(AİHS m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (1086 S. K. m. 297, 298, 304) (ATICI - TÜRKİYE DAVASI) (ATICI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (YAKUP KÖSE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BAŞTIMAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NART - TÜRKİYE DAVASI )
(Başvuru No. 10262/04)
STRAZBURG
14 Ekim 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 10262/04 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Turgut Köklünün (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 17 Şubat 2004 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından S. Akat tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1977 doğumlu başvuran İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran 10 Mart 1998 tarihinde yasadışı silahlı TİKB (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) örgütüne mensup olduğu şüphesiyle yakalanmıştır.
Başvuran 13 Mart 1998 tarihinde önce Cumhuriyet Savcısının, peşinden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi sorgu hakiminin huzuruna çıkarılmıştır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi sorgu hakimi aynı gün başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine bir iddianame sunmuş, başvuranı Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca yasadışı örgüte mensup olmakla suçlamıştır.
Mahkeme 25 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında on dokuz duruşma görmüştür. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu duruşmalar sırasında delil durumuna, suçun niteliğine ve tutukluluk süresine dayanarak başvuranı serbest bırakmayı reddetmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Mart 2001 tarihinde kararını vermiş, başvuranı mahkum edip, Türk Ceza Kanununun 168. maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 8 Ağustos 2001 tarihinde bu kararı bozmuştur. Dava İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine iade edilmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 2001 tarihinde davaya yeniden başlamıştır. Birbirini izleyen duruşmalar sırasında, mahkeme, delil durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
1 Haziran 2003 tarihli duruşmada, başvuranın avukatı mahkemeden bir kez daha başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Savunmasında, başvuranın ruhsal durumuna ve gördüğü tedavi görmesine de dikkat çekmiştir. Mahkeme bu talebi reddetmiştir. Bu karara karşı başka bir mahkeme nezdinde yapılan itiraz 28 Ağustos 2003 tarihinde reddedilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 5190 Sayılı Kanunla, 2004 yılının Haziran ayında kaldırılmıştır. Bunun ardından davayla ilgili yargı yetkisi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine geçmiştir.
Başvuranın avukatı 25 Ekim 2004 tarihinde mahkemeden başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Başvuran 1 Kasım 2004 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
Tarafların AİHMye verdikleri bilgiye göre dava halen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam etmektedir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, tutuklu olarak yargılanmasının makul süre kuralını çiğnediğinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca, tutuklu olarak yargılanmasının kanuna aykırı olmasına ilişkin itiraz edebilmesi için etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran şikayetleriyle ilgili olarak AİHSnin 5/3 ve 13. maddelerine dayanmıştır. AİHM, başvuranın ikinci şikayetinin 13. madde yerine 5/4 madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
A. AİHSnin 5/3 maddesi
1. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın şikayetini 17 Şubat 2004 tarihinde AİHSnin 5/3 maddesi kapsamında sunduğundan, 10 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında tutuklu bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aşımının dışında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
AİHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu kararda, başvuran gerçekten baştan beri tutuklu kalmışsa, birden fazla ve birbirini takip eder biçimde gerçekleşen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık sürenin, yalnız en son sürenin bitiminden itibaren başlaması gerektiği sonucuna varmıştır. Mevcut davada, başvuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 10 Mart 1998 tarihinde başlamıştır. 21 Mart 2001 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilene dek, AİHSnin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıştır. O tarihten, Yargıtayın ilk derece mahkemesinin kararını bozduğu 8 Ağustos 2001 tarihinde dek, yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmiş, bu nedenle, hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dışında kalmıştır. Başvuran 8 Ağustos 2001 tarihinden, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 1 Kasım 2004 tarihinde dek, yine, AİHSnin 5/3 maddesi kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıştır. Sonuç olarak, bu değişik safhalar süresince başvuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, altı aylık süre yalnızca, tutuklu yargılandığı en son döneminin bitiminden itibaren, 1 Kasım 2004 tarihinde başlamaktadır (bkz. Akyol - Türkiye, 23438/02).
Buna göre AİHM Hükümetin itirazını reddeder.
Ayrıca AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AİHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 10 Mart 1998 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlayıp, 1 Kasım 2004 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AİHMnin içtihadı doğrultusunda, AİHSnin 5/1(a) maddesi kapsamında, başvuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001 ile 8 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi düştükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz önünde bulundurulacak süre altı yıl dört ayın üzerindedir. Ulusal mahkemeler, başvuranın tutuklu yargılanmasını suçun niteliği ve delil durumu gibi birbirinin aynı ve basmakalıp ifadelerle sürekli olarak uzatmışlardır.
AİHM, mevcut başvurudakine benzer meselelerle önüne gelen davalarda AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (örneğin bkz. Atıcı - Türkiye, 19735/02; Solmaz; Dereci - Türkiye, 77845/01; Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).
AİHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ışığında, Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada başvuranın yargılama öncesi tutulu bulundurulma süresinin haddinden uzun ve AİHSnin 5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiştir.
B. AİHSnin 5/4 maddesi
1. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHMden, başvuranın AİHSnin 5/4 maddesi kapsamındaki şikayetini, 35/1 madde kapsamında başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, AİHMnin Köse - Türkiye (50177/99) ve Baştımar - Türkiye (74337/01) davalarındaki kararlarına atıfta bulunarak, başvuranın devam eden tutukluluk haline, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 297-304. maddeleriyle uyumlu olarak itiraz etmediğini ileri sürmüştür. Ancak AİHM, Hükümetin atıfta bulunduğu bu davaların, mevcut davadan, olaylar bakımından kolaylıkla ayrılabileceği kanısındadır.
AİHM, mevcut davadakine benzer davalarda Hükümetin ön itirazını zaten inceleyip reddettiğini yineler (bkz. Koşti - Türkiye, 74321/01). Mevcut davada, yargı içtihadından sapmasını gerektirecek özel koşullar görememektedir. Sonuç olarak, Hükümetin ön itirazını reddeder.
AİHM, başvurunun bu kısmının AİHSnin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
Hükümet, iç hukukun, başvuranın tutuklu yargılanmasının yasallığına itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu sağladığını iddia etmiştir.
Başvuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın ulusal mahkemeler tarafından ciddi biçimde değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, mevcut başvurudakine benzer meseleleri gündeme getiren pek çok davada, Hükümetin yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 298. maddesinin etkili bir başvuru yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz. mutatis mutandis, Koşti ve Diğerleri; Nart - Türkiye, 20817/04; Öcalan - Türkiye (BD), 46221/99). AİHM, mevcut davada, daha önce vardığı tespitlerden sapmasını gerektirecek özel koşullar tespit edememiştir.
Sonuç olarak, AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yargılama sürecinin uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde belirtilen makul süre kuralıyla örtüşmediğinden şikayetçi olmuştur.
Hükümet bu sava itiraz etmiştir.
Göz önünde bulundurulacak süre 10 Mart 1998 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlar, dava dosyasında bulunan tarafların verdiği bilgilere göre bu kararın çıktığı tarihte ise henüz sona ermemiştir. Bu nedenle bu süre iki yargı aşamasında on yıl altı aydan uzun sürmüştür.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın koşullarına, bilhassa da davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirildiğini hatırlatır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Pélissier ve Sassi - Fransa (BD), 25444/94).
AİHM, mevcut davadakine benzer meseleleri içeren davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna sıklıkla varmıştır (bkz. Pélissier ve Sassi).
AİHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurduğunda, Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır. Konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, yargılama sürecinin haddinden uzun olduğu ve makul süre kuralıyla örtüşmediği kanısına varmıştır.
Buna göre 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran manevi tazminat olarak 50.000 Euro (EUR) talep etmiştir. Ayrıca maddi tazminat olarak 3.600 Yeni Türk Lirası (YTL) talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, psikolojik sorunları olduğunu ve tedavi için hastaneye yatması gerektiğini belirtmiştir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM tespit edilen ihlal ile meydana geldiği iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememektedir. Bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan AİHM, başvuranın, tutukluluk hali ile cezai yargılamanın aşırı uzun sürmesinden dolayı oluşan ve yalnız ihlalin tespit edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığı kanısındadır. AİHM, hakkaniyete uygun surette bu başlık altında başvurana 8.000 EUR ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama gideri
Başvuran AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için toplam 3.227.70 YTL talep etmiştir. Bununla ilgili olarak, yaklaşık 6 EUR değerindeki 11.60 YTLlik posta masraflarını gösteren belgelerin fotokopilerini sunmuştur.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada başvuran talep ettiği harcamaların gerçekten meydana geldiğini belgelememiştir. Buna göre AİHM bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5. maddesinin 3. ile 4. fıkralarının ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 8.000 EUR (sekiz bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine
Karar Vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy