(AİHS. m. 2, 3, 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (2911 S. K. m. 24) (YERDELENLİ - TÜRKİYE DAVASI) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (KOP - TÜRKİYE DAVASI) (KARATEPE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (HAMZA YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 26235/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
9 Şubat 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26235/04) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Cemalettin Canlının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 14 Haziran 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından G. Zorcu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1969 doğumlu olup Ankarada ikamet etmektedir.
Başvuran Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonunun Ankarada düzenlemiş olduğu gösteriye katılması dolayısıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Kanununa dayalı olarak 23 Ağustos 2003 tarihinde saat 14.00te yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Polis olay yeri ve yakalama tutanaklarını düzenlemiştir.
Yine polis tarafından saat 20.45te «ihbar tutanağı» başlıklı bir tutanak hazırlanmıştır. Buna göre birçok sendikayı bir araya getiren gösteri saat 10.00da başlamış, kalabalık grup ellerinde pankart ve sloganlarla Atatürk bulvarına gelmiş, burada polis barikatıyla durdurulmuştur; polis güvenlik şeridi oluşturarak gösterinin yasadışı olduğu ikazıyla kalabalığa dağılma uyarısında bulunmuştur. Göstericiler eylemlerine devam etmekte ısrar etmiş ve saat 13.15 sularında polis göstericileri yakalamak için zor kullanmıştır; bir grup göstericinin taşlı ve sopalı saldırıları sonucu yirmi altı polis memuru yaralanmıştır.
Gösterinin polis tarafından videoya alınan kayıtlarına göre güvenlik güçleri gösterici grupların etrafında bir güvenlik şeridi oluşturmuş, polis memurlarından biri göstericilerin illegal toplandıkları ve kalabalığın dağılması gerektiği konusunda uyarı yapmış fakat göstericiler yapılan ikazlara karşı gelerek polise direnmeye başlamış, sopalı bir grup gösterici güç kullanan polislere karşı taşlı saldırılarla yanıt vermiştir.
Başvuran tarih içermeyen başka bir kayıtta gösteri sırasında onlarca polis tarafından coplarla dövüldüğünü gösterir bir videoyu sunmuştur. Başvuran sözü edilen gösteride bizzat görmüş olduğu görüntüleri kaydettiğini dile getirmiştir.
Ön adli tıp incelemesi ve 24 Ağustos 2003 tarihinde saat 14.15te nihai adli tıp raporu hazırlanmıştır.
Başvuran 24 Ağustos 2003 tarihine savcı tarafından dinlenmesinin ardından serbest bırakılmıştır.
A. Başvuranın hakkında başlatılan ceza soruşturması
Ankara Cumhuriyet Savcısı başvuran ve diğer beş kişinin 2911 sayılı Kanunun uygulanmasına istinaden mahkumiyetlerini talep etmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 8 Aralık 2005 tarihinde başvuranı serbest bırakmıştır.
B. Başvuranın yakalanma koşullarına dair başlatılan ceza soruşturması
Başvuran 12 Kasım 2003 tarihinde avukatı aracılığıyla yakalanmasından sorumlu polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuş, yaralanmasına karşın hemen hastaneye nakledilmediğinden şikayetçi olmuştur.
12 Kasım 2003 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı mezkur polisleri dinlemesini müteakip takipsizlik kararı vermiştir. Savcı başvuranın izinsiz bir gösteriye katıldığını belirterek göstericilerin polisin kalabalığı dağıtma uyarılarına riayet etmemeleri üzerine güvenlik güçlerinin 2911 sayılı toplantı ve gösteri Kanununun ilgili hükümlerince göstericileri yakalamak üzere güç kullanmak durumunda bırakıldığını tespit etmiştir. Savcıya göre yapılan bu uygulama işkence veya kötü muamele olarak nitelendirilemez. Savcı ayrıca başvuranın tutuklandığı gün sağlık kontrolünden geçtiğini ve 24 Ağustos 2003 tarihinde sorgulanması sırasında herhangi bir yaralanma şikayetinde bulunmadığını sözlerine eklemiştir. Savcı sonuç itibarıyla güvenlik güçlerinin başvurdukları güç kullanımının yasaya aykırı olmadığı kanısına varmıştır.
9 Şubat 2004 tarihinde başvuran avukatı aracılığıyla takipsizlik kararına itiraz etmiştir.
23 Şubat 2004 tarihinde alınan ve başvuranın avukatına 16 Mart 2004 tarihinde tebliğ edilen karar ile Sincan Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararının yasaya uygun olduğunu kaydederek itirazı reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gösteri sırasında polislerin uygulamış oldukları kötü muameleden yakınmakta ve sözkonusu kişiler hakkında başlatılan soruşturmanın etkili bir yapıda olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran yaralanmasına karşın hemen hastaneye nakledilmediğini iddia ederek AİHSnin 3, 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet kabuledilebilirlik hususunda AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmakta, başvuranın hukuki ve idari mahkemeler nezdinde maddi ve manevi tazminat davası açmadığını savunmaktadır.
AİHM bu şikayetlerin yalnızca 3. madde başlığı altında inceleneceğini ifade etmektedir. iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı ile ilgili olarak AİHM, daha önce buna benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatır (Bkz. Yerdelenli-Türkiye no: 41253/04, 7 Temmuz 2009 ve Karayiğit-Türkiye kararı, no: 63181/00, 5 Ekim 2004). Mevcut başvuruda daha önce aldığı sonuçların dışına çıkılmasını gerektirecek istisnai bir durumun yer almadığını kaydeden AİHM, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
Başvuranın hastaneye geç götürüldüğü şikayeti üzerine AİHM, adı geçenin saat 14.00te yakalanarak gözaltına alındığını ve saat 17.00de adli bir hekim tarafından muayene edildiğini gözlemlemektedir. Dava dosyasının incelenmesinden başvuranın hastaneye ivedilikle götürülmesini gerektirecek özel bir durumun yer almadığı anlaşılmaktadır. Sonuç itibarıyla, dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekir.
AİHM başvuranın 3. maddeye ilişkin kalan diğer şikayetlerinin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet esasa dair başvuranın kimi göstericilerin atmış oldukları taşlarla yaralandığını, polislerin gösterici grubu dağıtmak ve yakalamak için meşru güç kullandığını savunmaktadır. Göstericiler yaya ve araç trafiğini ulaşıma kapatmışlar, polisin kalabalığı dağıtmak için yapmış olduğu ikazları dinlememişler ve direnmişlerdir. Güvenlik güçleri kamu düzenini tehdit eden bu olay üzerine güç kullanmak durumunda kalmıştır. Polisin göstericileri dağıtmak için başvurduğu güç 2911 sayılı toplantı ve gösteri Kanununun 24. maddesine uygundur.
Usul ile ilgili olarak Hükümet, başvuranın yaptığı suç duyurusunu müteakip hemen bir soruşturma başlatıldığını, polislerden birinin ifadesinin alındığını, tutanakların, sağlık raporlarının incelendiğini ve dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında güvenlik güçlerinin 2911 sayılı Kanunun 24. maddesinde öngörülen güç kullanımı sınırlarını aşmadıklarına kanaat getirildiğini belirtmektedir. Hükümet ayrıca başvuran tarafından verilen ve güvenirliği ispat edilemeyen video kaydının kanıt unsuru olarak sayılamayacağını savunmaktadır.
Başvuran dava dosyasına eklemiş olduğu video görüntülerine dayanarak kötü muamele iddialarını yinelemektedir. Başvuran bilhassa dövüldüğünü ve polisin gösteri sırasında uyguladığı fiziki gücün meşru ve orantılı değil sadece keyfi olduğunu öne sürmektedir. Cumhuriyet savcısı bu kişi adına soruşturma açılmasına gerek duymadan takipsizlik kararı vermiştir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesinden ileri gelen temel ilkeler için (Labita-İtalya (BD) no: 26772/95 ve Kop-Türkiye no: 12728/05, 20 Ekim 2009) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
Bu başvuruda AİHM, başvuran tarafından iletilen video kaydının içeriği üzerinde durulmasını gerekli görmemektedir. AİHM, başvuranın da şikayetçi olduğu bir durum olmasıyla birlikte güvenlik güçlerinin göstericileri yakalamak için uyguladığı güç konusunun taraflar arasında ihtilafa yol açmadığını gözlemlemektedir. Başvuran yakalanmasının ardından sağlık kontrollerinden geçirilmiş ve ense omuz ve bel hizasında çizgi şeklinde izler ve ekimozlar, başın üst kısmında iki cmlik açılma, sağ elin üçüncü parmağının ekleminde ödem ve bu bölgede hareket güçlüğü gibi çeşitli bulgulara rastlanmıştır. AİHMye göre bu yaralanmaların kaynağının büyük bir bölümü polislerin gösteri esnasında uyguladıkları güçten ileri gelmektedir.
Öte yandan, benzer bir müdahalenin gerekli olup olmadığı ayrıca ele alınmalıdır.
AİHM, Hükümetin başvuranın yakalanması sırasında güç kullanımını meşru kılacak koşulları kesin bir surette ortaya koymadığını tespit etmektedir. Başvuranda rastlanan bulgular adı geçene üç günlük iş göremez raporunun verilmesini zorunlu kılmıştır, başvuranın fiziki güç kullanımı yoluyla yakalanmasını gerektirici bir iddianın yokluğunda, AİHM güvenlik güçlerinin yaptığı müdahalenin meşru sayılamayacağı kanısındadır (Bkz. aynı anlamda, Karatepe vd.-Türkiye kararı, no: 33112/04, 36110/04, 41469/04, 41471/04, 7 Nisan 2009).
Başvuranın yapmış olduğu şikayet üzerine başlatılan soruşturma ile ilgili AİHM, savcının mevcut halde güç kullanımını zorunlu kılan şartların oluşup oluşmadığını inceleme gereği duymaksızın 2911 sayılı Kanunun 24. maddesinde yer alan hükümlere göndermede bulunmakla yetindiğini saptamaktadır (Bkz. sözü edilen Karatepe vd.-Türkiye ve Kop).
AİHM bu nedenle, AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 5/1 VE 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHSnin 5/1 ve 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır.
AİHM iç hukukta bir başvurunun yokluğunda altı ay kuralının yapılan başvuruda suç unsurunu oluşturan eylem tarihinden itibaren başlaması gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında, Hamza Yılmaz-Türkiye no: 46732/99, 1 Nisan 2003). Mevcut başvuruda sözkonusu gözaltı süresi 24 Ağustos 2003te yani altı ay kuralının başladığı tarihte sona ermiş, oysa başvuru 14 Haziran 2004 tarihinde yapılmıştır. AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının altı ay kuralına riayet etmemesi nedeniyle 35/4 maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Geriye AİHSnin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Bu bağlamda başvuran 20.000 Euro manevi zarara uğradığını ileri sürmektedir. Yargılama masraf ve giderleri için başvuran 3.488 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge olarak Ankara Barosunun avukatlık ücret tarifesine dayanılarak avukatı ile yapmış olduğu sözleşmeyi sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHSnin 3. maddesinin ihlali ışığında, AİHM başvurana 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır. Yargılama giderlerine ilişkin sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında AİHM başvurana 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın AİHSnin 3. maddesine dayalı olarak yakalandığı sırasında kötü muameleye maruz kaldığı ve buna ilişkin etkili soruşturma yapılmadığı yönündeki şikayetlerinin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 12.000 (on iki bin) Euro manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 9 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy