(AİHS m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 17883/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
18 Kasım 2008
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 17883/04 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Pınar Şenerin (başvuran) 19 Nisan 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından T. Arınır tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1975 doğumlu başvuran Eskişehirde ikamet etmektedir.
Başvuran 16 Temmuz 1995 tarihinde geçirdiği bir trafik kazasında ağır yaralanmıştır. Hastaneye kaldırılan başvuran kafatasında oluşan travma nedeniyle 15 Eylül 1995 tarihine kadar nöroşirurji kliniğinde tedavi görmüştür.
Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi 3 Kasım 1995 tarihinde başvuranın annesini yasal vasisi olarak tayin etmiştir.
Başvuranın tedavi edildiği nöroşirurji kliniği şefi16 Nisan 1996 tarihinde düzenlediği rapor ile başvuranın post travma sendromuna bağlı sorunlar nedeniyle üçüncü bir kişinin yardımına ihtiyacı olduğunu tespit etmiştir.
Başvuranın annesi kendisi ve kızı adına 4 Ocak 1996 tarihinde Bilecik Asliye Hukuk Mahkemesinde kızının uğradığı kazanın sorumlusuna karşı tazminat davası açmıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 31 Ocak 1996 tarihinden 29 Aralık 2005 tarihine dek altmış iki duruşma gerçekleştirmiş ve mahkeme heyeti yaklaşık yirmi kez değiştirilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi 18 Nisan 1996dan 9 Kasım 1999a kadar aynı olaylara dayalı açılan ceza davasının nihai olarak sonuçlanmasını beklerken davayı ertelemiş, bu dönemde sözü edilen kazanın sorumlularının her birinin kusur oranlarının tespiti amacıyla birçok tıbbi ve bilirkişi incelemesine başvurmuş, 9 Kasım 1999 tarihli duruşmada ceza davasının nihai surette sonuçlandığını kaydederek bu davanın sonuçlarını dosyasına eklemiştir.
3 Aralık 2003 tarihinde hazırlanan tıbbi bilirkişi raporu başvuranın % 59 oranında işgücü kaybı olduğunu ve üçüncü bir kişinin yardım ve desteğine ihtiyacı olduğunu belirlemiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi 18 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın tazminat talebini yerinde bularak 16 Temmuz 1995 tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte adıgeçene 300.000 YTL maddi ve 750 YTL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
Sözü edilen bu tazminatı ödemesine hükmedilen kişi 12 Haziran 2006 tarihinde temyize gitmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre bu başvurunun kabul edildiği tarihte dava halen sürmekteydi.
HUKUK
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN
1. Ön tespitler
Başvuranın avukatı esas ve adil tatmine ilişkin 11 Şubat 2008 tarihli yazılı görüşlerinde, dava koşullarının müvekkilinin aynı zamanda etkili bir başvurudan yararlanma hakkının ihlaline yol açtığı gerekçesiyle, AİHMyi ihtilaf konusu olayları ayrıca, AİHSnin 5. ve 13. maddeleri açısından da incelemeye davet etmiştir. AİHM, yazılı görüşler kapsamında ilk kez dile getirilmesine karşın başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin ön incelemeden evvel bu şikayetin ileri sürüldüğünü saptamaktadır.
AİHM bu şikayeti yalnızca AİHSnin 13. maddesi açısından ele alacaktır.
2. Ön itirazlar
Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AİHMyi başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Başvuranın ilk derece mahkemesinin kararını müteakip altı ay içinde başvurusunu yapması gerekirdi. Hükümet ayrıca başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir.
Başvuran bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM iç hukuktaki mahkemeler önünde bahse konu yargı sürecinin halen sürmesi dikkate alındığında altı ay kuralı itirazını reddetmektedir.
Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği itirazına ilişkin AİHM, yargılamanın ulusal mahkemelerde halen sürdüğü hususunu yineler. Başvurunun bu kısmı erken yapılmıştır ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak iç hukuk yolları tüketilmediği için reddedilmesi gerekir.
AİHM başvurunun kalan bölümü ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının başvuranın AİHSnin 13. maddesi alanında yaptığı şikayetin esası ile doğrudan ilintili olduğuna itibar etmektedir. AİHM bu itirazı şikayetin esası ile birlikte inceleyecektir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun kalan kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran davasının «makul bir süre» içinde görülmesi hakkından yararlanamadığını öne sürerek AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Göz önünde bulundurulması gereken dönem 4 Ocak 1996 tarihinde başlamış ve işbu kararın verildiği tarihte de halen sona ermemiştir. İki dereceli mahkemede geçen bu süre on iki yıl dokuz aydır.
Hükümet mevcut davanın koşullarında bu sürenin aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır. Bilhassa, hukuk mahkemelerinin kararlarını vermeden evvel ceza davasının sonuçlanmasını beklemeleri gerekmiştir.
Başvuran bu saptamalara itiraz etmektedir.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arzettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi kararı (ibidem).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu bağlamda, AİHM, hukuki dava sürecinin «ceza davası devam eden hukuk davasını etkiler» bekletici sebep ilkesine dayanılarak ertelenmesinin tek başına keyfi bir yönünün bulunmadığını düşünmektedir, ancak, ceza davasının sona erdiği 9 Kasım 1999dan itibaren ilgili belgelerin Asliye Hukuk Mahkemesi önünde süren dava dosyasına eklendiğini de tespit etmektedir. Oysa ki Asliye Hukuk Mahkemesi altı yıldan fazla bir süreden sonra 18 Mayıs 2006 tarihinde karar vermiştir. AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadını dikkate alarak sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Türkiyede yargılamanın uzunluğuna karşı çıkacak başvuru yolunun mevcut olmadığından şikayetçidir ve AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında dinlenmesini öngören 6/1 maddesinin ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Hükümetin buna benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu farklı kılacak herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Tendik vd.-Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00, 30 Mayıs 2006).
AİHM sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının kabul etmez. Başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan davasının makul bir süre zarfında görülmesi hakkının ihlaline karşı iç hukukta bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHSnin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre AİHM işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 8.400 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca posta giderleri için 30 Euro, tercüme masrafları için 151,46 Euro ve temsil giderleri için 6.034 Euro talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge mahiyetinde posta giderleri faturasını, tercüme faturalarını ve İstanbul barosu avukatlık ücret tarifesini örnek göstermektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı ve buna karşı etkili başvuru yolunun bulunmadığına ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4 a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat için 8.400 (sekiz bin dört yüz) Euro ödenmesine;
ii. yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy