(AİHS m. 34, 35, 44, 1 Nolu Protokol) (4721 S. K. m. 993, 995) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI)
(Başvuru no: 25327/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Mayıs 2010
İşbu karar Sözleşme'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25327/04) numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Nuri Özbek tarafından (başvuran) 4 Haziran 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından S. Kar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1960 doğumlu olup Walldorf'ta (Almanya) ikamet etmektedir. Başvuran İstanbul İkitelli'de bulunan 2503 numaralı parselin malikidir.
Başvuran tarım arazisi üzerine imar izni alabilmek için belediyeye başvurmuş, belediye taşınmazın askeri bölgede yer alması nedeniyle adı geçeni Milli Savunma Bakanlığı'na (Bakanlık) yönlendirmiştir. Başvuran 25 Kasım 1998 tarihinde Bakanlığa başvurmuştur.
16 Aralık 1998 tarihinde, Ordu başvurana özellikle arazinin planının bir örneği olmadığı gerekçesiyle bu talebinin yerine getirilemeyeceğini bildirmiştir.
Başvuran 31 Ağustos 2000 tarihinde 25 Kasım 1998 tarihli talebini yinelemiştir.
Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri 3. Tugay Komutanlığı'ndan (Ordu) başvurana 27 Ekim 2000 tarihinde gönderilen yazı ile söz konusu arazinin askeri bölgeye girmediği bildirilmiştir.
Tapu kadastro memuru ile birlikte arazisine giden başvuran arazinin dikenli tel örgü ile çevrili olduğunu ve "askeri bölge" tabelasının olduğunu tespit etmiştir. 16 Şubat 2001 tarihinde Ordu'dan arazisini sınırladığı gerekçesiyle dikenli tel örgünün ve tabelanın kaldırılmasını talep etmiştir.
20 Şubat 2001'de başvuran 16 Şubat 2001tarihli başvurusunu yinelemiştir.
Ordu, 15 Mart 2001'de başvuranın 16 Şubat 2001 tarihli başvurusuna cevaben gönderdiği yazıda sözkonusu arazinin askeri bölge dışında bulunduğu ve dikenli tel örgünün kaldırılacağını bildirilmiştir.
28 Mart 2001 tarihinde başvuran bir kez daha aynı talepte bulunmuş ve Ordu yapılan birçok yazışmanın ardından başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer almadığını ve dikenli tel örgünün kaldırılacağını belirtmiştir.
Başvuran 4 Haziran 2001'de 28 Mart 2001 tarihli başvurusunu yinelemiştir.
Başvuran 5 Haziran 2001'de ayrıca Tapu kadastro müdürlüğünden de tel örgünün kaldırılıp kaldırılmadığını sormuştur.
Ordu 4 Haziran 2001'de verdiği yanıtla başvuranın arazisinin artık askeri bölgede bulunmadığını, arazi sınırını çekmek üzere ilgili tapu kadastro müdürlüğüne başvurabileceğini ifade etmiştir.
25 Temmuz 2001 tarihinde başvuran 28 Mart ve 4 Haziran 2001 tarihli taleplerini yinelemiştir.
17 Ocak 2002 tarihinde Ordu başvurana tel örgünün 7 Ağustos 2001'de kaldırıldığını ve arazisinin artık askeri bölgede bulunmadığı cevabını vermiştir.
6 Haziran 2002 tarihinde başvuran Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi'ne giderek arazisinin 6 Mart 1997'den 17 Ocak 2002 yılına dek yasaya aykırı olarak kullanıldığı, dikenli tel örgülerin beş yıl sonra kaldırıldığını öne sürerek, bu kullanımdan doğan zararın giderilmesi için yasal faiziyle birlikte tazminat davası açmıştır.
20 Eylül 2002 tarihinde Mahkeme arazi üzerinde bilirkişi incelemesi yapmıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte hazırlanan bilirkişi raporunda:
-Başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer aldığı beyanını verdiği, 1998 yılından itibaren taşınmazını edinebilmek için yetkili mercilere başvurduğu,
-17 Ocak 2002'de arazinin bölge kapsamı dışına çıkarıldığı;
-Savunma Bakanlığı'nın söz konusu araziyi yanlışlıkla askeri bölge alanına dahil ettiğinin beyan edildiği kaydedilmiştir.
Bu rapora göre arazinin kullanılması bir hata sonucu olmuştur ve bundan herhangi bir yarar sağlanmamıştır; bilirkişi gerçekleştirilen kadastro çalışmaları neticesinde taşınmazın dikenli tel örgü ile çevrili olduğunu, daha sonra bunun kaldırıldığını ayrıca dile getirmiştir.
Başvuran 11 Aralık 2002 tarihinde bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.
23 Aralık 2002 tarihinde mahkeme aynı bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın tazminat talebini reddetmiştir.
Başvuran 30 Ocak 2003 tarihinde temyize gitmiştir.
Yargıtay 24 Haziran 2003 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Yargıtay 4 Aralık 2003'te başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS'YE EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yasaya aykırı olarak taşınmazının devlet tarafından kullanılması, tazminat talebinin ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesi ve devletçi bir bakış açısı ile bu mahkemeler tarafından başvurunun incelenmesinde baskılara maruz kalması nedeniyle mülkiyet hakkına riayet edilmediğinden yakınmaktadır.
Başvuran tarafından dile getirilen şikayetler ışığında AİHM, bunları yalnızca Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet söz konusu tel örgünün 7 Ağustos 2001 tarihinde kaldırıldığını, arazinin zaten hali hazırda sınır çizgisinin olduğunu ve bahse konu parselin bir hata sonucu askeri bölge kapsamına alındığını ifade etmektedir. Hükümet tazminat talebinde bulunan başvuranın iyi niyetinden şüpheye düşmektedir. Hükümet örnek vermeksizin Yargıtay'ın bu konudaki yerleşik içtihadına ve Medeni Kanun'un 995. maddesine göndermede bulunarak art niyet olmaksızın kullanımdan dolayı başvuranın herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacağını savunmaktadır. Hükümete göre söz konusu arazi imara açık değildir, tarım alanı olarak da kullanılamaz ve ayrıca başvuran yurt dışında yaşadığından arazisini ekip-biçemez. Hükümet başvuranın 25 Kasım 1998 tarihli talebi ile ilgili olarak, adı geçenin yalnızca 16 Şubat 2001 tarihinde Ordu'dan tel örgünün kaldırılması talebinde bulunduğunu savunmaktadır. Sonuç itibarıyla başvuran taşınmazını kullanamadığı dönemde herhangi bir zarara uğramamıştır.
Başvuran iddialarını yinelemektedir.
AİHM mevcut başvurunun Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesinde yer alan mülkiyet hakkına riayet edilmesi hükmüne girdiğini not etmektedir (Bkz. Almeida Garrett, Mascarenhas Falcao vd.- Portekiz no: 29813/96 ve 30229/96). AİHM bu durumda kamu genel menfaatleri ile bireyin temel hakları arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip gözetilmediğini inceleyecektir (Bkz. diğer birçokları arasında, Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23 Eylül 1982).
Bu başvuruda Hükümetin ulusal mahkemeler nezdinde bilhassa Medeni Kanun'un 993. ve 995. maddelerinin uygulanabileceği savına ilişkin AİHM, iç hukuktaki mahkemelerin görevini ikame edemeyeceğini vurgular (Bkz. Ediftcaciones March Gallego S.A.-İspanya 19 Şubat 1998, karar ve derlemeler 1998-I ve Yagtzilar vd.-Yunanistan no: 41727/98). Mevcut başvuruda AİHM'nin rolü başvuranın Devletin taşınmazını kullanması nedeniyle öne sürdüğü tazminat talebinin AİHS ve Protokolleri ile bağdaşıp bağdaşmadığını doğrulamaktır. AİHM taraflar arasında başvuranın taşınmazının Ordu tarafından kullanıldığı, askeri bölge olarak sınıflandırıldığı ve tel örgü ile çevrildiği, en azından 6 Mart 1997'den 7 Ağustos 2001'e kadar da tel örgü ile çevrili kaldığı, askeriyenin uzun bir süre kullandığı arazinin tel örgülerinin kaldırıldığı bilgisini başvurana gecikmeli olarak bildirdiği hususunda taraflar arasında bir ihtilafın olmadığını gözlemlemektedir. Başvuran taşınmazının yasaya aykırı olarak kullanımından ileri gelen şikayetleriyle iç hukukta yetkili mahkeme nezdinde dava açmıştır. AİHM, başvuranın Ordunun taşınmazına el koyması nedeniyle sıkıntı yaşadığını, bunun karşılığında Devletten herhangi bir tazminat elde edemediğini not etmektedir.
Bütün bu hususlar AİHM'nin başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı bir şekilde kullanmasının, hatta işgalinin adı geçenin mülkiyet haklarının ihlaline yol açtığının sonucuna varması için yeterli bulunmaktadır.
Hükümetin başvuranın yurt dışında yaşadığı ve taşınmazını tarım arazisi olarak kullanamayacağı yönündeki argümanı ile ilgili olarak AİHM, yurtdışında ikamet etmenin Türkiye'de maliki olduğu bir taşınmazdan istifade etmesi önünde bir engel teşkil etmediğine itibar etmektedir. AİHM öne sürülen bu argümanı ikna edici bulmamaktadır.
Sonuç itibarıyla AİHM, başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı şekilde kullanımının ve her türlü tazminatın yokluğunun mülkiyet hakları ile genel menfaatler arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozduğuna kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AİHS'ye Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamıştır. AİHM bu nedenle başvurana herhangi bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy