(AİHS m. 6, 34, 35, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ MİÇOOĞULLARI - TÜRKİYE DAVASI) (N.A. VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no 23249/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
2 Aralık 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Pervin Ardıçoğlu, Ahmet Ardıçoğlu ve Mehmet Artuk Ardıçoğlu (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 28 Haziran 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 23249/04 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1938, 1963 ve 1966 doğumlu olup Ankara ve İstanbulda ikamet etmektedir.
27 Eylül 1952de, Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından alınan karar ile Balıkesir ilinin Burhaniye ilçesinde yer alan ve toplam yüzölçümü 460 m2 olan bir arazi, Süreyya Caner adına, 4 numaralı parsel olarak tapuya kaydedilmiştir.
Burhaniye Sulh Mahkemesi, 28 Kasım 1964 tarihinde alınan karar ile arazinin yüzölçümünü 500 m2 olarak belirlemiştir.
Bu arazi üzerine bir ev inşa edilmiştir. 14 Haziran 1976da, Sabahattin Ardıçoğlu (S.A.) ilgili araziyi satın almış ve kendi adına tapuya kayıt ettirmiştir.
2 Mart 1978de yapılan kadastro çalışması sonucu sözkonusu taşınmaz tapuya 488 m2 özel arazi üzerine inşa edilmiş olan 2 ayrı ev olarak kaydedilmiştir.
28 Kasım 1978 tarihinde, herhangi bir itirazın dile getirilmemiş olmasından dolayı, tapu kayıtlarında yapılan değişiklik kesinleşmiştir.
S.A.nın vefat etmesinin ardından, ilgilinin gayrimenkulleri başvuranlara miras olarak kalmıştır.
27 Mayıs 2000 tarihinde, Devlet Hazinesi, Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tapu kaydının iptali ve evlerin yıkılması için bir dava açmıştır.
Üç jeoloji mühendisi tarafından düzenlenen, 28 Ocak 2002 tarihli bilirkişi raporunda, 4 nolu parselin kıyı şeridine dahil olduğu ve özel mülkiyetin konusunu teşkil edemeyeceğini belirtilmiştir.
Tapu kadastro teknisyeni ve bir mimar tarafından düzenlenen, 4 Mart 2002 tarihli diğer bir bilirkişi raporunda, daha ayrıntılı olarak, 4nolu parselin 422,27 m2sinin deniz kıyı şeridinin alanına dahil olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, raporda arazinin ve iki evin değerinin 10 380 000 000 Türk Lirası (TL) ve 12 000 000 000 TL, yani raporun düzenlendiği tarihte, aşağı yukarı 8 680 Euro ve 10 034 Euroya tekabül ettiği belirtilmiştir.
Mahkeme, 6 Haziran 2002 tarihinde, kıyı şeridine dahil olan arazinin özel hukuk kişisi tarafından iktisap edilemeyeceği gerekçesiyle, sözkonusu 422,27 m2nin 4nolu parselden çıkarılmasına ve tapu kayıtlarının buna uygun olarak düzeltilmesine karar vermiştir.
12 Eylül 2002 tarihinde, başvuranlar temyize gitmişlerdir.
Yargıtay, 10 Aralık 2003 tarihinde, kararı tüm düzenlemeleri ile onamıştır.
Başvuranlar, 11 Şubat 2004 tarihinde, karar düzeltme başvurusunda bulunmuşlardır.
Yargıtay, 10 Mayıs 2004te karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir. Karar bu şekilde, 6 Haziran 2002 tarihinde kesinleşmiştir.
15 Aralık 2005 tarihinde, Devlet Hazinesi, kararı uygulamış ve evler yıkılmıştır.
HUKUK
I. AİHMNİN 6. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar komisyonlar tarafından yapılan incelemelerin ve ulusal mahkeme tarafından benimsenen çözümün mülkiyetlerine ilişkin davanın hakkaniyetine halel getirdiğinden şikayetçi olmakta ve AİHSnin 6. maddesini ileri sürmektedirler.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
AİHM, bir ulusal mahkemenin bir kararı değil de diğerini almasına neden olan unsurları denetleme yetkisi bulunmadığını, aksi takdirde kendini 3. veya 4. derece mahkemesi yerine koymuş olacağını hatırlatır. Aynı şekilde, AİHMnin görevi ulusal mahkeme tarafından kabul edilen bilirkişi raporlarının delil olarak kabul edilmesinin uygun olup olmadığı konusunda bir karar vermek değil, davanın, bilirkişilerin atanma şekli dahil olmak üzere bir bütün olarak adil olup olmadığını değerlendirmektir (mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri, Türkiye, nos 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, § 63, AİHM 2001-VIII bakınız). Dosyada yer alan unsurların incelenmesinden, başvuranların bu başvuruda, ulusal mahkemeler önünde daha önce tartışılmış bir konuyu sürdürdükleri görülmüştür.
Başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesine karar verilmiştir.
II. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, AİHSye ek 1 Nolu Protokolün 1.maddesinin öngördüğü şekilde tazmin edilmeden mülkiyetlerinden Hazine lehine mahrum bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranların tapularının iptal edilmesi nedeniyle uğradıkları zararın tazmini için dava açabileceklerini ileri sürmüştür. Bu çerçevede Yargıtay tarafından 2007 senesinin Ekim ve Kasım ayında verilen ve Devlet Hazinesinin kıyı şeridinde yer alan tapu senetlerinin iptaline yönelik talebinin reddedildiği kararlara atıfta bulunmuştur. Hükümet ayrıca, mülklerin eski sahibi olan S.A.nın, o dönemde tapu kadastro tarafından yapılan incelemenin sonucuna itiraz etmemesinden dolayı, Sözleşmenin 35/1 maddesi tarafından zorunlu kılınan iç temyiz yollarını tüketme zorunluluğuna riayet edilmediğini belirtmiştir.
Başvuranlar bu iddialara itiraz etmişlerdir. Hükümet tarafından ileri sürülen kararlara ilişkin olarak, Yargıtayın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmettiği bazı kararları takiben çok yakın bir geçmişte içtihad değişikliğine gittiğini belirtmişlerdir. Kesinleşmiş bir karara itiraz etmek ve ulusal makamlardan tazminat almak için tüketilmesi gereken hiçbir iç hukuk yolu olmadığını savunmuşlardır.
AİHM, Hükümetin itirazının, başvuranların, tapu senetlerinin iptal edilmesinden dolayı uğradıkları zarara istinaden dava açabilme veya tazminat talep edebilme olanağına dair birinci kısmı ile ilgili olarak, Doğrusöz ve Aslan Türkiye (no 1262/02, §§ 22-23, 30 Mayıs 2006) davasında benzer bir itirazı, bu tür bir iç hukuk yolunun ancak bir tapu kaydının gayrimeşru şekilde iptal edilmesi durumunda geçerli olduğunu belirterek reddettiğini hatırlatır. Hâlbuki bu başvuruda, Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranların tapu senedini, özel kişilerin kıyı şeridinde mülk sahibi olamayacaklarına ilişkin mevzuat uyarınca iptal etmiştir (Mehmet Ali Miçooğulları Türkiye, no 75606/01, § 17, 10 Mayıs 2007 bakınız). Ayrıca, Yargıtayın AİHMnin içtihadına uygun olarak kendi içtihadında yaptığı yeniliğin başvuranların şikayetçi oldukları duruma geriye dönük etkisi bulunmamaktadır.
İtirazın ikinci kısmıyla ilgili olarak AİHMye göre başvuranların murisinin kadastro tespitine itiraz etmesine gerek bulunmamaktaydı çünkü ihtilaflı taşınmazlar adına kaydedilmişti. Murisin sözkonusu araziyi 14 Haziran 1976 tarihinde satın aldığı, tapu senedinin kendi adına düzenlendiği, bu arazinin başvuranlara miras kaldığı ve ulusal mahkemelerin ulusal mevzuata uygun olarak tapu kayıtlarını iptal ettiği hususlarında taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa ilişkin olarak
Başvuranlar iddialarını yinelemiştir.
Hükümet, yürürlükteki ulusal mevzuat uyarınca kıyı şeridinde özel kişiler adına tapu kaydı yapılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu başvuruyla ilgili olarak, sözkonusu taşınmazlar Anayasa ve yürürlükteki kanunlar hilafına zamanında başvuranların atası adına tapuya kaydedilmiştir. Bu nedenle başvuranları tapu kaydı Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu çerçevede, kendilerine tazminat ödenmesi mümkün değildir.
AİHMye göre, bu olayda, başvuranların mülkiyet hakkına yapılan müdahale AİHSye ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamında yoksun bırakma olarak değerlendirilmektedir.
AİHM başvuranlarınkine benzer bir şikâyeti daha önceden incelediğini ve AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlatır (N.A. ve diğerleri, üstte belirtilen § 41). AİHM bu vesileyle taşınmazın değeri ile orantılı, makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten yoksun bırakmanın genel itibarıyla aşırı olarak nitelendirilebilecek bir müdahaleyi oluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmemesinin ancak istisnai koşulların varlığında Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi alanında meşru sayılabileceğini dile getirmişti (Nastou Yunanistan (no 2), no 16163/02, § 33, 15 Temmuz 2005, Jahn ve diğerleri, Almanya (GC), nos 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, CEDH 2005-VI, ve Les saints monastères Yunanistan, 9 Aralık 1994, § 71, seri A no 301-A bakınız). Bu başvuruda başvuranlar mülklerinin Devlet Hazinesine devrinden dolayı hiçbir tazminat almamıştır. AİHM Hükümetin hiç tazminat ödenmemesini meşru kılacak istisnai herhangi bir durumu ortaya koymadığını not etmektedir (N.A. ve diğerleri, üstte belirtilen § 41).
Dolayısıyla, AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar 500.000 Euro maddi tazminat ve 200.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
Evlerin ve arazilerin değerlerine ilişkin herhangi bir bilginin yokluğunda AİHM hakkaniyete uygun başvuranlara maddi zarar olarak 18.714 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
Olayların mevcut koşullarını göz önünde bulunduran AİHM, ihlal tespitinin kendisinin başvuranların maruz kaldıkları manevi zararı gidermesi bakımından yeterli bir adil tatmini oluşturacağı kanısındadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar yargılama masraf ve giderlerine ilişkin herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamışlardır. AİHM bu nedenle bu başlık altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalan şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranların uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından başlı başına bir adil tatmini oluşturduğuna;
4. AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilerek, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa 18.714 (on sekiz bin yedi yüz on dört) Euro maddi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy