(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (4616 S. K. m. 1) (ÇAPLIK - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZSOY - TÜRKİYE DAVASI) (AYDOĞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ANY. MAH. 18.07.2001 T. 2001/4 E. 2001/332 K.)
(Başvuru no: 33102/04)
KARAR
STRAZBURG
30 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33102/04 nolu davanın nedeni, Ayhan Işık adlı Türk vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 15 Temmuz 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1978 doğumludur ve Tekirdağda ikamet etmektedir.
Başvuran, 27 Ocak 1999 tarihinde, PKK terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle İstanbulda yakalanarak gözaltına alınmıştır. Yakalandığı sırada başvuranın üzerinde sahte nüfus cüzdanı bulunmuştur. Başvuran, avukatı yardımı almaksızın polise verdiği ifadesinde, aleyhindeki suçlamaları kabul etmiştir.
Başvuran, 3 Şubat 1999 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıştır. Sorgu hakimi, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğuna hükmetmiştir. Başvuran, avukat yardımı almaksızın Cumhuriyet Savcısı ve hakim önünde verdiği ifadelerinde, yasadışı bir örgütün eylemlerinde yer aldığını inkar etmiştir.
11 Şubat 1999 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran ile diğer dokuz kişi hakkında iddianame hazırlamıştır. Başvuran, eski Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmakla itham edilmiştir.
18 Haziran 1999 tarihinde Anayasada yapılan değişiklikle birlikte, Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesindeki askeri yargıçlar sivil yargıçlarla değiştirilmiştir.
21 Aralık 2000 tarihinde, Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 No.lu Kanun yürürlüğe girmiştir. 18 Temmuz 2001 tarihinde, Anayasa Mahkemesi söz konusu kanunun 1/4 maddesini iptal etmiştir.
30 Nisan 1999-14 Mayıs 2003 tarihleri arasında yapılan yirmi duruşmadan altısı başvuranın veya diğer sanıkların talebi üzerine ertelenmiştir. İki duruşma da Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine reddedilmiştir. Yargılama sırasında yedi tanık dinlenmiştir.
Mahkeme, 15 Mayıs 2002-24 Temmuz 2002 tarihleri arasında, 4616 No.lu Kanunun iptal edilen 1/4 maddesinin yerine geçecek kanun maddesinin yürürlüğe konmasını beklemiştir.
14 Mayıs 2003 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı itham edildiği suçtan mahkum etmiş ve on iki yıl on ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtaya sunulan yazılı görüş 31 Ekim 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Yargıtay, 9 Aralık 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
28 Nisan 2004 tarihinde, cezasının infazına ilişkin müddetname başvurana tebliğ edilmiştir.
30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 No.lu Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıştır. Başvuran ile diğer sanıklar hakkında açılan dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
Başvuran, 21 Ekim 2004 tarihinde serbest bırakılmıştır.
1 Haziran 2005 tarihinde 5237 No.lu Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.
14 Haziran 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetini yeni TCK hükümleri bağlamında yeniden incelemiş ve başvuranın hapis cezasını altı yıl üç aya düşürmüştür.
14 Ağustos 2005 tarihinde karar kesinleşmiş ve herhangi bir temyiz başvurusunda bulunulmamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Yargılamanın uzun sürdüğü yönündeki şikayete ilişkin olarak
Başvuran, yargılama süresinin makul süre şartına uymadığı ve AİHS bağlamında yapmış olduğu şikayetlere ilişkin etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 6/1 ve 13. maddelerine dayandırmıştır.
Hükümet, başvuranın şikayetlerinin esasını yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir.
AİHM, AİHSnin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca yapılan şikayetlerin aşağıda belirtilen nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvuranın AİHSnin 35. maddesinde öngörülen şartları yerine getirip getirmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin, başvuranın yakalandığı 27 Ocak 1999 tarihinde başlayıp Yargıtayın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onadığı 9 Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, göz önünde bulundurulması gereken süre, iki aşamalı yargıda yaklaşık dört yıl on aydır.
AİHM, davanın, yasadışı bir örgüt adına yaptıkları eylemlerden dolayı itham edilen on kişiyi kapsaması nedeniyle karmaşık olduğu kanaatindedir. AİHM, başvuranın tutumunun yargılamanın uzamasına neden olmadığını gözlemlemektedir. Adli makamların tutumu ile ilgili olarak, AİHM, davanın iki aşamalı yargı sürecinden geçtiğini kaydeder. Yargılama boyunca yirmi duruşma yapılmış ve yedi tanık dinlenmiştir. AİHM, 15 Mayıs-24 Temmuz 2002 tarihleri arasında, mahkemenin 4616 No.lu Kanunun iptal edilen 1/4 maddesinin yerine geçecek olan kanun maddesinin yürürlüğe girmesini beklediğini kaydeder. AİHM, yargılama sırasında bu tür gecikmelerin en aza indirgenmesi gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte, AİHM, yargılamanın tamamının çok uzun sürmemesi durumunda, bu tür gecikmelerin müsamaha edilebileceğini hatırlatır (Çaplık / Türkiye, no. 57019/00; Özsoy / Türkiye, no. 58397/00; Aydoğan ve Diğerleri / Türkiye, no. 41967/02; Karabulut / Türkiye, no. 56015/00; Fehmi Koç / Türkiye, no. 71354/01).
AİHM, yukarıda anlatılanlar ışığında, toplamda dört yıl on ay süren yargılamanın AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre şartına aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.
Yukarıda kaydedilen sonucu göz önüne alan AİHM, başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edilmediği gerekçesiyle, AİHS'nin 13. maddesi bağlamında etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Sonuç olarak, AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğine karar verir.
B. Avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki şikayete ilişkin olarak
Başvuran, gözaltında tutulduğu sırada ve daha sonra kendisini sorgulayan Cumhuriyet Savcısı ve hakim önünde avukat yardımından faydalandırılmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını kaydeder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Başvuranın yargılamanın sonraki aşamalarında avukat yardımından faydalandığını göz önüne alan Hükümet, ceza kovuşturmasının ilk aşamalarında avukat yardımı sağlanmamasının başvuranın savunma hakkını etkilemediğini iddia etmiştir.
AİHM, aynı şikayeti Salduz / Türkiye davasında incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir. AİHM, adı geçen kararda, avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve yaşı kaç olursa olsun söz konusu zamanda Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla ilgili olarak gözaltına alınan herkese uygulandığını belirtmiştir.
AİHM, söz konusu davayı incelemiş ve bu davada adı geçen Salduz kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, söz konusu davada, AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmediği yönündeki şikayete ilişkin olarak
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle de karşıt sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 6/1 maddesi ile 6/3(b) maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün 31 Ekim 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmiş olması nedeniyle, başvuranın bu tür bir ihlalin mağduru olduğunun düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür. Hükümet, bu iddiasını desteklemek üzere başvurana gönderilen tebliğ belgesini sunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün 31 Ekim 2003 tarihinde başvurana tebliğ edildiğini gösteren belgeyi göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın karşıt sav ortaya koyma imkanından mahrum bırakıldığı iddiasını desteklemediği sonucuna varır. Bu nedenle, AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 10,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla birlikte, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 1,800 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.
AİHM, ayrıca, en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde başvuranın AİHSnin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro, avukatlık ücreti için 6,000 Euro talep etmiştir.
Hükümeti bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, söz konusu davada, başvuranın taleplerini desteklemek üzere herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, AİHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir (Karataş ve Yıldız ve Diğerleri / Türkiye, no. 4889/05).
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Ceza yargılamasının ilk aşamasında avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından, başvurana, manevi tazminat olarak 1,800 Euro (bin sekiz yüz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy