(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K .m. 350) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TAMAMBOĞA VE GÜL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 1515/04)
KARAR
STRAZBURG
2 Şubat 2010
NİHAİ
02.05.2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 1515/04) nedeni Türk vatandaşı Zehni Doğanın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca 25 Eylül 2003 tarihinde yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Engin Terkeş ve Şenol Karaaslan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1961 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır.
3 Eylül 2001de İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, kimlik kartı dolandırıcılığı ve sahteciliğine dahil olduğunu iddia ederek başvuran hakkında tutuklama emri çıkarmıştır.
13 Ağustos 2001de İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranı eski Ceza Kanununun 350. maddesinin 1., 2. ve 3. paragrafları bağlamındaki suçlarla itham ederek bir iddianame yayımlamıştır.
12 Ekim 2001de Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi, tutuklama emrine uygun olarak başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
10 Aralık 2001de İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, görevsizlik kararı çıkarmış ve davayı İzmir Ağır Ceza Mahkemesine havale etmiştir.
11 Aralık 2001de başvuran, İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin öngörmesi üzerine Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi önünde dinlenmiştir. Başvuran suçu reddetmiş ve serbest bırakılmasını istemiştir.
19 Aralık 2001 ve 3 Şubat 2003 tarihleri arasında ilk derece mahkemesi, Metris Cezaevinde tutuklu bulunan başvuranın, İzmirdeki Buca Cezaevine havale edilememesi nedeniyle önüne çıkarılamamasından ötürü dokuz duruşmayı ertelemiştir.
19 Aralık 2001 ve 7 Temmuz 2003 tarihleri arasında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, her duruşma sonunda kendi inisiyatifiyle ya da başvuranın talepleri üzerine başvuranın devam etmekte olan tutukluluk halini incelemiştir. Her incelemede, delillerin durumunu ve suçun niteliğini göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. 7 Temmuz 2003te mahkeme, başvuranın serbest bırakılmasını öngörmüştür.
8 Kasım 2004te başvuran, delil yetersizliği nedeniyle beraat etmiştir.
10 Şubat 2005te başvuran, hakkaniyete uygun olmayan tutuklanması için tazminat talep ederek Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde dava açmıştır.
8 Ekim 2007de Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tazminat talebini kısmen kabul etmiştir.
20 Kasım 2008de Yargıtay, 8 Ekim 2007 tarihli kararı bozmuştur.
Dava dosyasındaki bilgilere göre, tazminat davası halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmektedir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddeleri uyarınca tutuklu yargılanma süresinin aşırı olduğundan şikayetçi olmuştur.
AİHM bu şikayetlerin yalnızca AİHSnin 5/3 maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Hükümet AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvuru reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan, başvuran tutuklu yargılanma emrine ve tutukluluk halinin devamına itiraz edememiştir. AİHM önceki birçok davada benzeri itirazları reddetmiştir (bkz., özellikle, Koşti ve Diğerleri/Türkiye, no. 74321/01, paragraflar 19-24, 3 Mayıs 2007; Mehmet Şah Çelik/Türkiye, no. 48545/99, paragraflar 22-31, 24 Temmuz 2007; ve Tamamboğa ve Gül/Türkiye, no. 1636/02, paragraflar 27-29, 29 Kasım 2007).
AİHM mevcut davada daha önceki davalarda verdiği kararlardan farklı bir karar vermek için gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, şikayetin kabuledilebilir olduğu sonucuna varmıştır.
Başvuranın tutuklu yargılama süresine ilişkin şikayetinin esası hususunda, göz önüne alınması gereken süre 12 Ekim 2001de başlamış ve 7 Temmuz 2003te sona ermiştir. Bu nedenle, bir yıl sekiz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin her bir duruşma sonunda kendi inisiyatifiyle ya da başvuranın talepleri üzerine başvuranın devam etmekte olan tutukluluk halini incelediğini gözlemlemektedir. Her incelemede, mahkeme delillerin durumunu ve suçun niteliğini göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Ulusal mahkemelerin, başvuranın devam eden tutukluluğu için ortaya koydukları gerekçelerin konuyla ilgili ve yeterli olduğu kabul edilse dahi, AİHM yetkili ulusal makamların yargılama devam ederken özel bir titizlik göstermiş oldukları hususunda tatmin olmalıdır (Muller/Fransa, 17 Mart 1997, 35. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1997-II).
AİHM bu bağlamda idari makamların başvuranı Metris Cezaevinden Buca Cezaevine havale edememeleri nedeniyle İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin, bir yıldan fazla süreyle 19 Aralık 2001 ve 3 Şubat 2003 tarihleri arasındaki duruşmaları ertelediğini gözlemlemektedir. Duruşmaların ertelenmesindeki yegane sebebin, yetkili makamların başvuranı uzun süre mahkeme önüne getirememesi olması nedeniyle AİHM ulusal makamların gereken titizliği gösterdikleri sonucuna varılamayacağı kanaatindedir. Bu nedenle, başvuran kayda değer bir süre belirli bir mahkeme önüne çıkarılmadan tutuklu kalmıştır.
AİHM yukarıda kaydedilenler ışığında AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, ulusal hukuka göre AİHSnin 5/3 maddesinin ihlali için tazminat alma hakkı bulunmadığından şikayetçi olmuştur. Bu şikayetini AİHSnin 5/5 maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, başvuranın hakkaniyete uygun olmadan tutuklu bulundurulması hususundaki tazminat davasının halen devam ediyor olması nedeniyle başvurunun bu kısmının zamanından önce yapıldığını kaydetmiştir.
AİHM, Hükümetin itirazının, ayrılmaz bir şekilde, başvuranın bu başlık altındaki şikayetinin esasına ilişkin olduğu kanaatindedir.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonuca varmak için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
Başvuran iç hukukta, AİHSnin 35/3 maddesi bağlamındaki hakkının ihlali için tazminat talep ederken kullanabileceği bir iç hukuk yolu bulunmadığını kaydetmiştir. 466 sayılı Kanunun sağladığı iç hukuk yolunun bu hususta etkili olmadığını belirtmiştir. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, 466 sayılı Kanun uyarınca ulusal mahkemelerin, tazminat ödenmesine karar verirlerken, değerlendirmelerini yalnızca davacıların kesin olarak beraat etmesine dayandırdıklarını hatırlatmaktadır. Ulusal mahkemelerin değerlendirmesi, beraatın otomatik bir sonucudur ve 5. maddenin ilk dört paragrafının ihlalinin tespit edildiği anlamına gelmez (bkz., örneğin, Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri/Türkiye, no. 50086/99, 50. paragraf, 3 Mayıs 2007; Medeni Kavak/Türkiye, no. 13723/02, 34. paragraf, 3 Mayıs 2007; ve Saraçoğlu ve Diğerleri, 52. paragraf). Sonuç olarak, başvuranın davasında 466 sayılı Kanun, AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki hakkının ihlali için 5/5 maddenin sağladığı gibi uygulanabilir bir tazminat hakkı sağlamamaktadır.
Dolayısıyla AİHM, Hükümetin ilk itirazını reddetmekte ve AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. 41. MADDENİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Zarar
Başvuran 20,000 Euro maddi tazminat ve 50,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varan AİHM, bu talebi reddetmektedir. Ancak, hakkaniyet temelinde, başvurana 2,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca AİHM önünde yaptığı masraflar için 3,333 Euro talep etmiştir. Bu taleplerini desteklemek için bir avukatlık ücreti sözleşmesi ve yasal temsilcisinin yürüttüğü yirmi yedi saatlik işi gösteren bir zaman çizelgesi sunmuştur.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM içtihadına göre bir başvuran, gerçekten gerekli olduğu için yaptığını ve meblağın makul olduğunu gösterdiği müddetçe masraf ve harcamalarının tazminine hak kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AİHM, önünde yapılan yargılamalar için 1,000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Savunmacı Devletin AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevirerek izleyen meblağları ödemesine:
(i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için, uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, 1000 Euro (bin Euro);
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 2 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy