(AİHS m. 6, 8, 13, 35, 41, 44) (2577 S. K. m. 17) (KARAKULLUKÇU - TÜRKİYE DAVASI) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞENOL ULUSLARARASI NAKLİYAT, İHRACAT VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - TÜRKİYE DAVASI) (MERAL - TÜRKİYE DAVASI) (NIDERÖST HUBER - İSVİÇRE DAVASI) (FAHRETTİN AYDIN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 1154/04)
KARAR
STRAZBURG
29 Mart 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1154/04 nolu davanın nedeni Mustafa Gürkan adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 3 Ekim 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1961 doğumludur ve Karsta yaşamaktadır. Esenboğa Havalimanında inşaat mühendisi olarak görev yapmakta iken 2 Mart 1998 tarihinde Şanlıurfa Havalimanına tayin edilmiştir. 20 Mart 1998 tarihinde tayinine itiraz etmek amacıyla Ankara İdare Mahkemesinde Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine dava açmış, tayininin Genel Müdürlük içerisindeki belli usulsüzlükleri ortaya çıkardığı için ceza niteliğinde olduğunu öne sürmüş, tayin işleminin mahkemenin nihai kararına kadar durdurulmasını talep etmiştir.
27 Mart 1998 tarihinde başvuran yukarıda belirtilen usulsüzlüklere ilişkin olarak işverenleri aleyhinde suç duyurusunda bulunmuş, savcı 30 Kasım 1998 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.
11 Kasım 1998 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi başvuranın davasını duruşma yapmadan reddetmiş, başvuran 22 Aralık 1998 tarihinde temyize gitmiş, aynı zamanda tayin işleminin durdurulmasını talep etmiştir.
Danıştay, başvuranın yürütmenin durdurulması taleplerini 7 Nisan ve 9 Temmuz 1999 tarihlerinde reddetmiş, bir ara kararla ilgili kurumdan, başvurana ilişkin gizli sicil raporlarının da bulunduğu bilgi ve belgeleri talep etmiş, kurum sözkonusu bilgi ve belgeleri göndermiş ancak sözkonusu ara karar ve ilgili kurumun cevabı başvurana tebliğ edilmemiştir.
30 Ocak 2003 tarihinde Danıştay, Ankara İdare Mahkemesinin 11 Kasım 1998 tarihli kararını oy çokluğuyla, yine duruşma yapmaksızın onamıştır. Başvuran, ara karar ve kurumun cevabından ancak Danıştayın bu kararının tebliği ile haberdar olmuştur.
Başvuran, sözkonusu ara kararın ve kurumun karara cevabının kendisine tebliğ edilmediği ve dolayısıyla ortaya konulan savlara cevap verme imkânı bulamadığı şikâyetiyle 30 Nisan 2003 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş, talep başvuranın ortaya koyduğu gerekçelerin İdari Yargılama Usulü Kanununun 54/1 maddesinde belirtilen karar düzeltme nedenleri arasında bulunmadığından reddedilmiştir.
HUKUK
1.AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak sözkonusu idari yargılama süresinin makul süre şartına uymadığını, Danıştayın 30 Ekim 2002 tarihli ara kararının ve ilgili kurumun mahkemeye cevabının silahların eşitliği ilkesine aykırı olarak kendisine tebliğ edilmediğini ve açıkça talep etmesine rağmen Ankara İdare Mahkemesi ve Danıştayda sözlü duruşma yapılmaması nedeniyle adil bir yargılamadan mahrum bırakıldığını öne sürmüştür.
1.A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, şikâyetlerin, iç hukuk yolları tüketilmediğinden, AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca reddedilmesini talep etmiş, başvuranın sözkonusu şikâyetlerden hiçbirini ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini savunmuştur.
Yargılama süresinin uzunluğuna dair şikâyete ilişkin olarak AİHM, daha önce Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki benzer itirazlarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. Karakullukçu - Türkiye, no. 49275/99). AİHM sözkonusu davada yukarıda belirtilen davadaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Dolayısıyla Hükümetin sözkonusu şikâyete ilişkin itirazını reddeder.
Danıştayın ara kararının ve ilgili kurumun mahkemeye gönderdiği cevabın tebliğ edilmediği şikâyetine ilişkin olarak AİHM, başvuranın sözkonusu şikâyetin özünü Danıştay önünde dile getirdiğini kaydeder. Dolayısıyla Hükümetin bu başlık altındaki itirazını reddeder.
Son olarak, duruşma yapılmamasına dair şikâyete ilişkin olarak AİHM, başvuranın duruşma yapılmasını her iki derece mahkemesi önünde açıkça talep ettiğini kaydeder. Başvuranın bu talebinin özünde, adaletin, kendisine bizzat veya temsilcisi vasıtasıyla şahsi durumunu açıklama hakkı tanınarak daha iyi bir şekilde yerine getirileceği kanaati yatmaktadır. Dolayısıyla her iki aşamada duruşma yapılmamasının başvuranın görüşüne göre, adil yargılama hakkına halel getirdiğine hükmetmek, her ne kadar ulusal mahkemelerde şikâyetini açıkça bu şekilde formüle etmemiş olmasına karşın, adil olacaktır. Belirtilenler ışığında ve iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının belli bir derecede esneklikle ve aşırı şekilcilikten uzak uygulanması gerektiği dikkate alınarak (bkz. Akdivar vd. - Türkiye, Karar Raporları 1996-IV) AİHM, Hükümetin bu başlık altındaki şikâyetinin reddedilmesi gerektiğini kaydeder.
AİHM, başvurunun bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle başvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.
1.B. Esas
1.1. İdari yargılama süresinin uzunluğu
Hükümet, idare mahkemelerinin verdiği kararların sayısı, başvuranın yürütmenin durdurulması taleplerine ilişkin olarak verilen çeşitli kararlar ve bir ara karar göz önünde bulundurulduğunda yargılama süresinin uygunsuz olarak değerlendirilemeyeceğini savunmuştur. Hükümet bu bağlamda başvuranın, tayin işleminin durdurulmasını defalarca talep etmek ve olağanüstü bir hukuk yolu olan karar düzeltme yoluna başvurması gibi, kendisine tanınan usule ilişkin tedbirlerin tamamını kullanarak yargılama süresinin uzamasına neden olduğunu savunmuştur. Ayrıca yargılamada, yetkililere yüklenebilecek bir gecikme yaşanmadığını ifade etmiştir.
AİHM, sözkonusu yargılamanın başvuranın Ankara İdare Mahkemesinde dava açtığı 20 Mart 1998 tarihinde başlayıp Danıştayın karar düzeltme talebini reddettiği 15 Eylül 2004 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla iki yargı aşamasında 6 yıl 6 ay sürdüğünü kaydeder.
AİHM, somut başvurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. örneğin, Şenol Uluslararası Nakliyat, İhracat ve Ticaret Limited Şirketi - Türkiye, no. 75834/01). Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir. AİHM özellikle, başvuranın tayin işleminin durdurulması için yaptığı çok sayıda talebin yargılama süresini az miktarda artırmış olabilmesine karşın, başvuranın tutumunun sürenin tamamını hiçbir şekilde haklı çıkaramayacağını kaydeder. Her halükârda başvuran, kendisine iç hukukta tanınmış yolları tam olarak kullandığı için suçlanamaz (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Girardi - Avusturya, no. 50064/99). AİHM ayrıca davanın temyiz ve karar düzeltme aşamalarında, sadece Danıştay önünde 5 yıl 10 ay beklemiş olduğunu gözlemler. Haklı çıkarılamayan bu gecikme, yargılama süresinin tamamına önemli ölçüde katkı yapmıştır.
Dolayısıyla AİHM, konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre şartını yerine getirmediği kanaatindedir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
1.2. Danıştayın ara kararının ve kurumun cevabının başvurana tebliğ edilmemesi
Hükümet, hem başvuran hem avukatının yargılama boyunca dava dosyasına erişimi bulunduğundan somut davada sözkonusu belgelerin tebliğ edilmemesinin silahların eşitliği ilkesine halel getirmediğini savunmuştur.
AİHM, silahların eşitliği ilkesinin her bir tarafa kendi savını, rakip taraf karşısında kayda değer bir dezavantaja düşmediği koşullar altında sunabilme yönünde makul bir fırsatın verilmesini gerektirdiğini hatırlatır (A.B. - Slovakya, no. 41784/98).
AİHM, somut davada Danıştayın 30 Ekim 2002 tarihinde verdiği ara kararda başvuranın iddialarıyla ilişkili belli bilgi ve belgelerin tarafına gönderilmesini Genel Müdürlükten talep ettiğini kaydeder. Başvuran bu karardan haberdar edilmemiştir. Sonrasında Genel Müdürlük talep edilen belgeleri, yazılı cevabıyla birlikte Danıştaya sunmuştur. Danıştayın idare lehine verdiği kararın temelini oluşturan sözkonusu belgeler, kararın verilmesinden önce başvurana tebliğ edilmemiştir. Başvuran ara karar ve Genel Müdürlüğün cevabından ancak Danıştayın, temyiz talebini reddeden kararını aldığında haberdar olmuştur. Dolayısıyla başvuran Genel Müdürlük tarafından temyiz mahkemesine sunulan bilgi ve belgelere cevap verme ve bunların doğruluğuna aynı mahkeme önünde itiraz etme imkânından mahrum bırakılmıştır.
AİHM öncelikle Hükümetin, dava dosyasının tarafların incelemesine açık olduğu savının, başvuran ve avukatının inisiyatif almak ve dosyaya yeni belgeler eklenip eklenmediğini düzenli olarak takip etmekle yükümlü oldukları anlamını ortaya çıkardığını kaydeder. AİHM'ye göre bu, başvuran ve avukatına orantısız bir külfet getirecektir (bkz. mutatis mutandis, Meral - Türkiye, no. 33446/02). Ayrıca bu durum, Danıştayın kurumun görüşlerini almasından bir buçuk ay gibi çok kısa bir süre sonra karar vermiş olması dikkate alındığında, somut davada davalı tarafın görüşleri üzerine yorum yapılması için gerçek anlamda bir imkân sağlamamıştır. Dolayısıyla başvuran Genel Müdürlüğün cevabı ve cevaba ek belgelerden haberdar olmak ve karşı savlarını temyiz mahkemesine iletmek için çok küçük bir fırsat penceresine sahipti.
AİHM ayrıca, başvuranın teorik olarak dava dosyasındaki belgelere erişim hakkı bulunup bulunmamasına bakılmaksızın, başvuranın yargılamaya düzgün bir şekilde katılımının ve dolayısıyla karardan önce idarenin görüşleri hakkında yorum yapma imkânının sağlanmasının Danıştayın sorumluluğunda olduğu kanaatindedir (bkz. H.A.L. - Finlandiya, no. 38267/97; Milatova vd. - Çek Cumhuriyeti, no. 61811/00). Burada tehlikede olan, tarafların, dava dosyasında yer alan her belge hakkında görüşlerini ifade etme fırsatı buldukları inancına dayanan, adaletin işleyişine olan güvenleridir (Nideröst-Huber - İsviçre, Raporlar 1997-I).
AİHM son olarak başvuranın idarenin görüşlerine, karar düzeltme talebinde itiraz girişiminde bulunmuş olmasına karşın, karar düzeltme usulünün kısıtlı kapsam ve niteliğinin, başvuranın olay ve delillerin yeniden ele alınmasını gerektiren karşı görüşlerinin değerlendirilmesine izin vermediğini kaydeder.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, Danıştayın ara kararının ve mahkemenin talebi üzerine Genel Müdürlük tarafından gönderilen görüşlerin başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
1.3. Sözlü duruşma yapılmaması
Hükümet, başvuranın Ankara İdare Mahkemesinde sözlü duruşma yapılmasını talep etmediğini savunmuştur. Böyle bir talepte bulunması halinde idare mahkemesinin, davanın iptal davası niteliğinde olması nedeniyle, İdari Yargılama Usulü Kanununun 17/1 maddesi uyarınca duruşma yapmak zorunda olacağını ifade etmiştir.
AİHM, başvuran tarafından sunulup dava dosyasına giren ve aynı zamanda başvurunun tebliği sırasında Hükümete de iletilen belgelerden başvuranın, Hükümetin iddialarının aksine sözlü duruşma yapılması için 15 Temmuz 1998 tarihinde Ankara İdare Mahkemesine talepte bulunduğunu kaydeder. Ancak Hükümet görüşlerinde başvuranın bu talebinin İdari Yargılama Usulü Kanununun 17/3 maddesinde belirtilen süre içerisinde yapılmadığından reddedildiğine ilişkin bir bilgi sunmamıştır. Sözkonusu reddin gerekçesinin Ankara İdare Mahkemesinin 11 Kasım 1998 tarihli kararı dahil olmak üzere dava dosyasındaki diğer belgelerden tespit edilmesi de mümkün değildir.
Ne var ki AİHM, her halükârda, yukarıda AİHS'nin 6/1 maddesine dayalı tespitleri ışığında, somut şikâyete ilişkin ayrı bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir.
1.AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 8. maddesine dayalı olarak, Şanlıurfaya tayin edilmesinin özel hayatını olumsuz yönde etkilediğini ve 13. maddeye dayanarak idarenin, mevcut iç hukuk yollarını kullandığı için kendisini düşük sicil notlarıyla cezalandırmış olması nedeniyle etkili başvuru hakkına müdahale girişiminde bulunduğunu öne sürmüştür.
Tarafına sunulan tüm deliller ışığında ve şikâyet konusu olayların yetkisi dahilinde olduğu kadarıyla AİHM, büyük oranda dayanaksız olan bu şikâyetlerin AİHS ya da Protokollerinde tanımlı hak ve özgürlüklerin herhangi bir ihlalini ortaya çıkarmadığını tespit etmiştir (bkz. örneğin, Fahrettin Aydın - Türkiye, no. 31695/02).
Dolayısıyla bu şikâyetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran maddi ve manevi tazminata ilişkin bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla AİHM, kendisine bu bağlamda herhangi bir ödenme yapılmaması gerektiği kanaatindedir.
Ancak başvuran AİHM önündeki tercüme masraflarına ilişkin olarak 234.64 TL (yaklaşık 110 Euro) talep etmiş, Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AİHM, başvurana, talep ettiği miktarın tamamının ödenmesinin uygun olacağı görüşündedir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.AİHS'nin 6/1 maddesine dayalı şikâyetlerin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
1.İdari yargılama süresinin haddinden fazla uzun oluşu ve Danıştayın ara kararı ve karara cevap olarak ilgili kurumun gönderdiği görüşlerin başvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
1.Başvuranın idari yargılamada sözlü duruşma yapılmamasına ilişkin, 6/1 maddeye dayalı şikâyetinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığına;
1.(a) Savunmacı devletin başvurana, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere 110 (yüz on) Euro yargılama masraf ve gideri ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 29 Mart 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy