(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (818 S. K. m. 105)
(Başvuru no: 34294/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
23 Şubat 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34294/04) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Pakize Gürkanın (Yavaş) (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 19 Temmuz 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından N. Yaz tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1960 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
2 Mayıs 1991 tarihinde, başvuran, bir yapı kooperatifi hakkında Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuran, kooperatifin yapısal yükümlülüklerini yerine getirmesinin yani daireyi vermesinin sağlanmasını talep etmiştir.
8 Kasım 1995 tarihinde, mahkeme, sözkonusu dairenin üçüncü kişilere satılmış olması nedeniyle borçlunun yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlanmasının esasen imkansız olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle, başvuran, yasal gecikme faizi ile birlikte zararlarına tekabül edecek şekilde tazminat talebinde bulunmuştur.
11 Kasım 1996 tarihinde, mahkeme, başvuranın talebini kısmen haklı bulmuş ve kooperatifi yasal gecikme faizi ile birlikte 400.000.000 TL ödemeye mahkum etmiştir. Yargılamanın ilk safhasında yirmi dokuz duruşma gerçekleştirilmiştir.
31 Mart 1997 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı bozmuştur.
20 Şubat 2001 tarihinde mahkeme, başvurana, yasal gecikme faizi ile birlikte ilk kararında ödenmesine hükmettiği tazminat miktarından biraz daha az miktarda tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Yargılamanın ikinci safhasında mahkeme, yirmi üç duruşma gerçekleştirmiştir.
2 Temmuz 2001 tarihinde kooperatif tarafından yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay, tazminatın hesaplama biçiminde hata yapılmasından dolayı ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
12 Ekim 2002 tarihli raporda, bilirkişiler başvuranın maruz kaldığı zararı 80.089.350 TL olarak belirlemişlerdir. Başvuran tarafından sözkonusu rapora itiraz edilmesinin ardından, mahkeme yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetmiştir. İkinci bilirkişi raporu 24 Eylül 2003 tarihinde sunulmuştur.
8 Ekim 2003 tarihli duruşmada, başvuran, son bilirkişi raporuna da itiraz etmiştir. Ayrıca başvuran, enflasyon oranı ile yasal faiz arasındaki fark dikkate alındığında, alacağının değer kaybetmesi nedeniyle ek bir zarara daha uğradığını iddia etmiş ve Borçlar Kanununun 105. maddesi uyarınca ilgili yargılama masraflarını ödemeksizin zararının tazmin edilmesini talep etmiştir.
12 Ocak 2004 tarihli on dördüncü duruşma sırasında, başvuranın avukatı yargılama masraflarının ödenmesi hususunda karar vermesi için müvekkili ile anlaşamadığını belirtmiş ve süre talep etmiştir.
Sözkonusu duruşmanın bitiminde, mahkeme, gecikme faizi ile birlikte başvurana 80.089.350 TL ödenmesine hükmetmiştir. Ek zarara ilişkin talep ile ilgili olarak, mahkeme, başvuranın yargılama masraflarını ödemediğini belirtmiş ve Borçlar Kanununun 105. maddesi uyarınca ayrı bir dava açma imkanına sahip olduğuna kanaat getirmiştir.
Yargılama boyunca, başvuranın avukatı altı kere mazeret bildirmiştir.
2 Nisan 2004 tarihinde, temyiz başvurusunda bulunulmadığından karar kesinleşmiştir.
HUKUK
Başvuran, yargılama süresinin, AİHSnin 6. maddesinin öngördüğü şekli ile makul süre ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın davasını ihtimamla takip etmemesi nedeniyle yargılamanın uzamasına başvuranın katkı sağladığını savunmaktadır. Başvuranın avukatı birçok defa mazeret bildirmiş ve çok sayıda süre uzatılması talebinde bulunmuştur. Ayrıca Hükümet, 8 Kasım 1995 tarihinde, başvuranın talebinin konusunu değiştirdiğini ve mahkemenin davanın incelemesini yeniden yapması gerektiğini sözlerine eklemiştir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin 2 Mayıs 1991 tarihinde başvuranın mahkemeye başvurusu ile başladığını ve 2 Nisan 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla yargılama süresi iki dereceli yargıda ve beş mahkemede yaklaşık on üç yıl sürmüştür.
AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir.
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumları ve ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96). AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları müteaddit defalar incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (sözü edilen Frydlender). Takdirine sunulan unsurları değerlendirmesinin ardından AİHM, Hükümetin mevcut davada başka bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir. AİHM, özellikle, başvuranın tutumunun haksız yere yargılamanın uzamasına neden olduğu kanısında değildir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran, ihtilaflı yargılama süresinin uzun olmasının 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, enflasyon oranı karşısında gecikme faizi oranının yetersiz kalması nedeniyle tazminatının değer kaybetmesinden şikayetçidir.
Hükümet, temyiz başvurusunda bulunmamasından dolayı başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Esas ile ilgili olarak, Hükümet, yargılamanın başvuranın talebiyle ilintili olduğuna dikkat çekmektedir.
Başvurana göre, kooperatifin borçları gecikme faizi ile hesaplanmalıdır.
AİHM, Asliye Hukuk Mahkemesinin tazminatın başvurana, başvuranın da talep ettiği gibi gecikme faizi ile birlikte hesaplanmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ayrıca AİHM, başvurana, gecikme faizi ile enflasyon oranı arasındaki fark nedeniyle ek zarara uğradığından şikayetçi olması için başvurana hukuk yolu sunulduğunu gözlemlemektedir. Nitekim Borçlar Kanununun 105. maddesi ile öngörülen başvuru yolu, gecikme faizi ile telafi edilen zararı geçen zararın tazminini amaçlamaktadır (bkz, a contrario, Aka-Türkiye, 23 Eylül 1998).
Sözkonusu değerlendirmeler ışığında, AİHM, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, başvuran, maruz kaldığı maddi zararı 80.000 Euro, yargılama masraf ve giderlerini 10.000 Euro ve manevi zararı 20.000 Euro olarak değerlendirmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.
Buna karşın AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 9.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, başvuran, hiçbir belge sunmamaktadır. Sonuç olarak, AİHM, bu talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun yargılama süresinin uzunluğu kapsamında yapılan şikayetin kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak 9.500 Euro (dokuz bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 23 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy