(AİHS m. 3, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125) (SCHENK - İSVİÇRE DAVASI) (KOLU - TÜRKİYE DAVASI) (MENTEŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 26437/04 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
23 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26437/04) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Orhan Çaçanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 7 Mayıs 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardım olanağından yararlanan başvuran, Gaziantep Barosu avukatlarından N. Bulgan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1971 doğumludur.
Başvuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından 28 Ocak 1999 tarihinde yasadışı terör örgütü PKKya yönelik düzenlenen operasyon kapsamında yakalanarak (daha önce yakalanan Nevruz Bozkurtun yardımıyla) gözaltına alınmıştır. Başvuran PKKya yardım etmek, eski köy korucusu Mehmet Şirin Tekini öldürmek ve oğlu Cahit Tekini yaralamakla suçlanmıştır.
Başvuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmamıştır. Dava tutanaklarından başvuranın sorgulamaları sırasında PKK ile olan bağlantısı olduğu ve bu örgüt adına birçok silahlı saldırıya katıldığını itiraf ettiği anlaşılmaktadır. Adı geçen aynı zamanda Mehmet Şirin Tekinin öldürülmesi olayının ayrıntılarını da vermiştir.
30 Ocak 1999 tarihinde Cahit Tekin babasının öldürülmesi olayına karışan iki kişiden biri olarak başvuranı göstermiştir. Ahmet Dündar adındaki bir kişi de maktulün katil zanlısı olarak başvuranın adını vermiştir.
31 Ocak 1999 tarihinde bu operasyon kapsamında gözaltına alınan kişilerin tamamı arasında bir yüzleştirme yapılmıştır.
1 Şubat 1999 tarihinde polis kriminal laboratuarı tarafından hazırlanan raporda suçun meydana geldiği yerin yakınında kameraya alınan ve çok da net algılanamayan görüntülerde sözkonusu bu iki kişi arasında kişisel benzerlikler kurulabileceği kaydedilmiştir.
3 Şubat 1999 tarihinde başvuran sağlık kontrolünden geçmiş, vücudunda darp ya da herhangi bir ize rastlanmamıştır.
Başvuran aynı gün İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmış, burada hakkında yapılan ithamları reddetmiştir. Başvuran aynı tarihte İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılmış ve avukat yardımından yararlanmıştır. Başvuran bu dava ile ilgili her türlü bilgiyi inkâr etmiştir. Hakim işlenen suçun niteliğini ve delillerin durumunu dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Savcı 11 Şubat 1999 tarihli iddianame ile başvuranı ve diğer dokuz kişiyi bir yanda ulusal toprak bütünlüğünü yıkma amacını güden terörist eylemleri düzenlemekle, öte yanda aynı terörist saldırıda Mehmet Şirin Tekinin öldürülmesi ve Cahit Tekinin yaralanması olayına karışmakla itham etmiş ve Türk Ceza Kanununun 125. maddesine dayalı olarak ölüm cezasına çarptırılmalarını talep etmiştir.
DGM 30 Nisan 1999 tarihinde ilk duruşmasını yapmıştır. Başvuran yanında avukatının hazır bulunduğu duruşmada aleyhinde yapılan tüm suçlamalara karşı çıkmıştır.
Bu duruşmada mağdur Cahit Tekin 30 Ocak 1999 tarihli ifadesini teyit etmiş ve babasını öldüren iki kişiden biri olarak başvuranı şahsen teşhis etmiştir.
Başvuran duruşmada söz almış ve Cahit Tekinin başvuranın gerçeği söylemediğini savunarak bir kez daha bahse konu silahlı saldırının faillerinden biri olmadığını ileri sürmüştür.
9 Temmuz 1999 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesindeki ilk duruşmaya katılan askeri hakimin yerini başka bir hakim almıştır. Hakimler dava dosyasında bulunan delillerin tamamının bir kez daha okunmasını istemiştir. Başvuran olaylara ve aleyhindeki delillere karşı çıkmıştır. Başvuranın avukatı Cahit Tekinin müvekkilini cezaevinde ziyaret ettiğini ve yapmış olduğu tanıklıktan üzüntü duyduğunu ifade ettiğini bildirmiştir.
22 Eylül 1999 tarihli duruşmada hakimler Cahit Tekinin katılmadığını belirterek yeniden tanıklığına başvurulmasına karar vermiştir.
Cahit Tekin 1 Aralık 1999 tarihli duruşmaya da katılmamıştır. Hakimler savcılıktan adı geçenin izleyen duruşmaya katılımının sağlanmasını talep etmiştir. 11 Şubat 2000 tarihli duruşmada hakimler Cahit Tekinin duruşmaya katılmadığını saptayarak savcılığın adı geçenin adresini tespit edemediğini gözlemlemişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu şahsın dinlenmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Ahmet Dündar 21 Nisan 2000 tarihinde ifadesini değiştirerek tanıklığı sırasında kimseyi katil zanlısı olarak suçlamadığını beyan etmiştir.
31 Ocak 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuş ve başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.
DGM 14 Mayıs 2003 tarihinde başvuranın nihai görüşlerini dinlemesinin ardından, Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünü parçalamayı hedef alan terörist eylemleri sürdürmekten başvuranı suçlu bulmuş ve TCKnın 125. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme düzenlenen terörist saldırıda başvuranın Mehmet Şirin Tekini öldürdüğü ve Cahit Tekini (suç ortağı Nevruz Bozkurt ve diğer iki kişi ile birlikte) yaraladığının tespit edildiğine hükmetmiştir.
9 Aralık 2003 tarihinde başvuranın ve avukatının katıldığı duruşmada Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını tüm hükümleri ile onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 VE 3 D) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesine atıfta bulunan başvuran hakkaniyete uygun yargılanmadığından şikayetçidir. Başvuran bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın kilit tanıklarından Cahit Tekinin yargılama sürecinde olaylara ilişkin ifadesini değiştirmesine rağmen yeni bir duruşma gerçekleştirmediğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemesinin olayları değerlendirmesinin aleyhindeki delil unsurlarına dayandığından yakınmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. AİHMnin bu konudaki yerleşik içtihadına atıfta bulunan Hükümet görgü tanıklarını da içeren delillerin kabuledilebilirliğinin ulusal mahkemelerin ilk aşamada inceledikleri unsurlar olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, ulusal mahkemeler tanıklar ve suç ortaklarının yer aldığı duruşmada, bütün aramalara rağmen adresi tespit edilemeyen Cahit Tekinin ifadesine yeniden başvurulmasından vazgeçmek durumunda kalmışlardır. Hükümet ayrıca 24 Eylül 1999 tarihinde Cahit Tekin tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderildiği ileri sürülen mektubun gerçekliğinin ve doğruluğunun kesin olmadığını savunmaktadır, zira adı geçenin mektupta yazdıklarının aksine cezaevi ziyaret kayıtlarından Cahit Tekinin başvuranı ziyaret ettiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Hükümet sonuç olarak sözü edilen yargılamanın AİHSnin 6. maddesinin gereklerini karşılayacak şekilde yapıldığını belirtmektedir.
Başvuran Hükümetin bu argümanlarına karşı çıkmakta ve DGMnin delil unsurlarını değerlendirmede yanlışlık yaptığını, DGMnin davanın kilit tanığı konumundaki Cahit Tekinin de olduğu yeni bir duruşmayı düzenlemesi gerektiğini iddia etmektedir.
AİHSnin 6/3 maddesinin aynı maddenin 1. paragrafı ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkına yönelik istisnai koşullarda getirdiği zorunluluklar gereğince AİHM, bu şikayeti her iki madde ile birlikte inceleyecektir (Bkz. diğer birçokları arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM davanın esası ile ilgili olarak, maddi delil unsurlarının idaresine ve kabulüne ilişkin yerleşik içtihadından ileri gelen genel ilkelere göndermede bulunmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Schenk-İsviçre kararı, 12 Temmuz 1988, Kolu-Türkiye no: 35811/97, 2 Ağustos 2005, Kok-Hollanda no: 43149/98, A.M.-İtalya no: 37019/97, 24 Kasım 1986, Saidi-Fransa, 20 Eylül 1993, Menteş-Türkiye no: 36487/02, 6 Şubat 2007 ve Söylemez-Türkiye no: 46661/99, 21 Eylül 2006).
AİHMnin görevi hiçbir şekilde tanık ifadelerinin adaletin iyi idaresi bakımından kullanılıp kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele alındığında ki bunlara kanıt araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir yapıda gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Van Mechelen vd.).
AİHM bu yönde çekişmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruşmada başvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez, ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak, AİHSnin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları dinleme ve dinletme haklarını içermektedir. Bu amaçla, sanığın ilke olarak ifadenin verildiği sırada veya sonrasında aleyhteki tanıkları sorgulama ve bunlara itiraz etme hakkına sahip olmalıdır (Bkz. özellikle sözü edilen Saidi kararı). Bununla birlikte, sanık konumundaki bir kimsenin ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruşturma kapsamında ne de duruşmalar sırasında sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayışı ölçüsünde, savunma haklarının kısıtlanması esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile bağdaşmamaktadır (İbidem).
Böylelikle bir «sanığın» ya da yasal temsilcisinin yargılamanın herhangi bir aşamasında aleyhteki tanığı sorgulama olanağının yokluğunda, AİHSnin 6. maddesi hukuki mercilerin bu beyanlarına dayanarak mahkumiyet kararına hükmetmelerinde takip eden gerekçeleri izlemelerini öngörmektedir: öncelikle tanıkla yüzleştirme olanağının bulunmadığı hallerde, yetkili makamların bu kişinin bulunması için etkili bir araştırma sürdürmeleri; ikinci olarak sözkonusu tanıklığın her halükarda mahkumiyetin tek dayanak noktasını oluşturması zorunluluğu bulunmaktadır (Bkz. Rachdad-Fransa no: 71846/01, 13 Kasım 2003).
Mevcut başvuruda AİHM, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin yapılan tüm çağrılara rağmen duruşmalara gelmemesi ve yapılan aramalar sonucu adresinin tespit edilememesi nedeniyle Cahit Tekinin ifadesine başvurmaya yer olmadığına karar verdiğini not etmektedir.
AİHM bu davanın koşullarında, davanın kilit konumundaki görgü tanığının yeniden mahkemede dinlenmesi gerektiğine itibar etmektedir, zira sözkonusu tanık vermiş olduğu ifadeyi açıkça geri almış ve ciddi şüphelere yol açacak şekilde dava olaylarına ilişkin beyanlarını değiştirmiştir. AİHM ayrıca Ahmet Dündarın da aynı şekilde vermiş olduğu ifadesine geri döndüğünü ve tanıklığı sırasında kimseyi öldürmek için adam tutmadığını gözlemlemektedir.
AİHM kuşkusuz prensip olarak başvuranın suçlu olup olmadığı ya da bu bağlamdaki sözkonusu hükümlerin inandırıcı olup olmadığı hususunda görüş bildirme niyetinde değildir. Bununla birlikte, başvuranın suçluluğuna dayanak oluşturmada Devlet Güvenlik Mahkemesinin Yargıtayın da onadığı kararında Cahit Tekinin aleyhte vermiş olduğu ifadelerin belirleyici olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle, bu başvuruda Ahmet Dündar olaylara dair beyanlarını değiştirmiş, başvuranın mahkum edilmesinde belirleyici olan tek unsur dava sürecinde tanık ifadesini aleni olarak değiştiren Cahit Tekinin beyanlarıdır.
AİHM aynı şekilde, Cahit Tekinin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden ifadesine başvurulmamasının ve başvuranın ilke olarak ihtilafa yol açan bu tanıklığa dayanılarak mahkum edilmesinin başvuranın savunma haklarına yönelik adil yargılanma gereklilikleri ile bağdaşmayan bir sınırlama getirdiği kanaatine varmaktadır.
Bu nedenle, AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde yeniden yargılanma talebinde bulunmaktadır. Başvuran 360.000 TL, yaklaşık 162.000 Euro maddi tazminat ve 250.000 TL, yaklaşık 112.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca yargılama masraf ve giderleri için 11.970 TL, yaklaşık 5.400 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatı ile yapmış olduğu sözleşmeyi ve 1.090 TL, yaklaşık 490 Euro tutarındaki iki faturayı sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AİHM bununla birlikte, başvuranın yalnızca ihlal tespiti ile giderilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Bu bağlamda, AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.800 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak AİHM, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 Euroluk kısım düşülerek başvurana 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
AİHM en uygun telafi yönteminin 6/1 maddesinin gereklerini karşılayacak şekilde başvuranın yeniden yargılanması olacağına itibar etmektedir.
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oyçokluğuyla, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. İkiye karşı beş oyla, AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiğine;
3. İkiye karşı beş oyla,
a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:
i. başvurana 1.800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından Adli yardım başlığı altında verilen 850 Euroluk miktar 1.000 (bin) Eurodan düşülerek kalan kısmın ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy