(4721 S. K. m. 1007) (AİHS. m. 35,41, 44, I NOLU PROTOKOL) (KÖKTEPE - TÜRKİYE DAVASI) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZDEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 21516/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Ocak 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (21516/04) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Halil Pakın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 4 Mayıs 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1945 doğumlu olup Orduda ikamet etmektedir. 20 Şubat 1942 tarihinde 6.108,21 m2 yüzölçümündeki arazi başvuran adına tescil edilmiştir (referans numarası 48, ada 127, parsel 11).
Başvuran Ulubey (Ordu) Yenisayaca köyünde yerleşik toplam yüzölçümü 39.000 m2, yetmiş iki hisseden oluşan bu taşınmazın 3.250 m2lik altı hissesini hibe yoluyla edinmiştir. 9 Ocak 1964 ve 19 Haziran 1970 tarihlerinde başvuranın arazisi tarım arazisi olarak vasıflandırılmıştır.
Kadastro komisyonu belirtilmeyen bir tarihte bu taşınmazı 127 ada ve 11 parsel numaraları ile tapu sicilinde başvuran adına kaydetmiştir.
24 Ocak 2002 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü, sözü edilen taşınmazın orman arazisi alanına girdiği gerekçesiyle kadastro komisyonu tarafından başvuran adına yapılan tescilin iptal edilerek Orman Genel Müdürlüğü adına kaydedilmesi talebiyle Ulubey Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.
Asliye hukuk mahkemesi 5 Kasım 2002 tarihinde arazi üzerinde bilirkişi incelemeleri gerçekleştirmiştir.
14 Kasım 2002 tarihli raporda, topografya uzmanı orijinal mülkiyet kaydı işleminin 164 numara kaydıyla Nisan 1909 yılında yapıldığını, bundan sonraki 20 Şubat 1942, 9 Ocak 1964, 19 Haziran 1970 ve 8 Eylül 1970 tarihli kayıtların ise ihtilaf konusu taşınmaza karşılık geldiğini ifade etmiştir. Orman uzmanı ise bu arazinin orman alanının bir bölümünü oluşturduğunu belirtmiştir.
22 Kasım 2002 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi bilirkişi raporlarına dayanarak Orman Genel Müdürlüğünün talebini yerinde bulmuştur. Mahkeme, arazinin evveliyatında orman alanı olduğunu, ormanlık alanların özel bir mülkiyet konusunu teşkil edemeyeceğini belirtir 6831 sayılı Kanunun hükümlerine karşın arazinin sonradan fındık tarım arazisi haline geldiğini kaydetmiştir.
Başvuran 28 Şubat 2003 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuran sözkonusu taşınmazın diğer komşu araziler gibi fındık arazisi niteliğini taşıdığını, tapu kaydına kaydettirdiği ve maliki olduğu 1964 yılından bu yana da bu şekilde devam ettiğini savunmuştur.
Yargıtay 25 Eylül 2003 tarihli bir karar ile temyizine gidilen kararı onamıştır. Bu karar başvurana 5 Kasım 2003te tebliğ edilmiştir.
22 Mart 2004 tarihine Yargıtay ihtilaf konusu taşınmazın beyan edilen değerinin 600.000.000 TL olması gerekirken mevcut haliyle 386.527.528 TL (24 Ocak 2002 tarihinde yaklaşık 329 Euro) olduğu gerekçesiyle başvuran tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kamu yararı olmadan ve kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taşınmazının tapu senedinin iptal edilmesinin mülkiyet hakkına yönelik orantısız bir müdahaleyi teşkil ettiğini savunmaktadır.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet benzer koşulları içeren ve Orman Genel Müdürlüğünün talebi üzerine tapusu yargı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tescili konu edilen bir davada, davayı açan kimsenin tazminat elde edebildiği bir hükme atıfta bulunmaktadır. Hükümet ayrıca başvuranın idare mahkemelerinde tam yargı davası veyahut Medeni Kanunun 1007. maddesine dayalı olarak tazminat davası açabileceğini savunmaktadır.
AİHM öncelikle Köktepe-Türkiye (no: 35785/03, 2 Temmuz 2008), Turgut vd.-Türkiye (sözü edilen) ve Rimer vd.-Türkiye (no: 18257/04, 10 Mart 2009) kararlarında da buna benzer itirazların yapıldığını ve bunların reddedildiğini hatırlatır. Mevcut başvuruda daha önce benimsediği bu kararların dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumun yer almadığını belirtmektedir. AİHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHMnin bu konudaki yerleşik içtihadına (Bkz. diğerleri arasında, Dağalaş-Türkiye no: 51326/99, 29 Eylül 2005 ve Özden-Türkiye (no1) kararı no: 11841/02, 3 Mayıs 2007) göndermede bulunan Hükümet başvuranın Ek 1 nolu Protokolün 1 maddesi uyarınca ne «mevcut bir mülke» sahip olduğunu ne de «meşru bir beklentiyi» öne sürebileceğini savunmaktadır. Kaldı ki, Hükümete göre tapu sicilindeki kaydın kadastro komisyonu tarafından iptal edilmesi davasının başvuranın tapusunun iptal edilmesine yönelik değildir.
Hükümet AİHMnin bu konudaki yerleşik içtihadına atıfta bulunmakta (Bkz. diğerleri arasında, Ansay-Türkiye kararı, no: 49908/99, 2 Mart 2006) mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın ormanların korunması gibi meşru meşru bir amacı güttüğünü ifade etmekte ve kamusal ormanlık alanların özel bir mülkiyetin konusunu teşkil edemeyeceğini belirten Anayasanın 169. maddesini hatırlatmaktadır.
AİHM bu konudaki genel prensipler için Turgut vd. (sözü edilen) kararını dikkate almaktadır.
AİHM tapu sicilindeki kaydın kadastro komisyonu tarafından iptal edilmesi davasının başvuranın tapusunun iptaline ilişkin olmadığı yönündeki Hükümetin savına katılmamaktadır. Dosyada yer alan unsurlardan başvuranın bir tapu senedinin olduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. AİHM, başvuranın dosyaya eklediği 9 Ocak 1964 ve 19 Haziran 1970 tarihli iki tapu senedinin adı geçenin toplam 39.000 m2 yüzölçümündeki yetmiş iki hisseden oluşan bu taşınmazın 3.250 m2lik altı hissesini hibe yoluyla edindiği anlaşılmaktadır. AİHM ayrıca ihtilaf konusu taşınmazın başvurana ait olduğu doğrultusunda görüş bildiren bir bilirkişinin de olduğunu kaydetmektedir. AİHM, kadastro komisyonu tarafından gerçekleştirilen tapu kaydının mahkeme tarafından iptal edildiğini, iptal işleminde yine aynı tapu tescilinin ve senedinin esas alındığını ve netice itibarıyla başvuranın tapusunun iptal edildiğini hatırlatarak, ihtilaf konusu taşınmaz 6831 sayılı Orman Kanununun hükümleri çerçevesinde orman alanı olarak vasıflandırılmamış olsaydı mülkiyetinin halen geçerliliğini koruyacağını vurgulamaktadır.
AİHM, tescilin mahkeme tarafından iptaline ve netice itibarıyla başvuranın tapu senedinin geçersiz olduğuna kanaat getirilene dek başvuranın iç hukuktaki ilgili hükümler göre sözkonusu taşınmazın maliki konumunda olduğunu not eder. AİHM ihtilaf konusu taşınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılması ile birlikte, başvuranın mülkiyet hakkına riayet edilmesine yönelik bir müdahalenin bulunduğunu ve bu müdahalenin Ek 1 nolu Protokolün I. maddesinin birinci bendinin ikinci paragrafında yer alan mülkiyetten «yoksun» bırakma olarak değerlendirildiğini kaydetmektedir.
AİHM, başvuranın dile getirdiği şikayete benzer bir şikayeti daha önce de incelediğini ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı sıra AİHM, taşınmazın değeri ile uyuşmayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten yoksun bırakmanın aşırı bir müdahaleyi oluşturduğunu ve istisnai koşullarda toplam bir tazminatın yokluğunun Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ile bağdaşmadığını dile getirmektedir (Bkz. sözü edilen Turgut vd.). Mevcut başvuruda, başvuran taşınmazının Hazineye devredilmesini müteakip herhangi bir tazminat elde edememiştir ve Hükümet bu davanın farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delili sunmamıştır (Bkz. sözü edilen Turgut vd.-Türkiye).
Bu nedenle Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran maddi tazminat olarak 60.000 TL. (yaklaşık 28.570 Euro) talep etmekte, fakat bu amaçla herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
Hükümet AİHMyi dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bu talebi reddetmeye çağırmaktadır.
AİHM bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında, başvuranın belirli bir maddi zarara uğradığına ve götürü bir meblağa hükmetmek gerektiğine itibar etmektedir. Mahkemeye sunulan bilgiler ve hakkaniyete uygun olarak AİHM, her türlü vergiden muaf tutulmak ve Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle başvurana maddi tazminat için 10.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 10.000 (on bin) Euro maddi tazminat ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy