(AİHS m. 5, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168, 246) (3713 S. K. m. 5) (MANSUR - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ HIDIR POLAT - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No:2623/04)
STRAZBURG
23 Eylül 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2623/04) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Müdet Kömürcünün (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15 Aralık 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran, 1972 doğumludur ve Kocaelinde ikamet etmektedir.
26 Kasım 1997 tarihinde, başvuran yasadışı örgüt olan MLSPB/DK mensubu olduğu ve patlayıcı madde kullandığı gerekçeleriyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
2 Aralık 1997 tarihinde, başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim başvuranı dinlemiş ve başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Hakim karşısında, başvuran, kötü muamelenin ardından göz altı sırasında verdiğini ileri sürdüğü ifadesinin içeriğine itiraz etmiştir.
8 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranı ve diğer sekiz kişiyi, yasadışı örgüt mensubu olmak ve patlayıcı madde kullanmakla suçlamıştır. Savcı, Türk Ceza Kanununun 168/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının yasadışı örgüt mensubu olmakla ilgili 5. maddesi uyarınca başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir. Savcı ayrıca başvuran hakkında patlayıcı madde kullanmaktan Türk Ceza Kanununun 246/6 ve 246/8 maddelerinin de uygulanmasını talep etmiştir.
Başvuran, diğer yedi sanıkla birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanmıştır.
25 Şubat 1998 tarihinden 12 Temmuz 2000 tarihine kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi, on bir duruşma gerçekleştirmiş, duruşmalar sırasında sanıkların ve avukatlarının savunmalarını dinlemiştir. Söz konusu dönem boyunca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğine, dosyanın kapsamına, kanıtların durumuna ve tutuklu kaldığı süreye dayanarak başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir. Başvuranın avukatı, müvekkilinin tutukluluk halinin devamının, kötü muamele sonucunda hukuka aykırı bir biçimde elde edilen kanıtlara dayandığını ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 254. maddesi ve AİHM içtihadı uyarınca, bu şekilde kanıt unsurlarının toplanamayacağını savunmuştur. Başvuranın, avukatı ayrıca, sorumlu polis memurları hakkında ceza davası açıldığını belirtmektedir. Başvuran ve avukatı, 2 Kasım 1998 ve 29 Aralık 1999 tarihli duruşmalara katılmamıştır. 12 Mayıs 2000 tarihli duruşma sırasında, başvuranın avukatı, cezaevi girişinde yapılan kontroller nedeniyle müvekkili ile görüşme imkanı bulamamasından dolayı savunmasını hazırlayamadığını beyan etmiştir.
26 Aralık 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yirmi birinci duruşmasını gerçekleştirmiştir. Duruşma sırasında, başvuran, savunma layihasını sunmuş ve serbest bırakılma talebini yinelemiştir. Söz konusu talep, atılı suçların niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk süresi göz önüne alınarak reddedilmiştir.
5 Nisan 2002 tarihinden 23 Nisan 2003 tarihine kadar Devlet Güvenlik Mahkemesi üç duruşma gerçekleştirmiş ve her seferinde gözaltı sırasında başvuran hakkında düzenlenen adli tıp raporunun örneğinin mahkemeye tevdi edilmesini talep etmiştir. Başvuranın avukatı, tutukluluk süresinin çok uzun olduğunu ve bu süreyi destekleyecek kanıt unsurlarının bulunmadığını belirterek başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Mahkeme, atılı suçların niteliğini, kanıtların durumunu, tutuklandığı tarihi ve tutuklu bulunduğu süreyi göz önüne alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
20 Haziran 2003 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bir polis memurunu, sorgu sırasında başvurana kötü muamelede bulunduğu gerekçesiyle, bir yıl hapis cezasına mahkum etmiş ve üç ay süre ile memuriyetten mahrumiyetine karar vermiştir.
2 Temmuz 2003 tarihinde, başvuranın avukatı, söz konusu mahkumiyet kararını Devlet Güvenlik Mahkemesinin bilgisine sunmuş ve bu mahkumiyetin, başvuran hakkında toplanan kanıtların yasadışı sorgu yöntemleri ile tedarik edildiğini ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Avukat ayrıca, başvuranın tutukluluk süresinin uzun olduğunu belirtmiş ve bu bağlamda AİHSye ve AİHMnin içtihadına atıfta bulunmuştur. Mahkeme, atılı suçların niteliğine ve özelliğine, kanıtların durumuna ve tutukluluk süresine dayanarak söz konusu talebi reddetmiştir.
3 Aralık 2003 tarihinde, başvuranın avukatı, tutukluluk halinin makul süreyi aşması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep ettiği savunma layihasını sunmuştur. Başvuranın avukatı, söz konusu tutukluluğun masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ve cezanın infazı anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
Aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi, söz konusu talebi, atılı suçların niteliğine, mevcut kanıtlara ve tutukluluk tarihine dayanarak reddetmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın avukatı, 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesine başvuruda bulunarak serbest bırakmaya ilişkin ret kararına ve tutukluluk halinin devamına itiraz etmiştir.
9 Aralık 2003 tarihinde, dosyayı inceleyen 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan cezanın sınırını ve tutukluluk süresini göz önüne alarak, söz konusu talebi reddetmiştir.
10 Mart 2004 tarihli duruşma sırasında, başvuranın avukatı, başvuranın tutukluluğunun cezanın infazı halini aldığını belirterek, serbest bırakma talebini yinelemiştir. Söz konusu duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğini ve özelliğini, kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
23 Haziran 2004 tarihli duruşma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasına ilişkin yasanın kabul edilmekte olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, davanın hükme varılacak düzeye geldiğine kanaat getirmişse de meydana gelebilecek her türlü karışıklığı önlemek için kararın yeni mahkeme tarafından verilmesinin uygun olacağına karar vermiştir. Söz konusu duruşmanın sonunda, atılı suçların niteliğini ve özelliğini, kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan cezanın süresinin yedi yıldan fazla olmasını ve firar riskini de göz önüne almıştır.
Bilahare, dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür.
8 Eylül 2004 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Dosya unsurlarına göre, işbu başvurunun kabul edildiği tarihte, dava halen derdest bulunmaktaydı.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, özgürlük hakkının ve masumiyet ilkesine saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek tutukluluk süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, bu bağlamda AİHSnin 5/3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, dikkate alınacak tutukluluk süresinin başvuranın yakalandığı tarih olan 26 Kasım 1997 tarihinde başladığını ve serbest bırakıldığı tarih olan 8 Eylül 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu durumda, söz konusu süre yaklaşık altı yıl dokuz ay sürmüştür.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, AİHMnin hiçbir zaman tutukluluk hali kapsamında belirli bir süre belirtemediğini ve söz konusu sürenin her davanın kendi özgü koşularına bağlı olduğunu savunmaktadır. Mevcut davada, atılı suçların niteliği ve sayısı ile sanıkların sayısı göz önüne alındığında, başvuranın tutuklu tutulması, suçun tekerrürü, firar ve kanıtların ortadan kaldırılması tehlikesinin önlenmesinde gerekliydi. Ayrıca Hükümet, duruşma tutanaklarını talep ederek, sanıkların ve avukatlarının da davanın uzamasına katkı sağladıklarını savunmaktadır.
Başvuran, söz konusu argümanlara karşı çıkmaktadır ve davanın uzun süre tutuklu kalmayı haklı kılacak nitelikte bir karmaşıklığının bulunmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, ulusal mahkemeler, başvuranın tutukluluk halinin devamını basmakalıp gerekçelere dayandırmak ile yetinmiştir.
AİHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düşen bir görev olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi uyarınca, kişisel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna olan tutukluluğu haklı kılan kamu çıkarı gerekliliğinin gerçekten var olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün unsurları incelemeli ve serbest bırakılmayı reddettiği kararlarında bunları gerekçelendirmelidir. AİHM, AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini, esasen, söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgilinin belirttiği reddedilemeyen olaylara dayanarak belirlemelidir (bakınız, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
AİHM, tutukluluk halinin yalnızca kamu düzeni gerçekten tehdit altında olduğunda meşru olabileceğini, tutukluluk halinin devamının erken verilmiş özgürlükten yoksun bırakma cezası olmaması gerektiğini hatırlatır (bakınız, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar ve I.A.-Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar).
Bu bağlamda, yakalanan bir kişinin suç işlediği şüphesini uyandıracak makul nedenlerin sürekliliği, tutukluluk halinin devamı için sine qua non koşuludur ancak bir süre sonra bu da yeterli değildir; dolayısıyla AİHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçeler uygun ve yeterli olduğu takdirde, AİHM bunun üzerine yetkili ulusal makamların yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araştırmalıdır (bakınız, diğerleri arasından, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar ve Ali Hıdır Polat-Türkiye, başvuru no: 61446/00, 5 Nisan 2005).
Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, her duruşmanın sonunda düzenli bir şekilde, atılı suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği, tutuklandığı tarih ve tutukluluk süresi gibi neredeyse aynı hatta basmakalıp gerekçelere dayanarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar verdiğine ulaşılmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bir kere başvuranın firar riskini belirtmiştir.
Ayrıca AİHM, firar tehlikesinin sadece verilen cezanın ağırlığına göre değil aynı zamanda firar tehlikesinin mevcudiyetini teyit edebilen veya tutuklu tutulmayı haklı kılamayacak derecede düşük olduğunu ortaya koyabilen ilgili tamamlayıcı öğelerin tamamı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bakınız, diğerleri arasından, Letellier).
AİHMye göre, delillerin durumu suçluluğun ciddi göstergelerinin var olduğunu ve var olmaya devam ettiğini anlama imkanı sunmuş olsa da ve genel olarak bu koşullar uygun etkenleri oluşturabilse de bu davada söz konusu koşullar, bu kadar uzun bir süre başvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek başına haklı gösteremez (sözü edilen Mansur).
Bu durumda, AİHM, ihtilaflı tutukluluk süresince başvuranın tutukluluk halinin devam etmesinin AİHSnin 5/3 maddesini ihlal ettiğine kanaat getirmektedir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 12.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, söz konusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, başvurana 4.900 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, avukatlık ücreti olarak 5.000 YTL (yaklaşık 2.480 Euro) ve AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 210 YTL (yaklaşık 104 Euro) talep etmektedir. Başvuran, saati 200 YTLlik (yaklaşık 99 Euro) bir avukatlık ücret sözleşmesi ile masraf dekontunu belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, içtihadına göre, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, AİHM, AİHM önündeki yargılama için başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. her türlü vergiden muaf tutularak, 4.900 Euro (dört bin dokuz yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
ii. her türlü vergiden muaf tutarak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 23 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy