(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (466 S. K. m. 1, 2) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHİN KARAKOÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 25099/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
6 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25099/04) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Metin Bozoğlunun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 10 Mayıs 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1962 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuran hakkında açılan bir ceza davası kapsamında beraat etmiştir. Başvuran 7 Haziran 1994 ve 26 Haziran 1997 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır.
Başvuran 12 Şubat 1999 tarihinde özgürlüğünden yoksun bırakılarak zarara uğratıldığı iddiasıyla 466 sayılı Kanun uyarınca Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
3 Mart 1999 tarihinde üç hakimden oluşan Ağır ceza mahkemesi, üyelerinden birini (bundan böyle hakim) davayı tetkik etmek ve rapor hazırlamakla görevlendirmiştir. Hakim 7 Temmuz 1999 ve 12 Ekim 2000 tarihleri arasında başvuranın şahsi, ekonomik ve sosyal durumu hakkında bilgi derlemiştir. Bu son tarihte hakim başvuranı dinlemiş ve bölge çalışma müdürlüğünden başvuranın tutukluluk döneminde geçerli bulunan asgari ücret tarifesinin gönderilmesini istemiş ve 4 Nisan 2001 tarihinde bu bilgiyi edinmiştir. Hakim aynı gün İstanbul İl Tarım Müdürlüğünden başvuranın olayların meydana geldiği dönemde yaptığı küçükbaş hayvan yetiştiriciliği işine ödenen asgari ücret tarifesinin öğrenilmesini talep etmiştir. 14 Eylül 2001de adı geçenin ikamet adresi tam olarak tespit edilemediğinden İl Tarım Müdürlüğünden tatmin edici bir yanıt alınamadığı ifade edilmiştir. Bu konuda başka bir idari makamdan görüş istenmiştir.
26 Mart 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi davanın tetkiki ve rapor düzenlenmesi için başka bir hakim atamıştır. 27 Mart 2002 tarihinde yeni hakim bölge çalışma müdürlüğünden gelen yazıda tarım alanında çalışanların asgari ücret tarifesine ilişkin bilgilerin yer aldığını hatırlatmıştır. Hakim bu durumda maddi zararın belirlenmesi için bir bilirkişi atamıştır. 15 Temmuz 2002 tarihinde önceki bilirkişinin bu alanda uzmanlığı olmaması nedeniyle yeni bir bilirkişi atamıştır.
Bilirkişi 4 Ekim 2002 tarihinde raporunu hazırlamıştır. Hakim kendi raporunu Ağır Ceza Mahkemesine 22 Ekim 2002de sunmuştur. Bu tarihte Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında başvurana 227.270.934 TL (yaklaşık 145 Euro) maddi tazminat ve 4.000.000.000 TL (yaklaşık 2.515 Euro) manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Bu meblağlara gecikme faizi uygulanmamıştır. Mahkeme, kararında Hakim tarafından düzenlenen raporu ve Cumhuriyet Savcısının başvurana tebliğ edilmeyen mütalaasını dikkate almıştır.
Yargıtay 12 Kasım 2003 tarihinde bu kararı onamıştır.
8 Temmuz 2004 tarihinde başvuran yasal faiz oranı ile birlikte toplam 6.615.450.000 TL tazminat almıştır.
HUKUK
Başvuran iç hukuktaki mahkemelerde görülen yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediğinden yakınmaktadır. Başvuran duruşma yapılmamasının ve Ağır Ceza Mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinin çekişmeli yargı ilkesine aykırı olduğunu öne sürmekte, bu bağlamda AİHSnin 6. maddesini öne sürmektedir.
Hükümet başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tayin edilen bir hakim tarafından dinlendiği saptamasını yapmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle yapılan şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir duruşma yapılmamasına dair benzer bir şikayeti daha önce de incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç-Türkiye no: 36590/97). AİHM iki kişilik mahkeme heyetinin yokluğunda tek bir hakim ile duruşma düzenlenmesinin başvuranı «iç hukuktaki mahkemelerde davasının görülmesi ve kamu denetimine açık olması» olanağından yoksun bıraktığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Şahin Karakoç-Türkiye kararı no: 19462/04, 29 Nisan 2008). AİHM, Hükümetin sözü edilen bu şikayet karşısında davanın farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve argümanı sunmadığını kaydetmektedir.
AİHM iç hukuktaki mahkemelerde başvuranın davasının halka açık dinlenilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AİHM yukarıda bahsekonu tespit ışığında, Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle bu hükmün ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemeye gerek duymamaktadır.
Başvuran ayrıca tazminat davasının uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM göz önünde bulundurulması gereken dönemin 12 Şubat 1999 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesine başvurulması ile başlayıp Yargıtayın 12 Kasım 2003 tarihli kararı ile sona erdiğini saptamaktadır. İki dereceli mahkemede görülen bu dava yaklaşık dört yıl dokuz ay sürmüştür.
Davanın özel bir karmaşık yapısının olmayışı ve başvuranın tutumu bu sürenin uzamasına etki etmemiştir. Yetkililerin tutumuna gelince, AİHM davanın naip hakim tarafından incelenmesi sırasında boşluklar oluştuğunu, hakimin maddi tazminat tutarının belirlenmesi için dosyayı bilirkişiye göndermesine kadar üç yılın geçtiğini gözlemlemektedir. AİHMye göre özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi için açılan bir tazminat davasına özel bir ihtimam göstermek gerekir (Bkz. aynı anlamda, Bayhan-Türkiye kararı no: 75942/01, 26 Haziran 2007).
AİHM mahkemeye sunulan tüm unsurlar ve bu konudaki yerleşik içtihadından ileri gelen kıstaslar (Bkz. diğer birçokları arasında Frydlender-Fransa kararı no: 30979/96) ışığında sözkonusu yargılamanın uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karşılamadığına kanaat getirmektedir. Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran hükmedilen tazminatlara yasal faiz uygulanmaması nedeniyle Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır.
AİHM, başvuranın davanın kabuledilebilirliği ve davanın esası hakkındaki 8 Mayıs 2009 tarihli yazılı görüşlerinde Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikayetini sürdürmek istemediğini belirttiğini hatırlatır.
Başvuran son olarak AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir. Başvuran Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatlara yasal faiz uygulanmaması nedeniyle 466 sayılı Kanunda öngörülen tazmin yolunun etkili bir başvuru olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca maddi tazminat başlığı altında verilen miktarın uğranılan gelir kaybı ile sınırlı kaldığını, hakimlerin manevi tazminatın belirlenmesinde kişisel durumunu gerektiği gibi dikkate almadıklarını öne sürmektedir.
AİHM başvuran tarafından ortaya konulan bu şikayeti incelemiştir. AİHM mahkemeye sunulan bütün delil unsurları ışığında Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere karşı herhangi bir ihlalin yapılmadığını hatırlatır; dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetin AİHSnin 35/3 ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Geriye AİHSnin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Başvuran 14.000 TL maddi tazminat, 10.000 Euro manevi tazminat ve iç hukuktaki ve AİHM önündeki masraflara ilişkin 4.915 Euro yargılama gideri talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık sözleşmesini, tarifesini ve giderlere ilişkin makbuzları sunmaktadır.
Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir.
Buna karşın AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek başvurana 3.000 Euro manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6/1 maddesine yönelik şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. İç hukuktaki yargılama çerçevesinde duruşma yapılmaması ve yargılamanın uzunluğunun aşırı olması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.000 (üç bin) Euro manevi tazminat ve yargılama masrafları için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy