(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHİN KARAKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖKTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (AKA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 27577/04)
KARAR
STRAZBURG
24 Kasım 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 27577/04 nolu davanın nedeni Hasan Şentürk adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 2 Temmuz 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Bursa Barosu avukatlarından N. Bener tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1958 doğumludur ve Karacabeyde yaşamaktadır. Adam öldürme ve silahlı gasp suçlarını işlediği şüphesiyle 17 Ekim 1996 tarihinde gözaltına alınmış, 27 Ekim 1996 tarihinde tutuklanmıştır. 4 Kasım 1996 tarihinde savcı, başvuran hakkında Bursa Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuran, 27 Kasım 1997 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiş, 29 Haziran 2001 tarihinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın, hakkında yapılan suçlamalardan beraatına karar vermiştir. Söz konusu karar, 19 Mart 2002 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
5 Ağustos 2002 tarihinde başvuran Bursa Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesine ilişkin 466 sayılı yasa uyarınca maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
23 Ocak 2003 tarihinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi başvurana 358,071,000 TL maddi, 3,000,000,000 TL manevi tazminat1 ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca gecikme faizi uygulanmamasına karar vermiştir.
31 Mart 2004 tarihinde Yargıtay, söz konusu kararı onamıştır.
26 Nisan 2004 tarihinde başvuran Bursa İcra Dairesine başvurarak karar tarihinden itibaren işleyen faiz dahil olmak üzere 6,022,015,000 TL ödenmesini talep etmiştir. 10 Ağustos 2004 tarihinde Hazine, faiz oranına itiraz etmiş, ancak ihtilaflı olmayan 5,727,000,000 TLlik miktarı ödemiştir. Hazinenin itirazını takiben, Hazine tarafından ödenmesi gereken kesin miktar ve faiz oranının belirlenmesi için Bursa İcra Mahkemesinde dava açılmıştır. 26 Ekim 2004 tarihinde Bursa İcra Mahkemesi, Hazinenin itirazını reddetmiş, karar 25 Şubat 2005 tarihinde, faiz oranının Bütçe Kanununda belirlenen esaslar temelinde hesaplanması gerektiği gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulmuştur. Dava dosyası icra mahkemesine geri gönderilmiştir. Mahkeme, 10 Haziran 2005 tarihinde, yeniden yapılan inceleme sonucunda, bilirkişi raporuna dayanarak başvurana 479,450,000 TL ek ödeme yapılmasına karar vermiştir. Söz konusu miktar Ağustos 2005te ödenmiştir. Sonuç olarak ulusal makamlar 23 Ocak 2003 - 1 Ocak 2004 tarihleri arasındaki süre için % 50 oranında, 1 Ocak 2004 tarihinden ödemeye kadar olan süre için ise % 15 oranında faiz uygulamıştır.
HUKUK
I.AİHSnin 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak tazminat talebinin belirlenmesi amacıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma yapmamış olmasından şikâyetçi olmuş, aynı hükme dayanarak kendisine ödenen tazminat bedelinin çok düşük olduğunu öne sürmüştür.
A.Ulusal yargılamada duruşma yapılmamış olması
1.Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuruların ivedi bir şekilde ele alınabilmesi amacıyla 466 sayılı yasanın tazminat davalarında duruşma yapılmasını öngörmediğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Hükümet, ulusal yargılamada yasal bir temsilcisi bulunan başvuranın duruşma yapılmayacağını en azından 23 Ocak 2003 tarihi itibariyle biliyor olması gerektiğini savunmuş, 2 Temmuz 2004 tarihinde yapılmış olması nedeniyle başvurunun AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle reddinin gerektiğini belirtmiştir.
AİHM, tazminat miktarına ilişkin nihai kararın Yargıtay tarafından 31 Mart 2004 tarihinde verildiğini ve AİHM'ye başvurunun 2 Temmuz 2004 tarihinde yapıldığını gözlemler. Dolayısıyla başvuru süresinde yapılmıştır ve Hükümetin itirazı reddedilmelidir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
2.Esas
AİHM mevcut davayı incelemiş ve konuyla ilgili yerleşmiş içtihadından ayrılmasını gerektiren özel koşul tespit etmemiştir (bkz. Göç - Türkiye (BD), no. 36590/97 ve Şahin Karakoç - Türkiye, no. 19462/04).
Dolayısıyla başvuranın duruşma yapılmamış olmasına ilişkin şikâyeti bakımından AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B.Adil yargılama
Başvuran, kendisine ödenen tazminat miktarının yeterli olmadığını öne sürmüştür.
AİHM, ulusal mahkeme kararlarının bir temyiz makamı ya da bazen ifade edildiği şekliyle bir dördüncü derece mahkemesi olarak hareket etmek gibi bir görevi olmadığını hatırlatır. AİHM içtihadına göre tanıkların inandırıcılığının ve dava olaylarına ilişkin delillerin davayla ilgisinin değerlendirilmesi, en iyi şekilde ulusal mahkemeler tarafından yerine getirilebilir (bkz. diğer birçok içtihadın yanı sıra Vidal - Belçika, A Serisi no. 235-B ve Edwards - İngiltere, A Serisi no. 247-B).
Somut davada AİHM, ulusal mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel koşullarına dayandığını gözlemler. AİHM, ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinde keyfi ya da makul olmayan bir şekilde hareket ettiği sonucuna varmasını sağlayabilecek herhangi bir unsur tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu bakımdan AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlali sözkonusu değildir.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, sözkonusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğini tespit etmiştir.
II. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSye ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak, ulusal makamlarca uygulanan faiz oranının, ulusal para biriminin değer kaybının yol açtığı maddi zararı telafi etmediğini öne sürmüştür. Ayrıca faizin yakalanma tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini savunmuştur.
Hükümet, Hazinenin başvurana olan borcunu yasal faiziyle birlikte ödemiş olması nedeniyle başvuranın artık mağdur statüsünde olmadığını savunmuştur.
AİHM, söz konusu şikâyet aşağıdaki belirtilen gerekçelerle kabuledilemez bulunduğundan başvuranın halen mağdur statüsünde olup olmadığına karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
AİHM, mahkemelerin hükmettiği tazminatların ödenmesinde yaşanan anormal derecede uzun gecikmelerin, özellikle söz konusu ülkenin para biriminde önemli bir değer kaybı olması durumunda, ilgili şahıs açısından daha fazla maddi zarar ve belirsizliğe yol açabileceğini hatırlatır (bkz Akkuş - Türkiye, Karar Raporları 1997-IV). Bu bağlamda AİHM, somut davada tazminatın büyük bir kısmının 10 Ağustos 2004 tarihinde, yani ulusal mahkemelerin kararının kesinleşme tarihinden dört ay sonra başvurana ödendiğini gözlemler. AİHM ayrıca geçmişte Türkiye aleyhine açılan ve yetkililerin 466 sayılı yasa hükümleri uyarınca faizsiz geç ödeme yaptığı davalar incelediğini hatırlatır (bkz. Ertuğrul Kılıç - Türkiye, no. 38667/02 ve Göktaş - Türkiye, no. 66446/01). Bu davalarda AİHM başvuranların, kamu yararının gerekleri ile bireyin mal ve mülk dokunulmazlığının korunması arasında sağlanması gereken adil dengeyi bozan, bireysel ve aşırı bir zarara katlanmak zorunda kaldıklarını tespit etmiştir.
Ne var ki mevcut dava olayları yukarıda belirtilen davalardan ayrılmaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurana ödenecek tazminata belli bir oranda faiz uygulanması yönünde bir talimat vermemiş olmasına karşın, yetkili makamların uygulamada 23 Ocak 2003 - 1 Ocak 2004 tarihleri arasındaki süre için yıllık % 50, 1 Ocak 2004 tarihinden ödeme gününe kadar olan süre için ise yıllık % 15 yasal faiz uyguladığını gözlemler. Buna göre, ulusal mahkemelerin 2,100 Euroya eşdeğer miktarda tazminat ödenmesine hükmetmelerine karşın başvurana tazminat ve faiz dahil olmak üzere 3,900 Euroya eşdeğer bir miktar ödenmiştir.
AİHM, ulusal makamların bir takdir payı bulunduğunu ve devletin ödeyeceği borçlarda uygulanabilecek faiz miktarını kısıtlamalarının ekonomik olarak zorunlu olabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, kamu yararının gerekleri ile bireyin temel haklarının korunması arasındaki adil dengenin korunup korunmadığını tetkik etmekten imtina edemez. Bu amaca yönelik olarak, kullanılan yöntemlerle ulaşılması amaçlanan hedef arasında makul bir orantılılık ilişkisinin sağlandığını ve mal veya mülkünden mahrum bırakılan şahsa orantısız bir külfet yüklenmediğini kesinleştirmelidir (bkz. Aka - Türkiye, Raporlar 1998-VI).
Yukarıda açıklandığı üzere, somut davanın özel koşullarında ve yukarıda anılan Akkuş kararında benimsenen hesaplama yöntemine göre, AİHM, başvuranın uygulanan faiz oranları ve ödemenin gecikmesi nedeniyle aşırı bir zarara uğradığı sonucuna varmamaktadır.
Bu nedenle AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A.Tazminat
Başvuran 6,000 Euro maddi, 900,000 TL (yaklaşık 417,000 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ayrıca ihlal tespitinin başvuranın uğradığı manevi zararlar için tek başına yeterli adil tatmin sağladığı kanaatindedir.
B.Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca 841 Euro mahkeme masrafları ve 5,200 Euro avukatlık ücreti ödenmesini talep etmiştir. Taleplerini destekleyen herhangi bir belge ibraz etmemiştir.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Söz konusu davada başvuran, talep ettiği masrafları gerçekten yaptığını kanıtlamamıştır. Dolayısıyla AİHM bu başlık altında ödeme yapılmamasını uygun bulmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Duruşma yapılmamasına ilişkin şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin başvuranın uğradığı manevi zararlar için tek başına yeterli adil tatmin sağladığına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 24 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy