(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, PROTOKOL NO 1) (4721 S. K. m. 1007)
(Başvuru no: 15523/04 ve 15891/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
07 Aralık 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (15523/04 ve 15891/04) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşları Hüseyin Ak ve Şükrü Akın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Nisan 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Şükrü Ak, 29 Mart 2006 tarihinde vefat etmiştir. Şükrü Akın çocukları Ayşegül Yazan, Aynur Ak ve Mustafa Yalçın Ak, 21 Kasım 2008 tarihli bir mektupla, mirasçı sıfatıyla AİHM önündeki başvuruyu takip etme niyetleri hususunda bilgi sunmuşlardır. Şükrü Akın çocuklarına başvuran sıfatı atfedilmiş olsa da uygulamadaki nedenlerden dolayı, işbu davada Şükrü Ak başvuran sıfatı taşımaya devam edecektir (Dalban-Romanya, başvuru no: 28114/95).
Başvuranlar, Strazburg Barosu avukatlarından O. Uğural tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1942 ve 1930 doğumlulardır.
21 Nisan 1986 tarihinde, başvuranlar, ortak iyelik yoluyla Tekirdağ- Marmara Ereğlisinde bulunan 2.220 m2 yüzölçümündeki bir taşınmazı edinmişlerdir.
28 Kasım 1996 tarihinde, Hazine, Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesinde, sözkonusu taşınmazın kıyı şeridinde kaldığı gerekçesi ile başvuranların tapusunun iptali ve maliklik sorunun sona ermesi iptal davası açmıştır.
13 Kasım 2000 tarihinde, hakim, üç jeoloji mühendisi ve bir kadastro memurundan oluşan bir bilirkişi komisyonu ile beraber söz konusu yerlere gitmiştir. 14 Ocak 2001 tarihinde bilirkişi komisyonu raporunu sunmuştur. Bilirkişiler, başvuranların taşınmazlarının kıyı şeridi içerisinde yer aldığına kanaat getirmektedirler.
Başvuranların katılmadığı 2 Mart 2001 tarihli duruşma sırasında, mahkeme, okunmasının ardından bilirkişi raporunu dosyaya eklemiştir.
21 Mart 2001 tarihli ek raporunda, bilirkişi, taşınmazın değerini 2 milyar 220 milyon eski Türk Lirası (2.200 Yeni Türk Lirasına tekabül etmektedir yaklaşık 2.480 Euro) olarak değerlendirmiştir.
30 Mart 2001 tarihinde, mahkeme, Hazinenin talebini kabul etmiştir; mahkeme, başvuranların tapularının ihlal edilmesine ve ihtilaflı taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.
6 Aralık 2001 tarihinde, başvuranlar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, kıyı kenar çizgisinin valilik tarafından belirlenmediğini ileri sürmüş ve çizginin yetersiz araştırmaların sonucunda belirlendiğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesine ilişkin hiçbir şikayette bulunmamışlardır.
11 Şubat 2002 tarihinde, Yargıtay, başvuranlar tarafından sunulan tüm gerekçeleri reddetmiştir. Buna karşın Yargıtay, mahkemenin, maliklik sorunun sona erdirilmesine yönelik talep hakkında karar vermediği gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
19 Haziran 2003 tarihinde, mahkeme ilik kararını yinelemiş ve malikilik sorunun ivedilikle sona erdirilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, ihtilaflı taşınmazın kıyı şeridi içerisinde yer aldığı ve özel mülkiyet konusu olamayacağını belirtmiştir.
Mahkeme, 1980 ve 1984 yılları arasında gerçekleştirilen kıyı kenar çizgilerinin kadük olduğunu ve bu hususta taleplerde bulunulmasına rağmen, Kıyı Kanununun 5. ve 9 maddeleri uyarınca valilik tarafından yeni kıyı kenar çizgisinin belirlenmediğini belirtmiştir. Mahkeme, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 28 Kasım 1997 tarihli kararı uyarınca, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisinin belirlenmesinin adli yargıya ait olduğunu belirtmiştir. Söz konusu karar ışığında ve yeni Kıyı Kanunu uyarınca valiliklerin kıyı kenar çizgisi tespit edememelerini göz önüne alan hakim, üç jeoloji mühendisi ve bir kadastro memurunun eşliği ile söz konusu yerlere gitmiştir. Hakim, bilimsel veriler yardımıyla bilirkişilerin yeni bir kıyı kenar çizgisi belirlediklerini belirtmiştir.
17 Kasım 2003 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı onamıştır.
HUKUK
I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
İşbu başvurulara konu olan olayların benzer olması nedeniyle AİHM, davaların birleştirilmesinin gerektiğine kanaat getirmekte ve tek bir kararda ortaklaşa olarak incelenmesine karar vermektedir.
II. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDAİSI HAKKINDA
Başvuranlar, tazminat ödenmeksizin mülkiyet haklarını kaybetmelerinin, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin öngördüğü şekli ile mallarına saygı haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
Hükümet söz konusu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHMye iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile sözkonusu başvuruları reddetme çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, 2007 yılındaki içtihat düzenlemelerinden itibaren, kıyıda yer alan taşınmazların tapularının iptalinden mağdur olan kişilerin, Medeni Kanunun 1007 maddesi uyarınca tazminat elde edebileceklerine dikkat çekmiştir. Hükümete göre, söz konusu yeni başvuru yolu, başvuranların şikayetlerini çözüme kavuşturacak niteliktedir.
Başvuranlar, Hükümetin şikayetlerini sunmak için etkili başvuru yoluna sahip olduklarını kanıtlamadığını ifade etmektedirler. Bir yıllık dava süresine atıfta bulunarak, başvuranlar, Hükümetin söz konusu tarihten önce nihai hale gelen tapu iptaline ilişkin içtihat düzenlemesinin ardından tazminat ödenmesine ilişkin hiçbir emsal karar sunmadıklarını belirtmiştir.
AİHM, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca AİHMye ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından başvuruda bulunulabileceğini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, her başvuranın, ilke olarak, ihlallerin önlenmesi veya kendisine karşı yapılan ihlallerin giderilmesi gibi AİHSnin 35/1 maddesinin amacına ulaşmasını Sözleşmeye taraf olan devletlere sağlamak için ulusal mahkemelere imkan tanıması gerektiğini belirtmektedir. Bununla birlikte AİHSnin 35. maddesinin hükümleri, sadece işlenen ihlallere ilişkin müsait ve uygun başvuru yollarının tüketilmesini öngörmektedir. Bu başvuru yolları sadece teoride değil uygulamada da yeterli düzeyde emniyeti hasıl olmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkililik ve ulaşılabilirlikten uzak kalırlar (bkz, Mifsud-Fransa, başvuru no: 57220/00).
AİHM, bir hakkın veya ilgili ulusal içtihadın incelemesinin, kıyı şeridinde yer alan taşınmazlarından mahrum bırakılan kişiler için tazminat başvurusunun mevcudiyetini gösterdiğini belirtmektedir. Nitekim bu hususta AİHM tarafından alınan kararları müteakip (sözü edilen N.A. ve diğerleri, Doğru söz ve Aslan), Türkiyede Yargıtay, 2007 yılının sonuna doğru, Medeni Kanunun 1007. maddesinin uygulanmasına ilişkin içtihadını düzenlemiş ve kıyı şeridinde yer alan taşınmazlarından yoksun bırakılan kişilere tazminat imkanı sağlamıştır. Söz konusu tarihte benimsenen içtihat, daha sonra Yargıtay tarafından alınan kararlarla onanmıştır. Söz konusu tarihten itibaren bu başvuru yoluna sıklıkla başvuruda bulunulmakta ve ulusal mahkemeler, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine ve AİHM içtihadına atıfta bulunarak söz konusu hükmü sıklıkla uygulamaktadır. Söz konusu hükmün günümüzde yeterince yerleştiği ifade edilebilir.
Ayrıca AİHM, 2007 yılının sonunda, Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat başvurusunun, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca, uygulanabilmesi ve uygulanması gerekliliği için yeterli düzeyde emniyeti hasıl olduğu kanaatindedir.
Buna karşın AİHM, işbu başvuruların, söz konusu içtihat düzenlemesinden önce yapıldığını ve sonuç olarak, başvuranların ilk kez Strazburga şikayetlerini sunduklarında, Türk hukukunda tazminat elde edebilmek için etkili hiçbir başvuru yoluna sahip olmadıklarını tespit etmektedir. Bu bağlamda, AİHM, istisnalar dışında, , AİHMye başvurunun yapıldığı tarihte, başvuru yollarının tüketildiği değerlendirmesinde bulunduğunu hatırlatmaktadır (Baumann-Fransa, başvuru no: 33592/96). Oysa davanın incelemesi, sözkonusu kuralda bir istisnayı haklı kılan hiçbir özel koşul sunmamaktadır.
Nitekim içtihada dayalı bir başvuru yolu sözkonusu olduğunda, -yasaya dayalı başvuru yolunda olduğu gibi- AİHMye önceden yapılan başvurulara açıkça gönderme yapan ve ulusal mahkemelerin yetki kapsamına girmesini amaçlayan geçici bir hüküm bulunmamaktadır (bkz, a contrario, Brusco-İtalya, başvuru no: 69789/01, Aydemir ve diğerleri, başvuru no: 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05 ve 9509/05, 9 Kasım 2010).
Hükümetin görüşlerine göre, Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat davasının, nihai olarak mülkiyet hakkının düşmesinden itibaren bir yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir. Oysa mevcut davada, başvuranların tapularını iptal eden nihai iç hukuk kararı, 17 Kasım 2003 tarihli Yargıtay kararıdır. Dolayısıyla, şayet, Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca başvuranlar ulusal mahkemelerde tazminat davası açmış olsalardı, dava hakkının düşmesi tehlikesi ile karşılaşabilirlerdi. Bu hususla ilgili Hükümet aksini ortaya koymamaktadır; Hükümet, tazminat davası açıldığı sırada, bir yılda fazla süredir tapusu iptal edilmiş olan bir kişiye sözkonusu hüküm uyarınca tazminat ödenmesine yönelik bir emsal karar sunmamaktadır.
Bu durumda, -şimdilik- Yargıtay içtihadındaki son gelişmelerin, başvuranların şikayetçi oldukları durumla ilgili olarak geriye yürütülebilir bir etkisinin olduğu ortaya konamamaktadır.
Sonuç olarak, AİHM, mevcut dava koşullarında, başvuranların, Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat talebiyle hukuk mahkemelerine başvuruda bulunma zorunluluğu olmadıkları kanaatindedir ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
Hükümet, ihtilaf konusu başvuruların geriye yürütülebildikleri hususunun gerçekliğini hukuki kararlarla destekleyecek durumda olmuş olsaydı bile söz konusu sonuç, geriye yürütülme hususuna ilişkin olası bir yeniden incelemeyi öngörmemektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabul edilebilir niteliktedir.
B. Esasa ilişkin
AİHM, başvuranlar tarafından sunulan şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelemiş ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen N.A.). Ayrıca AİHM, taşınmazın değeri ile orantılı makul bir miktar ödemeden mülkiyetten yoksun bırakmanın doğal olarak aşırı bir yük oluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmemesinin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında ancak istisnai koşullarda haklı kılınabileceğini ifade etmektedir (Jahn ve diğerleri-Almanya, başvuru no: 46720/99, 72203/01 ve 72552/01 ve Manastır azizleri-Yunanistan, 9 Aralık 1994).
AİHM, mevcut davada, farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümetin ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığını tespit etmektedir (sözü edilen N.A. ve diğerleri). Başvuranlar, tapularının iptal edilmesinin ve taşınmazlarının Hazineye devredilmesinin ardından hiçbir tazminat almamışlardır. Ayrıca, dosyanın incelenmesi, tazminat ödenmemesini haklı kılmak için hiçbir istisnai koşul göstermemektedir (sözü edilen N.A. ve diğerleri).
Bu itibarla 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6/3 b) maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesinden şikayetçidir. Başvuranlar, bu bağlamda, kendilerini savunma ve sözkonusu rapora itiraz etme haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
Hükümet, 2 Mart 2001 tarihli duruşma sırasında, hakimin, dosyaya eklemeden önce sözkonusu raporun okunmasına yer verdiğine dikkat çekmektedir; sözkonusu duruşma sırasında başvuran hazır bulunmamaktadır. Hükümet, bilirkişi raporunun, başvuranların erişebilecekleri dava dosyasında bulunduğunu sözlerine eklemektedir. Son olarak, başvuranlar tarafından mahkemeye ve Yargıtaya sunulan görüşlerden, başvuranların sözkonusu rapordan haberdar oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHM, söz konusu dava ceza davası olmadığından, AİHSnin 6/3 maddesinin mevcut davaya uygulanamayacağı kanaatindedir. Söz konusu şikayetin, bu maddenin 1. paragrafı açısından incelenebileceği varsayılsa da düzenlenen iddiaları değerlendirmede yetkili olan AİHM, AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere ilişkin hiçbir ihlal nedeni görememektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 4. paragrafı uyarınca başvurunun sözkonusu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar, maruz kaldıkları maddi zararı 444.000 TL (yaklaşık 198.000 Euro) olarak belirtmektedirler. Söz konusu miktar, bir gayrimenkul değerlendirme şirketi tarafından 25 Mart 2009 tarihinde düzenlenen raporda ortaya konan taşınmazın değerinde tekabül etmektedir.
Başvuranlar ayrıca 40.000 TL manevi tazminat talep etmektedirler.
Hükümet, söz konusu iddialara itiraz etmektedir.
Mevcut davada, AİHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalin nedeninin, taşınmaza el konulmasının yasal olup olmaması değil, uygun tazminatın ödenmemesi olduğunu saptamaktadır (Scordino - İtalya, no 1 başvuru no: 36813/97).
Söz konusu unsurları ve ihtilaflı yapı ve taşınmazın fiyatına ilişkin olarak sahip olduğu bilgileri göz önüne alarak AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuran Hüseyin Aka 50.000 Euro ve başvuran Şükrü Akın mirasçılarına ortaklaşa olarak 50.000 Euro maddi tazminat ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
Manevi tazminat ile ilgili olarak, AİHM, mevcut dava koşullarında, ihlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için yeterli tatmin oluşturduğu kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 20.000 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar iddialarını desteklemek için hiçbir belge sunmamaktadırlar.
Hükümet, başvuranların bu husustaki iddialarına itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Belge sunulmamasını göz önüne alan AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvurunun 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabul edilebilir geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
3. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların maruz kaldığı manevi tazminat için ihlal tespitinin kendisinin yeterli adil tatmin oluşturduğuna;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından aşağıdaki miktarların ödenmesine;
i) her türlü vergiden muaf tutularak Hüseyin Aka 50.000 Euro (elli bin Euro) maddi tazminat;
ii) her türlü vergiden muaf tutularak başvuran Şükrü Akın mirasçılarına (çocukları Ayşegül Yazan, Aynur Ak ve Mustafa Yalçın Ak) ortaklaşa olarak 50.000 Euro (elli bin Euro) maddi tazminat;
b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, söz konusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 07 Aralık 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy