri Bakanlığı 7 Mart 2005te, genel güvenlik bakımından ve daha evvel idare mahkemelerince alınan kararlara istinaden söz konusu iptal talebinin yerine getirilmesinin uygun olmayacağı kanaatine varmıştır.
Başvuranın avukatı 11 Mart 2005te, müvekkili hakkındaki pasaport yasağının hala devam edip etmediği ve şayet bu yasak devam ediyorsa pasaport yasaklarının kaldırılmasını öngören genelgenin kabulü halinde kaldırılıp kaldırılamayacağı konularında İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünden bilgi istemiştir.
17 Mart 2005 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü, başvuranın avukatına tebliğ edilmek üzere Ankara Valiliğine idare mahkemelerince alınan konuyla ilgili kararlara istinaden başvuran hakkındaki tahdit fişinin iptal edilmesine yer olmadığı kanaatine varmıştır.
3 Mayıs 2005te TBMM Dilekçe Komisyonu pasaport yasağıyla ilgili bir dilekçeye cevap verilmemesini kararlaştırmıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran pasaport verilmesi konusunda konulan idari tahditten, ulusal makamların pasaport süresini uzatmayı reddetmesinden ve buna bağlı olarak özgürlüğünün, özel hayatının ve aile hayatının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHSnin 8. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM AİHSnin 35-3 maddesi bakımından bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca bu şikayetin başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Hükümet kişiler arasında yakın kişisel bağlar olmasının AİHSnin 8. maddesi anlamında bir aile hayatının mevcut olmasının olmazsa olmaz koşulu olduğunu hatırlatarak mevcut davada, başvuranın eşi ve çocuğuyla birlikte Türkiyede yaşamasının engellenmediği gibi başvuranın
Türkiyedeki aile fertleriyle sıkı bağları olduğunu kesinlikle kanıtlayamadığını belirtmektedir.
Hükümet ayrıca, başvuranın 4 Nolu Ek Protokolün 2. maddesi bakımından mağduriyet iddiasında bulunabileceği kabul edilse dahi sözkonusu protokolün Türkiye tarafından onaylanmadığını anımsatmaktadır. Hükümet, AİHMnin mevcut davada bir müdahale olduğu kanaatine varması gerekse bile, bu müdahalenin Pasaport Kanunu ile öngörülmüş olduğunu ve ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amaç taşıdığını belirtmektedir. Hükümet Pasaport Kanununun 3. maddesi uyarınca her Türk vatandaşına Türkiyeye girme hakkı verildiğini bu cihetle başvuranın ikametgahını Türkiyeye nakledip ailesiyle birlikte yerleşebileceğini belirtmektedir.
Başvuran kendisine ilişkin kısıtlamanın hiçbir gerçek olaya dayanmadığını ve Hükümetin hangi davranışının ulusal güvenliğe ve kamu düzenine zarar verdiği konusunda herhangi bir izahat vermediğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, Pasaport Kanununun 3. maddesi uyarınca kendisine sunulan Türkiyeye dönme imkanının Türk topraklarını terk etme imkanı tanınmadığı sürece etkili olmayacağını belirtmektedir. İlgili bu çerçevede bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle hakkında bir suçlamada bulunulduğunu öğrendiğine dikkat çekmektedir. İlgili, annesi, erkek ve kız kardeşlerinin ayrıca amca ve halalarının Türkiyede yaşadığını belirterek kendisine ilişkin kısıtlamanın aile hayatına, ticari faaliyetlerine ve mal ve mülklerine erişimine zarar verdiğini iddia etmektedir.
AİHM, alınan bir tedbir sonucu bir kimsenin sözgelimi pasaport gibi bir seyahat belgesinden yoksun bırakılmasının hiç kuşkusuz 4 Nolu Ek Protokolün 2. maddesinde güvence altına alındığı haliyle serbest dolaşım özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirileceğini anımsatır (Baumann - Fransa, no: 33592/96, prg. 62, daha yakın tarihli, Sissanis - Romanya, no: 23468/02, prg. 63, 25 Ocak 2007). Ancak bu protokol Türkiye tarafından imzalanmış fakat onaylanmamıştır. Bu nedenle söz konusu protokol hükümleri mevcut davada uygulanamaz.
Bununla birlikte AİHM, 8. madde hükümlerinin 4 Nolu Ek Protokolün 2. maddesinin hükümleriyle tebdil edilemeyeceğine dikkat çekmekle birlikte söz konusu protokol maddesi hükmüyle 8. madde arasında sıkı bir bağ olduğunu da kabul eder. Bu vesileyle AİHM, serbest dolaşımın ve bilhassa da sınır ötesi serbest dolaşımın özel hayatın gelişmesi açısından esas olarak değerlendirildiği bir çağda birçok ülkeye yayılan aile bağları olan kişiler sözkonusu olduğunda kendi yargısına tabi bir kişiye herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu özgürlüğü vermeyi reddetmesinin o Devlet için yükümlülüklerinin ciddi ihlalini teşkil ettiğini ifade eder (bkz. İletmiş - Türkiye, no: 29871/96, prg. 50).
Halihazırda AİHM başvuranın eşi ve çocuğuyla birlikte Yunanistanda ikamet ettiğini, başvuranın annesinin ve erkek ve kız kardeşlerinin ise Türkiyede yaşadığını gözlemlemektedir. Başvurana, gerektiğinde Türkiyeye gidebilmesine imkan tanıyan bir seyahat belgesi hakkı verilmişse de başvuran bu ülkeye gittikten sonra pasaportu olmadan eşinin ve kızının ikamet ettiği Yunanistana dönemezdi. Bu itibarla AİHM, pasaport verilmesine yönelik idari kısıtlamaların ve yetkili makamların başvuranın pasaport süresinin uzatılmasını reddetmelerinin başvuranın özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır. AİHM esasen yeterince sağlam kişisel bağlar bulunduğunu ancak sözkonusu tedbirin uygulanması nedeniyle bu bağların ciddi biçimde etkilendiğini değerlendirmektedir.
Bu müdahale 5682 sayılı Pasaport Kanunu ile öngörülmüş olup AİHSnin 8. maddesinin ikinci paragrafı anlamında ulusal güvenliğin muhafazası gibi meşru bir amaç taşımaktaydı. Bundan sonra sözkonusu müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığının yani acil bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediğinin ve gözetilen amaçla orantılı olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede AİHM, ihtilaf konusu tedbirin bir cezai takibattan ya da başvuran aleyhinde verilen bir hapsen tazyik cezasının infaz edilmesinden kaynaklanmayıp İçişleri Bakanlığı tarafından tanzim edilmiş bir tahdit fişine istinaden idari kolluk tarafından alınan önleyici nitelikte bir tedbir teşkil ettiğini gözlemlemektedir. Başvuranın söz konusu tedbire bu konulara bakan idare mahkemeleri önünde itiraz edebildiği doğrudur. Ancak söz konusu mahkemeler, başvuranın evlenme yoluyla akrabalık tesis ettiği Georgios Andreadis ile arasındaki bağa ve bakanlık tarafından tanzim edilmiş bulunan, başvuranın erişiminin mümkün olmadığı bir tahdit fişine istinaden bu tedbiri haklı bularak ilgilinin Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yaptığı hükmüne varmışlardır.
Bu çerçevede AİHM idare mahkemelerinin başvuran hakkında herhangi bir ceza mahkumiyeti ya da cezai takibat bulunmamasına rağmen bu karara vardıklarını tespit etmektedir. Önleyici tedbirlerin meşru amacına bağlı yarar, mevcut davadaki gibi durumlarda, zamanla ağırlığını yitirir (İletmiş, adı geçen, prg. 46-47). AİHM ihtilaf konusu tedbirin tüm idari süreç boyunca yani yaklaşık dört yılı aşkın bir süre devam ettiği halde başvurana isnat edilen, iç hukuk gereğince suç teşkil eden olaylarla ilgili olarak herhangi bir ithamda bulunulmamış olmasını görmezden gelemez. Sonuç olarak bu idari sürecin sona ermesiyle birlikte başvuran hakkında cezai takibat başlatılmıştır.
Bu itibarla AİHM gizli bakanlık verilerine dayanan belirginlikten yoksun ihtilaf konusu tedbirin devam ettirilmesinin başvuranın hayatında yol açtığı belirsizlik ve sarsıntıyı hesaba katmalıdır. Başvuranın olayların meydana geldiği dönemdeki şahsi ve ailevi durumunu göz önünde bulunduran AİHM hiçbir cezai ithamda bulunulmamış olmasına rağmen söz konusu tedbirin bu denli uzun bir süre boyunca devam ettirilmesinin orantısız olduğu ve demokratik bir toplumda zorunlu olarak addedilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla AİHSnin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran yaşadığı gelir kaybı nedeniyle 150.000 Euro maddi tazminat, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar için ise 200.000 Euro tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Gelir kaybı iddiasına ilişkin olarak AİHM başvuran tarafından sunulan belgelerin uğradığını iddia ettiği zararlarını kanıtlaması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Buna karşın AİHM maruz kaldığı manevi zarar için başvurana 5.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 215,93 YTL (yaklaşık 112 Euro) talep etmektedir. Başvuran, başvuruyu yaptığı sırada avukatına ödediği 300 YTL tutarındaki avukatlık ücretinin iadesini talep etmektedir. Başvuran bu talebini desteklemek üzere Ankara Barosu tarafından belirlenen asgari avukatlık ücret tarifesini ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masrafları gösterir makbuzları ve başvurunun AİHMye sunulmasıyla ilgili faturayı sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHMnin içtihadına göre bir başvurana yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür. Elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları dikkate alan AİHM tüm masraf ve giderleri için başvurana 267 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun geriye kalanının kabuledilebilir ilan edilmesine;
2. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 5.000 Euro (beş bin Euro) ödenmesine;
ii. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 267 Euro (iki yüz altmış yedi Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy