(AİHS m. 6, 7, 10, 11, 34, 35, 41, 44) (2908 S. K. m. 37) (KARADEMİRCİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (YALÇIN KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI) (SUNDAY TIMES - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (TAPKAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BALYEMEZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 22766/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
30 Haziran 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22766/04) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı İsmail Karanın (başvuran) 2 Haziran 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından S. Yılmaz tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1953 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran, Anadolu TAYAD derneğinin (Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği, bundan böyle dernek olarak tanımlanacak) başkanıdır.
29 Kasım 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine nakledilmelerini protesto etmek üzere o dönemde açlık grevi başlatan tutukluları desteklemek amacıyla derneğin yönetim kurulu, 1 Aralık 2000 tarihinden itibaren üyelerinin de belirli olmayan bir süre için açlık grevine başlamalarına karar vermiştir.
2 Aralık 2000 tarihinde dernek bir broşür dağıtmıştır.
4 Aralık 2000 tarihinde polis, derneğin almış olduğu bu kararı yerinde tespit etmek üzere dernek binasına geldiğini bildiren bir tutanak düzenlemiştir.
Üsküdar Savcılığı 8 Aralık 2000 tarihli yazısında, başvuranı ifade vermeye çağırmıştır.
8 Şubat 2001 tarihinde hazırlanan iddianamede savcılık, başvuranın da içerisinde bulunduğu bazı kişiler hakkında 2908 sayılı dernekler kanunu temelinde bir cezai kovuşturma başlatmıştır. Savcılık, iddianamesinde özellikle derneğin F tipi cezaevlerinin açılmasını protesto eden tutuklulara destek vermek üzere açlık grevi başlatma kararını ve üyelerinin broşür dağıtmasını ön plana çıkarmıştır.
Üsküdar Ceza Mahkemesi (bundan böyle mahkeme olarak tanımlanacak), 27 Nisan 2001 tarihli duruşmada bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvuranı dinlemiştir. Başvuran, iddianamenin, derneğin 29 Kasım 2000 tarihinde aldığı kararın ve 4 Aralık 2000 tarihli tutanağın okunmasından sonra kendisine yöneltilen iddiaları kabul etmiştir.
Mahkeme, başvuranın gıyabında 21 Eylül ve 7 Aralık 2001 ve yine 5 Nisan, 14 Haziran, 7 Ağustos ve 8 Kasım 2002 tarihlerinde bir duruşma gerçekleştirmiştir.
Başvuranın gıyabında görülen 27 Aralık 2002 tarihli duruşmada, savcılık esas üzerinden taleplerini bildirmiş ve iddianamesini tekrarlamıştır.
2908 sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrası temelinde 27 Aralık 2002 tarihinde verdiği kararda mahkeme, başvuranı 29 Kasım 2000 tarihinde açlık grevi organize etmek ve broşür dağıtmak suçlarından altı ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve daha sonra bu cezayı 547 560 000 Türk Lirası (TRL) para cezasına çevirmiştir.
7 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtaya sunduğu adil yargılama ve dernekler kanunuyla ilgili ek layihasına atıfta bulunan başvuran bu kararın bozulmasını talep etmiştir. Başvuran itirazında böyle bir broşürün herhangi bir şahıs tarafından yayınlanmış olabileceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay, 18 Kasım 2003 tarihli kararında temyiz edilen kararı onamış ve bu kararını 19 Aralık 2003 tarihinde Üsküdar Ceza Mahkemesi kalemine göndermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 7, 10 VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, açlık grevi başlatma kararı alması ve broşür dağıtması yüzünden ceza mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü ve dernek kurma hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AİHSnin 7, 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın atıfta bulunduğu olayların daha ziyade AİHSnin 10. maddesinin uygulama alanına girdiği kanaatindedir (Türkiye aleyhine Karademirci ve diğerleri, no 37096/97 ve 37101/97, prg. 25-26, CEDH 2005-I). Bu nedenle AİHM, başvuranın şikâyetlerini yalnızca 10. madde bakımından inceleyecektir:
Hükümet, başvuranın savına karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmekte ve başvurunun kabuledilemez olduğunu savunmaktadır. Hükümet, başvuranın AİHSnin 10. maddesiyle ilgili şikâyetini ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ileri sürmektedir.
Başvuran, bu konuda görüş bildirmemiştir.
AİHM, 7 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtaya sunduğu ve adil yargılama, dernekler kanunu ve özetle ifade özgürlüğüne atıfta bulunduğu ek layihasında başvuranın verilen kararın bozulmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Bu itibarla, başvuran AİHM önünde dile getirdiği bu şikâyeti ulusal mahkemeler önünde de dile getirmiştir. Bunun nedenle, Hükümetin iddiasını reddetmek uygun olacaktır.
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
1. Bir müdahale olup olmadığı hakkında
Başvuran, başkanı olduğu dernek tarafından alınan bir karar nedeniyle kendisinin ceza mahkemesince mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, durumun böyle olmadığını savunmaktadır. Başvuran gibi AİHM de ihtilaflı müdahalenin ilgili şahsın ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanaatini taşımaktadır.
2. Müdahalenin meşruiyeti hakkında
Böyle bir müdahalenin 10. maddeyle uyumlu olması için, yasayla öngörülmesi, maddenin 2. paragrafında yer alan meşru amaçların birine veya birkaçına hizmet etmesi ve bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli görülmesi şarttır.
a) Yasayla öngörülme
AİHM, ceza mahkûmiyetinin 2908 sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrasına dayandırılmasına başvuranın karşı çıkmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla AİHM, ihtilaflı mahkûmiyetin yasal temele dayandığını not etmektedir.
b) Meşru amaç
Hükümet, müdahalenin kamu düzenini korumayı ve başkalarının sağlığını korumayı amaçladığını savunmaktadır. Başvuran, bu konuda görüş bildirmemektedir. AİHM, Hükümetin kamu düzenini koruma görüşüne katılmaktadır.
c) Demokratik bir toplumda gereklilik
Hükümet, başvuranın derneğinin tutuklu ve hükümlülerin aileleri arasında karşıklıklı yardımlaşma ve dayanışma kurulmasını amaçladığını açıklamaktadır. Dernek, bu insanlara ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki destek vermeyi ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamayı önermektedir. Hükümet, başvuranın dernek adına açlık grevi başlatma kararı alarak ve bunu uygulamaya koyarak tutukluların açlık grevi yapmasını teşvik ettiğini ve onların hayatlarını tehlikeye attığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili şahısın dernekler kanununa aykırı hareket ettiğini ileri sürmekte ve başvurana verilen cezanın izlenen amaçla orantılı olduğunu ve ceza mahkûmiyetinin daha sonra para cezasına dönüştürüldüğünü kaydetmektedir.
Başvuran, iddialarını tekrarlamaktadır.
Bu durumda, başvuranın mahkûmiyetinin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu konuda AİHM, özellikle Türkiye aleyhine Yalçın Küçük (no 28493/95, prg. 37, 5 Aralık 2002), Birleşik Krallık aleyhine Sunday Times (no 1) (26 Nisan 1979, prg. 62, seri A no 30), Türkiye aleyhine Öztürk ((GC), no 22479/93, prg. 64, CEDH 1999-VI) ve Norveç aleyhine Nilsen ve Johnsen ((GC), no 23118/93, prg. 43, CEDH 1999-VIII) kararlarında 10. maddeyle ilgili açıkladığı içtihadından doğan temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
AİHM, böylece ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin başlıca koşullarından birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. AİHSnin 10. maddesinin 2. paragrafına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olarak algılanan bilgi ve fikirler için değil; şok edici, zedeleyici yahut kaygı verici bilgi ve fikirler için de geçerlidir. Bunlar, demokratik toplumun vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir.
AİHSnin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında gerekli sıfatı ile acil bir toplumsal ihtiyacın varlığı kastedilmektedir. Genel anlamda ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin gerekliliği ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuşkusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu takdir hakkı, AİHMnin mevzuat ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde uyguladığı denetimiyle birlikte değerlendirilir.
Denetim yetkisini kullanırken AİHMnin görevi ulusal mahkemelerin yerini almak değil, bu mahkemelerin müdahaleyi teşkil eden kısıtlama ya da cezalandırma kararlarının AİHSnin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığına ilişkin nihai kararı vermektir. Bu maksatla AİHM, sözkonusu müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde değerlendirmelidir (bakınız, diğerleri arasından, Avusturya aleyhine Lingens kararı, 8 Temmuz 1986, prg. 46, seri A no 103; Yunanistan aleyhine Rizos ve Daskas kararı, no 65545/01, prg. 44, 27 Mayıs 2004).
Mevcut davada AİHM, 10. maddenin herkese ifade özgürlüğü güvencesi sunduğunu ve yine 10. maddenin bu özgürlüğün kullanılması noktasında güdülen amacın niteliğine göre ya da gerçek veya tüzel kişilerin oynadıkları role göre bir ayrım yapmadığını hatırlatmanın faydalı olacağı kanaatindedir (Türkiye aleyhine Tapkan ve diğerleri kararı, no 66400/01, prg. 68, 20 Eylül 2007).
AİHM, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının ihtilaflı açlık grevi başlatma ve broşür dağıtma eylemleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda, başvuranın tutuklu ve hükümlü aileleri yardımlaşma derneği Anadolu TAYAD üyesi olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur. Olayın meydana geldiği dönemde, yeni cezaevi rejiminde koğuş yerine bir ila üç kişilik yaşam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla tutukluların açlık grevleri başlattığı bilinmektedir (Türkiye aleyhine Balyemez kararı, no 32495/03, prg. 24, 22 Aralık 2005; Türkiye aleyhine Tekin Yıldız kararı, no 22913/04, prg. 16, 10 Kasım 2005). AİHM, o dönemde kamuoyunun bu olaylardan kitlesel medya organları yoluyla haberdar olduğunu not etmektedir. Başvuran ve diğer Anadolu TAYAD dernek üyeleri bu iki tip eylemi uygulamaya koyarak sadece cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri ve F tipi cezaevlerinin kendi deyimleriyle içler acısı durumdaki tutukluk koşulları hakkında kamuoyunun duyarlılığını artırmayı amaçlamışlardır. Oysa burada, başvuran başkalarını açlık grevi yapmaya veya şiddet uygulamaya ya da silahlı direnişe ve ayaklanmaya teşvik etmemiştir. Sadece aralarında yakın akrabasının da bulunduğu tutuklularla dayanışma içerisinde yapılan bu eylemler vasıtasıyla Türk toplumunun gündeminde olan bir konu üzerinde kamuoyunun duyarlılığını artırmak istemiştir.
AİHM, başvuranın daha sonra para cezasına çevrilen hapis cezası mahkûmiyetini dosyadaki tüm unsurlar ışığında incelemiş ve demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün çok önemli bir yeri olması dolayısıyla bu mahkûmiyetin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmıştır. Özellikle, kullanılan yöntemler izlenen amaca göre orantısızdır.
Bu itibarla AİHM, AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında bilgilendirilmediğinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle mali durumunun yetersiz olması dolayısıyla kendisine resen bir avukat tayin edilmediğini ve bu yüzden avukat yardımı alamadığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemelerin gerekçesiz karar verdiklerini savunmaktadır. Son olarak başvuran, ceza mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını, zira iddia makamı ve hakim heyetinin aynı platform üzerinde oturmalarına karşın kendisinin sanık olarak ayrı bir yerde ve ayakta bekletildiğini böylece iddia makamının hakim heyetine dahilmiş gibi gösterildiğini oysa ki o makamın savcılığı temsil ettiğini ve ayrı oturması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle başvuran AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Gerekçenin olmayışı
Başvuran, ulusal mahkemelerin gerekçesiz karar verdiklerini iddia etmekte ve AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.
AİHM, ceza mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararında, başvuranın başkan olma sıfatıyla açlık grevi organize etme ve broşür dağıtma eylemlerinden dolayı mahkûm edildiğinin açık bir şekilde görüldüğünü not etmektedir. Ayrıca Yargıtay, kanuni hüküm verirken başvuranın dile getirdiği her argümana detaylı olarak cevap vermek durumunda değildir.
Bunun sonucu olarak, bu şikâyet, desteklenmediği ve AİHSnin 35. maddesinin 3 ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.
2. Bağımsız ve tarafsız mahkeme
Başvuran, iddia makamının hakim heyetiyle aynı platformda oturması dolayısıyla ceza mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmekte ve AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın bu şikâyeti ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ve ilk olarak burada açıkladığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla bu şikâyet AİHSnin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk yolları tüketilmediği için reddedilmelidir.
3. AİHSnin 6. maddesine dayandırılan diğer şikâyetler
Başvuran, ilk önce yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle maddi durumunun yetersiz olması dolayısıyla resen tayin edilmesi gereken bir avukat yardımından yararlanamadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında bilgilendirilmediğinden şikâyetçi olmakta ve ceza mahkemesi önünde savunma yazısını sunma imkânı bulamadığını kaydetmektedir. Başvuran, AİHSnin 6. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, derneğin almış olduğu kararı yerinde tespit etmek ve bir tutanak düzenlemek üzere polisin dernek binasına geldiğini kaydetmektedir.
Başvuran, ifadesi alınmak üzere savcılığa çağırılmış ve daha sonra hakkında bir iddianame hazırlanmıştır. Üsküdar Ceza mahkemesi önünde 27 Nisan 2001 tarihinde görülen ilk duruşmada iddianame okunmuştur. Bu iddianamede ihtilaflı olayların yer ve tarihleri açıklanmış, uygulanacak kanun maddeleri belirtilmiştir. Üstelik, Hükümet aynı duruşmada başvuranın kendisine isnad edilen suçları kabul ettiğini bildirmektedir. Hükümet ayrıca ilgili şahsın kendisine resen hukuki yardım sağlanması için gerekli koşulları haiz olduğunu, ancak başvuranın hiçbir zaman böyle bir talepte bulunmadığını kaydetmektedir. Hükümet, ceza mahkemesi önünde görülen ilk duruşmalar sırasında bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvuranın kendisini tek başına avukat yardımı olmaksızın savunacağını bildirdiğini, ancak daha sonraki duruşmalara katılmadığını belirtmektedir.
Başvuran bu konuda görüş bildirmemiştir.
AİHM, başvuran aleyhine Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde bir cezai kovuşturma başlatıldığını ve başvuranın 27 Nisan 2001 tarihli duruşmada dinlendiğini tespit etmektedir. Bu konuyla ilgili olarak ve Hükümetin görüşleri ışığında AİHM, 28 Ekim 2008 tarihinde gönderdiği mektupta başvurana özellikle kendisi aleyhine yürütülen yargılama sırasında hangi nedenlerle avukat yardımı istemediğini ve hangi gerekçelerle hukuki yardım talep etmediğini sormuştur. Öte yandan AİHM, başvuranın Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde görülen duruşmalardan haberdar olmadığı varsayımından yola çıkarak ; mahkemenin verdiği bu kararın bir suretini sonradan elde edebileceğini ve müteakiben Yargıtaya başvurabileceğini bildiği halde kendisine niçin bunu yapmadığını sormuş ancak başvurandan yine bir cevap alamamıştır.
Sonuç olarak, AİHMnin bilgi taleplerine başvurandan cevap gelmemesi nedeniyle sözkonusu şikâyetlerin AİHM tarafından incelenmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca AİHM, başvuranın bu şikâyetlerde ısrar etmediği kanaatini taşımaktadır.
Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AİHSnin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 5.000 Euro manevi tazminat ve para cezası olarak ödemiş olduğu 547.600.000 TLyi (yaklaşık 313 Euro) talep etmektedir. Başvuran buna ilişkin makbuzu sunmaktadır.
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.
Başvuranın daha sonradan para cezasına çevrilen mahkumiyeti nedeniyle AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AİHM 313 Euroya tekabül eden sözkonusu meblağın başvurana verilmesi kanaatindedir. AİHM mevcut kararın kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından başlı başına bir adil tatmini oluşturduğunu kaydetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran iç hukukta yapmış olduğu yargılama giderleri için 1.500 Euro ve AİHM nezdindeki giderler için 7775 Euro talep etmektedir. Başvuran tercüme masrafları için 250 Euro talep etmekte, fakat herhangi bir belge sunmamaktadır. Başvuran yalnızca avukatı ile yapılan avukatlık sözleşmesini iletmektedir.
Hükümet bu miktarların doğruluğuna itiraz etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu başvuruda mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında AİHM, başvuranın ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama giderlerine ilişkin talebini reddetmekte, AİHM nezdinde yapılan yargılama masraf ve giderleri için başvurana 2.300 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın AİHSnin 10. maddesi hakkındaki şikayetinin kabuledilebilir, bunun dışında kalan şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Mevcut kararın kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından başlı başına bir adil tatmini oluşturduğuna;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:
i. başvurana 313 (üç yüz on üç ) Euro maddi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için başvurana 2 300 (iki bin üç yüz) Euro
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 30 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy